CHP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
CHP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Haziran 2011 Çarşamba

YEDİ RENGİN İMECESİ YAŞAMAK





"Kutsal bir imecedir yaşamak"


Ne hakkınız var, hiç mi düşünmüyorsunuz? Bu kadar mı bencilsiniz, hırsınız gözünüzü kör mü ediyor yoksa? Bu kadar insanın sizin kaşınıza gözünüze oy verdiğini mi sanıyorsunuz? Öyleyse lütfen terk edin bu partiyi!

Nicelik olarak az olsa da % 26; nitelik olarak çok yükseklerde bilesiniz. Ve yine bilesiniz ki bu insanlar ülkeyi en az sizin kadar, belki bir kısmınızdan çok daha fazla, düşünüyor. Düşündüğü için de her türlü sindirmeye karşın CHP diyor, nice bedeller ödeyerek... Kolaya kaçmıyor, köşeyi döneceği fırsatları elinin tersiyle itiyor; eziliyor, horlanıyor, yılmıyor.

Bu kaçıncı tuzak, hala akıllanmıyorsunuz? Seçim öncesi en çok CHP eleştirildi. Neden? Seçim bitti, kendi zaferlerini kutlamadan, CHP'nin kurultay isteyeceği bekleniyor(!), diye yayınlar yapmaya başladılar, ve siz kısa sürede yine aynı tuzağa düştünüz? Ne hakla, hangi yüzle? En kötüsü de söylediklerinizin çarpıtılarak vericeğini bile bile!

Evet, % 50 farklı düşünüyor bu ülkede; onların düşüncelerini gerçekleştirecek güçlü bir hükümet kurulacak.İktidar nimetlerinden herkes payına düşeni kapacak!
Ama bizler, bu ulusun %26' sı da, "Gidin, bizim düşüncelerimizin sesi olun, ülkemizin, ulusumuzun geleceğini etkileyecek olumsuzlukların önünde dikilin!", diye size görev verdi. Kişisel hiçbir beklentisi olmadan üstelik... Bu insanlar ülkenin aydınlık yüzleridir; değer verilmese de değerli olduğunun bilincindedir unutulmasın lütfen.

Veee Türkiye koşullarında alınan oy hiç de az değildir. Aydınlıktan yana olmak için aydın olmak gerekiyor biliyorsunuz. Kişisel çıkarlarını toplumun çıkarları için feda edebilmektir aynı zamanda. Günümüz koşullarında bunu yapmak kolay mıdır?

Herkes elini vicdanına koyup söylesin: Hanginiz Sayın Kemal Kılıçdaroğlu kadar çalıştınız? Hataları yok mu? Var elbette, hanginizin yok ki...
Bunlar kendi içinde konuşulur, tartışılır, çözümlenir; kimse dışlanmaz, eski-yeni pek çok değerli insanımız var aranızda biliyoruz, ancak medya önünde küçük hesaplaşmalara girilmez...

Bunu yapmak yurt sevgisinin, ulusun geleceğini düşünmenin gereğidir, unutmayın. Ve yine unutmayın, zor günlerden geçtiği bu süreçte Türkiye'nin CHP'ye, sizden çok daha fazla, gereksinimi var.

Lütfen çığlığımıza ses verin... Gelin imece yapalım, ne dersiniz?

İMECE
Güçsüzden yanayım kavgada
Büyük öfkelerle bilenmiş sesim
Hey diyorum bir dağ sabahından
Yeni piramitlere taş taşıyanlar
Ellerim acıdı be

Hey gücünden habersiz orman
Biliyorum Köroğlu olunmaz bu çağda
Ama yedi rengin imecesi aydınlık
Taşlar bıktı gömüt olmaktan
Bırakın çürüsün yalnızlığında firavunlar

Dokunsak yıkılır korkunun duvarları
Çıkar herkes zındanından
Eşsiz dolaşımı başlar kanın
Benden sana senden ona
Kutsal bir imecedir yaşamak

Bir gök böğürtleni benim sunduğum
Evrenin uyumu tadında
Kalsın bencil mutluluk kokmuş odada
Hadi toprağın suyun böceğin gittiğine
İmece en yoğun sevi
(Mehmet Başaran)

16 Nisan 2011 Cumartesi

"HÜKÜMETLERİN EN KÖTÜSÜ SUÇSUZU KORKUTANDIR"

Keşke gençlerimiz aşklarını konuşsa, sevdayla coşsa...
Keşke çocuklarımız neşe içinde okullarına koşsa...
Keşke herkes işinde gücünde kendi hayatını yaşasa...
Keşke kalem tutan eller bombacı sayılmasa, bomba atan eller serbest bırakılmasa...
Keşke bizi yönetmeye aday olanlar bizim kadar ülkeyi düşünse...
Keşke... Keşke... Keşke...


Şu sıra Mustafa Balbay'ın "Zulümhane" isimli kitabını okuyorum.
Kitabın bir yerinde Beydaba'nın bir sözü dikkatimi çekti, sizinle paylaşayım:
"Hükümetlerin en kötüsü suçsuzu korkutandır."

Seçime iki ay gibi kısa bir süre kaldı. Her partiden adaylar şöyle ya da böyle belirlendi.


Keşke seçim barajı bu kadar yüksek olmasa...
Keşke kürsü dışında dokunulmazlıklar kaldırılsa...
Keşke adaylar aşiretlere,tarikatlara,cemaatlara, ağalara, göre ayarlanmasa...

Keşke oylarımızın boşa gideceğini, hatta istemediğimiz kişilere yazılacağını, bildiğimizden, yakın bulduğumuz başka partiye oy vermek zorunda olmasak...

Keşke... keşke... keşke...
Keşkelerimiz çok dostlar.

Ama bir yangın varsa önce canımızı kurtarmayı düşünürüz ve en güvenli yoldan kendimizi dışarıya atarız. Tehlike geçtikten sonra bizim için değerli olanların derdine düşeriz değil mi?
Ne yazık ki bugün tam da böyle bir durumdayız.

Bazı dostların duygularını, düşüncelerini anlıyorum ve onlara hak veriyorum. Eleştirilerinde haklı oldukları pek çok nokta var. Ancak ülke gerçeklerini düşününce büyük yangından kurtulamayacakları gerçeğini de görmelerini istiyorum. Yüzde üçün- beşin onlara yararı olmayacağı gibi, aksine yangına benzin dökmek anlamını taşıdığını bilmelerini isterim. İstediklerinin bu yolla gerçekleşmesi olanaksız görünüyor. Bunun için güç birliği yapmaktan başka şansımız yok. Önce hep birlikte yangını söndürmeliyiz.

Diğer yandan yaylım ateşine başlayan art niyetli kişiler var, onlara hak vermek olanaksız.Her koldan saldırıyorlar. Komik olma pahasına aydınlıktan yana olanları hedef almışlar.En büyük dertleri de CHP...Neden dersiniz? Nerde aykırı bir kişi varsa kanallarında. Normal zamanda adam yerine koymadıklarını baştacı etmişler. Kışkırtıp duruyorlar. Onlar da kişisel zaaflarının esiri bir halde tuzağa düşüyorlar.

"Vay efendim! Mehmet Haberal işçi kenti, Sevgili Ecevit'in kalesi Zonguldak'tan nasıl aday gösterilirmiş, Rize'den gösterilseymiş..."

Size ne? Siz kendi adaylarınızın haline baksanıza! Madem bu kadar kötü, CHP'ye zarar verecek, sevinmeniz gerekmez mi?

Emek düşmanlarının, işçi düşmanlarının aklına birden Ecevit sevgisi düşüyor!
Daha geçenlerde Sayın Rahşan Ecevit'le mahkemelik olan Ecevit'in koruması, bilir kişi pozlarında konuşturuluyor.Sayın Rahşan Ecevit CHP'ye oy vereceğim diyor. Bay koruma, kendinden geçmiş, ilgiden sarhoş olmuş konuştukça konuşuyor.
Sayın Haberal bugün sanık durumundadır. Suçlu değildir. Dava devam etmektedir. Cumhuriyetin Savcıları er geç gerçekleri ortaya çıkaracaktır. Yeter ki davaya Cumhuriyet Savcıları baksın, özel yetkili olmayanlardan!

Sadece Balbay, Haberal değil; malum davada sanık durumunda olan diğer değerlerimiz için de aynı şeyleri düşünüyorum. Gerçekten toplumumuzun yetiştirdiği aydın insanlarımız bunlar. Suçlu olup olmadıklarını henüz bilmiyoruz. Dava bittiğinde suçlu olanlar ,varsa, cezalarını çekmeliler. Ama şimdiden onlara suçlu damgası vurmak art niyet değilse, aymazlıktır, vicdansızlıktır.
Ya suçlu değillerse? Şimdiden suçlu ilan edenler, insan içine nasıl çıkacaktır? Kaldı ki çocuklarımızın bile emeklerini çalmak için yapılan şifreli sınavları gördükçe ve bundan tatmin olduklarını açıklayanlara baktıkça kuşkularımız başka bir yöne kayıyor, özel yetkili hukuka olan güvenimiz azalıyor.

Sayın Balbay'ın kitabının başına aldığı Joseph Goebbels'in sözüyle bitireyim bu uzun ve sıkıcı yazımı:

"Öylesine büyük bir yalan üret ki kimse karşı çıkamasın."

Gerçekten de "örgütlü" öyle yalanlar ortaya atılıyor ki insanın nutku tutuluyor. Her yol mübah diyenleri gördükçe insan olan insanlığından utanıyor.
Çoğumuz korkuyoruz, çünkü bir anda yaylım ateşi başlıyor. Masum olduğumuzu kanıtlamak için tek başımıza mücadele etmek zorunda kalacağız bilmediğimiz bir güçle. Suçlu olanlar gibi hazırlayacağımız kılıf da yok elimizde.

Kayahan bir şarkısında şöyle diyordu ya: "Yılandan korkmam, yalandan korktuğum kadar."

"Yalancının mumu yatsıya kadar" sözünün gerçekleşmesi bizlerin tutumuna bağlı. Haksız mıyım?

18 Aralık 2010 Cumartesi

CHP KURULTAYI



CHP Kurultayını izliyorum. Kemal Kılıçdaroğlu'nun konuşmasını dinliyorum. Umutlarım yeşeriyor...

Aşağıdaki şiiri 19 Mayıs 2010 tarihinde paylaşmışım sizlerle. Bir kez daha paylaşmak geldi içimden.
Aydınlık günlerimiz olsun, karanlıklar kararıp gitmesin. Yeter bıçak kemiğe dayandı...




Gör ki ne haldedir "Ey Türk Gençlik " in
Gör ki ne haldedir "Bu yurdun efendisi"
Gör ki ne haldedir " Bursa'da dediklerin "
Sen hep Samsun 'a mı çıkarsın ay oğul, ay Kemal'im
Hele bir de oralara
Çık hele bir
Çık hele bir
Kemal'im


Kimi kurşun sıkar, kimi cop sallar

Kimi akar okulların kapılarından

Defteri kan, kitabı kan, günaydını kan

Böyle mi doğmuştu güneş Samsundan?

Ekmeksizler okul diye meleşir

Bir kalemi yedi kardeş üleşir

Ölen ölür, ölmeyenler ağlaşır

Bu muydu beklediğin Kurtuluş'undan?


Sen hep Samsun'a mı çıkarsın

Ay oğul, ay kemal'im

Hele bir de okullara

Çık hele bir

Çık hele bir Kemal'im.


Pamukta, tütünde neler dönüyor

Demirden, petrolden kimler vuruyor?

Millet ucun ucun akmış gidiyor

'Benim bu gidişe aklım ermiyor'

Vahdettin döküntüsü fetva veriyor.


Derdim çoktur, hangisine yanayım?

Hangi bir kurbana ağıt düzeyim?

Ne yöne gittik ki geldik bu yana?

Kemal'im Kemal'im tatlı Kemal'im,

Kılıcı belinde atlı Kemal'im.


Sen hep böyle heykelde mi durursun?

Sen hep böyle NUTUK'ta mı durursun?

Sen hep böyle Samsun'a mı çıkarsın?

Ay oğul, ay Kemal'im.


Hele bir de kahvelere Irgat Pazarlarına

Hele bir de zindanlara

Çık hele bir

Çık hele bir Kemal'im

Yazın gel, güzün gel, zemheride gel

Zemheri soğuk dersen Kemal'im

Azıcık beride gel,

Gel de anlasınlar sen kimin Kemal'isin

Ağanın mı, beyin mi, beyoğlunun mu?


Gel hele bir

Gel hele bir

Gel de anlasınlar sen kimin Kemal'isin.


Gel de bir gör hallerimizi

Kimler çalıp çırpar ellerimizi

Yunuslu, Pirsultanlı dillerimizi.


Sen hep Samsun'a mı çıkarsın?

Ay oğul, ay Kemal'im

Hele bir de her yere

Çık hele bir

Çık hele bir Kemal'im.


Çık ki her yer Samsun olsun Kemal'im

Çık ki her yer Samsun olsun Kemal'im...


Şiir Hasan Hüseyin Korkmazgil'in "Yaşlanmayan Ananın Yaşlanmayan Mektubu" adlı şiirinden. Bir önceki "Zonguldak'ta Umutlar Tükeniyor" yazımda şiirin bir bölümünü yayınlamıştım. Bu da başka bir bölümü...


Bugün 19 Mayıs, ulusumuzun kurtuluş meşalesinin yakıldığı gün... Atatürk'ün doğum günü...

Hepimizin Bayramı Kutlu Olsun.


13 Aralık 2010 Pazartesi

TEK BAŞINA MUTLU OLMAK UTANILACAK BİR ŞEYMİŞ

LEKE
Çağın en karmaşık yerinde durduk
biri bizi yazsın, kendimiz değilse
kim yazacak

sustukça köreldi
kaba günü yonttuğumuz ince bıçak

nerde onlar, her kımıldayışta
çakan tansık, ışıldatan büyü
bir gün daha görülmedi
bir gün daha geçti otları soldurarak

öğrendik de körmüş, sanki yokmuş
ne yol ne bir geçip giden
ne kaydını tutan geçip gidenin

dediler ki
onları kilitle, anahtarı eski yerine bırak

oysa
utanılacak bir şeymiş, öyle diyor Camus
tek başına mutlu olmak

sesler ve öteki sesler, nerde dünyanın sesleri
leke dokuya işledi

susarak susarak

(G.Akın)

Güçlerimizi birleştirme günü gelmedi mi? Yetmedi mi sen ben kavgası? Bir kez, hiç olmazsa son kez birleştirin ellerinizi ayaklarınızı. Gücünüze güç katın, ayrışmayın birleşin.

Aydınlıktan yana olanlar, çocuklarının geleceğini düşünenler, var olma mücadelesinde son aşamaya geldik, görmüyor musunuz, duymuyor musunuz çığlıklarımızı?


Şimdi mi aklınıza geldi, daha önceleri neredeydiniz? Ben varsam iyi, yoksam tu kaka söyleminiz sadece size değil, tüm ulusa zarar veriyor. Ülkeyi karanlığa götürenlerin ekmeğine yağ sürmekten vazgeçin artık. Kendi yapamadığınız bir şeyi gündeme taşıyarak zarar veriyor, komik oluyorsunuz aynı zamanda da...


Aklınızı kullanın, kişisel hırslarınızı erteleyin, varsın bu işe gönül vermiş bir başka arkadaşınız milletinin vekili olsun, yeter ki vatan kazansın, ulusun geleceği kararmasın. Kavganın sırası değil, hiç değil...
Yoksa tarihin tozlu yaprakları arasındaki kara lekelerin biri de siz olursunuz, unutmayın...
Küçük olsun, benim olsun diyenler hep kaybetti, hep kaybedecek, hep kaybettirecek...

Güç birliği ederseniz kuruyan dalların arasından çiçekler boy verecek...

Bu hepimizin son şansı, biliyorsunuz değil mi?


EK: LÜTFEN TIKLAYIN
MİNİK ELLER ÜŞÜMESİN,
MİNİK AYAKLAR DONMASIN


6 Kasım 2010 Cumartesi

KİM DEMİŞ APTAL DİYE






Yerdeki cevizi ağzına alıyor, havalanıyor; sonra pat diye cevizi bırakıyor. Hemen cevizin yanına uçuyor, bakıyor olmamış, aynı şeyi bir iki kez daha yükseğe çıkarak yineliyor. İşlem tamam ceviz kırılıp yenecek duruma gelmiş oluyor... Kim demiş kargalar aptal diye...

İki kez tanık oldum karganın cevizle mücadelesine. Biri büyük kızımın balkonundan, diğeri küçük kızımın penceresinden, ancak ikisinde de havada yakalamayı başaramadım. Ama olsun, arabaların arasında görünüyorlar işte... Benim fotoğrafçılığımdan ne olur!

Zaten asıl konu da bu değil. Şu kargalara budala mudala diyoruz ya o dokundu bana. Onlar akıllı da tilkiler çok kurnaz. Hele bir de zayıf noktayı bulduklarında iyice tilkileşiyorlar, başlıyorlar her kanaldan nağme yapmaya:

"Ooooo Karga Cenapları Merhaba, ne kadar güzelsiniz, ne kadar şirinsiniz, tüyleriniz gibiyse sesiniz sultanı sayılırsınız bu ormanın!"
Keyfinden aklı başından gider bay karganın, açınca ağzını...

Tilkiler çok ortalıkta, onların oyununa gelecek miyiz? Her dalkavuk bir alığın sırtından geçinirmiş. Dostlar da acı söylermiş...

İyi dinlenceler olsun herkese.
Tilkilere uzak, dostlara yakın olun...

Ben iki ev arasında gidip geliyorum,
ama en çok Ela tarafındayım.

5 Kasım 2010 Cuma

HAYDİ CHP

Söze nereden başlayacağımı bilemedim bir an...

Ülkemizin geleceği adına her aydın gibi benim de endişelerim var. Gidiş iyi bir gidiş değil, hiç değil! Ancak referandum sonrası alınan % 42'yi de önemsiyorum. Bizim gibi toplumlarda azımsanmayacak bir sonuç.Önümüzde belki de son seçim şansımız var!

Tartışma bitmiyor CHP'de! Hem de ateş bacayı sarmışken!
Düşünüyorum; bir yanım iyi derken, öte yanım kötü diyor:

İyi diyen yanım bağırıyor: Doğru olan da bu değil mi? Hep demokrasi istemiyor muyuz? Ülkede, okulda, iş yerinde ve de parti içinde demokrasi... Doğru, diyorum yavaşça. Bu kadar iyi yetişmiş, birbirinden değerli partililerin hangisini "höt" diyince susturabilirsiniz? Susmazlar, susturamazsınız, kimse susturamaz! Susmasınlar zaten, herkes fikrini söylesin. Her biri ayrı değer. Bazı partilerdeki gibi kuzu kuzu, lider toplumun içinde kendisini azarlasa da alkışlayacak değiller ya...

Öte yanım atlıyor hemen: Yapsınlar yapsınlar da kendi içlerinde yapsınlar. Dost var düşman var, demokrasiye alışan var, alışmayan var. Zamanı mı şimdi? En acımasız eleştirileri birbirlerine yapmaları normal mi yani? Enerjilerini birleştirip seçime odaklanmaları gerekmez mi? Kişisel hırsı gözleri kör etmiş mi ne bazılarının? Oysa kişisel hırsa kapılacak gün değil. Gün toplumu kurtarma hırsını Önder etme günü. Atı alan yolun sonuna yaklaştı görmüyor musunuz? Kim dur diyecek onlara?

Bak ötekiler ne yapıyor? Liderleri öl dese ölecekler, bırakın söylediğine karşı çıkmayı! Terörle, teröristle, onların hapisteki lideriyle pazarlıklar yapılıyor da kimsenin gıkı çıkmıyor, çıkmaz da. Ordu duracak, İmralı'dan gelen haber bize yol gösterecek! Türkiye Cumhuriyeti devleti durmuş onun ağzına bakıyor! Bunun ne anlama geldiğini biliyor musunuz?
Cemaatler, tarikatlar, şeyhler, dervişler el üstünde tutuluyor; Mustafalar, Kemaller, Tuncaylar, Haberallar,Erollar ve diğerleri kodeslerde çürümeye bırakılıyor.

Siz ne yapıyorsunuz? Birbirinizin kuyusunu kazıyorsunuz.Öyküyü duymuşsunuzdur:

Kadın Allah'a yalvarıyormuş, bana bir inek ver, diye. Duası kabul olmuş: "Sana iki inek vereceğiz, küs olduğun komşusuna da bir inek..." müjdesi gelmiş masal bu ya. Bunu duyan kadın duasından vazgeçmiş, "iki ineği de istemiyorum, yeter ki o bir ineği komşuma verme!" demiş.

Kıssadan hisseyi çıkaracak kadar akıllısınız, bilirim. Ancak öfke gelir, yüz kızarır; öfke geçer, yüz sararır demiş büyüklerimiz.

Şu anda ne yazık ki tek seçenek sizsiniz. Ve de Kemal Kılıçdaroğlu. İnsancıl, saygılı, hoşgörülü... Baskıcı değil en azından.

Biz alışmışız baskıya, horlanmaya! Kim ki bizi adamdan saymıyor, onun kulu kölesi oluruz, en azından yüzüne karşı öyle davranırız. Padişahım çok yaşa, der, arkasından da söveriz! Bir kısmımız yüzüne karşı, ama içinden söver dururur, bir yandan da şirinlik yapar çaktırmamak için. Diğer kısmımız ise telefonla konuşurken bile önünü ilikler.

Bizi adam yerine koyan bir yönetici çıkarsa karşımıza, onun tepesine çıkarız. Şımarırız hemen, ben neymişim de haberim yokmuş modunda karşımızdaki kişiyi hafife almaya başlarız!

Öğretmense dersi kaynatmaya çalışırız, doktorsa onun tedavisine güvenmeyiz, mühendisse bu nasıl mühendis olmuşa getiririz.

Gazeteciyse yerden yere vururuz. Tartışma programlarında ağzından köpükler saçarak bağırsın, çağırsın, iftira atsın isteriz alkışlamak için. Onların ağzına her türlü kötü söz yakışır, yakıştığı için de kimse karşı çıkmaz, ya da şerrinden korkup kimse bulaşmak istemez. Tüm hataları kabul görür. Ancak efendiden biri ağzından bir şey kaçırmaya görsün, hep birlikte boğazına sarılırlar. Biri, "Helvasını yemek istiyoruuuuumm!" diyecek kadar azgınlaşabilir. Oktay Ekşi'nin başına gelenleri biliyorsunuz. Bir anda ağzı en bozuk olanlar bile ahlak abidesi kesildi, saldırının haddi hesabı yok. Bu sadece kişiye yapılan bir saldırı mı, yoksa tüm topluma yöneltilmiş bir tehdit mi? Artık hangi babayiğit gazeteci özgürce yazabilir? Sıranın kime geleceği belli mi? Hata aramaya kalkınca herkeste bir şeyler bulunur.

Basını bu çıkmazdan kim kurtaracak, dolayısıyla doğru haber alma özgürlüğümüzü kim sağlayacak?

CHP'deki tartışmaların zamanlaması kötü oldu ülke için, ama belki de yeniden toparlanırlar. Yönetime gelenler hevesle çalışır. Yaşlıların deneyimlerinden, gençlerin enerjisinden yararlanılır. Ülke derin bir nefes alır. Olur mu ki?

Aslında tüm il yönetimlerinde, delege seçimlerinde de düzenleme gerekiyor bence... Küçük olsun benim olsun düşüncesindekiler, kimseyi partiye sokmak istemiyor, kendileri de yeterince çalışmıyor. Verilen oyların kendi başarıları olduğunu sanıyorlarsa yanılıyorlar. Onları başarılı bulduğumuz için değil, onlara değil, partiye oy veriyoruz çoğu kez... Böylelerini ayıklamak gerekiyor, taze kan şart. Şart, ama zaman hızla akıp geçiyor. Ne yapacaklarsa bir an önce kırmadan dökmeden yapmak zorundadırlar.

Bu, ülke için son derece hayati bir durum. Şimdi sınav var. Kim kendini düşünüyor; kim ülkenin geleceğini düşünüyor belli olacak. Kendileriyle ilgili iyi şeyleri haber yapmayanların televizyonlarını, kanal kanal gezeceklerine, kendi haklılıklarını kanıtlamanın peşine düşeceklerine, ülkeyi yanmaktan kurtarmanın çarelerini arasınlar. Normal koşullar olsa hak verebilirdik bu yapılanlara, ancak koşullar çok ağır ve çok çalışmayı gerektiriyor.

Derdim çoktur hangisini yazayım?
Haydi CHP...

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...