1 Mart 2009 Pazar
SEZİ-YORUM: GÜLÜMSE
"Belki de çok küçük bir gülümseme çok şeyi değiştirebilir"
Kısa film. Ben izlemiştim, yine yine yine izledim.
Siz de izledinizse bile yine yine yine izleyin.
"Farkındalığımızı Tetikliyor." Hepimizin buna gereksinimi var...
Teşekkürler Sezi-yorum(Zihni Bey)' a gitsin. Hatırlattığı için...
28 Şubat 2009 Cumartesi
BLOGLARDA GERÇEK KİMLİK SORUNSALI
Blogumda yazarken kimlik bilgilerimi sakladım. Kendime bir mahlas buldum.
Aslında bu çok da ilgisiz bir ad değildi. Doğduğum zaman önce bu adı vereceklermiş bana, vazgeçmişler. İyi ki de öyle olmuş. Gerçek adımı çok seviyorum. Ama nedendir bilmiyorum, mahlas ararken ilk aklıma Aysema adı geldi. Yıllar sonra hiç beğenmediğim bu adı kullanır oldum.
Kimliğim bilinmezken rahat rahat yazıyordum. Özgürdüm. Sonra bu beni rahatsız etmeye başladı. Giderek gerçek yaşamımdan kesitler sunmaya başladım.Yetmedi, kendimi kaptırıp resimler de yayınladım. Eşimle birlikte olanlardan, bir de torunumla...Sadece çocuklarımın resmini sakladım.
Şimdi soruyorum, sanal alemde bu kadar gerçeklik doğru mu? Eskiden özgürdüm, şimdi değil. Yazdıklarım okunuyor biliyorum. Bunu bilmek yazacaklarımı sansürlememi de gerektiriyor. Çıkmaz sokak bu!
Bunu neden mi yazdım? Bazı bloglarda " Muhatabına" başlıklı yazılar yayınlandı ve sonra geri çekildi! Bir yandan merak ettim; bir yandan gerçeklik , ama nereye kadar gerçeklik, diye de düşünmeye başladım.
Evet sanal alemde gerçeklik olsun mu? Bloglardan tanıdığımız yaşamların ne kadarı gerçek? Kimlikler takma, kişilikler gerçek mi? Yoksa kişiliklerle anlatılanlar da mı sahte? Ne dersiniz?
AĞZIMIN TADI
Şiir Mimi
Bazı bloglarda gördüm. Çok sevdim. Üstüme alındım. Önce sizleredir çağrım:
"Şiir bir emekçidir
Hep güzel şeyler üretir
Bir yerde rastlarsan ona
Gir koluna bize getir"
(Halim Şefik)
Ağzımın tadı yoksa, hasta gibiysem,
Boğazımda düğümleniyorsa lokma,
Buluttan nem kapıyorsam, vara yoğa
Alınıyorsam, geçimsiz ve işkilli,
Yüzüm öfkeden karaya çalıyorsa,
Denize bile iştahsız bakıyorsam,
Hep bu boyu devrilesi bozuk düzen...
(Oktay Rifat)
26 Şubat 2009 Perşembe
ACI
Yazacak ne çok şey var oysaki...
Ve bir o kadar da acı!..
Giderken bunca can, bunca canan konuşmak da anlamını yitiriyor yazmak da... Konuşanlara bakıyorum televizyonlarda, utanıyorum.
Uçak düşmüş, üç parçaya ayrılmış! Yetkisiz bilgisiz kişiler konuşuyor konuşuyor hiç susmadan konuşuyor. Kızıyorum, yetkililer nerede, diye soruyorum kendi kendime...
Derken en yetkili olanlar alıyor mikrofonu eline, seviniyorum. Nihayet işin doğrusunu öğreneceğiz. THY Genel Müdürü sevinçli bir ifadeyle can kaybının olmadığını müjdeliyor! Ne yazık ki o anda , alt yazıyla, dokuz canımızı yitirdiğimiz Hollanda makamlarınca bildirildi , bilgisi geçiyor. Yetkili, ama bilgisiz müdür canımı sıkıyor. Aklımdan müdür olunca mı neydi apronda 'deve kestirdiği' gelip geçiyor.
Pilotları merak ediyorum. Kuzenim ve oğlu pilot. Aklımdan kovmaya çalışarak kötü düşünceleri, bekliyorum. İsimleri öğrenince utanarak gizlice bir oh! diyorum. Diğer insanları düşünüyorum. Aileleri, yaşadıklarını, yaşayacaklarını...Gözlerim doluyor, ağlayamıyorum!
Akşam haberlerinde O'nu görüyorum. Kuzenimin oğlu, bilgi veriyor. Pilotlar Derneği adına durumu değerlendiriyor. Güven veren bir duruşu, akıcı konuşması beni sevindiriyor. Gözlerim gururla parlıyor. Sonra yeniden buğulanıyor.
Sabır diliyorum, herkese sabır diliyorum. Yaralılara acil şifa...
25 Şubat 2009 Çarşamba
NELER OLUYOR BİZE?
Dün Parpali aradı, siteme giremediğini söyledi. Bazı arkadaşlarına denetmiş, yok, siteye ulaşılamıyormuş.
Akşam eşim de bir türlü siteme giremediğini söylemişti, bugün öğle yemeğine gelince aynı durumun devam ettiğini söyledi. Birkaç yerden denedim, olmadı; dedi.
Bunun üstüne bir de Almanya'dan arkadaşım telefon etti, 'bilgisayarım bozuldu galiba, sitene giremedim. Yeğenim laptopunu bıraktı, onun da acemisiyim, öğrenmeye çalışıyorum.' Takip ediyormuş, ancak son yazıları okuyamamış.
Googlede bir sorun var galiba. Dün izleyicilerde de toplu gidişler olmuştu, nedenini düşünmeye başlamıştım ki, başka sitelerde de toplu terkler yaşandığını okudum. Bunun teknik bir sorundan kaynaklandığnı yazıyorlardı.
Bakalım, bekliyoruz... Düzelir sanırım.
Bloglardan giriliyor da googleden mi girilmiyor, bunu da anlamadım. Bu konuda bilgisi olan varsa aydınlatırsa sevinirim. Sorun benimkinde mi, genel mi ? Şimdiden teşekkürler...
24 Şubat 2009 Salı
DİLSİZ DEĞİLİM SUSAMAM
700. Paylaşımımda "Sevgililer Günü" çiçeğimle selamlamak istedim herkesi...
Ve Rüştü Onur'un bir şiiriyle...
ADALETİN BU MU ?
Bize oy vermeyenlerin işini yapmadık. Ona göre! Hizmetlerden yararlanmak için oyunuzu bizim adaylarımıza verin. Yoksa !
Kim mi bu bakan?
Kendisi Adalet Bakanımızmış!..
Başkası söylese bu kadar şaşırmayacaktım, ama Adalet Bakanı söyledi. Kendi kulaklarımla duydum, gözlerimle gördüm. İnanamadım. Tekrar tekrar izledim. Ne yazık ki gerçek!
Burada gel de Ziya Paşa'yı anımsama. Ondan birkaç beyit yazalım mı?
"İman ile din akçedir erbab-ı gınada
Namus ü hamiyet sözü kaldı fukarada"
"Kadı ola davacı ve muhzir dahi şahid
Ol mahkemenin hükmüne derler mi adalet"
"Milyonla çalan mesned-i izzete ser-efraz
Birkaç kuruşu mürtekibin cayı kürektir"
Bu kadar ciddiyet yeter. Bir türkünün sözleriyle kutlayalım 699. paylaşımımızı. Selda söyleseydi daha güzel olurdu...
***
***
20 Şubat 2009 Cuma
DENİZ FENERİ
Deniz Feneri'ni unuttuk mu? Hayıııır...
Her ne kadar unutturmaya çalışsalar da unutamıyız bu davayı. Bu dava "Allah'la Aldatanlar" ın kimler olduğunu açık seçik ortaya koydu, daha da koyacak.
Sen Almanya'da yemeyip içmeyen, ölesiye çalışan, vatan hasreti çeken insanların inancını sömür, yardım yapacağız, de; sonra da o paraları cebe indir!
Halk sadakaya muhtaç olacak şekilde yoksullaşsın, birileri Karun kadar zenginleşsin!... Ve bu zenginleşenlerin çoğunun adı Deniz Feneri davasında geçsin...
Kim bunlar? Ben çok merak ediyorum. Ya siz...
Yardım paralarıyla gemi bile almışlar! Pırlantalar gibi parıl parıl parlıyor...
Adalet Bakanımız dosyayı Almanya'dan istediklerini söylemişti. Bekliyoruz dedi, bekliyorduk...
Günler geçti, aylar oldu gelmedi, gelmedi, gelmedi!..
Birileri korkuyordu, çok korkuyordu! Gelmemesi onları mutlu; halkı mutsuz ediyordu...
Sonunda koskoca Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti bekleye dursun; CHP bu dosyayı gidip aldı, getirdi.
Adalet Bakanımız çok kızdı. Hem muhalefet partisine, hem de Alman yetkililere.
"Dosyayı neden verdiniz? Kim verdi? Niye verdi? Nasıl verirsiniz?
Seçimden sonraya kalsaydı ne güzel olurdu, değil mi?
Özel olarak korunan Deniz Feneri, yardım toplamaya devam ediyor!
18 Şubat 2009 Çarşamba
EŞİMLE TANIŞMAYI UNUTMUŞUZ
KADIN DİLİ: BÜKÇE
"Oğlum bir hafta sonra evleniyor. Sorumluluk sahibi bir baba olarak ona öğüt vermem gerekiyor. Fakat bunu evde yapamam çünkü annesi ağız tadıyla öğüt vermeme izin vermez, sözü ağzımdan kapıp kendi devam eder. İş yerimden oğluma telefon açtım: "Akşam yemeğini dışarıda birlikte yiyelim." dedim. Deniz kenarındaki bu şirin lokantada şimdi onu bekliyorum. Geliyor aslan parçası, yakışıklılığı da aynı ben. Yan masadaki kızlar gözleriyle oğlumu süzüyorlar. Bakmayın kızlar, onu kapan çoktan kaptı. Hoş beşten sonra konuya giriyorum:
-Oğlum haftaya düğünün var, bir baba olarak sana bazı konularda yol yordam göstermem gerekiyor. Çocukluğunda suç işlediği zamanlardaki gibi birden bire kızardı. Kerata ne anlatacağımı zannettiyse!
-Baba ben yirmi altı yaşındayım, bazı şeyleri biliyorum artık!
-Ah senin o biliyorum zannettiğin konularda da çok bilmediğin çıkacak ama ben o konulardan bahsetmeyeceğim. Keşke konuşabilseydik ama henüz o kadar modern olamadım.
Rahat bir nefes aldı. Bu arada yemeklerimiz de geldi. Oğlumla şöyle keyif yaparak muhabbet edelim bakalım.
-Kaç dil biliyorsun oğlum sen?
-İngilizce, Fransızca, bir de Türkçe'yle üç dil oluyor.
-Bugün ben sana dördüncü dili öğreteceğim. Dilin adı Bükçe. Kadınlar tarafından kullanılır. Sen buna "kadın dili" de diyebilirsin. Güldü. Güldüğü zaman benim yanağımdaki gibi küçük bir gamzesi var, o ortaya cıkıyor.
-Kadınların ayrı bir dili mi var?
-Tabii ki. Eğer kadın dilini bilirsen bir kadınla yaşamak dünyanın en büyük zevkidir, ama bu dili bilmezsen hayatın kararabilir. O yüzden bir kadınla mutlu olmak isteyen her erkek Bükçe'yi öğrenmeli.
- İyi de niye Bükçe?
-Çünkü kadınlar konuşurken, genellikle söyleyecekleri sözü net söylemezler. Eğip bükerler; onun için dilin adını "Bükçe" koydum.
-"Bükçe zor bir dil mi baba?" diye sordu gülerek.
-Bana bak, çok önemli bir konu ama eğleniyor gibisin, biraz ciddiye al. Bir kadınla mutlu olmak istiyorsan bu dili bilmen çok önemli. Çünkü kadınlar sözü bükerek bükçe konuşurlar sonra da senin sözün doğrusunu anlamanı beklerler. Felsefesini anlarsan kolay, anlamazsan zor. Mesela Çinli bir karın var, sen karına sürekli Fransızca "seni seviyorum" diyorsun ama karın hiç Fransızca anlamıyor. Fransızca "seni seviyorum" un onun için bir anlamı yoktur. Ona Çince seni seviyorum dediğinde seni anlayabilir.
-Tamam baba, haklısın ciddiyetle dinliyorum. Peki, sence kadınlar neden bizimle aynı dili konuşmuyorlar, söyleyeceklerini direkt söylemiyorlar ?
-Bence bir kaç sebebi var. Birincisi, duygusal oldukları için, hayır cevabı alıp kırılmaktan korktuklarından sözlerini de dolaylı söylüyorlar. İkincisi, kadınlar dünyaya annelikle donanımlı olarak gönderildikleri için onların iletişim yetenekleri çok güçlü.
-Bu konuda biz erkeklerden bir sıfır öndeler yani?
-Ne bir sıfırı oğlum, en az on sıfır öndeler. Düşünsene, henüz konuşmayan, küçük bir çocuğun bile yüz ifadesinden ne demek istediğini hemen anlıyorlar. İşin kötüsü kendileri leb demeden leblebiyi anladıkları için biz erkekleri de kendileri gibi zannediyorlar. Onun için leb deyip bekliyorlar. Hatta bazen, leb demek zorunda kaldıkları için bile kızarlar. "Niye leb demek zorunda kalıyorum da o düşünmüyor?" diye canları sıkılır.
-Biz de bazen Canan'la böyle sorunlar yaşıyoruz. "Niye düşünmedin?" diye kızıyor bana.
-Kızarlar oğlum, kızarlar. Kadınlar ince düşüncelidirler, detaycıdırlar, küçük şeyler gözlerinden hiç kaçmaz. Bizim de kendileri gibi düşünceli olmamızı beklerler, fakat erkekler onlar gibi değil. Biz bütüne odaklıyız, onlar detaya. Beyinlerimiz böyle çalışıyor.
-Ne olacak baba o zaman, yok mu bu işin çaresi?
-Var dedik ya oğlum, Bükçe'yi öğreneceksin, bunun için buradayız. Hazır mısın?
-Hazırım baba.
-Bükçe bol kelime kullanılan bir dildir. Biz erkeklerin on kelime ile anlattığı bir konu, Bükçe'de en az yüz kelime ile anlatılır. Dinlerken sabırlı olacaksın. Mesela karın o gün kendine elbise aldı, diyelim. Bunu sana "Bugün bir elbise aldım." diye söylemez. Elbise almak için dışarı çıktığı -ndan başlar, kaç mağazaya gittiğinden, almak için kaç elbise denediğinden, indirimlerden, yolda gördüğü tanıdıklarından, alırken yaptığı pazarlıktan devam eder ve sana kocaman bir hikaye anlatır.
-Hikaye dili yani?
-Aynen öyle. Sen akıllı bir erkek olarak ona asla, "Hikaye anlatma, ana fikre gel, kısa kes." demeyeceksin. Böyle bir şey dediğinde bittin demektir. İster öyle de, istersen "seni sevmiyorum." de. İki durumda da "seni sevmiyorum" demiş olacaksın.
-Ne alakası var baba "seni sevmiyorum" demekle "kısa anlat" demenin?
-Çok alakası var. Kadınlar dinlenmedikleri zaman sevilmediklerini düşünürler.
-Bu önemli. Bükçe'de dinlemek sevmektir diyorsun.
-Aynen öyle. Devam edelim. Bükçe ima dolu bir dildir. Kadınlar konuşurken bir şeyler ima etmeyi severler. Biz erkekler de imalı konuşuyoruz diye düşünürler ve gözlerimizle onlara ne demek istediğimizi çözmeye çalışırlar. Oysa erkeklerin ima yeteneği pek gelişmemiştir. Bizim kastımız söylediğimiz şeydir.
-Geçen hafta Canan bana "Bir kaç kilo daha versem gelinliğin içinde daha iyi duracağım." dedi. Ben de "Böyle de iyisin." dedim. Canı sıkıldı, bir kaç saat surat astı. ";Neyin var?" diye sordum. "Hiçbir şeyim yok." dedi. Sence nerede hata yaptım?
-"Böyle de iyisin" derken o "de" ekini orda kullanmamalıydı n. Canan bunu şöyle anlamıştır. "Böyle de fena sayılmazsın, eh işte, idare edersin ama tabi daha da iyi, daha da güzel olabilirsin."
-Peki ne demem gerekiyordu?
-Şunu hiç unutma. Kadınlar kendileri ile ilgili, giysileri ile ilgili ya da aileleri ile ilgili bir soru soruyorlarsa, kesinlikle iltifat bekliyorlardı r. Es kaza eleştirmeye kalkarsan yandın. Bunu hiç unutmazlar. O gün "Hayatım sen zaten Çok güzelsin, kilo vermeye falan bence ihtiyacın yok." deseydin, günün zehir olmazdı. Mesela bir gün kucağına oturup "Ağır mıyım?" derse sakın ;Evet, biraz" falan deme "Hayır" de. Yoksa bir daha kucağına oturmaz.
-Yani diyorsun ki bir kadın her daim güzeldir, her giydiği yakışır ve her kadının annesi bir hanımefendi, babası da beyefendidir. Bana ne yaparlarsa yapsınlar.
-Aferin oğlum, çok hızlı anlıyorsun bana çekmişsin. Kadının, kendi anne babasıyla sorunu olsa, kendi eleştirir ama asla senin eleştirmeni kabul etmez. Bunu kendine hakaret olarak alır.
-Ve asla unutmazlar, değil mi?
-Aynen öyle. Yıllar once annene, annesi için "Biraz cimri." demiştim. Hala "Sen benim annemi sevmezsin." der ve annesi bize bir şey aldığında gözüme sokar, en çok göreceğim yere koyar.
-Hadi o konularda dilimi tutarım da, şu ima işini çözmek zor geldi.
-Zor gibi ama biraz gayret edersen çözersin. En önemlisi imaları anlayacaksın ama "Sen şunu mu demek istiyorsun?" diye asla yüzüne vurmayacaksın.
-Anladım. Anlayacaksın ama anladığını belli etmeyeceksin. Buna şöyle de diyebiliriz. O beni iğnelediğinde "Niye bana iğne batırıyorsun?" Diye sormayacağım, o iğneyi ben kendi kendime batırmışım gibi yapacağım.
-Güzel ifade ettin oğlum. Mesela dün öğlen annen beni aradı. "Akşama tok mu geleceksin?" diye sordu. Beni biliyorsun akşam yemeklerinde hep evdeyimdir. Kırk yılda bir dışarıda yerim onu da haber veririm. Tabi ben hemen anladım annenin ne demek istediğini. "Tok gel, yemekle uğraşmak istemiyorum" demek istiyor. Anladım ama tabi "Ne demek istiyorsun?" demedim.
-Dün çok yorulmuştu baba, düğün alışverişine çıkmıştık.
-Bunun pek çok sebebi olabilir. Yorulmuş olabilir, bir kabul gününden tok gelmiş olabilir, bin beş yüzüncü diyetine başlamış ve o gün yemekle uğraşmak istemiyor olabilir. Ama bunu biz erkekler gibi kısa yoldan "Canım benim karnım tok, sen de dışarıda bir şeyler ye, ya da yorgunum, gelirken bir seyler getir yiyelim." demez. Sanki böyle derse, iyi ev kadını rütbesi tozlanacak, mevki kaybedecek. İlla Bükçe anlatacak, asık bir yüzle karşılaşmamak için senin de anlaman gerekiyor. "Hayır, evde yiyeceğim ama istersen hazır bir şeyler alıp geleyim, ne dersin?"dedim. "Tamam." dedi. Döneri sever biliyorsun, dün eve giderken, ekmek arası döner yaptırdım. Onun dönerini de porsiyon yaptırdım. Bunu düşündüğüm için ayrıca sevindi. O da diyette, düğünde daha zayıf görünme derdinde bu sıralar.
-Bu Bükçe'de kısa konuşma yok mu baba?
-Var ama yerinde olsam hiç tercih etmezdim. Kadın konuşmuyorsa ya da kısa konuşuyorsa kesin ciddi bir sorun var demektir. Mesela baktın canı sıkkın, soruyorsun, "Neyin var?" diye. "Hiçbir şeyim yok." diyorsa, aman bir şeyi yokmuş diye bırakma. Yoksa az sonra, çok ilgisiz olduğundan yakınarak, ağlamaya başlar.
-Bükçe'de "Hiçbir şey yok." demek ";Çok şey var, benimle ilgilen." demek oluyor, o zaman.
-Evet. Biz erkekler "Bir şey yok." diyorsak ya gerçekten bir şey yoktur, sadece başımızı dinlemek istiyoruzdur ya da bir sey vardır ama; "Şu anda konuşacak bir şey yok." diyoruzdur. Her ikisinde de konuşmak istemiyoruzdur. Ama kadınlar ilgiyi sevgi olarak gördükleri için "Bana değer veriyorsan, ilgilen ki anlatayım." demek istiyordur. Çok nadiren gerçekten anlatmak istemiyor olabilir, o zaman da fazla üstüne varıp bunaltmayacaksın tabi.
-Bir arkadaşım da "Kadınların 'Peki.' demesi tehlikelidir" demişti.
-Doğru. Bir kadının ağzından çıkan kuru bir "peki" , "olur" , "tamam" her zaman tehlikelidir. Bu Bükçe'de "Şimdi tamam diyorum ama acısını daha sonra çıkaracağım." demektir. Sana en kısa zamanda kesin bir ceza keser. Fakat pekinin yanında "Peki canım, olur hayatım" gibi bir hoşluk ekliyorsa korkmaya gerek yok.
-Zor bir dil baba.
-Yok yok gözün korkmasın, her yabancı dil gibi. İlk başlarda biraz çalışacaksın, pratik yapacaksın, bazen hatalar yapacaksın, dikkat edeceksin sonra otomatiğe bağlanırsın. Kolay yanı şu; senin bükçe konuşman gerekmiyor. Dili anlaman yeterli.
-Anlamak da pek kolay değil ama.
-Korkma, o kadar zor değil. En önemli kuralları ben sana öğretiyorum zaten. Devam edelim. Kadınlar istediklerini söylemek zorunda kalınca, düşünemediğimiz için biz erkeklere kızarlar ve konuşurken suçlayarak konuşurlar; fakat suçladıklarının farkında olmazlar. Sitem ediyoruz zannederler.
-Nasıl yani?
-Mesela, karın sana "Ne zamandır dışarı çıkmadık." derse bunu suçlama olarak üstüne alma, canı seninle gezmek istiyordur, bunu sen düşünüp teklif etmediğin için kalbi kırılmıştır. Maksadı seni suçlamak değildir. "Daha geçenlerde gezmeye gittik." gibi bir savunmaya girme. "Tamam canım haklısın, ben de istiyorum, en kısa zamanda gideriz." de, konu kapanır.
Tabi ilk fırsatta da sözünü yerine getirirsen iyi olur.
-Küçük ama önemli detaylar.
-Aynen öyle. Mesela karın "Üşüdüm." diyorsa, "Üstünü kalın giy." demeni ya da kombiyi açmanı değil, ona sarılmanı istiyordur.
-Keşke okullarda öğretselerdi biz erkeklere Bükçe'yi. Ne kadar erken başlasak o kadar çabuk kavrayabilirdik belki.
-Haklısın, aslında ben de sana öğretmek için geç kaldım. Neyse zararın neresinden dönülse kardır.
-Not mu alsaydım… Epeyce detayı varmış dilin.
-Sen bilirsin oğlum, unutacaksan al. Keşke ben de not alıp gelseydim. Umarım sana eksik öğretmem. Şimdi aklıma geldi. Kadınların en nefret ettiği sözcük "Fark etmez."dir. "Fark etmez"i kadınlar "Hiç umurumda değil, ne yaparsan yap!" diye anlarlar.
-En değerli sözcük nedir?
-Sen bil bakalım.
-"Seni seviyorum." herhalde.
-Evet, kadınlar "Seni seviyorum." sözünü sık sık duymak isterler. Biz erkekler ";Söylemiştim, zaten biliyor." diye bu konuda gaflete düşmemeliyiz.
-Bükçe sadece konuşma dili midir baba? Bunun bir de davranış dili var gibi geliyor bana.
-Zekan kesinlikle bana çekmiş. Ben de tam ona geliyordum. Davranışlar da çok önemli tabii. Kadınlar küçük şeylere önem verirler. Akşam ona sarıl, televizyon izliyorsan sarılarak izle. Gündüz onu düşündüğünü ifade etmek için kısacık da olsa bir mesaj gönder, küçük sürprizler yap. O yemek hazırlarken ona yardım et, salata yap, çay demle.
-Akşam gelip sırt üstü yatmak yok yani.
-Gözünde büyütme. Sayınca çok şey gibi görünüyor ama aslında bunlar zaman alacak, zor ve masraflı şeyler değil. Sen bu küçük şeylere dikkat et, zaten karın sana paşa gibi davranır, seni yormaz. Bir erkek bu küçük şeylere dikkat etmezse zamanını karısıyla büyük kavgalar yaparak geçirir. Sevgiyle geçirmek varken niye kavgayla geçiresin ki? Kadınlar çok vericidir ama, eğer sen hep alıp hiç vermezsen, bir gün birden patlarlar. Küçük küçük alırlarsa, büyük büyük verirler.
-Tamam baba, bunlara dikkat edeceğim.
- Garson yemek tabaklarını kaldırırken oğlumun telefonu çalmaya başladı. Belli ki nişanlısı arıyor, konuşmak için deniz kenarına doğru adımlamaya başladı. Az sonra geldi.
-Baba çok teşekkür ederim. Bükçe'yi anlamaya başladım. Canan aradı. "Salonun perdeleri ne renk olsun karar veremedim, yarın birlikte mi baksak?" dedi. Tam "Fark etmez, sen seç." diyecektim ki bunu senin söylediğin gibi "Ev de perde de umurumda değil." gibi anlayacağı aklıma geldi. "Tabii canım, istersen birlikte bakabiliriz ama ben senin zevkine güveniyorum, sen seç istersen." dedim, çok mutlu oldu. Kendi seçecek.
-O zaten perdeyi çoktan seçmiştir de kadınlar illa yaptıklarını onaylatmak isterler. Birlikte de gitsen o seçtiği perdeyi almak isteyecektir. Biz erkekler onların ne demek istediklerini anlarsak, işlerden kolay sıyırırız.
-Baba tekrar teşekkür ederim. Bu iyiliğini hiç unutmayacağım. Bana Bükçe'yi öğretmeseydin halimi düşünmek bile istemiyorum.
-Şanslısın oğlum. Benim seninki gibi bir babam yoktu. Bunları deneye yanıla öğrenmem yıllarımı aldı. Sen yine iyisin, hazıra kondun. Güle güle kullan, isteyene de öğret, herkes de güle güle kullansın. Kullansınlar ki yüzleri gülsün."
Çok hoş değil mi? Aşağıdaki kitaptan alıntıdır...
Sema Maraşlı
Eşimle Tanışmayı Unutmuşuz
17 Şubat 2009 Salı
CANIM AİLEM
ttp://www.diziler.com/index.php?page=shows&id=1443 ( Resmi buradan aldım.)
Canım Ailem dizisini çok beğenerek izliyorum... Öyle ki salı akşamlarını sabırsızlıkla bekliyorum... ATV izlemek istemediğim bir kanal, ama bu dizinin hatırına salı akşamları saat 20.00'de televizyonun karşısındaki yerimi alıyorum...
Tüm oyuncular birbirinden başarılı. Hangi birinden söz etsem ki... Uğur Yücel (Samim) , Ozan Güven(Ali), Şebnem Bozoklu(Meliha), İlker Aksun(Halim), Ezgi Mola( Feride), Funda Eryiğit (Seyhan) , Sezgi Mengi( Yiğit), Deniz Denker, Alpay Şayhan ve diğerleri ve Cabbar Ağa...
Gerçek aşk görmek isteyenlere (Issız Adam'ınki de aşk mıydı?) bugünkü bölümde doruğa çıkan Seyhan ve Ali'nin aşkını, dizinin tekrarından da olsa, izlemelerini öneriyorum. İki gün sonra nişanlısıyla düğünü olmasına karşın Ali'ye koşuşuna bile kızamadım. Hatta ohhh be dedim kendi kendime! Eşim, Bu kadar da olmaz!" dedi, ama ben "Olur olur, sen dizinin önceki bölümlerini izlemediğin için öyle söylüyorsun!" yanıtını verdim.
Diziye emeği geçenleri kutluyorum. İzlemeyenlere öneriyorum...
Yapımcı: Erol Avcı - Yönetmen : Sadullah Celen - Senaryo: Selin Koç
Herkese iyi seyirler...
"CÜMLE KAPISI" ARMAĞAN KİTABIM BENİM

Armağan kitabım Ankara'dan geldi. Kitap Dostu Sevgili Yusuf Türkoğlu tarafından gönderildi...
Çok kitap armağan etmişliğim var, bir o kadar da bana armağan edilmiş kitaplar oldu. Hepsi ayrı ayrı önemli benim için. Kitap başlı başına önemli, bir de armağan olunca değerinin ölçülmezliğini siz sevgili kitap dostları bilirsiniz zaten...
Ancak bugün hepsinden farklı bir duyguyla karşı karşıya kaldım. Hiç tanımadığım bir insan bana kitap gönderdi! Bu çok hoş duyguyu şu anda yeterince tanımlayamıyorum. Ama dileğim kitap dostluklarının sürekli dostlukların başlangıcı olması...
"Yusuf Türkoğlu" adını, listelerde gördüğümde isim bana hiç yabancı gelmedi. Acaba eski bir öğrencimle mi karşılaşıyorum, diye düşünmüştüm. Blogunu ziyaret ettim, yazılarını okudum. Adres için iletişim kurduk, sonra da kitabımı beklemeye başladım. Ve kitabım geldi. Anladım ki "Türkoğlu" soyadı bende geçmişe yönelik bir yanılsamaymış. Ama tanıştığıma sevindim Sevgili Yusuf, kitap için çok teşekkür ederim.
Sevgili Yusuf kitabın ilk sayfasına güzel bir not düşmüş. Sizlerle de paylaşmak isterim:
"Zihin arı,
Kitap çiçek,
Dış dünya kovan..."
(Cemil Meriç)
Ve bir not daha:
"Sevgi dolu saygılarımla..."
Bir kez daha teşekkür ediyorum, çok etkilendim bu notla da...
....
"Cümle Kapısı" , Deneme türünde bir kitap. Yazarı Nazan Bekiroğlu... Kitabı da yazarını da hiç duymamıştım. İlk iş olarak kitabın sayfalarını göz gezdirerek incelemek oldu. Sonra arka kapağa baktım. Yazarın ilk cümlesi hoşuma gitti:
"Kelimeyle değil, cümleyle düşündüğümü fark ettim ben." diyor ilk cümlede.
Daha sonralarda ise:
"Cümle Kapısı: Kalbin Kapısı." demiş yazarımız.
Kitabın son bölümündeki "İçdökümü" bölümüne de göz attıktan sonra, biraz da google'de yazar ve yapıtları hakkında bilgi edindim. Geniş zamanda okuyacağım bu kitap bende değişik bir yolculuk heyecanı yarattı. Okuduktan sonra da yazacağım değerlendirmemi...
Şimdilik bu kadar. Son söz olarak emeği geçen herkese tekrar tekrar teşekkür ederim. Masamın üzerinde duran armağan kitabım, okunduktan sonra kitaplığımın raflarında kendisine bir yer bulacaktır inanın...
Kitap dostluklarının gerçek dostlukların kapısını aralaması dileğiyle herkese iyi okumalar...
KİMSE YOK MU
"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...
-
ANKETİN SORUSU ŞU: Sizce Türkiye'nin en ÖNEMSİZ sorunu nedir? Seçeneklerden sadece birini tıklayacaksınız. Şimdiden teşekkürler...
-
Eşime sordum: "57" dedi, inanamadım! Şaka yapıyorsun, dedim. Hesapla bak, dedi. Hesapladım, hesapladım işin içinden çıkamadım......
