27 Mart 2013 Çarşamba

KANUNLARIN RUHU

 Kızım gideli bir hafta oldu, ben ancak kendime dönebildim. Bir hafta boyunca evi arındırma işiyle oyalandım. Bitti mi? Bitmedi  doğal olarak, yılların birikimi bu, biter mi? En çok da kitaplar, her temizlikte çok azını atabiliyorum, kalanları kutulara doldurup merdiven altına yerleştiriyorum. Her seferinde aynı şeyi yapıyorum yeniden yeniden...
İşte bu kitap: "Kanunların Ruhu Üzerine (De L'Esprit des Lois)"... Pek çok kez bantlarla tutuşturduğum sayfaları artık iyice dağılmış; yaprakları sararmış bir halde karşımda duruyor. Ne yapmalı? Atsan atılmaz (atmaya kıyamıyorum), satsan satılmaz...  


 Fransız(Fransalı mı dememiz gerekiyor, ırkçı olmamak için!) yazar ve düşünür Montesquıeu(1689-1755), bu eser için tam yirmi yıl emek vermiş.Kopuk sayfaları birleştirerek yeniden okumaya çalışıyorum; daha doğrusu altı çizili satırlara göz gezdiriyorum.Bazılarını sizlerle de paylaşmak istiyorum:

"Yargı yetkisini, aynı zamanda yürütme yetkisini elinde bulunduran organa vermek kadar kötü bir şey olamaz."  Daha o yıllarda yasama-yürütme-yargının farklı ellerde olması gereği vurgulanıyor kitapta... 
"Üç çeşit hükümet vardır: Cumhuriyet, Saltanat, İstibdat. Cumhuriyet'le idare, milletin tümünün birden ya da milletin bir parçasının idareyi elinde bulundurmasıdır;  Saltanatla idare, bir kişinin, ama sabit ve yerleşmiş kanunlarla idaresidir; İstibdat'la idare ise, bir kişinin hiçbir kanun ve kurala bağlı olmadan kendi istek ve heveslerine göre idaresidir."

Şimdi bir sorunun tam sırası: Sizce bu  üç yönetim şeklinden hangisi günümüz Türkiye'sininkine benziyor?

Altı çizili bir bölüm daha:

"Aşırı itaat, itaat edenin bilgisiz olmasını gerektirir. Hatta işin başında bulunanın bile böyle olmasını gerektirir. Danışmaya, şüphe etmeye, düşünüp taşınmaya ihtiyacı yoktur. Sadece ister, işte o kadar."

 "İstibdat idarelerinde her aile kendi başına bir imparatorluktur. Şu halde asıl görevi, başkalarıyla yaşamayı öğretmek olan eğitim burada son derece sınırlanmıştır. Kalbe korku, ruha da dinle ilgili çok basit birkaç ilke vermekten ibaret kalır. Bilgi tehlikeli, rekabet meş'umdur. Fazilete gelince, Aristo, kölelerde böyle bir şeyin bulunabileceğine inanamıyor; bu ise, böyle bir hükümette eğitimi iyice sınırlandırır."  

Pek çok bölümün altını çizmişim yıllar önce, onları tekrar okudum; artık bu kitapla vedalaşma zamanım gelmiş de geçiyor bile... 

Hem kanun diye diye kanunlar tepelenmiyor mu bu ülkede? 
Yasalar çiğneniyor göz göre göre...

 Anormal olaylar yaşanıyor. Aaaaaa, bunlar çok normal(!) denilerek yutturulmaya çalışılıyor. Ellerindeki silahtan kan damlayanlar barış güvercini olmuş tepemizde uçuşuyorlar. Kalem tutanlar, vatan savunması görevini yapanlar terörist diye zindanlarda çürümeye terk edilmiş. 
Anayasa yapacaklarmış birlikte(!) Yasaları hiçe saydıktan sonra babayasa yapsanız ne yazar...

En iyisi atayım ben bu kitabı, atayım mı?  

12 yorum:

ali zafer sapci dedi ki...

"Aşırı itaat, itaat edenin bilgisiz olmasını gerektirir. Hatta işin başında bulunanın bile böyle olmasını gerektirir. Danışmaya, şüphe etmeye, düşünüp taşınmaya ihtiyacı yoktur. Sadece ister, işte o kadar."
Anahtar cümleleri iyi yakalamışsınız.

Nilgün Komar dedi ki...

atma dursun ara sıra çıkarıp bize hatırlat! baka baka ekranlarda yayınlarda heryerde aynı şeyleri okumakla normal şeyler bunlar hissine kapılmaktan bizi kurtarırsın' atma!!

Mehmet Bilgehan Merki dedi ki...

TV'de, boyalı basında yazılıp çizilenleri ciddiye almayın. (Aslında çok ciddiye alalım ve mücadeleyi, aydınlatmayı elden bırakmayalım)
Yazılarınızı özlemiştik.

absalom dedi ki...

oüretmenin çok ara verince ozlüyorum yazılarınızı hosgeldiniz...

atmayın atmayın:)))

sorunuza gelince saltanatı arayacağız gibime geliyor bu gidisle.

asırı itaat kısmı karısık :))
halk dilinde yalak diyolar bunlara.
daha baska biseylerde diyolar amma burda yazamam size saygımdan.

sadece ister.
verirsin.
itaat eder.
tekrar verirsin.
tekrar itaat eder.

sadece bir sıkıntı var.
güç dengeleri değisince saniyede arkasını doner bu yalakalar eski güçlüye.
ne kadar kalabalık olduğu onemli değildir topluca donerler anlayamaz kimse valla.

dünya tarihi ve bizim tarihimiz bunun binlerce ornekleriyle doludur...

simdi o kalabalıklara aldananlar.
yarın karsılarında bulacaklar aynı insanları.

rüzgar eken fırtına biçer oğretmenim.

gün gelecek devran donecek.

bücürükveben dedi ki...

Aysema'cım sakın atmaaaa!!!:))
inan okurken adamcağız bu halimizi görüp yazmış sanki dedim! Evet kesinlikle istibdat şimdiki yeni nesil bilmez ama evet çok haklı:(((harika bir kitap e tevekkeli değil o da Fransız ihtilalini aydınlanmayı sağlayanlardan biriydi...eline sağlık canım harika bir yazı olmuş..
sevgilerimle...

UykusuZ dedi ki...

Sevgili öretmenim, bi uğrayıp selam etmek istedim.
saygılar

aysema dedi ki...

Sevgili Ali Zafer Taşçı,
Kaç yüzyıl önce yapılan bu saptamaların örneklerini günümüzde görmek üzücü gerçekten.
Hukuk, hukukun üstünlüğü yerle bir ediliyor. Yazık bu ülkeye.
Teşekkürlerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Nilgün Komar,
Adalet Bakanı; kanunsuz iş yapacağını söylüyor,yasal düzenlemelere başvurmadan teröristlerle pazarlıkları doğal sayıyor, silahlarını sallayarak girip çıkmalarını görmeyelim istiyor ve bu konuda savcıların soruşturma açmaya cesaret edemeyeceğini televizyon kameraları önünde söylüyor.
Böyle bir ülkede Kanunların Ruhu'nun ne önemi olur ki? Yasalar adaleti dağıtmakla görevli en yüksek makamdaki tarafından ayaklar altına alınırsa o ülkede "barış!" olur mu?
İyi ki aklımızı kaçırmıyoruz bu koşullarda.
Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Merki,
Teşekkür ederim. Ancak görmemek mümkün mü, gözümüzün içine sokuyorlar. Sanki toplumu kışkırtarak iç savaşı körüklüyorlar gibi geliyor bana. Çıkarcılar, uzaktan kumandacılar, işbirlikçiler dışındakiler olup bitenin farkında ama bütün kaleler zaptedilmiş durumda. Ama yine de umut var.
Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Absalom,
Yine son noktayı koymuşsun, dönerler dönerler; hem de seni beni beğenmezler... On iki Eylül'de paşaları yalayanlar bugün maşaları yalamaktan utanmıyorlar. Yarın da aynısını yapar bu güce tapan yalakalar.
Gün geleck devran dönecek, yaşayan görecek...
Blogları okumayı, blog dostlarımı ben de özledim.
Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Bücürükveben,
Atmayım değil mi?
Bak altı çizili bir bölüm daha:

"Nasıl ki bir Cumhuriyete fazilet, bir saltanat idaresine şeref gerekiyorsa, istibdat hükümetine de KORKU gerekir; fazilete lüzum yoktur orada; şeref ise tehlikeli bir şey olur.
..... Şu halde korku bütün cesur insanları baskı altında bulundurmalı....." diye devam ediyor.
Yazacak ne çok şey var aslında, ama sözün bittiği noktaya doğru sürükleniyoruz hep birlikte değil mi canım?
Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Uykusuz,
Seni yeniden burada görmek sevindirdi beni. Yoğun günlerimin arasında bloguna uğradım, yazdıklarını okudum; Absalom'un bloguna bıraktığın notu gördüm. Çok kısıtlıydı zamanım ses veremedim. Ama haber alabilmek beni rahatlattı. Güzel paylaşımlarını bekliyoruz.
Sevgilerimle...