12 Haziran 2013 Çarşamba

NEDEN BU HALDEYİZ?


Affet bizi Atatürk...

"Hayatta en hakiki mürşit ilimdir."

"En gerçek yol gösterici bilimdir.."

"Gökte yıldız kadar köylerimiz var, ama uzak..."

"Orda bir köy var uzakta; o köy bizim köyümüzdür./Gitmesek de görmesek de o köy bizim köyümüzdür."Neden bu haldeyiz?

Okulun içi...

Öğretmen sandalyesi...Köy öğretmeni yok artık... "Öğretmenim canım benim..."

Okulun dışı...

Okulun bahçesi...
Yukarıdaki fotoğrafları hafta sonu gittiğim Kurucaşile'nin Hacı köyünde çektim. Burası terk edilmiş bir köy okulu; benzer görüntüler başka köylerimizde de var. "Neden bu haldeyiz?" sorusunun yanıtları bu fotoğraflarda saklı değil mi? Okullar bu halde bırakıldı, öğretmenleri köyden uzaklaştırıldı; kasabalardaki, şehirlerdeki okullara şıhlar, müritler, mele'ler girdi. Sesimizi gür bir şekilde çıkarabildik mi? 4+4+4 saçmalığına; kıyafet serbestisi adı altında, çocuklarımızın siyasetlerine alet edilmesine, garip kıyafetlerle okula gönderilmesine...

   Bir eğitim-öğretim yılının sonuna yine geldik. Karneleri elinde, tatile merhaba diyecek çocuklarımız. Sınavlar bitmek üzere.
 

Ülkemizde insanlar, ne yazık ki , uyurgezer durumda yaşamaya alıştırılmış. Sorunlar, bizim karşımıza çıkınca biraz uyanır gibi yapıyoruz. Temelden çözmek için çaba harcamak, çorbaya bir tutam tuz katmak yerine, şimdilik geçiştiriyoruz. Ne zamana kadar? Tekrar benzer sorunlarla karşılaşana kadar!

Oysa EĞİTİM, sadece öğretmenlerle sınırlandırılamayacak kadar ciddi çaba gerektiriyor. Ve toplumun her kesimini doğrudan ya da dolaylı olarak etkiliyor.

Fransız devrimci Dalton: "Ekmekten sonra halkın ilk gereksinimi eğitimdir." derken yanlış mı söylüyor. 


Büyük önderimiz Atatürk: " Eğitimdir ki bir ulusu ya özgür, bağımsız, şanlı, yüce bir toplum halinde yaşatır veya ulusu esirliğe ve sefalete terk eder."  diyerek konunun önemini, her zamanki gibi ne güzel vurguluyor.

Bakanlığımızın adı, Milli Eğitim Bakanlığı değil mi? Peki milli eğitim ( ulusal eğitim) yapılıyor mu ülkemizde? Başka türlü eğitim el altından himaye edilerek yürütülüyor mu? Yürütülüyor. Hepimiz, bunu görüyor, duyuyor, biliyor muyuz? Evet, biliyoruz. Biliyoruz da gür bir şekilde sesimizi duyurabiliyor muyuz? Hayır!

Toplumda birbirine diş bileyen iki farklı insan tipi yetiştirilirken  bunların huzur içinde yaşayacaklarını mı sanıyoruz? Sanmasak da henüz çocuklarımız bizim yanımızda, biz onlar için her şeyi yaparız, saflığı içinde gecemizi gündüzümüzü çocuklarımızın ayaklarının altına seriyoruz. 


Hatta bazıları sadece kendi çocukları için "Başka Türlü Okul Mümkün" diye toplaşıp kendi okullarını kuruyor. Ya sonra? Bu çocuklar hangi toplumda yaşayacak? 
Sonrayı sonraya bırak öyle mi? Bence bırakamayız, bırakmamalıyız. Çocuklarımız için harcadığımız emekler boşa gitmemeli. Onlar mutlu, huzurlu,sağlıklı, akıllı kısaca insanca yaşamalı ve ahlaklı, çalışkan, üretken yetişkinler olarak ulusuna ve insanlığa katkı sağlamalı...

Çocuklarımızın istediğimiz niteliklerle yetişkin bir insan haline gelmesi için laik eğitimden geçmesi zorunludur. Laik eğitim olmazsa demokrasi; demokrasi olmazsa laik eğitim olmaz. Keşke Atamızın başlattığı demokratik laik eğitimi ödün vermeden sürdürebilseydik! Laik eğitim özümsenseydi bugün okumaz-yazmaz insanımız kalmazdı. Şeriatçı-ırkçı partiler bu denli halk desteği bulamazdı. Ülkemiz terörle yatıp terörle kalkmazdı. Ulusumuz, o zaman AB kapılarında bekletilmez, hak ettiği saygınlık içerisinde davet edilirdi. Yurtta ve dünyada barış ekseninde daha iyi ilişkiler kurabilen yetişmiş insanlarımız olurdu yönetimlerde...

Ulusal değerlerden , bilimsellikten yoksun eğitim sistemi ülkenin hastalıklarının ana kaynağıdır. Ve bizler sessiz, tepkisiz kaldıkça da palazlandılar. 

 Köylerimizden Atatürk okullarımızı, Atatürkçü öğretmenlerimizi çıkardıklarında, "DUR!" diye haykırabilseydik; eğitim kurumlarına zırcahil "MELE" ler doldurulduğunda "HAYIR!"diyen seslerimizi birleştirebilseydik keşke...
 Ekonomimize,  ulusal gelirimize, dış ve iç borçlarımıza, ulusal birliğimize, köyümüze, kentimize, ormanımıza, caddemize, sokağımıza, parkımıza, hastanelerimize, hapishanelerimize şöyle bir bakın lütfen. Eğitimdeki başarısızlıklarımızın neden olduğunu siz de göreceksiniz. Ve benim gibi çok üzüleceksiniz. Üzüleceğiz, ama bu tek başına bir işe yaramayacak.

Peki ne mi yapmalıyız? Ani bir şokla hepimiz uyanmalıyız, hepimiz ayılmalıyız ve yeni bir Kurtuluş Savaşı motivasyonu içinde eğitim seferberliğine girişmeliyiz. Sokaklara dökülelim demiyorum. Sesimizi duyuralım, yanlışlıklara tepkisiz kalmayalım. Susmayalım, en azından susmayanlara destek olalım. Sorun hepimizin sorunu, ülke hepimizin ülkesi, çocuklarsa bizim gözbebeğimiz, geleceğimiz...

Eğitim ciddi bir iştir. Sistematik programlar (müfredat) gerektirir. Ancak bu programların doğru, bilimsel değerlerle hazırlanması gerekir. Bu işi de, şunun bunun kayırmasıyla bir yerlere getirilenlerle değil, gerçek eğitimcilerle uzun süreli uygulanabilecek şekilde ve devlet politikasına dönüştürülerek hazırlatılması gerekir. Partiler üstü gerçek eğitimcilerle olmalı kesinlikle... Zırt pırt da değiştirilmemeli.Okul kitapları da buna uygun hazırlatılmalı.

Gerçek eğitimin amacı, çocukları, ZİHİNSEL-BEDENSEL-DUYGUSAL alanda kapasitesinin en yüksek alanına çıkarmak olmalıdır.

En çok önem verdiğimiz Zihinsel Eğitimde başarılı değiliz. Peki BEDENSEL Eğitimde durum nedir? Hani "Sağlam kafa sağlam vücutta..." diyoruz ya? Hiç sormayın demeyeceğim. Bence sorun, takip edin. Çocuğunuzun Beden Eğitimi öğretmenini Matamatik öğretmeni kadar önemseyin.  Öğretmenin kurguladığı oyunun ciddiyeti vardır çocuk için. Öğretmen hakemdir, yönlendirir. Sağlıklı gelişimine katkı sağlar. Ekip çalışmasını öğretir. Bedenini doğru geliştirecek yöntemleri uygular. Ama bazısı bunları yapmaz, kendi haline bırakır çocukları, bazısı yarışmalarda okulu temsil edecek olanlarla ilgilenir sadece, bazısı da Beden Eğitimi yerine TEST çözmeleri için izin verir. Bu konuya dikkat ediniz lütfen. Çok önemli!

Diğer bir konu da çocuğun DUYGUSAL Eğitimidir... Görmezden gelinir çoğu kişi için. Hatta bazı öğretmenler de dahildir buna. Çocuğun Müzik, Resim gibi sanat ağırlıklı ders saatlerini Matematikle değerlendirdiğine inanan çok öğretmen vardır. Bir o kadar da bundan övgüyle söz eden veli...

İnsan ufağı çocuk karmaşık bir yapı. Birinden biri eksik kalırsa olur mu? Olmaz! Olmadığını da görüyoruz. Çevrenize bakın, eskiyle kıyaslayın lütfen. Hepsi demiyorum ama çoğu daha az bilge, daha az çalışkan, daha az sağlıklı, daha az ahlaklı, daha az iradeli değiller mi? Giderek artan şiddet, uyuşturucu vb. bunu kanıtlamıyor mu?

Duygularımızı ifade ederken biz büyükler bile ne kadar zorlanıyoruz, karışıklıklara neden oluyoruz, yerinde ve doğru ifadeleri seçemiyoruz, iletişim sorunları yaşıyoruz. Çocuklarımızın işi daha zor. Biz farkındayız, onlar değil. O zaman Duygusal eğitimlerine de gereken önemi vermeliyiz. Resim, müzik derslerinin öğretmenlerini de en az diğerleri kadar özenle desteklemeliyiz.Kültür ve sanat, tiyatro gibi etkinliklere özendirmeliyiz çocuğumuzu.

Türkçe'nin önemini yazmama gerek yok zaten. Herkes biliyor. "Dil söyler saklanır, baş belaya katlanır." sözü dili doğru kullanmanın önemini vurguluyor, bugün bizi yönettiğini sananların diline dikkat edin lütfen. "Dilim seni dilim dilim dileyim; başıma her geleni senden bileyim." 


Kreş, Anaokulu ve İlköğretim... Bunlar eğitimin temel taşları. İyi temel atılmazsa sonradan yapılan çabaların boşa gitme sorunuyla karşılaşabiliriz.

Eğitimin temel taşını kim koyacak? Tabi ki öğretmen. Henüz onun yerini dolduracak bir şey bulunamadı. Diğer tüm çabalar öğretmenin çabasını güçlendirmek için gerekli. Ancak öğretmenin de öğretmen olarak yetiştirilmesi gerekiyor doğal olarak. Herkes okullarına gerçek öğretmenlerine sahip çıkmak zorunda. 

 Ve bağımsızlığa, adalete, özgürlüğe, eşitliğe, çağdaşlığa, laik eğitime,Atatürk Türkiye'sine...

İşimiz zor biliyorum, ama çocuklarınız için, geleceğimiz için bir hafiye gibi araştırmak, incelemek uyanık olmak zorundayız. Ve yorgunluk bilmeden çalışmak, el ele vermek, dayanışmak zorundayız.

Sevgi ve Saygılarımla...

5 yorum:

Adsız dedi ki...

O kadar doğru ki...

T.C. Nilgün Komar dedi ki...

Herkes okullarına gerçek öğretmenlerine sahip çıkmak zorunda.
Ve bağımsızlığa, adalete, özgürlüğe, eşitliğe, çağdaşlığa, laik eğitime,Atatürk Türkiye'sine...

ki bunu dinimizide rahatca yaşayabilmek ve müslümanım diyebilmek için yapmalıyız.. unutmayalım ki siyonistler dünyanın her tarafındalar..

aysema dedi ki...

Sevgili Adsız, teşekkürler...

aysema dedi ki...

Sevgili Nilgün,
Tam da bunun için laiklik çok önemli. Devlet tüm inançlara aynı mesafede durmak zorunda. Laiklik yok sayılırsa dinli dinsiz çatışmasının yanında; aynı dindekiler arasında meshep çatışmaları başlar ki bunun işaretleri başladı bile...
Köy Enstitülerini kapattık, öğretmen yetiştiren okulları kapattık; köylerden okulları ve öğretmenleri bile çıkarttık. Sonra da bu yaşananlara şaşırıyoruz. Keşke bütün bunlar olurken sesimizi çıkarabilseydik. Ama zararın neresinden dönülürse kardır diyerek hep birlikte direniyoruz.
Sevgilerimle...

elifinterazisi dedi ki...

İyi misiniz? Merak ettim.