10 Temmuz 2012 Salı

EDİRNE-KAVALA-DEDEAĞAÇ-İSKEÇE-GÜMÜLCÜNE GEZİSİ'NDEN KALANLAR




Artık gelenekselleşen Samsun Eğitim Enstitüsü'nden arkadaşlarımızla buluşmamızın bu yılki adresi Edirne ve sonrasında Yunanistan gezisiydi. Her yıl haziranın son haftasında yaptığımız buluşmayı, bu yıl Edirne'de oluşumuz nedeniyle 8 Haziran'da başlattık. Çünkü Kırkpınar Güreşlerinin yapıldığı haftaya denk gelmesini istemedik.  O günlerde Edirne'de her yer dopdolu oluyormuş, yer bulmak da oldukça zor... Güreşlerin yapıldığı alanı boşken gezdik, iyi oldu bence. Yağlı güreşler hep itici gelmiştir bana... 

Yunanistan'ın dört kentini gezdik. Kavala, Gümülcine, İskeçe ve Dedeağaç...  Yunanlı çocuklara Türkçe dersi veren Gümülcineli öğretmen Orhan İsmail'in rehberliğinde gezdik bu dört kenti. Kavala bizim Alanya'ya benziyordu.Sahil kenti, manzarası güzel. Benim en çok ilgimi çeken otobanda gelirken yol boyunda ara ara gördüğümüz küçük maket kiliseler. Bunlar trafik kazası olan noktalara konuyormuş. Ölenleri anmak amacıyla yapılıyormuş. İçinde mum yakıyorlarmış, yoksullara yardım amaçlı içine bir şeyler bırakıyorlarmış... 
Dedeağaç da sahil kentlerinden biri... Barlar, kafeler, restorantlar diğerlerinde olduğu gibi burada da oldukça fazla... Şehirler güzeldi, ama bizim ülkemiz çok daha güzel, bunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

 Biliyordum, ama bu kadarını beklemiyordum doğrusu; şu ünlü "siesta" larından söz ediyorum Yunanlıların... Saat 14.30 olduğunda herkes uyumaya çekiliyor, sokaklarda ne araba ne de insan görebilene aşk olsun! Diyorum ki Yunanistan'la savaşmak isteyenler için en uygun zaman siesta zamanı, öğleden akşama kadar olan süre. Geceyi sakın düşünmeyin, gece geç saatlere kadar barlar, kafeler eğlenen Yunanlı gençlerle tıklım tıklım dolu...  Onlar mı krizde biz mi anlayamadım!
Gümilcine ve İskeçe'deki Türkler uyumuyor, ama onlar da kahvelerde oturuyor.  Rehberimizin anlattığına göre Türk köylüler tarlalarda çalışıyor, diğerleri Avrupa Birliği'nin verdiği paralarla yaşıyor.AB bizimkilere bir veriyorsa, Yunanlılara on katı yardım yapıyormuş rehberimizin dediğine göre...      
Yunanistan gezisi, satıcıların uyuşukluğu ve siesta zamanına denk gelmesi nedeniyle alışveriş yönünden çok kısır geçti. Hatta arkadaşımız bir gömleği almak için denerken satıcı ışıkları kapatmış ve "Saat 14.30 oldu, kapatıyoruz",diyerek gömlek satışını bile yapmamış. Sadece Kavala kurabiyesi aldık, bu güzeldi. Bir de dönüşte gümrükten aldıklarımız.Ben eşim için uzo ve Tekirdağ rakısı aldım hediye olarak... İnsanın, krizde olmayı hak ediyorlar diyesi geliyor Yunanlılar için. Balık lokantasında yediğimiz kalamarlar, ahtapot ve balıklar lezzetliydi, ancak burada da garsonların uyuşukluğu dikkat çekiciydi... Haa bir de bize göre çok ucuzdu her şey. Aynı yemeği Türkiye'de yesek kim bilir kaç lira vermemiz gerekecekti?

Gümülcine ve İskeçe'de bizi gören Türklerin sevinci ve hemen "Hoşgeldiniz" diyerek söze başlamaları sevindiriciydi. Çay bulamasak da kahve molası verdik yorgunluk atmak için. 
Yunanistan'da fazla fotoğraf çekemedim, şarjı bitti makinamın. İskeçe'nin Saat Kulesi, Kavala'nın kalesi, Kavalalı Mehmet Ali Paşanın müze olan evi (gerçi kapalıydı, içini gezemedik), heykeli, Osmanlı zamanından kalan ve olduğu gibi korunan yapılar önemliydi.

 VEEEE EDİRNE...

Meriç ve Tunca nehirleri kıyısında çay içeceğiniz, yemek yiyebileceğiniz çok güzel yerler var. Yalnız yanınızda mutlaka sivrisinek ilacınız olmalı. Emine sağolsun, sayesinde az hasarla atlattık.Sivrisinekler, ıhlamur ağaçlarının kokusu eşliğindeki yemek keyfimizi bozamadı...

Beni en çok Edirne'de gördüklerim etkiledi...Şu vasiyete bakar mısınız? Şükrü Paşa Edirne savunmasından önce yazmış. Lütfen fotoğrafın üzerine tıklayınız, eminim bana hak vereceksiniz...
Sevgili Zekiye kendi elleriyle yetiştirdiği eriklere, bu yıl gördüğünüz bademleri de ekleyerek getirmiş, harikaydı...


Edirne şehitliğine gidip de şehitlik çeşmesinden tatmamak olmazdı değil mi?


Edirne'yi yiğitçe savunan Şükrü Paşa anıtındayız, oldukça etkilendik...
Savaş çığırtkanlarının öncelikle Şükrü Paş Anıtı ve Balkan Müzesi'ni mutlaka gezmelerini öneriyorum. Şehitler anısına açılan anıt ve müze, savunma menzillerinden biri ve kentin en yüksek yeri olan Kıyık Tabya'da yer alıyor.

Konu mankenleri,savaşın vahşetini sergileyen fotoğrafları, açıklayıcı tabelaları ve ses düzeniyle ustalıkla düzenlenmiş, oldukça bilgilendirici, düşündürücü görülesi bir müze gerçekten...



Savaşan askerlerin yemek listesini lütfen dikkatli inceleyiniz. Vatanı hangi koşullarda savunduklarına tanık olacaksınız...

Alınan Dersler! Keşke ders alabilsek... 


Macuncuyu görünce Cahit Sıtkı'nın Çocukluk şiiri geldi aklıma. Şairin dediği gibi: "Affan dedeye para saydım/Sattı bana çocukluğumu/Artık ne yaşım var ne adım /Bilmiyorum kim olduğumu/ Hiçbir şey sorulmasın benden/ Haberim yok olup bitenden..."

Ünlü Osmanlı Macunundan  tattık, çocukluğumuzun okul önlerindeki macun, horoz şekeri satıcılarının önünde duyduğumuz mutluluğu yeniden yaşadık...

Edirne'ye gelip de camilerimizi gezmeden olmaz. Camiler,köprüler,medreseler gibi tarihi yapılarıyla açık hava müzesi özelliğini taşıyor Edirne. Şehre ilk girerken  Mimar Sinan'ın ustalık eserim dediği Selimiye,.muhteşem minareleriyle sizi karşılıyor. Mimar Sinan'ın seksen yaşında yaptığı bu cami 16. yy'dan günümüze ulaşmanın görkemiyle gözlerimizi kamaştırıyor. Bir de iki adımda bir tane yapılan bugünkü camiler gelip geçiyor gözlerimizin önünden, utanıyoruz geçen yüzyıllardan!

Caminin dört köşesinde dört minaresi var. Anlatılanlara göre cümle kapısının iki yanındaki minarelerin her şerefesine üç ayrı merdivenden çıkıldığından, aynı anda üç kişinin birbirini görmeden üç ayrı şerefeye ulaşılabilirmiş.

 Derler ki Selimiye camisinin yapısı; Eski caminin yazısı, Üçşerefeli'nin kapısı ünlüdür... Gezdik, gördük, inceledik ve hak verdik övgülerin hepsine...




Selimiye Camisi, mimarisiyle olduğu kadar, içindeki mimari ve süsleme sanatıyla da hayranlık uyandırıyor.Çini, ahşap, sedef süslemeler; altın varaklı kalem işleri göz alıcı gerçekten. Anlatmakla olmuyor görmek gerekiyor bence...Yaşamı boyunca 81 cami, 51 köprü, 35 hamam, 33 saray, 18 kervansaray, pek çok su kemeri, hastane ve imaret yapmış. Edirne de ise Selimiye Camisi başta olmak üzere, Sokullu Külliyesi, Tahtakale ve Sokullu Hamamları, Rüstem Paşa Kervansarayı, Taşhan, Ali Paşa Çarşısı, Yalnızgöz ve Kanuni Köprüleri Sinanın imzasını taşıyan eserlerinden birkaçıdır.  Anlayacağınız Mimar Sinan Edirne'ye damgasını vurmuş, her yerde onun izlerini görüyorsunuz.
Edirne ve ciğer tavası ayrılmaz ikili; ancak yanında bir de ...

Şu gördüğünüz kızartılmış acı kuru biberlerden olmak zorunda. Giderseniz tatmadan gelmeyin derim...

Bu tabak babam için, onu düşünerek yedim. Keşke yanımda olsaydı, çok sever de...
Herkes çok ciddi, ciğerler mideye gönderiliyor...


 Edirne geleneksel el sanatları yönünden de çok zengin. Gördükleriniz sizi yanıltmasın, bunlar meyve değil; meyve şeklinde yapılmış sabun(misk sabunu)... Elde meyve şekli verilen sabunlar boyanarak gerçeği aratmayacak şekilde yapılmış, mis gibi kokuyor... Hediye olarak hepimiz aldık. Ayrıca aynalı süpürge ve ünlü Edirne bebeklerinden de bolca aldım, şimdi Ela Yağmur'un en sevdiği oyuncakları arasında yer buldular. Badem ezmesi, lokum aldığımız hediyeler arasındaydı. Ali Paşa Kapalı Çarşısı,Selimiye Arestası, Taşhan ve Saraçlar Caddesinde bütün bunlardan istediğiniz kadar bulabilirsiniz. Haa bir de Edirne'de yediğimiz peynirlerin tadını da çok beğendim, söylemeden geçmeyeyim...   
Görülmeye değer, yok yok mutlaka görülmesi gereken bir yer de II Beyazıt Külliyesi...
Tunca nehri kenarında oldukça geniş bir alanda yer alan külliye bünyesinde cami, tıp medresesi, imaret, darüşşifa, hamam, mutfak, erzak depoları gibi yapılar var.
Güzel bir çalışma da Sunum Odası'ndaydı bence. Müzik eşliğinde yapılan sunumdan hem çok etkilendik, hem de bilgilendik bu sayede...

Önceleri her türlü hastanın kabul edildiği, ancak sonraki yıllarda sadece ruh ve sinir hastalarının "müzik, su sesi ve güzel kokularla" tedavi edildiği Darüşşifa ve Tıp Medresesinde ruhumuzun dinlendiğini hissettik.

Günümüzde Sağlık Müzesi olarak hizmet veren yapının en özellikli yanı,konu mankenleri ve ses düzeni ile ele alınan konunun gerçek mekanında verilmesidir.
Müzedeki müzisyenler gerçekmiş izlenimi yaratıyor...

Sağlık Müzesi, 2004 yılında Avrupa Konseyi Yılın Müzesi ödülünü almış.

Zaman kısa görülecek yerler çok olunca yorulduk.  IV Mehmet'in Av Köşkü'ndeki  kır kahvesinde yorgunluğumuzdan eser kalmadı.

Semaverde demlenen çaylar; yanında
leblebi, badem ve fotğraflara girememiş badem ezmeleri, cevizli, incirli lokumlar ve erikler...
 En güzeli de bütün bunların 38 yıl öncesinden başlayan arkadaşlıkların yıllar sonra dostlukla taçlandırılmış buluşmasına eşlik etmesi...


Meriç nehri, Tunca nehri; köprüler... Nehirlerin taşma öyküleri...
Alabildiğine uzanan verimli topraklar Edirne'nin güzelliğine güzellik katıyor.
Önce fotoğraf çektirdik...

Sonra Ciğer Festivaline katıldık...

Oynadık...

Veeee nereye mi gittik? Gidenler vardır, ama ben ilk kez bir meyhaneye gittim...

Bütün meyhaneler böyleyse harikaymış derim ben...
"Meyhane mukassi görünür taşradan amma; bir başka ferah, bir başka letafet var içinde" diyen Nedim'e de selam olsun buradan...Keman eşliğinde müzisyenlerin başımızda söylediği "Eski Dostlara" eşlik ettik, arkasından bizler için kendiliklerinden armağan diyerek okudukları "İkinci Bahar Yaşıyor Gönlüm..." şarkısıyla bugünkü yaşımıza geri döndük, geçen yıllarımızı düşündük, müzik aletlerine para sıkıştırdık ve çok eğlendik...

O kadar çok yedik ki gelen köftelere yer kalmadı; Nafize'nin ' bu da nerden çıktı bakışı' durumu özetliyor sanırım...

Meriç kıyısında sabah kahvaltısı yapıldı...
Fotoğraflar çekildi...

Lozan Anıtı... Osmanlı-Rus savaşı sonunda işgaller yaşayan Edirne, 1912-1913 Balkan Savaşı'nda Bulgar, 1920 yılında ise Yunan işgaliyle yıkıma uğrar. Kuşatmalar ve savaşlarla geçen süreçler, 1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşmasıyla sonlanır ve Edirne, Türkiye'nin batı sınırı ve Avrupa'ya açılan kapısı olarak bugünkü konumuna ulaşır.

Karaağaç semtinde Trakya Üniversitesi Rektörlük Binasının bahçesinde yer alan  Lozan Anıtı, Lozan Antlaşmasıyla elde edilen diplomatik zaferi ve dünya barışını simgelemektedir.

Anıtın yanındaki müzede bu tarihi antlaşmanın anlam ve önemini yansıtan belge, fotoğraf ve kitaplar, İsmet İnönü'ye ait belgeler bulunmaktadır.1923 yılında imzalanan Lozan Antlaşması, Atatürk önderliğinde milli mücadeleye başlayan Türk ulusunun bağımsızlık zaferinin siyasi ve hukuki olarak tescil etmiştir. Bu arada rektörlük binasının eski tren garı olduğunu eklemeden geçmeyeyim. Karaağaç semti ise bugün gezilecek, görülecek ve eğlenilecek çok güzel bir mekandır haberiniz olsun... 


Veeee
Dönüş yolundayız...
Sağlık olursa seneye Aydın'da buluşmak üzere vedalaştık arkadaşlarımızla.
Bu arada bize bu güzellikleri yaşatan Edirne'deki arkadaşımız Sevgili Emine'ye ve kardeşinin eşi sevgili Oya hanıma çok çok teşekkür ederim. Ellerinden gelenin fazlasını yaptılar. Bizi Edirne'de ve Yunanistan'da gezdiren şöförümüz Alp beye ve Yunanistan gezimizde rehberlik yapan Gümülcüneli öğretmen Orhan İsmail'e teşekkürlerimi iletmeyi bir borç bilirim.