29 Ocak 2020 Çarşamba

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim
bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu
bu uğultulu yangın gecesini
rezil rezil bağırtan ben değilim
gemiler kendileri bağırıyorlar
galata kulesi kendiliğinden bağırıyor
ben kendim bağırıyorum bilmeyerek
haykırdığımın farkında olmayarak"

Yoktum uzun zamandır. Geldim bak. Geldim ama kapılar kilitliydi. Anahtarı yeniden yaptırmam gerekti. Sonunda içeri girdim bir yabancı gibi... Emeklemeye başladım bebekler gibi... Öğrenmeye çalışıyorum çocuklar gibi... Coştukça coşuyorum gençler gibi... Hatırlamaya çalışıyorum yaşlılar gibi...

" KİMSE YOK MU" Bu bir çığlık... 

Kimse var hatta kimseler var. Var ama sadece depremde var felaket zamanı var. Yooo gurur duyuyorum hepsiyle. Canla başla yardımlaşıyoruz ne güzel. Güzel ama keşke felaketler gelmeden güçlerimizi birleştirsek gerekli önlemleri alabilsek...

Benden bu kadar şimdilik...

 Bloglarda da büyük sessizlik var galiba... Sesimi duyan var mı?




5 Ocak 2018 Cuma

MANKURTLAŞTIRMA (ULUSAL KİMLİĞİNİ ve KİŞİLİĞİNİ UNUTTURMA)



Mankurtlaştırma efsanesine göre , Juan- Juanlar, bozkırı işgalleri sırasında korkunç işkenceler yaparlarmış. Bu işkencelerden biri
" deri geçirme işkencesi " ymiş. Buna göre , önce esirin başı kazınır, saçları tek tek kökünden çıkarılırmış. Yeni kesilen bir devenin derisi esirin kanlar içerisindeki başına sarılırmış. Bu işkenceye uğrayan kişi, ya acılar içinde ölür veya hafızasını tamamen kaybederek geçmişini hatırlamayan bir mankurt , yani geçmişini bilmeyen bir köle olurmuş.

"Gün Uzar Yüzyıl Olur" adlı eserinde Cengiz Aymatov, mankurtlaştırılan Jaloman'ın ve annesi Nayman Ana'nın trajik durumunu  oldukça etkileyici bir şekilde anlatmış. Bence okumaya değer bir eser. Okumayanlara önerilir.

31 Aralık 2017 Pazar

ANAHTAR NEREDE?



 "Bir gün Nasrettin Hoca anahtarını düşürmüş. Bahçede bir o tarafa bir bu tarafa bir şey aradığını görenler sormuşlar. Anahtarımı kaybettim de onu arıyorum demiş Hoca.
  Komşular yardıma gelmişler ama nafile bir türlü bulamamışlar. Burada mı düşürdün, iyi biliyor musun? demişler.
   Yok demiş, ahırda düştü.
   İlahi hoca ahırda düşen anahtar, bahçede aranır mı?
Hoca gülmüş.
-Ahır karanlık üstelik yerler saman dolu, burası aydınlık da ondan burada arıyorum."


Yeni bir yıla başlamak üzereyiz ve ben yeniden buradayım.

 Uzun bir süre yazacak derman bulamadım, sonra yazmak istedim, bloguma giremedim iyi mi? Şifremi unutmuştum, misafir gibi gidip geldim. Ve sevgili Özge'm yetişti sorunumu çözdü.

 Ancak bu kez de noktalama işaretlerinin yerini bulamıyordum. Yeni bilgisayarım iyiydi hoştu ama İngilizce klavyeliydi. Biraz çabayla noktalama işaretlerime de kavuştum. Ve yazıyorum... Bunun benim için ne kadar önemli olduğunu anlatamam. 

2017 zor bir yıldı, ulus olarak çok sıkıntılar yaşadık. Sorunlar büyüktü, ama çözümsüz değildi. Anahtarın yeri biliniyordu ama sürekli aldananlar halkı aldatıyor, anahtarı tehlikeli sularda arıyormuş gibi yapıyordu.  Çünkü bu ortam işlerine geliyordu.

2018 geliyor, gelsin bakalım. Eski yılın sorunlarıyla geliyor. Korkarım çığ gibi katlanarak büyüyen sorunlarla... 

Ama sorunlar çözümsüz değildir yeter ki anahtarı doğru yerde arayalım. Ulusça aklı rehber edelim, Atamızın çizdiği aydınlık yoldan gidip umutla, inançla çabalayalım. 

Yeni yılda iyiden güzelden doğrudan yana tüm dilekleriniz gerçekleşsin dostlar... 

Yeniden merhaba... 



18 Aralık 2017 Pazartesi

SELAM

Kaç zaman oldu yazmayalı... 

12 Kasım 2013 Salı

BAŞEĞMEZ ULUSAL DİRENÇ

"Ekmekle sevgi nerde birleşir bilir misin?
Özgürlükte.
Yurt uğrunda ölenler yurtlarınca sınırsızdırlar
Saygı ile dur da say.

Uyanıktır, uyanacaklardır toplumlarımız
Yöneticilerini avuçlarına alsan da
Başeğmez ulusal direnç,
Ulusu yurda say."(F.H.D.)
 

"Bir ülkeyi ele geçirmek, o ülkenin başındakilere egemen olmakla başarılamaz. Bir ulusun benliği ele geçirilmedikçe, bir ulusun direnç sistemi kırılmadıkça, o ülkeye egemen olma olanağı yoktur." ATATÜRK




"İstemdir
Ana oğul dede kız
İçi dışı yangın iken
Mustafa Kemal'in bakışlarında
Yaşamak dipdiri parlar yalnız.
İstemdir
Bende sende onda ötekinde milyon milyon ağız
İşte haykırır geleceğe
Ne çıkar yanmışsa yıkılmışsa yarısı yurdun
Biz bütün yurdu bir daha yaratacağız." (F.H.Dağlarca)


"Ey yükselen yeni kuşaklar! Gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk. Onu yükseltecek, sürdürecek sizsiniz." ATATÜRK


Ey Mustafa Kemal

Yüreğimde duyuyorum düşündüğün devrimleri
Özgürlüktür tek güvencim.
Ey Mustafa Kemal
Sana andiçerim ki
Varmazsam gösterdiğin yerlere
Çalışmamakla iğrencim.

Uyguladığıncadır
Sömürüye, sömürgene direncim.
Ey Mustafa Kemal
Yurduma andiçerim ki
Aşmazsam yaptıklarını
Karanlıkla iğrencim. (F.H.Dağlarca)


 

10 Kasım 2013 Pazar

ATATÜRK'Ü SAYGIYLA ANIYORUZ

Ne Senden Vazgeçeriz Ata'm, Ne senin eserinden... İlke ve devrimlerinin bekçisiyiz. Uyuyanlara inat dimdik ayaktayız...

4 Kasım 2013 Pazartesi

MAVİ MISRALAR

"Şiir deniz gibidir. Deniz sonsuzluktur. Her bitişinde yeniden başlamasıdır. Demir alıp açılmasıdır. Bu, bir bitiş değil, her seferinde yeniden varoluştur. İçinde sonsuz öz'ler vardır. Bilinç altı, macera, aşk, kavga, melankoli, boşluk, çıkış, düşüş, geriye dönüş, ileriye gidiş, dinginlik... ve hepsinin sarmalı hayatı tekrar tekrar yeniden keşif. Bundandır insan etine dokunup yakan her keşif ayrı bir zevki türetir. İşte bu, sonu olmayan şiir denizi'nin ta kendisidir. 

İşte bunun için; doğma büyüme Ankaralı, İstanbul Boğaziçi Üniversitesi mezunu ve sıkı bir deniz sever olarak şiir kitabımın adı, 'Mavi Mısralardır'..."


Değerli Blog Dostum " Mehmet Osman Çağlar" ilk şiir kitabını Haziran 2013'te yayınladı; adıma imzaladığı kitap elime geçer geçmez okumaya başladım. Sizlerle paylaşmayı çok istediğim halde çeşitli nedenlerle bugüne kaldı. 
"Mavi Mısralar" sadece bir şiir kitabı  değil. Her biri bizi duygu denizinde sürükleyen, kimi zaman kendimizi dalgalarla boğuşurken bulduğumuz şiirlerinin yanında; içinde bize, toplumumuza,insanlığa dair çok şey bulacağımız denemeleri de var Mehmet Osman Çağlar dostumuzun...

"Bu şehirde de insanlar özgür değiller, bilmiyorlar ama kalabalıklar içinde çok yalnızlar ve sevgiye ihtiyaç duyuyorlar... Sadece yaşamaya çalışıyorlar sessizce ve suçluca... Acemi, sahta gülüşler... Şartlı reflekse dönüştürülmüş zavallı beyinleriyle kaderlerine boyun eğmişler. Dedim ya sevdiğim, hiçbir şey eskisi gibi değil... Ellerinde değişik oyuncaklarla mutluluk oyunu oynayan mutsuz maskeler..." 

diyor "Saklı Kent" başlıklı denemesinin son paragrafında. Dostumuz bizi uyarıyor, tehlikenin büyüklüğünü fısıldıyor yüreğimize...

 Şiirlerinde de insana dair çok şey var; aşk,özlem,hüzün, karamsarlık, deniz tutkusu, insan sevgisi, umut, umutsuzluk... 

"İNANIYORUM" adlı şiirine bakıyorum. Eski zamanlara özlem var, karamsarlık var, umutsuzluk var. Bütün bu olumsuzluk içinde pırıl pırıl umut da var; iyi ki, iyi ki... Umutsuz olmaz, umutsuz yaşanmaz; umudumuzu hep canlı tutmak zorundayız değil mi canlarım?

İNANIYORUM

Ne zaman
bu kadar yabancılaştık
nasıl da kanıksadık
ve neden bu kadar çabuk
kaçtık kendimizden...

Nerede o eski rüzgarların
kulağa hoş gelen şarkılarında
tutuklu kaldığımız özgürlük nağmeleri?
Nerede o eski romantik şövalyelerin
destansı öyküleri?
yazık, ne yazık,
bir bir düşüyor hepsi kara toprağa
KİM BİLİR BELKİ TOHUM OLUYOR
GÜBRELENİYOR ORMANA YENİ FİDANLAR.

Hava yine kararıyor
çöküyor dağların üstüne kabus gibi
yine zifiri karanlık
iyi tanıyoruz biz bu karanlığı
tünemiş avını bekliyor yarasalar
Atlantik'in ötesinden ötüyor baykuşlar.

Şiir kitapları roman gibi bir kez okunarak bırakılacak türden değil. Gerçi birkaç kez okuduğumuz romanlar da var, ancak sayıları fazla değil. Şiirler  her okuyuşta farklı duygular uyandırıyor. Bizi bize, bizi diğer insanlara yaklaştırıyor; uyuyan duygularımızı tetikliyor, az sözle çok şey anlatıyor. Sıkıldığımızda, bunaldığımızda, sözcüklerimizin duygularımızı anlatmaya yetmediğinde şiirlere sığınmamız bundandır... Şair dostumuz Mehmet Osman Çağlar, bize bu olanağı sağlıyor "Mavi Mısralar"da.

   Bakın "VAKTİ GELDİĞİNDE" şiirinde söylediklerine...

   "...........


Şimdi biz akşamları elimizde yasaklanan rakımız
kendi türkülerimizi yavaşça içiyor
gece yarılarına kadar sevişip
gün doğmadan aşk şiirleri yazıyor
hani sizin yok sanrısına kapdığınız
bireysel imgelerimizle
tenekede filizlenen tomurcukları suluyoruz ya...

...........

Sanmayın firavun beyler
bu düzen istediğiniz gibi böyle gidecek
devrim şarkıları dilimizde
hesap günü bozgununuzu bozmak için
özgür denizlerin dalgaları gibi çoğalıyoruz.

Ve hesap günü
tanrılarınız putlarınız hurafeleriniz
abileriniz bile sizi kurtaramayacak.

Denize tutkun şairimizin her biri ayrı güzellikte ve çeşitli temalardaki şiirlerinin hepsini sizlerle paylaşmamak için kendimi zor tuttuğumu itiraf etmeliyim, ama okumak isteyecek arkadaşlara haksızlık etmemek için burada bırakıyorum. 
Yok yok affınıza sığınarak son kez "DENİZ YAPACAKSIN" şiirinin bir bölümüyle veda etmek istiyorum. 

Doğacaksan denize doğacak,
Talebeliği, evliliği denizde yapacaksın.
Denizde aşık olacak,
Okyanusta savaşacak,
Öleceksen denizde öleceksin. 

Teşekkürler sevgili blog dostum, edebiyatımıza katkılarınız için. Bu daha başlangıç, yazmaya devam... Hem de dilediğin gibi yaşamaya...

 "Bunca yıl/ Ne kimsenin önünde eğildim,/El etek öptüm,/ Ne de sonradan görmüşleri, dinbazları/ Soframa oturttum,/ Uzak kalsın! 

30 Ekim 2013 Çarşamba

AÇIKLAMA

Hiç iyi değilim blog, hiç... Şairin dediği "Ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında." durumları...
Yazmak isteyip de yazamamak, çaresizlik; sözcüklere dökülünce daha çok acıtacakmış hissi veren hastalıklar, ameliyatlar... 

Beş yıl önceydi. Ablam göğüsteki kitle nedeniyle ameliyat olmuş, ardından da kemoterapi almıştı. Geçti derken göğüs akciğere metastas yapmış, şimdi yeniden tedavi başladı. Hasta olan ben olsam sanki dayanma gücüm daha fazla olacakmış gibi geliyor.
 Ona yardımcı olmak için apar topar İstanbul'a taşındık. Öyle bir taşınma ki ben gitmeden eşim eşyalarımızı toplayıp getirdi; hiç kimseye veda edemedim; evime son kez bakamadım; otuz altı yılımı verdiğim şehrime hoşçakal diyemedim. Bunlar beni üzse de önemi yok; yeter ki bu çabalarımız işe yarasın... 

Siz blog dostlarıma da zaman ayıramadım, selamsız sabahsız yok oluverdim. İnternetim yeni bağlandı. Arayan, soran, ileti gönderen, merak eden tüm dostlarıma teşekkür ediyorum. 

Dünkü Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına ben de katıldım. Hem oradaki  hem de ,haberlerden, diğer illerdeki coşkuyu  görmek bana çok iyi geldi.  Bir kez daha bayramımız kutlu olsun.

    

28 Ekim 2013 Pazartesi

CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN


14 Haziran 2013 Cuma

TAKSİM ANA DOLU...

BU ANADOLU VAR YA BU ANADOLU
BU SAPSARI SITMA, BU MASMAVİ GURUR
NE TOSUNLAR DOĞURURMUŞ NE TOSUNLAR
BAK DAHA NELER DOĞURUR...


(Bedri Rahmi Eyüboğlu )