30 Nisan 2012 Pazartesi

İYİ Kİ DÜNYAMIZDAN BİR SUFİ SAJA (TONTONİ) GEÇTİ

"Sefana da cefana da eyvallah" demişti bir yazısında, son yazısında ise "Kaybolup gitmez hiçbir şey"...

Gece döndüm Ankara'dan, saatlerce eski yazdıklarını okudum. Hepsi dopdolu, hepsi birbirinden anlamlı, hepsi taze, hepsi sımsıcak...

 Fotoğrafıyla yeni tanıştım, sesini duydum sadece telefonun tellerinden.Son telefonuma yanıt alamadım. Korktum yeniden aramaya; rahatsız etmek istemedim; uyandırmalara kıyamadım... Yüz yüze gelemedik, ama şaşılacak kadar çok tanıyorum onu,dostum diyorum tüm içtenliğimle; belki her gün gördüklerimizden daha da çok... Yazın İzmir'de görüşürüz diye  umuyordum; olmadı!


 Blog dünyası garip bir alem, adına sanal diyor bilmeyenler. Gerçek hayatta dost bildiklerimizin sayısı ne kadar da az; kaç kişi yüreğimizden geçenleri bu kadar can kulağıyla dinleme olanağına sahip ki... Dostumuzdu Sufi Saja, Tontoni'mizdi hepimizin. Aşkla çarpan bir yürek, bilgece düşünen bir akıl, ustaca yazan bir eldi...

O  gitti; çok üzgünüm, yapacak bir şey yok sabır dilemekten başka. Tüm sevenlerine sabır diliyorum. "Sefana da cefana da eyvallah" diyorum onun gibi. Biz de gideceğiz; hepimiz bir gün gideceğiz kaçınılmaz bir durum bu. Bu gidişi anlamlı kılan arkada kalanlarda bırakılan güzel izlerdir; kalıcı olan,  yüreklerde yer bulan sevginin gücüdür. Dilek Yalım, sevgi olup yüreklerimizden başka yüreklere akıp akıp yaşıyor, yaşayacak.

Dostum iyi ki seni tanıdım, iyi ki dünyamızdan geçtin, geçerken bizlere de dokundun. Anı'n önünde saygıyla eğiliyorum. Huzur içinde uyu...    

27 Nisan 2012 Cuma

GONG

Üç kilo saf eroinle yakalandı.
Beş kilo saf morfinle yakalandı.
Otuz kilo saf esrarla yakalandı.

Var canım adamların namuslu bir tarafı;
Baksanıza bütün malları katıksız.
 (Sadettin Çulcu)


Benim gezi mevsimim başladı.  Artık çat burda çat şurda olabilirim...
 Hafta sonu Ankara'dayım.
 Sonrası için  planlar yapıldı bile, ben sadece  uygulayıcıyım.  Planlayanlar başka...

Bir terslik olmazsa İstanbul, Alanya,Edirne, İzmir hatta Yunanistan'dan seslenebilirim bakarsınız... 

Güzel günlerde buluşmak dileğiyle iyi haftasonları herkese...

 
 

26 Nisan 2012 Perşembe

ÇAYCUMA'DA UMUTLAR TÜKENİYOR

  Bir günlük kısa gezimizin sonunda yolumuz tekrar Çaycuma'dan geçti, yirmi gün geçmiş felaketin üzerinden...

6 Nisan günü  Filyos çayı üzerinde çöken köprüde yitirdiğimiz canları arama çalışmaları devam ediyor.Umutlar tükenmiş. Bir tek askeri helikopter nehir boyunca gidip geliyor çalışma olarak. Yapacak fazla bir şey de yok, suların nereye sürüklediği bilinmeyenler aranıyor helikopterle... 
İstenen, beklenen ne? "Bir namazlık saltanat..."
 Kim bilir, nerede, ne zaman, nasıl? 


 "Akan su kir tutmaz" atasözünü yalanlarcasına gözle görülür bir şekilde kirli, bulanık bir su akıyor dere boyunca. Hani o billur ırmakları var, diye şarkılar yazılan şırıl şırıl akarken insanı ferahlatan, dibinde yüzen balıkları gördüğünüz derelere hiç benzemiyor. Görüntü ürkütücü...
 Bir söylentiye göre dereden kamyon kamyon kum taşımışlar inşaatlara, bu da suyu işte böyle yapmış, tıklarsanız daha net görebilirsiniz...

 Bataklık oluşmuş, batanın çıkması kolay değil,  çamur akıyor sanki, dibini görmek olanaksız...  Doğa affetmiyor, bedelini çok ağır bir şekilde masum insanlar çekiyor böyle.  Depremde de aynısı olmamış mıydı?Kıyıları doldurup lüks apatmanlar yapmışlardı denize sıfır, bol paralar kazanmışlardı! O evlerin deprem sonrası görüntüleri beynimize çakılı kalmadı mı? Ders aldık mı?!

Pırıl pırıl güneşin parladığı nisanın son günlerinde bir nehir böyle mi olur? Bir önceki yazımda aynı gün denizden çektiğim fotoğrafları paylaşmıştım sizlerle, koca Karadeniz dupduru bir maviyle yüzümüze gülümserken Filyos çayı içimizi karartıyor, acıtıyor. Böyle bir ölümü kimse hak etmiyor... Kaza mı, kader mi, ihmal mi, bilinçsizlik mi, açgözlülük mü bu? Paranın yenmeyeceğini bir anlasak, ahh bir anlasak!

 Bekleşenlerin sayısı da oldukça azalmış. Dilerim tez zamanda yakınlarını... Cümlenin sonunu nasıl getireceğimi bilemedim, neyi diliyorum ki? Sabır, sadece sabır...

 Gezimizin son bölümü hüzünlü bitti. Biz geçtikten hemen sonra bir ceset daha bulunmuş. Aranan yedi ceset var daha... On beş can, dile kolay, on beş can bu sularda yaşama veda etti. Sabır, sabır, sabır... 
Ülkenin her köşesinden acı haberler geliyor, sabrediyoruz elimiz kolumuz bağlı bekliyoruz. Yetkililer de sabır diliyor. Paragözler çalmaya çırpmaya devam ediyor, acılara yeni acılar katmak için durmak yok, yola devam anlayışı hız kesmiyor...

Sabır taşı olsa çatlardı, ama Anadolu insanı bu:


Topraktan öğrenip
kitapsız bilendir,
Hoca Nasrettin gibi ağlayan
Bayburtlu Zihni gibi gülendir,
Ferhad'dır,
Kerem'dir
ve Keloğlan'dır.
Yol görünür onun garip serine,
analar, babalar umudu keser.
Kahbe felek ona eder oyunu.
Çarşambayı sel alır,
bir yar sever 
el alır.
kanadı kırılır çöllerde kalır,
ölmeden mezara koyarlar onu.
O, "Yunus'u biçaredir, 
baştan ayağa yaredir." N.Hikmet

25 Nisan 2012 Çarşamba

ŞU DÜNYA GÜZELİM DÜNYA


"Bir nisan havası değil mi esen?
Zincirlere, kelepçelere inat,
Kanatlarımı açmak zamanıdır;
Allahaısmarladık kaldırımlar."
"Ben gemi olurum, sen kaptan ol;
Yelken açarız bir sabah vakti,










Güneşte gölgemiz olur deniz.
Yolculuk! derken adamızdayız."









 



"Süt beyaz bir martıyım açıklarda,
Gemilere ben yol gösteriyorum."




"Bir tren sesi duymayagöreyim,
İki gözüm,
İki çeşme."










Atatürk'üm çıkmış yücelere seslenir;
Ben ölmedim çocuklar ben ölmedim.

"Bugün yaşıyorsam
Güler yüzle emin
Tertemiz gökler altında
Dağlarım denizlerimde dost
Toprağımda dolaşıyorsam
Gecem gündüzüm hürse
Sendendir
Sendendir Atatürk..."  
(S.Taşer)


 "İsterdim tercümanım olasın,
Tanıtasın beni balıklara,
Vahşi kuşlara ve çiçeklere;
Bizdendir diyesin benim için."



Şairler, iyi ki şairler var ve de onların şiirleri...









"Memleket isterim

Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.
 

Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikayet ölümden olsun.








Ne güzel demiş Cahit Sıtkı değil mi?

"Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikayet ölümden olsun."

"Seversin dünyayı doludizgin
 ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak"






Şu dünya güzelim dünya
Tıkır tıkır işliyor,
İnsanlar insanlar insanlar
Neden böyle çekişir durur?
Aklım ermiyor.

Şiirler: O.Veli, N.Hikmet,C.Sıtkı,S.Taşer, C.Külebi'den
Gezi:Çatalağzı,Türkali,Filyos,Muslu,Çaycuma,Magada'dan...
Zaman: 23 Nisan 2012   
  

24 Nisan 2012 Salı

ALKOLSUS- KAVFALTI- ÇORBA İŞKENBE

Fotoğrafı dün çektim,  paylaşmak istedim... 

Bir doğru üç yanlışı götürür mü bilmiyorum. 

Yaza hazırlanan sahil beldesindeki bu duyurunun olduğu yerde iki fincan çay içtik ve bizden ücret almadılar. Çok sevimli insanlardı, daha sonra bir kez daha gitmeye karar verdik.


Pırıl pırıl bir deniz, denizde takla atan yunuslar ve martılar, yeşille mavinin kucak kucağa olduğu güzel bir doğa parçası... 
Bir de bu pano yüzümüzde mutlu bir gülümsemeyle geziye devam...  

20 Nisan 2012 Cuma

DOSTUM KİTABINI AL GEL

"Kitabın ilk cümlesi o kitabın satılmasını; son cümlesi ise yazarın daha fazla okuyucu kazanmasını sağlar derler" diyen stylist co. uk isimli site, kendilerine göre edebiyat tarihinin en iyi kapanış cümlelerini içeren yüz eserin listesini çıkarmış. (TIK)

Ben de şu anda okuduğum kitabın ilk ve son  paragrafını yazmaya karar verdim.  Siz de şu anda okuduğunuz kitabın ilk ve son cümlesini  ya da paragrafını yazarsanız sevinirim. Bakalım nasıl bir sonuç çıkacak?

Okuduğum kitabın adı: Öğretmen(The Professor)
Yazarı:Jack Lynn
Çeviren: Zehra Ağralı 

İlk paragraf: " Öğretmen, New York'un Rochelle semtindeki eviyle iftihar ediyordu. Mineola'daki Harrison kardeşlerin seri inşaat örneklerinden biri olan evin ufak bir girişi, güzel bir tarihi, önünde de bir sokak feneri vardı. Mektup kutusunun üzerinde de şu ibare yazılıydı: Pastore Ailesi."

Son paragraf: " Birbirlerinin gözlerinin içine baktılar, sonra Monzanti başını çevirdi, gözlerini yere dikti. Profesör bir süre arkadaşını inceledikten sonra sigarasından bir nefes çekti, başını arkaya yasladı. Gözlerini yumdu.
Rahip Monzanti dua ediyordu."

Herkese iyi okumalar... 

16 Nisan 2012 Pazartesi

ÇALSIN SAZLAR OYNASIN KAZLAR.


Erzurum'da 5 TEDAŞ işçisinin öldüğü gölette incelemelerde bulunduktan sonra Pasinler ilçesine giden İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, kendisini gördüğü için sevindiğini belirten bir vatandaşa, "Nereden bileyim sevindiğini, Hadi bir takla at ya da oyna da göreyim" dedi.

İŞTE O VİDEO

Neden bu haldeyiz sorusunun yanıtı bundan güzel açıklanamaz herhalde...
Çalsın sazlar oynasın kazlar... 

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçerler de, 200 bin öğretmen kendisine başka iş bulsun demiş... 

BAKIN:


Bir de bunlar var, nereye götürülmek isteniyoruzu gözler önüne seren.





EK: Yılmaz Özdil Yazmış
BEN YOKKEN
17 Nisan 2012
Hürriyet




  

14 Nisan 2012 Cumartesi

İÇ DÖKMELER

Farkında olmalı insan…
Kendisinin, hayatın
Olayların, gidişatın
Farkında olmalı.


Farkı fark etmeli,

Fark ettiğini de fark ettirmemeli
Bazen…

Bir damlacık sudan nasıl yaratıldığını

Fark etmeli.

Anne karnına sığarken dünyaya neden sığmadığını,


Ve en sonunda

Bir metre karelik yere
Nasıl sığmak zorunda kalacağını

Fark etmeli...

Can Yücel

Farkındalık iyi mi kötü mü bilemedim, kafam karışık şu sıralar.
İnsanları gözlemliyorum, davranışlarının nedenini çözmeye çalışıyorum...

 Öyle şeylerle karşılaşıyorum ki işin içinden çıkamıyorum. Aklım almıyor, şaşırıyorum, inanamıyorum, inanmak istemiyorum belki de.

İnsanlar çeşit çeşit...

  İyi gün dostları var örneğin. İliğini kemiğini sömürünceye kadar alan alan alan, vermeden alanlar; alacak bir şey kalmayınca terk edip gidenler...

Ya da iyiliği karşılıklı alışveriş gibi algılayanlar... Bana zor durumumda hiç el atmadı ki benden bir şey beklesin, anlayışında olanlar yani. Anlattıklarını dinleyince hak verdiğiniz çok şey var; ama yine de soru işaretleri oluşuyor bende. Onun geçmişte yaptığı gibi davranmak insanca bir tutum mu? Eleştirdiğiniz şeyi aciz durumdaki insana şimdi siz yapıyorsunuz...  

Kötü gün dostları var bir de... Onlar iyi günlerde akıllara bile getirilmez. Vericidirler çünkü. Kayıtsız koşulsuz verenler, zora düşenin yanındadır her zaman. Farkındadırlar olup bitenin, alıcı kuşların; ama iyilik yapmalarını engellemez bu farkındalıklar. İyilik yap denize at misali... Ya da iyiliğe iyilik her kişinin; kötülüğe iyilik er kişinin harcı diye bakarlar yaşananlara...

İyilik yapılanların durumu ise ürkütür bazen insanı.  Her koşulda insanca davrananı önemsemez, ciddiye almaz, adam yerine koymaz, özen göstermez. Bilir ki ne yaparsa yapsın zor günlerinde hep o vardır; çaba göstermesine gerek yoktur! 
O, sömürenden yana taraf olur; kendisini yerden yere vuranın özlemi içindedir, tüm ilgisini ona yöneltir, eski günlerdeki gibi olsun ister her şey! Sömürü, güler yüzlerle gerçekleştirilmiştir çünkü...Fark etmez çoğu kez olup biteni. Zordur farkındalık.
Emek ister; eğitimli olmayı, iyilik yapmanın erdemine inanmayı gerektirir...

Neyse ki tüm insanlar öyle değil. Ne mutlu farkında olanlara, ne mutlu farkı farkedenlere...   

10 Nisan 2012 Salı

ÖLMEYCÜZ MÜ?

 Ölmeycüz mü sevgili dostlar, ölmeycüz mü?

 Bu kadarı da olmaz! dedirten günler geçirdim...

 Kötü haber önce Ankara'dan geldi.  Erkek ardeşimin kayınvalidesi Sevgili Emine teyzemizi kaybettik. Cumartesi günü Ankara'daki cenaze törenine yetiştik. Nur içinde uyusun. 

Pazar günü dönüş yolunda kayınvalidemin yoğun bakıma kaldırıldığı haberini aldık. Doğru hastaneye gittik, eşimin kardeşi bizi bekliyordu. Önlem amaçlı olduğunu, görüşmemize izin vermeyeceklerini söyledi. O gitti; biz doktoruyla tekrar görüştük,  aynı şeyi söyledi. Beklemeyin artık, dedi. 

Eve geldik. Eşimin kardeşi telefonda, "Kayınvalidemi kaybettik!" demesin mi?  Tıp Fakültesinde tedavi görüyordu. Hemen  fakülteye koştuk.  Acılar çok tazeydi.  Pazartesi günü  Bartın'da son görevimizi yerine getirdik.Huzur içinde uyusun.


Bartın'a giderken Çaycuma'da durmadık, ama dönüş yolunda çöken köprünün yanında durduk. Ölümün zulme döndüğüne tanık olduk. Ailelerin çaresiz bekleyişi ölüm acısından da beterdi. Mezarlarını kazdırmışlar, yakınlarının sulara gömülmüş bedenlerinin derdine düşmüşlerdi. Ölüm  adın kalleş olsun,sözü boşuna mı denmiş? Boş mezarlar sahiplerini bağrına basmak için sabırsizlanıyordu. Sabır dilemekten başka elimizden bir şey gelmiyor ki...
 

 "Ölmeycüz mü?" diye arabasının arkasına yazan vatandaşı merak ettim. Görseydim konuşacaktım, ama yoktu. Arabasını Çaycuma köprüsünün yakınına park etmiş, belki de yakınlarını aramaya gitmişti.
 
 Biz de arabamızı park ettik, yıkılan köprünün yanındaki köprüde serbestçe dolaşmalarına izin verilen kalabalığın arasına karıştık; karşıya geçtik. 
 Köprünün önce ve sonra yıkılan bölümlerini gördük.Fotoğraf makinamın şarjı bittiği için yıkık bölümü fotoğraflayamadım...

Çalışmalar sürüyor; ancak koşullar çok ağır. Hava oldukça soğuk. Ellerim sızladı, o derece. Yağmur, suları azgınlaştırmış, ve  bulanık akmasına neden olmuş, dibi görünmüyor. Kaybolanlara kısa sürede ulaşmak  zor görünüyor...

Canlı yayın araçları, haberciler görev başındaydı.
 
Ölmeycüz mü?

 Öleceğiz sevgili dostum öleceğiz de böyle ölmesek diyorum. Keşke,keşke,keşke... Keşkeler işe yaramıyor!

Şöyle ya da böyle sevgili dostlar ölmeyecek miyiz?
 Ölmeycüz mü yazan arabayı, yıkılan köprüyü, orada kurtarma çalışmalarında görev alan emekçileri, kaybolan insanları, bekleşen acılı aileleri geride bırakarak bir başka felaketin yaşanmayacağından emin olamadığımız Zonguldak köprüsünün açık olan bölümünden geçerek yolumuza devam ediyoruz. 

Bu arada arabanın radyosu Sevgili Meray Okayı da sonsuzluğa uğurladığımız haberini duyuruyor.

Kayınvalidem normal servise alınmıştı, hastaneye ulaştığımızda. Günün müjdeli haberi buydu işte. İyi sayılırdı. Birazdan hastanede nöbet başında olacağım.  Aklımda arabanın arkasındaki "Ölmeycüz mü?" yazısı dolaşıyor.

Ölmeycüz mü sevgili okur, ölmeycüz mü? Ölücez ölücez de... 


EK: ZONGULDAK YANLIŞLARI 
Mümtaz Soysal- Cumhuriyet 
EK: ZONGULDAK YANLIŞLARI 2
Mümtaz Soysal-Cumhuriyet
 Bütün bu yanlışların en önemli sonucu vaktiyle ülkenin her yanından iş bulmak üzere gelip çalıştıkları Zonguldak’ın, şimdi çalışmak üzere başka ülkelere gitmek zorunda kalan insanların kenti olmak durumuna düşmüş olmasıdır.





6 Nisan 2012 Cuma

ZONGULDAK- FİLYOS ÇAYI ÜZERİNDEKİ KÖPRÜ ÇÖKTÜ

Zonguldak'ın Çaycuma ilçesinde Filyos çayı üzerindeki köprü bugün saat 16.00 sıralarında bilinmeyen bir nedenden çökmüş. 

Haberi duyunca çok üzüldüm. Köprü üzerinden geçmekte olan sanırım biri minübüs üç araç Filyos çayına gömülmüş.Minibüste on üç kişi olduğu söyleniyor. Belediye başkanının babası da minibüsteymiş. Diğer araçlarda kaç kişi olduğu henüz bilinmiyor.  Dört de yaya çaya düşmüş, ancak onlar yaralı olarak kurtarılmışlar.

Kanal Z TV'nin canlı bağlantı haberine göre Zonguldak'a gelmekte olan AKP milletvekili Köksal Toptan ve CHP milletvekili Ali İhsan Köktürk olay yerine gitmişler. Kısa konuştular telefon bağlantısında... Çok sayıda iş makinası ve ambulans olay yerine gitmiş, kurtarma çalışmaları devam ediyormuş. Dileyelim can kaybı olmasın. Sanırım Filyos köprüsü 1951 tarihinde yapılmış.

Aynı tehlike Zonguldak merkezdeki Fevkani köprüsü için de geçerli. Köprüde yürürken köprünün sallandığını hissediyorsunuz. Köprünün altında pek çok işyeri var; üstü de otopark olarak kullanılıyor. Bu köprü bu kadar ağırlığa bakalım ne zamana kadar dayanacak? Kaldı ki  7 yıl önce hazırlanan uzman raporlarına göre metal yorgunluğu oluşmuş köprüde.Demirleri paslanmış. Aşırı yıprandığı için yıkılma tehlikesi var diyor uzmanlar. Yani tehlike kapıda, yıkılırsa "Bilinmeyen bir nedenle!" mi diyeceğiz? Ya da "Ben bilmem büyüklerim bilir!" le sorumluluklarımızdan kurtulduğumuzu mu sanacağız?

Daha geçen gün Zonguldak'ın Kozlu beldesinde heyelan oluştu. İpekevlerdeki dört apatrmanla dört de müstakil bina boşaltıldı. Tehlike devam ettiği için evini kaybedenler çaresiz yakınlarının yanına ya da misafirhanelere yerleştirildi. Ne olacaklarını bilmeden bekleyip duruyorlar.  Kayaların üstüne kurulmuş olan İpekevlerin temelini, aşağıda yapımı süren yeni bir inşaatın,sarsmış olabileceğini sanıyorum. Evleri yıkılanların tek tesellisi can kaybının olmaması... 

Uzmanların söylediklerini önemsemek zorundayız. Ülke kaynaklarının kişilerin zenginleşmesi için değil; toplumun ihtiyaçları doğrultusunda adaletli bir şekilde kullanılması gerekmektedir.
"Deprem tehlikesi var!" diye bağıran uzmanların sesini ancak depremden sonra duymaya çalışıyoruz. 
"Savaş, vatan savunması dışında cinayettir" diyen Atatürk'ü nasıl gözden düşürürüzün hesaplarını yapıyoruz; Kurtuluş Savaşı'mızı yok sayıyoruz...
"Ordu kışlaya; imam camiye; öğretmen okula demiyoruz, diyemiyoruz.

Felaket başımıza gelince de "Bilinmeyen bir nedenle!" diyip kurtuluyoruz! Ateş düştüğü yeri kavurup kül ediyor, bilmiyor; bilemiyoruz...