
ANA
Gideceğini söylediği gecenin ertesi günü dairedeki arkadaşlardan borç para aldım. Aybaşına daha çok vardı. Böylece parasını da hazırlamış oldum; "Gidiyorum" dediği zaman çıkarıp vermeliydim. Ama İstanbul'a çağrıldığını öğrenince, istemesini beklemedim, aylık harçlığının tümünü çıkarıp verdim. Şaşırdı.
_ "Niye erken veriyorsun?" diyemedi.
_ "Yeter mi bu para?" dedim.
_ "Çok bile anacığım." dedi.
O iki gün içinde İstanbul'un sözünü bile etmedi nedense. Oysa hep bekliyordum. Hele ikinci günün sabahı, daireye gidiyordum, onu öyle sabah gazetelerine kapanmış görünce bayağı şaşırdım. Düzenlenen "gece" ye yetişibilmesi için hemen yola çıkması gerekiyordu. Dayanamadım dairede, öğleyin atladım bir arabaya, eve geldim. Ayakkabıları da, postalları da kapının içindeydi. Evdeydi. Gitmemişti. Odasının kapısı aralıktı. Geldiğimi duyunca:
"Sen misin?" dedi.
Dedi ama, güpegündüz eve gelişime de şaşmadı. Oysa öğlenleri eve gelmezdim.
Dalgındı.
Dayanamayıp az daha, neden İstanbul'a gitmediğini soracaktım. "Kızcağız orada seni bekliyor..." diyecektim.
İyi ki demedim.
"İstanbul'a gideceğimi nereden biliyorsun?" dese, ne derdim ona.
"Minik işi de böylece kapandı, İstanbul'a gitmedi.
Demek gideceği yer başkaydı.
BABA
O gece ablasıyla eniştesi bizdeydiler, geç vakit kalktılar.
O da o gece gitti.
ANA
Benden bir bardak çay daha istemişti. Boşalan bardağını aldım, dışarı çıktım, ardımdan mutfağa geldi.
"Bu gece gidiyorum." dedi.
Çayı koyamadım. Çaydanlığı elimden aldı, bardağını kendi doldurdu, onun da elleri titriyordu, çayını koyarken gördüm.
"Hiçbir şey sormayacaksın." dedi.
Hiçbir şey sormadım.
Çayını aldı, salona döndü. Oracıkta, yanan ocağın başında, bir şeyler düğümlendi şurama, tıkandım, salona yanlarına dönemedim.
ANA
Günleri haftalar, haftaları aylar kovaladı. Bir adres bile bırakmadan gitmişti, nerelerde olduğunu bilmiyorduk. Aylarca dolaşmışlar. Hiç de bilmezdi çocuğum oraları, nereden bilsin, büyük kent çocuğu, bütün bilgisi kitaplardan, hiç çıkmadı ki dışarılara; çocukluk işte.
Bir gün de baktık, gazetelerde boy boy resimleri, adı herkesin ağzında. Vallahi, ne yalan söyleyeyim, sağ olarak yakalanışına sevinmiştim. Ne de olsa analık. Analık demek bencillik demek mi? Kendi kendime sorduğum oluyor: " Oğlum ölmedi diye, ölenlerden biri de benim oğlum değil diye böyle açık açık sevinmekle suç mu işliyorum yoksa? A-ahh, olmaz, diyorum, bu benimkisi analığı aşan bir şey, düpedüz bencillik, diyorum. Böyle diyorum ya, başka türlüsü de gelmiyor elimden. Canımın içinden çekip çıkarmışım, dokuz ay şuramda taşımışım, yıllar boyu gözüm gibi üstlerine titremişim, bunca emek vermişim, dal gibi yetiştirmişim, saçlarım ağarmış onları insan içine çıkarmak için, kolay mı? Bencillikse bencillik, başka türlüsünü yapamıyorum.
BABA
Aylarca taşındık durduk mahkeme salonlarına. İşimden ayrıldım. Mide kanaması geçirdim. Hanımın saçları süt gibi oldu. Karar verildiği gün çıldıracaktık. Yargıçlar kararı okuduktan sonra kalemlerini kırdılar. Yandık. Kavrulduk. Öldük öldük dirildik. Görüşme gününe daha üç gün vardı. O üç gün bizim evden yüzlerce ölü çıktı sanki. İçimiz yangın yerine döndü.
Bir on yılım da orada gitti işte.
ANA
Görüşme günü gelip çattığında; oraya ölülerimiz gitti sanki. O cam bölmeli daracık aralığa nasıl girdim ben bilirim. Oysa, tozlu camın ötesinde, birden yine o vardı, oğlum vardı, canım yavrum. Sanki sokak kapımızdan evimize girer gibi girmişti oraya. Ağlıyordum. Ağlamaktan çocuğumun güzel yüzünü doğru dürüst göremedim bile...
Erdal Öz'ün "KANAYAN" isimli yapıtından alıntıdır. Onun "Darağacında Üç Fidan" ını da okumanızı öneririm...
Çocuklarımıza kıymayın Efendiler!
HİÇBİR ŞEKİLDE KIYMAYIN!
İnsanlığınızı hatırlayın...
Analara Babalara kıymayın!
Bu ulusa da...
BAKINIZ:
YİBO SİİRT
Bir Milyon Kalem: Çocuk İstismarına Karşı El ele
Özgür Anne'den: "Kutsal OLmak İstemiyorum"
ANNELERİMİZİN GÜNÜ KUTLU OLSUN.
KAYBETTİKLERİMİZİ YÜREĞİMİZLE ÖPÜYORUZ DEĞİL Mİ?
Ve Annemiz için harcamayı düşündüğümüz para varsa onu NEHİR İÇİN KULLANIYORUZ...