19 Mayıs 2012 Cumartesi

BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN


Birinci Dünya Savaşı sonunda
Mondros ateşkesi ve işgaller...
Serv antlaşması ve Anadolu'nun bölünmesi...


Ve 1920'ler
Ulusumuzun yeniden dirilme çabaları...
Kurtuluş Savaşı
Anadolu halkının Atatürk'ün önderliğinde,
Sömürgeci devletlerin
"Böl ve Yönet"
siyasetinin amansız saldırısına karşı
yiğitçe direnişi...


Ve Büyük Zafer
Lozan
Uygar toplumlara
Türkiye'nin
Bağımsızlık ve Bütünlüğünün
Onaylattırılışı...


Cumhuriyet ve Atatürk Devrimleri
Kulluktan Yurttaşlığa Geçiş...
"Yurtta Barış
Dünyada Barış"...

Uygar Dünyada
Üreten
Araştıran
Gelişen
Bir Toplum Olarak
Yer Alma Çabaları...


Ve Bugün Bizler
Geçmişin deneyimlerinden yararlanarak
Bugünü değerlendirmek
Geleceği biçimlendirmek
Bilinciyle
Uyanık olmalıyız...



Atatürk'ün
Laiklik
Cumhuriyetçilik
Milliyetçilik
Halkçılık
Devletçilik
Devrimcilik
İlkelerinin birleştirici yorumunda
Ulusumuzu-Ülkemizi
Çağdaş Uygarlık Düzeyinin Üstüne
çıkarmak için elimizden gelenin fazlasını yapmak zorundayız...


 Bugün Hala
"Böl ve Yönet" Doymazlığıyla Ülkemizde
Yeniden
Cadı Kazanları Kaynatarak
Yangınlar Tutuşturmak İsteyenler Var...

İŞTE
Tüm Oyunlara Karşın
Köken
İnanç
ve
Cins Ayrımı Gözetmeksizin
Ulusumuzu
Laik Türkiye Cumhuriyetini
Birlik
ve
Bütünlük içinde
 Geleceğe Taşımak,

Tüm Türkiyeyi
Yeniden Yeşertmek,
Yeraltı
Yerüstü
Zenginlik Kaynaklarımızı
Toplumsal Kalkınmamız İçin
İşletmek
Çağdaş Dünyadaki Etkinliklerimizi
Güçlendirmek İçin
Var Gücümüzle Çalışmalıyız... 


19 Mayıs 
Hem ulusumuzun kaderinin değiştiği günlerin başlangıcı,
hem de benim ilk kez anne olduğum tarih olduğundan ayrıca çok özel bir gün...


19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramımız Kutlu Olsun.

Veee
İyi ki doğdun kızım,
 hepinizi çok seviyorum.


10 Mayıs 2012 Perşembe

HUZURUM KAÇTI

On aylık hasretlik bitti. Gönderirken döktüğüm gözyaşlarının  bir başka çeşidini havaalanında onu beklerken de engelleyemedim. Ela'yla birlikte yolcu çıkış kapısına kadar gittik. Görevliler uyarmak istediler, ama gözlerimi görünce kapının yakınında beklememize ses çıkarmadılar. Ve o geldi. Sarıldık, koklaştık... Evet, evet tatlı bir huzur sardı her yanımızı...

Kızım da özlemiş hepimizi, onunkine bir de memleket özlemi eklenmiş. Sürekli bir kıyaslama içindeyiz. ABD'de de şöyle, burada böyle durumları yani... Ama burası pek çok konuda daha önde...

"Vurulmuşum toprağına taşına, yerde gezen, gökte uçan kuşuna; baharına yazına, karakışına vurulmuşum. Benim çiğdem kokulu memleketim..."



 İstanbul'u geziyoruz, onun gözleriyle bir kez daha görüyorum ve bir kez daha aşık oluyorum İstanbul'umuza ve yurdun her köşesine...


  Bazen arkadaşlarıyla buluşuyor, özlem gideriyor.Bugün Fenerbahçe parkına gittik hep birlikte. Her gün bir etkinlik anlayacağınız...



Bu arada Ela'yla aşkımız aynı şekilde devam ediyor. Bu sabah anaokuluna ben götürdüm. Çocuklar nasıl da çabuk büyüyorlar. Üç buçuk yaşındaki çocuğun söyledikleri şaşırtıyor beni:
"Anneanne ben seni sevmiyorum! diyor ve hemen arkasından:
"Çünküüüü ben seni çoooookk seeviiyoooruuuummm..." diye ekliyor...

Bir Tatlı Huzur Var... Evet, var da neden sayfamda yok sorusuna gelince...

Aslında komik mi desem, acemilik mi huzurumu kaçıran? Her ikisi de duruma uygun sanırım.

"Bir Tatlı Huzur" eskiden yazdığım şu yazıydı. 

Yazıda verdiğim linkteki kardanadamı Ela çok seviyor ve her gelişimde izlemek istiyordu, bu kez de aynı şey oldu. O linke ulaşabilmek için eski yazıyı aradım, bulamayınca yeni kumanda panelinde ulaştım, önce düzenleye; sonra yayınlaya bastım. Eski yerinde çıkmasını beklerken güncellemişim farkında olmadan. Güncellendi, ama konu güncel olmadığı için geri çektim. Şimdi "Bir Tatlı Huzur" yazısı taslak olarak bekliyor. Eski yerine gidemiyor; bugüne uymuyor; sadece bir başlık olarak blogumda yer alacak. Sonuç olarak ben masumum, yeni kumanda panelinin kurbanı oldum.Huzurum Kaçtı, yakalamak için fazla zamanım da yok. Ama durun bir kez daha deneyeceğim...
 
Bir kez daha bakınca şu anda sorunu çözdüm ve "Bir Tatlı Huzur"u eski yerine(24 Kasım 2010) gönderebildim. Zamanlama eskiye doğru da yapılabiliyormuş, yaşasınnn...
Gelip de bulamayanlardan özür dilerim. Merak edip soranlara çok teşekkür ederim. Durum işte böyle...

Günler yoğun ve güzel geçiyor. Çocuklarımla birlikteyim... Haberleri daha az izliyorum ve bir tek bu bile insanı huzurlu kılmaya yetiyor mu ne? 
Herkese huzurlu, mutlu günler diliyorum; tüm annelerin "Anneler Günü"nü şimdiden kutluyorum...

3 Mayıs 2012 Perşembe

OKUL SÜTÜ AKIL KÜPÜ

Bir Mayıs Emeğin, Emekçinin Bayramıydı, kutlandı ve bitti...

İki Mayıs'ta okullarda süt dağıtılmaya başlandı. Öğretmenlere denetim görevi verildi. Bir öğretmen arkadaş söyledi: "Çocuklar sütü o anda içecek, boş kutuyu geridönüşüm kutusuna atacaklar. Eve götürmelerine izin verilmeyecek, öğretmenler de çocukları bu konuda uyaracak!" denmiş... 

Denilen yapılmış, sütler içilmiş, kutular geridönüşüm kutusunda toplanmış ve birçok çocuk süt zehirlenmesinden hastanelik olmuş...

Süt işi kuru kumanya dağıtmaya benzemez. Sütü bozuk olanların foyasını anında yüzüne çarptı!  Yetkililerin açıklaması ise durumun traji komik tiyatro gösterisine dönüşmesine neden oldu. Duyanları acı acı gülümsetti sadece...

"Kul olayım kalem tutan ellere/ Katip arzu halim var yare söyle..." 

Arzum şudur dostlar:

 Yoksul-zengin herkese süt vereceklerine sadece yoksul ailelere süt parası verseler, isteyen istediği yerden alsa alacağını... 

Ya da en iyisi emekçinin hakkını başkalarına yedirmeseler, çalışanın hakkını verseler ya...

Emek en yüce değer değil midir?

Yok yok, şu akıl küpü sütlerden önce kendileri içse de bu bozuk düzenden tez zamanda kurtulsak...

Okul sütü
Akıl küpü

demişler ya Allah akıl fikir versin de hiç olmazsa çocuklarımıza kıymasınlar... 
Bir bardak sütle değil, çağdaş eğitimle akıllar gelişir hatırlatırım.

Haklılar, psikolojimiz bozuldu; ama bu süt içmekten değil, sütü bozuklar yüzünden... 
Doktorlar göreve... 


2 Mayıs 2012 Çarşamba

LAİKLİK NE DEĞİLDİR?


http://a6.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash2/s320x320/34733_3750533363353_1276942174_3510973_257957400_n.jpg

 "Dünyanın başka uygar toplumlarında olduğu gibi Atatürk Türkiyesinde de laiklik, bireylerin birey olarak diledikleri dinsel inanca sahip olmalarına ya da hiçbir dinsel inanca sahip olmamalarına başta devlet, hiç kimsenin karışmaması olarak anlaşılır.

Ancak yine başka toplumlarda olduğu gibi Türkiye'de de laik düzene karşı olanlar kendi dinsel tutumlarının topluma zorla benimsetilmesi amacında olduklarını açıkça ortaya koyamadıkları laiklik ilkesine doğrudan doğruya karşı çıkamadıkları için genellikle laiklik kavramına ve laik devlet, laik toplum düzeni kavramlarına eksik ya da yanlış tanımlamalar getirmeye yönelmişlerdir. BÖYLECE DİNİ SİYASETE ve BAŞKA TÜR BENCİLCE ÇIKARLARA ARAÇ YAPABİLME KAPILARINI ZORLAMAYA ÇALIŞMIŞLARDIR.

Laiklik Ne Değildir?
  • Laiklik, en sık yinelenen " Dinle devletin birbirinden ayrı olması..." tanımının yüzeysel olarak anlaşılmasına dayalı "Din alanında kim ne yaparsa yapsın, devlet karışamaz." anlamını taşımaz.
  • Laiklik devlet gücünün, otoritesinin ve olanaklarının herhangi bir dinsel inancın ya da inançsızlığın eğitilmesinde, öğretilmesinde, yayılmasında kullanılması demek de değildir. Çünkü böyle bir durumda başka dinden ya da mezhepten olanların, aynı dini ayrı biçimlerde yorumlayanların ve herhangi bir dinsel inanç beslemeye gerek görmeyenlerin inanç ve vicdan özgürlükleri ortadan kaldırılmış olur.
Mustafa Kemal Atatürk'ün eşsiz önderliğinde gerçekleşen Türk Devrimi bir ulusal bağımsızlık ve çağdaşlaşma hareketinin adıdır. Bir toplumsal -yeniden- biçimleniştir. Ulusal bağımsızlığı ve özgür düşünceyi temel aldığı için bir Türk Aydınlanmasıdır.
 Gerçekten laik bir dünya anlayışı temeli üzerinde yükselen Türk Devrimi, Türk toplumunda akıl çağını etkin biçimde açmıştır.

Türk Devriminin temeli olan ulusal bağımsızlık ilkesi, düşünce ve inanç bağımsızlığı ve özgürlüğü demek olan laiklikle özdeştir. Boş inançların, dinsel baskıların doğmatik zincirleriyle aklın bağlandığı yerde ulusal bağımsızlığın düşü bile görülemez. 

BUNUN GİBİ İNANÇLARIN YÖNETİMİNDE BİLİM DE YAPILAMAZ. Öyleyse laik düşünüş ve davranış olmadan DEMOKRATİK BİR HUKUK DEVLETİ DE KURULAMAZ.

Öte yandan laiklik, " Dil, kan, hatta din birliğine karşın Türk halkını yüzyıllar boyunca bin parçaya bölen ACIKLI DİDİŞMENİN de sonu, en sağlam birlik demek olan eğitim ve kültür birliğinin de başlangıcıdır.

Atatürk 30 Ağustos 1925 tarihinde Kastamonu'da şunları söylemiştir:

"Efendiler, yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimlerin amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tümden çağdaş ve bütün anlam ve biçimleriyle uygar bir toplum durumuna ulaştırmak... Şimdiye değin ulusun kafasını paslandıran , uyuşturan... düşünüşte bulunanlar olmuştur. Herhalde düşünüşlerdeki boş inançlar tümden kovulacaktır. Onlar çıkarılmadıkça kafaya gerçek ışıklarını ulaştırmak olanaksızdır.
Efendiler ve ey ulus, iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar ülkesi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat,uygarlık tarikatıdır."

Yol ayrımına mı geldik, ne dersiniz? Tehlike kapıyı çalmaya başladı. Korkarım başkaları da sırada... Yazık...

İlk yayınlanma tarihi: 26 Ocak 2008