30 Kasım 2012 Cuma

MASAK

Masak: Mali İşleri Araştırma Kurulu...

Adı üstünde, soracak soruşturacak, araştıracak,  bilgiye ulaşacak, toplumu doğru bilgilendirecek.
Hangi alanda? Mali alanda, yani akçeli işlerde... 

12 Eylül 1980:

Çalkantılı tarihimizin dönüm noktalarından biriydi. Öncesinde ülke kan gölüne dönmüştü, döndürülmüştü. 
Emir komuta zinciri altında, "Amerika'nın bizim çocuklar" dediği beş general, yönetime el koyduğunu açıkladı. Sıkı yönetim ilan edildi, halk derin bir nefes aldı. 1982 yılında yeni Anayasa yapıldı. Benim "Hayır" diye oy verdiğim Anayasa % 92 "Evet" oyuyla kabul edildi halkımız tarafından. Bu arada Kenan Evren  Cumhurbaşkanı seçildi...
Daha sonrasında Turgut Özal dört eğilimi birleştirdim diyerek Başbakan oldu.
Acılar bitti mi?  Ne gezer. Sıkıyönetim mahkemeleriyle gencecik fidanlar acımasızca kırıldı, ölümler, işkenceler tarihin kanlı sayfalarındaki yerini aldı. 24 Ocak1980'de Özal'ın hazırladığı  kararlar darbecilerin desteğiyle rahatça uygulandı. Serbest piyasa ekonomisiyle halk ve emekçiler ezildi, yeni türedi zenginler yaratıldı. Faiz patladı. Bankerler, bankalar halkın üç kuruşluk birikintisini bile iç etti.Türk parasının değeri düşürüldü.

 "Benim memurum işini bilir!", "Ben zenginleri severim!" sözleriyle hırsızlık, arsızlık, dolandırıcılık,  rüşvetle de olsa ,zenginlik, yüce değer olarak camiden çıkmayan müslüman Başbakan Özal tarafından topluma şırınga edildi. "Star" Televizyonu o dönemde yasa dışı yayına başladı. Rahmetli Özal'ın oğlu Ahmet Özal da televizyona ortak oldu. Daha neler neler...

Geldik bu güne... Her alanda yolsuzluk, rüşvet, dolandırıcılık söylentileri kulaktan kulağa anlatılıyor. "Asrın Davası" da denilen halkın paralarını din kisvesi altında dolandırdığı Alman mahkemeleri tarafından belgelerle kanıtlanan "Deniz Feneri" nin Türkiye'deki uzantılarının yargılanması davası galiba sürüyor. Davadan el çektirilen, suçlu diye topluma sunulan Cumhuriyet savcıları aklandı; ama görevlerine devam edemediler. Belki bir gün bu davanın sonucunu da görürüz.
Bu dönemde de bazı kişilerin çok çok zengin olduğu dedikoduları bazı gazete manşetlerini ve sosyal medyayı süslemeye devam ediyor.Toki, gemicik,İsviçre bankalarındaki hesaplar... Halk yine yoksul, yine eziliyor, yine işsiz... Yardıma muhtaç, borçlu yaşayıp gidiyor. Korka korka, gizli gizli konuşuyor bütün bu dedikoduları. Ağız torba değil ki büzesin...

Aslında bütün bunları yazmama neden başlıkta da belirttiğim MASAK'ın hazılayıp medyaya da servis ettiği rapor(!)..

Hani 'Yiğidi öldür, ama hakkını yeme.' der atalarımız. Şimdi (güya) 12 Eylül yargılanıyor ya, mal varlıklarını araştırma görevi de Mali İşleri Araştırma birimine (MASAK)verilmiş. Onlar da titiz çalışmalar(!) sonucunda rapor hazırlamışlar. Tüm televizyon kanallarımızda, gazetelerimizde ,kınayan yorumlarla, halka duyuruldu. (BAKINIZ)

Sonra ne mi oldu? Paşaların suçlanan yakınları belgeleriyle ortaya çıkıp korkunç yanlışı gözümüzün içine soktular. Ben çok utandım kendi adıma. Çünkü eşime, "Ooo şunların yaptığına bak, eski gelinlerine bile..." diye başlayan cümleler kurdum. Kim bilir kaç kişi küfür etmiştir duyurulan mal varlıklarıyla ilgili bu kişilere...

Oysa 169 yazlık dairesi var denilen kişinin, bir tane yazlığı var ve onun da numarası 16/9... 16/9 olmuş mu 169 sehven
"28 Blok üzerine 242 dairesi var!" dedikleri kişinin askeri lojman olan burada bir tek dairesi olduğu ortaya çıkıyor. "Sehven" öyle demiş MASAK görevlileri!.. 
Diğerlerinde de sehvenlikler aynı karalamalarla dolu. 

Daha önce de "sehven" telefona yüklemeler yapılmıştı polisler tarafından hatırlarsınız. Mehmet Ali Çelebi, gözaltına alınınca telefonu alınmış ve hizbullahın telefonlarının tamamı bir saniyede yüklenivermişti nasılsa...Sehvenlik örnekleri bu dönemde tavan yaptı nedense...

Son söz... Bu kadar büyük hatayı neden, nasıl yaptığı sorulur, sorgulanır mı bilmiyorum. Belki de MASAK görevine devam eder. Acaba diyorum bugünkü zenginleri de araştırıp kamuoyunu bilgilendirebilirler mi? Bence aklanmak iyidir. Yoksa halkın ağzı torba değil ki büzesin...                 

28 Kasım 2012 Çarşamba

MUHTEŞEM İNSANLAR

Belki de şimdiye değin duymadığınız bir sözcüktür "Şlam". Oysa buralarda çok bilinen bir şeyin adıdır.
 Kömür; maden ocaklarından çıkarıldıktan sonra kömür yıkama tesislerinde (lavuar) yıkanır, ondan sonra kullanıma sunulur. Şlam işte yıkama sonucu suyla akıp giden kömür tozudur, çamurlaşır akar, simsiyah birikintiler oluşturur. Yağlı karadır. Ama yüz karası gibi değildir; yıkayınca çıkar.
Ve kadın erkek çoluk çocuk ekmek parası için bunları süzer, torbalara doldurur. Yakar mı satar mı bilmem, ama yaşama tutunmaya çalışır. Çalmaz çırpmaz, çalışır çabalar; bilir ekmek aslanın ağzındadır. Ölmez madenciler gibi hiç olmazsa, gökyüzünü görür yorgunluktan soluklanırken...

Vee akşam da oturur "Muhteşem Yüzyıl"ı izler. 

Birisi buna kızar: "Kaldırın  diziyi yoksa!.." Niye kızdığını anlayamaz muhteşem insanlar. 

"En az üç çocuk!" dediğinde sözüne uymuşlar, iki de fazlasıyla beş çocuk yapmışlardı. 
"Kürtaj olmayacaksınız, sezeryan mezaryan yok, ona göre!" Peki demişlerdi. 

Şimdi çocukları doyurmak için çırpınıp durmaktadırlar. İyi kötü okul formalarını da almışlar. Büyüyen çocuğun forması kardeşine uymuş, kimse de farkına varmamış yoksulluklarının. 

Şu serbest kıyafet de neyin nesi diyemeden kara kara düşünmeye başlamışlar.Haftada beş gün okula gidecekler. Her gün aynı kıyafet olmaz artık. Beş günde beş çocuk için bir kıyafet yirmi beş kıyafet eder. Hadi iki günde bir kıyafet değiştirsinler desek on kıyafet gel de çık işin içinden...

Bu çocuklar büyüyecek.Çoğu iş bulamayacak. Belki bazıları öğretmen olacak. Atanamayacak..."Öğretmenler Günü"nde parkta sabahlayacaklar da sesini duyan olmayacak.
Amaaan, bana ne ya! 
Gitsin imam olsunlar, me olsunlar, yandaş olsunlar, candaş olsunlar,Çamlıca'ya yapılacak eeeennn büyyyyük caminin inşaatında çalışsınlar, askere gitsinler...
 Asker diyince de Ortadoğu kaynıyormuş, işler Arapsaçına dönmüş, petroitler gelip ülkemize kurulmuş, yurtta savaş, dünyada savaş havası oluşmuş, kim kimle kimi çekiştiriyormuş, iyice karışmış. PKK'lı Şemdin Sakık tanık, Genel Kurmay Eski Başkanı ve komutanlar sanık yapılmış. Gazeteciler, yazarlar tutuklandıkları hücrelerde uslu durmayıp kitap üstüne kitap yazıyorlarmış.Mahkemeler ne yapacaklarını şaşırmış!

Herkes her derdini bırakmış bekliyor. "Muhteşem Yüzyıl" dizisinin sonu ne olacak? Diğer sanatçılara, televizyonculara, gazetecilere ne olduysa aynısı olacak.Ayar verilecek ki kimse yirmi birinci yüzyılın bu muhteşem insanları ne yer, ne içer, nasıl yaşar diye sormasın, soruşturmasın, uyandırmasın. Bilirler ki onlar uyursa kendileri büyüyecek...

Okul değil, cami yapılacak! Hem de ennnnn büyüğünden... Okullar tıkış tıkışmış, camilerde saf tutanlar üç sırayı geçmiyormuş kimin umurunda?

 Her güzel şey gibi Yesari Asım Aksoy'un hicaz bestesi de mazide kalacak anlaşılan. 

"Sazlar çalır Çamlıca'nın bahçelerinde/ Bülbül sesi var şarkıların nağmelerinde...

TEK TİP Mİ?
Daha önce de yazmıştım bu konuda.
Tarih:15 Nisan 2010 

16 Kasım 2012 Cuma

MARİFET



Marifet hiç ezilmemek bu dünyada
Ama biçimine getirip ezerlerse
Güzel kokmak
Kekik misali
Lavanta çiçeği misali
Itır misali
İsa misali
Yunus misali
Tonguç misali
Nazım misali

Bedri Rahmi Eyüboğlu

10 Kasım 2012 Cumartesi

ATAMIZI SAYGIYLA ANIYORUZ




Atatürk'ün sesinden türkü dinlemek ister misiniz?

BURADA


KARA BİR RÜZGAR
"Kara bir rüzgârdı üstünde bir yurdun,
Kara bir vicdan, kapkara.
Esip durdu hışım gibi, taun gibi,

Akla düşman, aydınlığa.

Kara bir rüzgârdı, kötücül, zalim,
Daha doğmadan söndüren tomurcuğu.
Genç kızın ergenlik düşüne düşman,
Bebek bakışındaki meraka.

Kara bir rüzgârdı, geçtiği her yerde
Zehirliyordu iyi ve canlı ne varsa,
Aydınlık uç vermesin diye,
O topraklarda bir daha.

Kara bir rüzgârdı, hiçbir şey,
Daha ölümcül olamazdı ondan,
İnsanın sapkınlığıydı çünkü,
İnsan görünümlü, insana düşman.

Kara bir rüzgârdı, can alıcı,
Yedeğinde cellatlar, mezbahalar, cezaevleri,
Buyruğunda kara büyü, kara ruh, kararmış adalet,
Elinde ölüm terazisi, cinayet kılıcı.

Kara bir rüzgârdı, esmekte hâlâ,
Karanlık saçarak, kötülük ve riya,
Gömmek için iskelet elleriyle
Bir ülkeyi dönüşsüz karanlığa.

(Ataol Behramoğlu)

9 Kasım 2012 Cuma

İSTANBULLU OLMAYA KARAR VERDİK

Alanya'dan döndük, üç gün evimizde kaldıktan sonra  İstanbul'a geldik. Bir haftadır Ali Ağaoğlu modunda ev ev dolaştık. Bu değil, bu da değil, bu hiç değil! 
Ne diyor Ağaoğlu: İnsanlar mutlu olsun konutları yapıyorum! Eee biz de insanız değil mi? Şu konutlardan biz de alalım dedik, baktık 1+1 (900 000)TL, diğerlerine bakmadık bile... 
 1+1'ler Keyif Konutuymuş! Eee para, bizler gibi, emeğiyle geçinenlerde yok ama birilerinde var, keyif çatacaklar doğal olarak. Bir evleri olacak, bir de gözlerden uzak keyif konutları... 
Aman boş verin, biz öyle böyle hep aynı yerdeyiz...
  Onlar çok kazanıp çok da kaybediyorlar. En önemlisi onurlarını.
Niceleri geldi geçti... 

Bu yoksul ülke "papatyaları", "prensleri", "oğulları", "kızları","damatlar","gelinleri", kuş gribi diyip "yumurtadan yağ çıkaranları" tarihin çöplüğüne atmadı mı? 
Deniz kumunu yıkamadan inşaatlarında kullandığını övünerek itiraf eden adamın evleri de keyfi de kendine kalsın dedik, ve biz aradığımızı Uğur Mumcu'da bulduk...

Anlayacağınız İstanbul'a yerleşmeye karar verdik. Gidip gelmekten yorgun düştük, "çocuklara yakın olalımda" karar kıldık. Bütçemize uygun, krediye uygun Kartal Uğur Mumcu'da site içinde (3+1) bir ev aldık. Umarım iyi olur. Gerçi taşınmamıza iki yıl var, eşim emekli olunca geleceğiz, ama şimdiden planlarımızı yapmaya başladık bile... Yeni evimizin karşısında Uğur Mumcu Kültür Merkezi var, bu bile beni mutlu ediyor... Artık hayırlısı diyeyim...

10 Kasım'da Anıtkabir'de olmayı çok istiyordum,ama gidemeyeceğim. Evin işlemleri pazartesiye kaldı, o nedenle ben de İstanbul'daki dostlarla el ele tutuşmaya gideceğim Atamızı anmak için...

İyilik, dostluk, güzellik, insanlık kazanacak biliyorum. Umutluyuz değil mi? Kötülükler er geç cezasını çektiriyor yapana... O günler de gelecek...



Not: Bu vatan nasıl kuruldu?
 Atatürk'ün Anlatımıyla
İşte O Müthiş Metin