Deniz Feneri Kimleri Yakacak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deniz Feneri Kimleri Yakacak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Şubat 2012 Perşembe

SONUNDA HEPİMİZ FENERCİ OLDUK

Yanlış anlaşılmasın lütfen, Fener Bahçe'den söz etmeyeceğim. Gerçi söylenecek çok şey var, adamlar orada da belge saklıyorlar birbirlerinden; istifalar mistifalar neyin sesi!.. Fener Bahçe'ye yapılan haksızlık gibi görünüyor buradan. Çocukluktan Galatasaraylı olarak kınıyorum, doğruysa, yapılanları. Bu arada Galatasaraylıların AKP'ye oy verdiklerini söyleyen şaşkına da bir çift söz söylemeden asıl konuya geçemeyeceğim.
Siz, şöyle göğsünü gere gere "AKP'ye oy verdim." diyenini gördünüz mü? Ben görmedim.
Neyse sözü uzmanlara bırakıyorum. Pis kokular gelmese bana ne diyeceğim de...

Gelelim asıl konuya. Başlıkta dediğim gibi sununda hepimizi fenerci yapacaklar. Yok yok, fotoğraftaki Deniz Feneri değil, dokunan yanıyor ona da.Hiç dokunur muyum? Koca koca savcılar kendini savunamıyorsa benim gibi emektar bir anneanenin yapacağı fazla bir şey yok. Bana ne diyeceğim de burnuma çok pis kokular geliyor...

Fotoğraftaki birilerinin kararttığı dünyamızı aydınlatmaya çalışıyor. Babamın Feneri bu... Bizim evdeki ışıldak cinsinden. Şimdi evimizin en saygın eşyası o. Burada da babamın feneri baş köşede duruyor artık...

Haa, ben hala Alanya'da babamı bize götürmeye ikna çalışmaları içindeyim. Hiç taviz vermiyor. Kar, buz haberlerini izliyor. Yollar kapandıkça, uçak seferleri iptal oldukça gizli gizli seviniyor belli etmese de...
Her akşam, yarın güneş açacak; burası böyle değildi eskiden diyor; sabah yağmura uyanınca düzelecek diyor, beni kandırmaya çalışıyor. Dur bakalım hangimiz kazanacağız?

Güneş, ah güneş! Güneş demek sıcak su demek Alanya'da. Banyo, çamaşır güneşin keyfine kalmış. Temiz olsun, her şey tertemiz olsun istiyorum. Suç mu? Bizimkileri ben hallederim, ama diğerlerine gücüm yetmez. El ele verilirse ancak kötü kokulardan kurtulabiliriz diye düşünüyorum.

Babamın feneri diyordum değil mi? Sizde de oluyor mu zırt pırt elektrik kesintileri? Elektrik kesilince her şey duruyor. Klimayla ya da elektrik ocağıyla ısınıyoruz Alanya'da. Her zaman yakmasak da kesilince üşüyoruz evin içinde. Çadırda kışı geçirmek zorunda bırakılan Vanlı yurttaşlarımızın sorumlusu bizmişiz gibi de utanıyoruz...

Gazetelerin yazdıklarına bakarsanız, tehlike kapıdaymış, daha sık karanlıkta kalacakmışız. Onun için hepimiz fenerci olacağız dedimdi ya! Fener yoksa ışıldak alın, mum alın. Allah kimseyi karanlıkta bırakmasın, karanlık işlere bulaştırmasın, iki cihanda yüzünüzü ağ etsin.

Amin demeyen...

12 Ocak 2010 Salı

DOKUNMAK DOKUNULMAK DOKUNDURMAK



Bir fıkra:


PAPAZ, iki metre ilerisinde Zangoç’a sormuş:

"Gizli gizli sen mi içiyorsun kutsal şarabı?"

Zangoç’ta derin bir sessizlik. İyice köpürmüş Papaz:

"Sana soruyorum be adam! Duymuyor musun?’"

"Hayır. Buradan hiçbir şey duyulmuyor efendim!"

"Olacak şey mi! İki adım öteden beni duymuyorsun?"

Zangoç bıyık altından gülmüş:

"İsterseniz yer değiştirelim, anlarsınız…"

Yer değiştirmişler. Bu kez Zangoç seslenmiş:

"Kilise için toplanan yardımları kim iç ediyor?’

Papaz kendi kendine söylenmiş:

"Hakikaten yahu! Buradan hiç bir şey duyulmuyor."


Gün gelecek,

Devran dönecek...



Not. Gülen Sansüründe Yeni Perde

Kürşat Bumin yazmış (Yeni Şafak)

30 Aralık 2009 Çarşamba

BU GİDİŞLE YENİ YIL YAZISI YAZAMAYACAĞIM

"ÇOK GÜZEL ŞEYLER OLACAK " demişti.

OLANLARI GÖRDÜK...

Şimdi de:

"GELECEĞİMİZ ÇOK PARLAK OLACAK" dedi.


İNANDINIZ MI?


*Okuyun, kararınızı verin. YALÇIN KÜÇÜK anlatıyor. TIKLAYIN LÜTFEN...

* *Bir de şunu okuyun.

***KAMER GENÇ'e de bir TIK...


NOT: Gözaltına alınan askerler serbest bırakıldı. Ancak suç unsuru kağıttan hala bir haber alamadık. Askere yutturamadıkları kağıdı kim yuttu? KAĞIDIN AKİBETİNDEN ENDİŞE EDİYORUM. BİLENLERİN İNSANİYET NAMINA...

17 Eylül 2009 Perşembe

GARİPLER ve GARİPOĞLU

Çocuk, babasına üzüldüğü için, teslim olmuş!

Teslim olmadan canı sucuk çekmiş! Yazık çok acıdık! İyi ki avukatı ısmarlamış da aç aç sorgulanmaya gitmemiş! Bu kadar zamandır, ne yer ne içer bu çocuk, dedik mi hiç?

Saklı yaşamak kolay mı? Siz kaç gün dayanabilirsiniz ki?
Hem üzgün, hem de aç!

Babasına çok üzülmüş, onun için teslim olmaya karar vermiş çocukcağız! Daha ne istiyorsunuz? Fesatlık yapmayın, pazarlık mazarlık olmamıştır hiç...

Yakalanmadan önceki yayınları izlemediniz mi? Daha ilk günden iyi çocuk olduğunu, pek çok dil bildiğini anlatmadılar mı bize? Evet, iyi çocuk bu! Babasına da üzülmüş zaten...

İstemeden olmuş her şey, bir anda! Babasına üzülmüş!

Miş miş de miş miş; muş muş da muş muş!..

Ya diğer babaya?

Diğer babayı ne yapacağız?

Eeee.... baba var baba var, babadan babaya fark var!

Ünlü Babalar,
Ünsüz Babalar...

Ünlü babalar üzülmesin yeter ki; ünsüz babaların ne yaşadığından kime ne?

Lime lime doğranmış, başı kesilmiş, bir kız var orta yerde! "Var" yanlış oldu, artık yok yok yok... yaşamıyor, yok artık! Kimseye yanıt veremez, babası da ünsüz!

O zaman vurun abalıya! Hakkında her türlü karalamayı özgürce yapabilirsiniz. Boy boy resimlerini yayınlayabilirsiniz! Bütün bunlardan payınıza düşen kazancı yanınıza kar sayabilirsiniz!

Adli Tıpta kanları bile karıştırabilirsiniz! Raporları hazırlarken yanlışlıklar yapabilirsiniz!

Posbıyıklarından korktuklarımıza: " Kızını dövmeyen, dizini döver!" anlamına gelecek seyler de söyletebilirsiniz. Kızların dışarda işi ne, anlayışını tetiklersiniz. Beyni hurafelerle dolmuş, örümceklenmiş kafaların sayısını çoğaltabilirsiniz. Siz de yok olun emi!..

"GELİP TESLİM OLAN SANIĞI" Yakalamış gibi, kameraların karşısına geçenler,

GEREKLİ ÖNLEMLERİ ALMADIĞI İÇİN, "Sel"de ölenleri nerdeyse suçluymuş gibi gösterenler,

"BEDELİ NE OLURSA OLSUN!" diyerek ulusun geleceğiyle ilgili kararları, tüm uyarılara rağmen, tek başına uygulamaya kalkanlar oldukça...

BU ÜLKEDE DAHA ÇOK ANALAR-BABALAR AĞLAYACAK DEMEKTİR.

16 Eylül 2009 Çarşamba

BLOGGERLER UYANIN


Uyanın artık! Yazıyorsunuz, okuyorsunuz da ne oluyor? Kime, ne faydası var? Kendiniz söyleyip kendiniz dinliyorsunuz. Kimseye de bir faydanız yok!

Bakınız insanlar harıl harıl çalışıyor, hem de yardım yapıyor! İşte gazetelerden aldığım bir haber, buyrun okuyun:



"Polis, işadamı Habib Kanat'ın uyuşturucu imalatı yapılan depolarını bastı. Piyasa değeri 2 milyar TL olan uyuşturucu hammaddesi ele geçirildi. Kanat'ın Ataşehir'de babasının adına cami yaptırdığı öğrenildi

Operasyonda Kanat'ın yanısıra yüksek kimya mühendisi Doç Dr. Hüseyin Rıza Işık'ın da aralarında bulunduğu 11 kişi gözaltına alındı. İmalathanelerde üretilen malın Ortadoğu'ya sevk eden işadamı Ş.H. ile oğlu Ş.M.H.'nin ise arandığı bildirildi.

İmalathanelerin başında bulunduğu gerekçesi ile gözaltına alınan Yüksek Kimya Mühendisi Doç. Dr. Hüseyin Rıza Işık ise, narkotik polisinin yakından tanıdığı bir isim. Uzun yıllar İstanbul ve Beykent Üniversitesi'nde ders veren Işık, bir dönem Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nde de uyuşturucu hapların içeriği ile ilgili bilirkişi olarak görev yapmıştı. Birçok polis çocuğunun üniversitelerden burs almasına yardım ettiği öğrenilen Işık, 2007'de extacy ürettiği için tutuklanmıştı. 14 ay cezaevinde kaldı. Serbest kaldıktan sonra 'imalata' devam etti."

Okudunuz mu haberi? Bizim gibi boş durmamışlar. Uyuşturucu ticareti yapmışlar. Kazandıkları parayı da yardım amaçlı kullanmışlar. İş bitirici bunlar! Nereye yardım yapacaklarını da çok iyi biliyorlar.

Biri cami yaptırmış, babası adına...
Diğeri polis çocuklarına burs alabilmeleri için yardım yapıyormuş...

İki dünyayı da garanti altına almışlar, gördünüz mü? Neden sizin, benim çocuklarıma değil de, polis çocuklarına burs verdirmiş dersiniz?

Neyse bunlar sıradan işler bizim ülkemizde. "Din" de tüm kapılar açılsın önünde.

Yalnız burada ufak bir sorun oluşmuş, anlaşılan. Halkımız uyanmış, soruyor:

"Uyuşturucu ticaretinden kazanılan parayla yapılan camide ibadet etmek caiz mi?"

Onun da yanıtı var gazetelerde. Buyurun.



"Diyanet İşleri eski Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz yaptığı açıklamada, kaynağı uyuşturucu parası olduğu öne sürülen Mustafa Kanat Camii’nde namaz kılınması ve ibadet yapılmasına herhangi bir engel olmadığını söyledi ve şöyle dedi:

“Bu camide ibadet caizdir. Cemaat gönül rahatlığıyla namazını kılabilir. Camiyi yaptıran, bunu helal veya haram parayla yaptırmış olabilir. Bu durumda camiyi yaptıran, kaynağından dolayı sevap kazanır veya kazanmaz. Ama o ayrı bir konudur. İbadet ise Allah ile kul arasındadır. Hayırsız, uğursuz bir adamın yaptıkları ise Allah’la onun arasındadır’’


Sevindirici bir haber daha verip biraz da ben sevap kazanayım mı? Yine gazete haberinden aldım. Biber Gazı oruç bozmuyormuş. Emekçilerimiz rahat rahat sokağa dökülebilir. Polisimizin de çekinmesine gerek yok! İşte kanıtı:

" Erzurum Adliyesi’nde görülen bir cinayet davası sonrası çıkan kavgada ‘’Oruç bozulur’’ düşüncesiyle biber gazı kullanmayan polisin tavrını da değerlendiren Yılmaz, biber gazının orucu bozmayacağını söyledi. Yılmaz, “Biber gazıyla boğazından bir şey gitmiyor. Oruç yeme, içme ve cinsi ilişkiden uzak durmak demektir. Bunun dışında biber gazıyla oruç bozulmaz. Duman orucu bozmaz” diye konuştu."

Sevgili blogerler, artık sızlanmayı bırakın! Çalışın biraz! Herkes kendi işini kendisi yürütüyor bakın. Çalıyor çırpıyor, ama yardım da yapıyor! Bir ucundan da siz tutun!..

Güleyim mi ağlayayım mı bilemedim ben. Ama siz boşverin, bu yazıyı ciddiye almayın sakın. Ben her zaman böyle değilim ha! Arada bir saçmalıyorum böyle...


10 Eylül 2009 Perşembe

SAKLAN KAÇ SOBEEE

Dün gece üç gibi balkona çıktım. Şiddetli yağmur uyarısı yapılmıştı Batı Karadeniz için, bakayım da, önlem alayım diye...

Havada kara kara bulutlar vardı, ama ılık bir geceydi, güzeldi. Denizden gelen iyot kokusunu ciğerlerime çektim. Yatmadan günün sıkıntısını, yaşanan acıların yaralarını hafifletmek istedim kendimce belki de...

Denizde, bir yük gemisi ,tüm ışıklarını yakmış, demir attığı yerde genç bir kız edasıyla sabahı bekliyordu.Işıl ışıl bakıyor,ama görmüyordu etrafı. Sanki görmekten çok görünmekti derdi...

Deniz fenerinin ışığı çevreyi yalayıp geçiyor, kısa süre sonra tekrar geliyordu. Göz kırpıp kaçan, saklanan, beni yakalayamazsın diyen saf bir çocuk gibiydi.

Rahatladım biraz. Gecenin sessizliğinde huzur doldu içim. Daha sakin düşünmeye başladım. Evet , sorunlarımız var, acılar yaşanıyor, yürekler dağlanıyor, ulusumuzun geleceğiyle oynanıyor, işler iyi gitmiyordu. Ama batmıyoruz. İçerden ve dışardan bunca yıpratmaya karşın ayaktayız hala...

Ayaktayız, çünkü birileri özveriyle çalışıyor, gecesini gündüzüne katıp bu ulus için , bu ülke için çalışıyor. Hem de üç kuruş maaşa çalışıyor. Üç kuruş etmeyenlerin parayla oynadığı bir ülkede, ülkenin aleyhine işlerden pay kapma yarışına girmişken birileri hem de...

Onlara rağmen çalışıyor bilim insanlarımız, prof.larımız, doktorlarımız, mühendislerimiz, cumhuriyet savcılarımız, öğretmenlerimiz, memurlarımız, işçilerimiz sanatçılarımız, üretken insanlarımız... Yurt içinde, yurt dışında ulusunu sevenler emekleriyle, yürekleriyle ayakta tutuyor bizi. Mehmetçiklerimiz sınırlarımızı canı pahasına koruyor. Hepsine kocaman teşekkürler gönderdim içimden. İyi ki varsınız, iyi ki pes etmiyorsunuz. Umut sizsiniz...

Rahatlamıştım. Aklıma, balkona önlem almak için çıktığım, geldi, gülümsedim. Ne yapabilirdim ki? Daha önce depreme karşı hazırladığımız çantayı düşündüm, günlerce kapının yanında durmuştu. Yiyecek, içecek koymuştuk içine. Bir de fener, ilaç falan... Aynısını mı yapsam? Komik geldi sonra, bu kez ciddi ciddi güldüm halimize... (Özgür Annenin dediği gibi, bütün tedbirleri biz alacaksak belediyelere ne gerek var!) Hem bizim yapabileceklerimiz ne kadar da sınırlı...

Bir kez daha denize baktım. Yemyeşil ağaçlarımıza baktım. Mutlu, huzurlu hissettim bir an için kendimi. Yatmalıyım artık, derken aman Allahım o da ne!

Dan dan dana dan dan! diye davulcumuz çıktı ortaya! Ona uzak mahalle davulcuları da katıldı. Davulun sesi yakından da uzaktan da hiç hoş gelmedi, inanın... Ne ritim, ne makam, ne müzik, ne ses, ne söz, ne estetik hiçbir şey yok! Sadece dan dan dan... Tokmak elde rastgele vura vura geldi geçti davulcumuz. Diğerleri de... Baktım kimsenin ışığı yanmadı o geçerken de, geçtikten sonra da... Artık uyanmak için kimse davulcuyu beklemiyordu ki... Ama davulcumuz ilk bahşişini almak için geçen gün gelmişti kapıya, ikincisini de bayramda alacak biliyorum, geçmiş yıllardan...

Yazıma ara vermek zorundayım, kapı çaldı.

Gelen yaşlıca, bir amca: "Fatih Öğrenci Yurdu İçin bağış topluyoruz!" dedi. Geçen sene de aynı zamanlarda bu amaçla kapım çalınmıştı. Ben de geçen seneki gibi: "Biz zaten öğrencilere yardım yapıyoruz." dedim. Gitti, yan komşunun kapısını çalıyor şimdi de... Kapı kapı dolaşıyor birileri, yılmadan, usanmadan. Siz bunu yapabilir misiniz?

Değişen bir şey yok görüyorsunuz. Yine birileri yardım topluyor, yine birileri birilerinin üstünden para kazanıyor.

Gece balkonda dikilip kalan bana, Deniz Feneri göz kırpıp, bir görünüp bir yok olan ışıklarıyla saklambaç oyununa devam edelim mi diyor? Ne zaman sobeleneceksin, sorusu yanıtsız kalıyor...

17 Haziran 2009 Çarşamba

İŞTE GİDİYORUM


Evet, işte yine yolculuk göründü. Koştururken yaz gelmiş bile, yeterince farkedemedim. Gidiyorum, ama gözüm arkada. Tatile başlarken hiç böyle hissetmemiştim daha önceleri...

Okullar tatil oldu mu ertesi gün ben vın!.. Hem de koşa koşa, sevinçle... Yanlış anlaşılmasın, şimdi de seviniyorum, hele Bursa buluşması beni oldukça heyecanlandırıyor, ama ne bileyim galiba evime henüz doyamadım. Eskiden, çalışırken, evimde daha çok zaman geçiriyordum da ondan mı acaba bilemedim. Evet, evet ondan. Bu yıl emekli oldum, doğru dürüst evimde oturamadım. Alanya, Ankara, birkaç kez İstanbul gidiş gelişleri... Bir de çalışmak beyni yoruyor. Beyin yorgunluğu hiçbir şeye benzemiyor. Bu yıl beyin yorgunluğum yok, beden yorgunluğu daha çabuk geçiyor...

Geldim, evi toparladım, tam düzeni kumuşken gitme vakti geldi. Hem de kısa bir gidiş değil bu...

Önce Bursa, sonrasında ver elini İzmir...

Yazlık evimizi de komşularımızı da çok seviyorum, özledim hepsini. Gideceğim, denize gireceğim bol bol, kitap okuyacağım rahat rahat, okey oynayacağım çok çok... Ohh haberlere hiç bakmayacağım, desem de inanmayın. Huylu huyundan vazgeçer mi? Hem giderken kendimi de götürüyorum. Ben bakmazsam, ben yazmazsam, ben üzülmezsem olur mu? Olmazzz! Peki bakıyoruz, yazıyoruz, üzülüyoruz da n'oluyor? Hiç! Gerçekten hiç mi acaba? Hiçse hiç, yine de bakmalıyız, ilgilenmeyiz diye düşünüyorum. Bir tanecik ülkemiz var.

Yurdumuz, ulusumuz üzerinde bin türlü oyun oynanıyor. Komşularımızın durumu ortada. Irak parçalandı. Sıra İran'a gelecek dediler, işte geldi. Sonra sırada kim var? Bizi de birbirimize kırdırmak isteyenler var, uyanık olmalıyız değil mi ama...

Bak ne yazmak için oturdum, işi yine nereye getirdim. Ben iflah olmam.

Müzik eklemeye cesaret edebilseydim, Mahsuni Şerif'ten "İşte gidiyorum zülf-i siyahım" türküsünü dinletmek isterdim.

Yok yok Zahit Akman gibi yapmayacağım. O ,kendisinin görevden alınması için toplanan RTÜK üyelerine bu türküyü dinletmiş, AKP'liler çok duygulanıp "Gitme, kal!" diye oy vermişler(beş kişi) ; CHP'li üyeler "Giiiitttt!" demişler, ama yetmemiş(üç kişilermiş)... Zahit Akman da hakkındaki onca iddiaya karşın görevinin başında kalmış. Yaaa!

Ama benim öyle bir sıkıntım yok. Tüm blogerler arasında oylama yapsam oy birliği ile "Giiiiitttt!" sesinin yükseleceğinden eminim. Haksız mıyım?

Müziği yükleyemeyeceğim, ama türkünün sözlerini yazayım bari...



"İşte gidiyorum çeşm-i siyahım
Önümüzde dağlar sıralansa da
Sermayem derdimdir servetim ahım
Karardıkça bahtım karalansa da

Hayli dolaşayım yüce dağlarda
Dost beni bıraktı ah ile zarda
Ötmek istiyorum viran bağlarda
Ayağıma cennet kiralansa da

Bağladım canımı zülfün teline
Sen beni bıraktın elin diline
Güldün Mahsuni'nin berbat haline
Mervanın elinde parelense de..."

Sevgilerimle...

16 Haziran 2009 Salı

DENİZ FENERİNDE DÜZMECE BELGELER

1) MAHKEME BELGE SAHTEDİR DEDİ:

"Almanya'daki Deniz Feneri davasını izlemeye giden CHP'li Kılıçdaroğlu ve Kılıç hakkında 'PKK'lılarla aynı araçta yakalandılar' haberinin düzmece belgelerle yapıldığı ortaya çıktı
CHP İletişim Koordinatörlüğü, "Hessen Eyalet Başsavcısının, CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu ve Merkez Yönetim Kurulu (MYK) üyesi Ali Kılıç’ın ’terör örgütü mensuplarıyla aynı araçta yakalandığı’ iddiasına ilişkin tutulan tutanağın, sahte olduğunu açıkladığını" bildirdi.

CHP İletişim Koordinatörlüğü’nden yapılan yazılı açıklamada, "geçen yıl Deniz Feneri e.V. davasını izlemek üzere Frankfurt’a giden CHP Grup Başkanvekili Kılıçdaroğlu ve MYK üyesi Kılıç’ın terör örgütü PKK üyesi kişilerle aynı araçta yakalandığı, bunun tutanakla saptandığı" yönünde iddiaların öne sürüldüğü hatırlatılarak, bu gerçek dışı iddiaların bazı gazetelerde yer aldığı belirtildi.

Açıklamada, bazı gazetelerde çıkan haberlerde "Frankfurt’a giden Kemal Kılıçdaroğlu ile Ali Kılıç’ın PKK’lı Nevzat Rıdvan ve Mustafa Güler ile buluşarak bir saunaya gittiği, sauna çıkışında da Alman polisi tarafından araçları durdurularak tutanak tutulduğu" iddialarına da yer verildiği ifade edildi.

Ali Kılıç’ın, bu yalan haberler üzerine Hessen Eyalet Başsavcılığına başvurarak şikayetçi olduğu ve konunun açıklığa kavuşturulmasını istediği belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Hessen Eyalet Başsavcılığı, 6100 UJS 27 9491/09 POL numaralı ve 27 Mayıs 2009 tarihli Başsavcı Claude imzalı yazıyla söz konusu belgenin sahte olduğunu bildirdi. Hessen Eyalet Başsavcılığından gelen belgede, özetle şöyle denildi:

Trafik kontrolünü gösteren tutanak sahtedir. Frankfurt am Maln’de Braubacher Caddesi bulunmadığı gibi böyle bir karakol da yoktur. Ayrıca Hessen Eyalet Emniyet Genel Müdürlüğü antetli 11 Eylül 2008 tarihli belge de aynı şekilde sahtedir. Hamburg’da böyle bir adres bulunmamaktadır. Hamburg ’HH’ plakalı böyle bir araç da trafik kayıtlarında yoktur. Öte yandan söz konusu belgede adı geçen şahıslar hakkında ne geçmişte ne de şimdi herhangi bir soruşturma bulunmamaktadır. 9 Eylül 2008 tarihli telefon dinleme tutanağı da gerçek değildir.

Öte yandan, bir Alman vakfından CHP’ye para yardımı yapıldığı iddiası da Alman hükümeti tarafından yalanlanmış, Almanya’nın Ankara’daki Büyükelçisi de bu yalanlamayı Dışişleri Bakanlığına bildirmişti. Yalanlamayı kamuoyuna duyurmayan Dışişleri Bakanlığı ise Almanya Büyükelçisinin teamüllere aykırı davrandığını öne sürerek, yalan haberin kamuoyuna duyurulmamasındaki sorumluluğunu gözlerden gizlemeye çalışmıştı."



2) BELGENİN SAHTE OLDUĞU BELİRTİLDİ:

CNN TÜRK 'te bugün yayınlanan "Deniz Feneri Özel" programında, Zahit Akman'la ilgili Almanya'dan alındığı söylenen belgenin(O'nu aklayan belgenin) sahte olduğu, üzerinde tahrifat yapıldığı mahkeme tarafından açıklanmış. Bu konuyla ilgili de Zahit Akman için soruşturma başlatılmış Almanya'da...



Pes doğrusu, bu kadarına da pes!..Minareyi çalanlar kılıfını hazırlamaya çalışıyor, ama mızrak çuvala sığmıyor ki, çuval çok dolu!..

SAHTE BELGELER ÜLKEMİZİN YÜZÜNÜ KIZARTIYOR.

15 Haziran 2009 Pazartesi

DÜŞMANA DOST ORDUYA DÜŞMAN



Son zamanlarda malum çevrele sürekli Türk Ordusunu yıpratma çabalarının içine girdiler. Sistemli, planlı, örgütlü çabalar dikkatli bakanların gözünden kaçmıyor...

Aynı kişilere bakıyorsunuz, hep ülkemizi yok etmeye çalışanlarla sarmaş dolaş! En büyükleri düşmanın kucağında oturuyor, ineceği de yok! Arada bir oturduğu yerden fetva veriyor. Daha önceki konuşmalarına bakınca bugün yapılanların neden yapıldığını anlıyorsunuz zaten. Ama onlara bakan yok artık... Son aşamaya geldik mi ki?

Bir de kuklaları var, ipi başkalarının elinde!.. Deli bunlar... Akıllı olsalar zaten kukla olmazlardı değil mi?

Delilerden biri eline verilen taşı atıyor ortaya. Sırada bekleyen diğer deli hemen atlıyor üstüne, başlıyor tepinmeye!.. Sonra kurgulanmış olan diğer deli: Aaaaa duydunuz muuuuu? Bak bak ne diyorrrr! Sonra elden ele, dilden dile , manşetten manşete, kanaldan kanala dolaşan deliler ortamı kıvamına getiriyor. Bir sonraki emre kadar olay pişirilmiş, aferinler alınmış oluyor.

Sonra yetmiş milyon akıllı bu iftiraları ayıklamak için akla karayı seçmeye çalışıyor... En öndeki akıllılar türlü yollarla susturulmaya çalışılıyor. En azından burdan görünen böyle...

Bir de şu var sorulması gereken: Siz orduda olsanız, gizli planlar yapsanız, bu planları, ARAYANLARIN ELİYLE KOYMUŞ GİBİ BULACAĞI BİR YERE KOR MUSUNUZ? Çocuklar bile yapmaz bunu.

Sade bu olayda değil, diğer önemli davada da her şey çok kolay bulunuyor. Sanki, gel beni hemen bul! der gibi darbe planları, silahlar, bombalar orta yerlerde bırakılıyor...

Bu işte bir tuhaflık yok mu? Eğer ülkenin iyiliği için yapıyorlarsa bu karalamaları, neden düşmanların birinin kucağından inip diğerinin kucağına oturuyor bu kişiler söyler misiniz?

Türk Ordusuna saldırarak ne yapmak istiyorlar?


4 Mayıs 2009 Pazartesi

ALİ DİBO NEDİR?


Ali Dibo, AKP'den ihraç edilen eski AKP Hatay Milletvekili Fuat Geçen'in açıklamalarına göre , devletin olanaklarının eşe, dosta ve de akrabalara dağıtılma yöntemine Hatay'da verilen admış...

Efendim, yöntem şöyle işliyormuş: Diyelim ki bir ihale açılacak, bu ihaleye herkes katılabilirmiş. Ancak önceden hazırlanıp yetkili ve etkililere verilen, eş-dost-akraba adlarının bulunduğu listeye göre ihaleyi kazandırılacaklar belirlenirmiş. Diğer katılımcılar figüran olduklarıyla kalırmış...

Bunu topluma kim duyurdu belgeleriyle? Fuat Geçen. Ben onun yalancısıyım. O şimdi nerede, ne yapıyor? Bilmiyorum. Yalnız AKP'den atıldığını biliyorum. Ali Dibo yapıyor diye suçladığı kişi şimdi nerede biliyor musunuz? O şimdi Adalet Bakanımız... Hayırlı olsun! Hepimiz adaleti aramıyor muyuz?

Peki Ali Dibo ADALETLİ bir şey mi?

3 Mayıs 2009 Pazar

RUHAT MENGİ ve STAR TV PAZAR GÜNLERİNİN VAZGEÇİLMEZİ


Pazar günleri saat 12.30'da Star TV'nin karşısında yerimi alıyorum. Bu pazar da öyle yaptım...

Bugünkü programın konukları CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Meclis Eski Başkanımız Hüsamettin Cindoruk, Taraf Gazetesi Yazarı Ayşe Gül, Deniz Feneri Davasında sanık olarak adı geçen Zeki Karamanı'ın Avukatı Ersan Şen ve Emekli General Osman Özbek'ti...

Artık Adalet Eski Bakanı olan Mehmet Ali Şahin de telefonla programa katıldı.

Ergenekon Davası, Deniz Feneri Davası , terör belli başlı konulardı.


Konuşmacıları değerlendirdiğimde Hüsamettin Cindoruk, Kemal Kılıçdaroğlu ve Osman Özbek benden tam not aldılar. Konuya hakim, dersini çalışmış, belgeleri konuşturdukları için inandırıcı, güven ve umut veren bir tartışmacı profili sergilediler...

Adalet Eski Bakanı , telefonla katıldığı programda, kendisini ne kadar savunmaya çalışsa da televizyon mikrofonlarına kendi sesiyle yansıyan çelişkili konuşmaları beyinlere yer ettiğinden, inandırıcı olamadı. Başarısız olduğu için ya da Deniz Feneri Davası'ndaki tutumuyla ilgili, CHP tarafından verilen gensorunun, mecliste görüştürülmesini engelleyerek halkın gözünden kaçırma çabalarının sonucunda artık eskiler arasına o da katıldı.

Avukat görevi gereği taraflıydı, tarafı olduğu davayı savundu.Mesleğinin gereği davayı kazanınca emeğinin karşılığını alacak... Ona bir şey demiyorum.

Ona demiyorum, ama Taraf Gazetesi Yazarı Ayşe Gül'ün kimin adına, kimin tarafına, ne karşılığı konuştuğunu doğrusu anlayamadım. Tek anladığım TARAF oluşu, TARAFLI oluşu... Bence o sınıfta kaldı. Çünkü söylediklerinin hiçbirine kimseyi inandıramadığı gibi, kendisini de inandıramadı.

Vatan Gazetesi Yazarı Ruhat Mengi'yi kutluyorum.Başarılı bir program sunucusu bence. Bir de sitemim var kendisine: Pazar günü gezinti programımızı ertelememize neden oluyor, üç-dört saatimizi ekrana kilitliyor diye...


Pazar gününü evde geçirenlere öneriyorum bu programı. İzleyin, ülke sorunları üzerinde düşünün lütfen...Bu ülke bizim...



Not:
Haaa bu arada yeni bir haber, programda açıklandı. Hüsamettin Cindoruk DP Genel Başkanı olacakmış.Çalışmalar sürüyormuş . Ona da başarılar dilerim. Kendisini hep saygın bir hukukçu ve siyasetçi olarak biliyorum. Gerçi içinde olduğu hiçbir partiye oy vermedim, ama hep saygı duydum kendisine...

29 Nisan 2009 Çarşamba

PİNEKLEMEYE ÇAĞRI


* Dokuz askerimiz şehit oldu...

* İstanbul Bostancı'da başarılı bir operasyon(!) sonucu bir komiser, bir sivil yurttaş şehit oldu, bir terörist ölü olarak ele geçirildi.

* Bilkent Üniversitesi'nde canlı bomba!

* Genel Kurmay Başkanı Basın Toplantısı yaptı. Bana göre oldukça doğru açık ve gerçekçi saptamalar yaptı. Keşke aynı şeyi siyasetçilerimiz de yapsa...

Sahi siyesetçilerimiz, yöneticilerimiz ne yapıyor?

...........


En iyisi bir şiire sığınmak... Salah Birsel'in "Pineklemeye Çağrı" şiirine kulak verelim:


Duralım efendiler biraz
Koşmayalım öyle delice
Yormayalım kalbimizi
Katmerlendirip gerdanımızı
Oturalım efendiler biraz

İsteyen dikilsin gönlünce
Çökelim bir yere şöyle bir
Açalım ağzımızı ilkin
Gerelim omuzlarımızı sonra
Giderek bayıltıp gözlerimizi
Esneyelim efendiler biraz

Aldırmayalım öyle üç beşe
Yayalım göbeğimizi iyice
Dönelim sırtımızı İŞE AKLA
Acıyan çıkmaz sonra halimize
Vakitken çocuklar büyükler henüz

Pinekleyelim pinekleyelim
Horlayalım efendiler biraz

18 Nisan 2009 Cumartesi

ÜZMEZ'İ ÜZMEYİN!

http://fotogaleri.hurriyet.com.tr/LiveImages%5CFoto%20Haber%5CH%C3%BCseyin%20%C3%9Czmez,%20mizah%20dergileri%20kapa%C4%9F%C4%B1nda%5C6764775.jpg



14 Yaşındaki İlköğretim öğrencisi B.Ç 'ye Bursa-Mudanya'da cinsel taciz suçundan yargılanan Üzmez' i üzmeme çalışmalarının bütün hızıyla devam ettiği anlaşılmıştır.

Adli Tıp'tan verilen birinci raporda "Çocuk B.Ç. tacizden etkilenmemiştir!" yönündeki raporun usulsüz ve vicdansız bir rapor olduğu anlaşılınca ikinci bir raporun hazırlanmasına karar verilmişti.

Raporun sağlıklı hazırlanması için de Doç. Dr. Ayten Erdoğan Adli Tıp Kurumunda dört ay önce görevlendirilmişti. Ve bugün gazetelere şu haber düşmüştür:

"Doç. Dr. Ayten Erdoğan, 'Bu koşullarda sağlıklı rapor çıkarmak zor' gerekçesiyle Adli Tıp Kurumu'ndan istifa etti. 7 sayfalık istifa dilekçesinde neden İhtisas Kurumu'nda çalışamayacağını 27 madde halinde sıralayan Erdoğan, Adli Tıp Kurumu'na yönelik ithamlarda bulundu ve B.Ç.'ye yine aynı raporun verileceğini iddia etti.

İstifa eden psikiyatrist Doç Dr. Ayten Erdoğan, Adli Tıp kurumuna ağır eleştiriler yöneltirken, "B.Ç.'ye yeniden aynı raporu verecekler" dedi. Erdoğan, istifa gerekçesinde, "Bu koşullarda sağlıklı rapor çıkarmak çok zor" ifadesini kullandı.

İşte "Adli Tıp Kurumu'nda çalışan birçok üye ve yönetici tarafından eleştirilere ve yıpratmalara maruz kalmaktayım" diyerek istifa eden Doç. Dr. Erdoğan’ın istifa dilekçesinden çok çarpıcı iddialarda bulunmuştur."


Sayın doktorun iddialarını gazetelerden okuyabilirsiniz.

Beni şaşırtan Hüseyin Üzmez'i üzmemek için elbirliği edenlerin, Sayın Türkan Saylan'ı üzmek için güç birliği etmeleri! Bu size de garip gelmiyor mu?

Aynı şekilde Lozan'ı karalayanların Serv'i hortlatmak isteyenlerle işbirliği yapmasına siz de şaşırıyor musunuz benim gibi? Serv bir ulusun ölüm antlaşması, Lozan varoluş destanı değil miydi?

Ve son bir şey daha...

Hapishanelerimizin konuklarının eğitim düzeylerinin yüksekliğiyle dışardıkileri sollamış olması size de komik gelmiyor mu?

Gülsek mi ağlasak mı?

Galiba gülme aşamasına geldik toplumca!..

http://fotogaleri.hurriyet.com.tr/LiveImages%5CFoto%20Haber%5CH%C3%BCseyin%20%C3%9Czmez,%20mizah%20dergileri%20kapa%C4%9F%C4%B1nda%5C6764776.jpg


16 Nisan 2009 Perşembe

DELİLLERİ KARARTMAK



Dün genç bir üniversite öğrencisi Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'e biraz uzaktan sesini duyurmaya çalışıyor. Adalet Bakanı etrafını sarmış kendisini soru yağmuruna tutan gazetecilerden bunalmış bir ruh halinde, denizde boğulacakken son anda atılmış can simidi gibi çocuğun sesine dönüyor:

" Sen gel bakayım buraya..."

diyor, yüzünde en babacan ifadesiyle. Nasıl olmasın? Hem gazetelere her seferinde aynen söylediği cümleyi tekrarlamaktan kurtulacak, hem de bir gençle ilgilenerek güzel bir imaj yakalayacak!

Ama yağmurdan kaçarken doluya tutuluyor sayın bakanımız. Çağırdığına çağıracağına bin pişman oluyor. Keşke gazetecilerin arasında kalsaymış.

Genç öğrenci mutlu bir yüz ifadesiyle bakana yanaşıyor ve soruyu patlatıyor:


" Ergenekon" soruşturmasında her şey fazla serbest de ;
"Deniz Feneri" soruşturmasında her şey fazla yasak, NEDEN?"


Bakanımız: " Ben karışamam, Savcılar Bağımsızdır." dedi. Öyle uygun görmüşler... Tarafsız olduğunu söyledi.


İki davada şu anda yargı aşamasında. Yargılananların hiçbiri için suçlu da suçsuz da diyemeyiz. Bekleyip göreceğiz.

Yalnız öğrenci kardeşimizin sorusunu da düşünmeden edemeyeceğiz:

"Ergenekon" kapsamında , gece yarıları apar topar,gözaltına alınan, ülkemizde saygınlık kazanmış, gözbebeğimiz, onur kaynağımız insanların evleri didik didik aranıyor, deliller toplanıyor. Eleştirenlere de "Deliller karartılmasın diye böyle yapıyoruz." deniyor. Peki, güzel... Ama biraz çabuk olun da suçsuzlar içerde boş yere ceza çekmesin, diyoruz biz de...

Sonra da "Deniz Feneri" davasını düşünüyoruz. Burada konuşmak yasak. Hala Almanca'dan Türkçe'ye tercüme işlemleri yapılıyor. Adalet Bakanımız birkaç hafta içinde tercüme işlemi biter, herhalde, diyor. O zaten tarafsız. Tercüme işi bitince orada suçlananların da evleri aranacak, deliller toplanacak, gözaltına alınacaklar... Yargı sonucunda suçlularla suçsuzlar ayrılacaklar.


Biz genç öğrencinin sorusuyla bitirelim yazımızı:

" Neden, Ergenekon'da her şeyi serbest bıraktınız da Deniz Feneri'nde her şeyi yasakladınız?

21 Eylül 2008 Pazar

KILIÇDAROĞLU AYKIRI SORULARDAYDI


SKY Türk TV kaç gündür Deniz Feneri Davası konusunda yanlıymış gibi bir görüntü veriyordu. Özellikle yakın arkadaşı koruyormuş izlenimi edinmiş ve çok kızmıştım.

Bugün "Aykırı Sorular" programını izledikten sonra kızgınlığım geçer gibi oldu. Enver Aysever'i zaten her zaman beğeniyle izliyordum. Bir kez daha pekişti bu düşüncem.

Sorduğu sorular, konuşması, tutumu, duruşu saygı uyandırıyor bende...

Kemal Kılıçdaroğlu da saygıyla, beğeniyle, güvenerek izlediğim bir polikacı... Deniz Feneri ile ilgili söyledikleri, gösterdiği belgeler yenir yutulur, üstü örtülür cinsten değil...

Herkes tertemiz olmalı, yargılanmalı. Suçsuzsa aklanmalı...

Yargıdan kaçmak, "Ben suçluyum !" diye bağırmak anlamına gelir. Bağırmadan gereğini yaparlar umarım...

Bu, Ülkemizin adını temize çıkaracaktır. Suçsuzlarsa onlarınkini de...

10 Eylül 2008 Çarşamba

YEŞİL YEŞİL PARALAR


Sabah eşimin telefonuyla uyandım. Artık ev kadını oldum ya, gidişini bile duymamışım. " Çok şiddetli yağmur yağıyor ; balkonda bir şey var mı ?" diyordu eşim.

Zorla kalktım. Burada gözlerimi açamıyorum, sanki bütün nem, göz kapaklarıma gelmiş oturmuş ! Kalk diyorum, kalkmıyor. Oysa yazlıkta, kaçta yatarsam yatayım, erkenden dipdiri ayaktaydım. Üstüne üstlük bir de yağmur yağınca her yanım ağrıyor. Ve ben hala evle boğuşuyorum !

Başbakan bir hafta süre verdi Aydın Doğan'a :

" Üslubunu değiştir, yoksa yaptıklarını açıklarım haaa !" Bizimle ilgili yolsuzluk haberlerini verme, karışmam!..

Tehdit tutar mı ? Bence tutar... Anlaşırlar, anlaşırlar... Hukuku mukuku es geç... Eldeki dosyalar ne güne duruyor.

Dünya'da ise yüzyılın deneyi yapılıyor. Evrenin oluşumu çözülmeye çalışılıyor.

Bizde Deniz Feneri kördüğüm olmuş, çözümlenemiyor.

Türkiye'deki Deniz Feneri Başkanı basın toplantısı yapıyor:

"Almanya'daki Deniz Feneri Derneği ile hukuksal hiçbir bağımız yok, parasal bağımız var !"

diyor. İşte biz de tam da bunu söylüyoruz.

Kayıtsız kuyutsuz paralar bir yerlere gitmiş. Minareyi çalanlar hukuksal kayıt tutar mı ? Tutmazlar, örgüt organize olmuş, işi biliyor. Bunun öncesi, sonrası var. Deneyim kazanmışlar, uzmanlaşmışlar. "Allah'la Aldatmak" para kazandırıyor. Onlar da bunu kullanıyorlar.

Pakistan'da üniversite kuracaklarmış ! Onun için de Almanya'daki Deniz Feneri para göndermiş... Haa ha haaa !

Bu arada Danıştay , " Kuran Kurslarına, Öğrenci Yurtlarına belediyelerin yardım yapması'yla ilgili çıkarılan yasanın yürütmesini durdurmuş. Eeee para kaynakları deşifre olunca yardımlar azalıyor. Buna bir çare olarak belediyeler düşünülmüş, ama Danıştay işi bozmuş. Parasız da kapılar açılmıyor ki... Amann bulurlar nasıl olsa bir şeyler !

Aynı adı kullanmayın, diye uyarmışlar ! Haa ha haa ! Dava açmışlar mı ? Yoooo, niye açsınlar ki... Gelsin paralar, gelsin paralar... Paranın dini imanı var mı ? Yeşil sermaye nasıl toplanıyor ?

Yeşil yeşil paralar, etrafında softalar... Dön dolaş yine bana gel, diye diye bekleşiyorlar !

Mola bitti... "İş bilenin kılıç kullananın... " " Zenginin parası züğürdün çenesini yorar !"

Artık işbaşı yapmalıyım. Yine geleceğim...

9 Eylül 2008 Salı

YAVUZ HIRSIZ


"Yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış ."

Yaşadığımız olaylara bakın !

Ben dikkatle bakıyorum ve şunu görüyorum :

Kim ki suç üstü yakalanıyor, o daha çok bağırıyor. Bağırırken de daha önceden, zamanı gelince kullanmak üzere elinde sakladığı birilerine ait yolsuzluk dosyalarını, ortalara saçarak dikkatleri kendi yolsuzluklarından başka yöne çekmek istiyor... Kısmen de başarılı oluyor.

Ancak bu kez durum farklı. Çatılan büyük bir medya kuruluşu...

Onlar da işi medya gücünü kullanarak yürütüyor. İşleri engellenmediği sürece hırsızlığı da yolsuzluğu da görmezden geliyor ve halkı aldatıyor. Ama istedikleri verilmeyince görmez olan gözleri görüyor ; duymaz olan kulakları duyuyor ; söylemez olan dilleri birden çözülüyor...

Bu kavga halk için iyi oldu bence. Kim, nerede, ne zaman, ne kadar, nasıl malı götürmüş ? Gözler faltaşı gibi açılıyor ! Beyinler hareketleniyor ! Uyuyanları uyandırıyor (umarım) ...

Yavuz hırsızın öfkesi bu kez işe yaramayacak gibi görünüyor ! Medyayla çatışanların sonu çabuk gelmiştir hep... Hem "Öfkeyle kalkan zararla oturur." Ve " Keskin sirke küpüne zarar verir." Ve " Dil söyler saklanır, baş belaya katlanır. "

Unutmasınlar...

4 Eylül 2008 Perşembe

DENİZ FENERİ KİMLERİ YAKACAK ?


Bizde olsa ,kimseyi ,diye yanıtlanabilirdi. Ama Almanya'da patladı. Gerçi işi götürenler aynı gurup... Minareyi çalanlar...

"Minareyi çalan kılıfını hazırlar ! " Bunlar da hazırlamışlar. Ancak toplanan paralar öyle çok, öyle çok ki kılıflara sığmaz olmuş. Aynı kişilerin adı hem Deniz Feneri derneğinde hem de pek çok şirkette bir araya gelmiş. Tesadüf mü ?

Bir de 2004-2005 yıllarında bizim AKP bir kıyak çekmemiş mi bunlara ! Yeme de yanında yat. Bakanlar Kurulu kararıyla "Kamu yararına dernek ! " statüsüne alıvermiş nedense bu Deniz Feneri'ni...

Meslek örgütlerinin, okullardaki koruma derneklerinin, hatta kanarya sevenler derneğinin çalışmalarını istemeyenler, söz konusu Deniz Feneri olunca rahat rahat, izin bile almadan yardım toplasınlar diye koruma altına almış ! Neden ?

Çok yardım sever olduklarını yakından görmüşler de ondan. Biz yardım mardım görmediğimiz için bilmiyoruz, bilmediğimiz için de konuşup duruyoruz. Bak onlar hiç ağızlarını açıyorlar mı ? Biliyorlar ki susuyorlar...

Bir Şaban Dişli konuştu, yüzüne gözüne bulaştırdı. Yine de ucuz kurtuldu. AKP Genel Başkan Yardımcılığından istifa etmek zorunda kaldı. Partiden de milletvekilliğinden de ayrılmadı. Hele milletvekilliğinden istifa edip, dokunulmazlık zırhından sıyrılsaydı, o zaman çekeceği vardı. Bu arada Kılıçdaroğlu'nun hakkını yemeyelim. Helal olsun ona !.. Yeni çalışmalarını bekliyoruz sabırla...

Şimdi de Zahit Akman konuşmaya başladı. Beni pek ikna edemedi, ya sizi ?

Deniz Feneri yoksulları aydınlatmadı , ama birilerini bir yerlere taşıdı gibi görünüyor ... Sanırım o birileri bu haberleri duydukça uykuları kaçıyordur. Bakalım Fenerin ateşi kimleri yakacak ?

Yalnız bu da Mercimek paraları gibi affolabilir ? Rahat olsunlar, benden söylemesi...

Bu dönemde "Allahla Aldatmak" çok para kazandırıyor...

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...