31 Mart 2013 Pazar

BURADA NE GÖRÜYORSUNUZ?

Fotoğrafı ben çektim, lütfen dikkatlice bakın ve ne gördüğünüzü söyleyin. Daha sonra başka fotoğrafları da koyacağım. Bazen gördüklerimiz bile bizi yanıltabiliyor.
 

Pazar keyfiniz bol olsun...

EK:
DİĞER FOTOĞRAFLAR:

Fotoğraflar İstanbul Kozyatağı'nda üçüncü kat penceresinden çekildi. İlk bakışta ağaçlar arasında göl ya da havuz izlenimi veriyor değil mi? Ancak büyütünce iş biraz daha farklı bir boyut kazanıyor. Diğer fotolara bakalım mı?

 Ela, teyzesiyle okul servisine giderken penceredeki bana el sallıyorlar. Bu poz kaçar mı? Kaçmaz.
  Bu arada beni şaşırtan o fotoğrafı da çekmişim farkında olmadan. Gördüklerimiz bile bizi yanıltabilirken duyduklarımız, okuduklarımız çok daha fazla dikkat ve araştırma gerektirmiyor mu? Düşünmek yorucu olsa da tek çaremiz...
Yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Harikasınız...

27 Mart 2013 Çarşamba

KANUNLARIN RUHU

 Kızım gideli bir hafta oldu, ben ancak kendime dönebildim. Bir hafta boyunca evi arındırma işiyle oyalandım. Bitti mi? Bitmedi  doğal olarak, yılların birikimi bu, biter mi? En çok da kitaplar, her temizlikte çok azını atabiliyorum, kalanları kutulara doldurup merdiven altına yerleştiriyorum. Her seferinde aynı şeyi yapıyorum yeniden yeniden...
İşte bu kitap: "Kanunların Ruhu Üzerine (De L'Esprit des Lois)"... Pek çok kez bantlarla tutuşturduğum sayfaları artık iyice dağılmış; yaprakları sararmış bir halde karşımda duruyor. Ne yapmalı? Atsan atılmaz (atmaya kıyamıyorum), satsan satılmaz...  


 Fransız(Fransalı mı dememiz gerekiyor, ırkçı olmamak için!) yazar ve düşünür Montesquıeu(1689-1755), bu eser için tam yirmi yıl emek vermiş.Kopuk sayfaları birleştirerek yeniden okumaya çalışıyorum; daha doğrusu altı çizili satırlara göz gezdiriyorum.Bazılarını sizlerle de paylaşmak istiyorum:

"Yargı yetkisini, aynı zamanda yürütme yetkisini elinde bulunduran organa vermek kadar kötü bir şey olamaz."  Daha o yıllarda yasama-yürütme-yargının farklı ellerde olması gereği vurgulanıyor kitapta... 
"Üç çeşit hükümet vardır: Cumhuriyet, Saltanat, İstibdat. Cumhuriyet'le idare, milletin tümünün birden ya da milletin bir parçasının idareyi elinde bulundurmasıdır;  Saltanatla idare, bir kişinin, ama sabit ve yerleşmiş kanunlarla idaresidir; İstibdat'la idare ise, bir kişinin hiçbir kanun ve kurala bağlı olmadan kendi istek ve heveslerine göre idaresidir."

Şimdi bir sorunun tam sırası: Sizce bu  üç yönetim şeklinden hangisi günümüz Türkiye'sininkine benziyor?

Altı çizili bir bölüm daha:

"Aşırı itaat, itaat edenin bilgisiz olmasını gerektirir. Hatta işin başında bulunanın bile böyle olmasını gerektirir. Danışmaya, şüphe etmeye, düşünüp taşınmaya ihtiyacı yoktur. Sadece ister, işte o kadar."

 "İstibdat idarelerinde her aile kendi başına bir imparatorluktur. Şu halde asıl görevi, başkalarıyla yaşamayı öğretmek olan eğitim burada son derece sınırlanmıştır. Kalbe korku, ruha da dinle ilgili çok basit birkaç ilke vermekten ibaret kalır. Bilgi tehlikeli, rekabet meş'umdur. Fazilete gelince, Aristo, kölelerde böyle bir şeyin bulunabileceğine inanamıyor; bu ise, böyle bir hükümette eğitimi iyice sınırlandırır."  

Pek çok bölümün altını çizmişim yıllar önce, onları tekrar okudum; artık bu kitapla vedalaşma zamanım gelmiş de geçiyor bile... 

Hem kanun diye diye kanunlar tepelenmiyor mu bu ülkede? 
Yasalar çiğneniyor göz göre göre...

 Anormal olaylar yaşanıyor. Aaaaaa, bunlar çok normal(!) denilerek yutturulmaya çalışılıyor. Ellerindeki silahtan kan damlayanlar barış güvercini olmuş tepemizde uçuşuyorlar. Kalem tutanlar, vatan savunması görevini yapanlar terörist diye zindanlarda çürümeye terk edilmiş. 
Anayasa yapacaklarmış birlikte(!) Yasaları hiçe saydıktan sonra babayasa yapsanız ne yazar...

En iyisi atayım ben bu kitabı, atayım mı?