Betti Mahmudi- Kızım Olmadan Asla etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Betti Mahmudi- Kızım Olmadan Asla etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Şubat 2012 Salı

4+4+4 KESİNTİLİ EĞİTİME HAYIR ve "TAHRAN'DA LOLİTA OKUMAK"



Yazar ve edebiyat profesörü Azar Nafisi devrim sırasında ve sonrasında İran'daydı. Tahran'da "Lolita" Okumak adlı kitabın yazarı. Onunla yapılan bir söyleşide verdiği yanıtlar önemli. David Branccacio soruyor, Azar Nefisi yanıtlıyor. Uzun söyleşiden kısa bir bölümü paylaşmak istiyorum. Tamamını okumak isterseniz Edebiyat ve Eleştiri dergisinin 73. sayısına bakabilirsiniz.

D.B. : Devrim sırasında İran nasıl bir ülkeydi?

A.N. : Devrimden önce kendimi bir kadın, bir yazar, bir akademisyen, değer yargıları olan bir kişi olarak görüyordum. Ayetullah iktidara gelip de nasıl görünmem gerektiğini söyleyene kadar görünüşümün kimliğimi belirleyip belirlemediğini hiç düşünmemiştim.

D.B. : İran'da taktığınız peçe altındaki görüntünüz gerçek haliniz mi?

A.N. : Evet, gerçek halim.İran'a gittiğim zaman peçeyle dolaşıyordum. Sadece yasaklandığı için birçok kadın gibi ben de kırmızı ruj sürüyordum.

Sınıfa giriyordum ve utanç duyuyordum. Çünkü öğrencilerime ders veriyordum ve onlara ahlak, hayal gücü ve kendi kendine dürüst davranmayı öğretiyordum. Oysa ben kendimin bile tanıyamadığı biri gibi görünüyordum.

D.B. : Peçeli görüntünüzün dürüst olmadığını mı düşünüyordunuz?

A.N. : Bu görüntü kesinlikle dürüst değildi. Ve diğerleri, şeytansı bir güç gibi, bunun içinden sıyrılıp çıkmaya çalışıyordu. Bu yüzden bir tutam saçımı dışarda bırakıyordum.

D.B. : Evet, başörtüsünün altından sıyrılan bir tutam saçtan kitapta aslında çok söz ediliyor. Tanrı aşkına, bir tutam saçın yarattığı tehdit nedir?

A.N. : Öncelikle şunu söylemeliyim ki, rejim kadınların saçının erkekleri tahrik ettiği gerekçesiyle başörtüsünü zorunlu kıldı. Ne biçim bir erkek, bir tutam saçla tahrik olur? Onların ciddi olarak düşünmeleri gereken sorunları var.

Ama bu konu dışı. Aslında Çinlilerin Mao ceketi giymeye zorlandığı gibi halkı tekdüzeliğe zorlamak istiyorlar. Çinli kadınlar da makyaj yapamıyordu. Saçlarını kısa kesmek zorundaydı. Bu din değil. Bu ideolojidir- dini ideoloji haline getirmektir.

D.B. : Bir baskı aracı olarak kullanılıyor.

A.N. : Evet, bir kontrol aracı. Çünkü herkes birbirinin aynı görünüyor. Ve herkes ülkenizi yöneten kişinin istediği gibi görünecek. Bu aşırı kontrol yöntemiydi. Ve bunu her totaliter devlette görebilirsiniz.

(Azar Nafisi baskılar nedeniyle üniversiten ayrılır. Ancak yedi kız öğrencisiyle perşembe günleri evinde gizlice buluşup okudukları kitaplardan yola çıkarak yaşamı sorgulamayı sürdürürler. )

D.B. : Sizce sınıfınız kızlarınızı hiç tehlikeye attı mı?

A.N. : Bundan söz ederken size yine Nabokov'u anımsatacağım. Diğer toplumlarda yaşam tehlikeli değildir.Çünkü neyin yasa dışı, neyin yasal olduğunu bilirsiniz. Bu gibi ülkelerde yaşayan sıradan insanlar için en tehlikeli şey yasanın keyfi oluşudur. Ya sizinle ilgilenmezler ya da evinizi basarlar.

Sokağa çıkarken biraz makyaj yaparsanız ve saçınızın bir tutamı görünürse size hiçbir şey yapmayabilirler. Ama siz bunu asla bilemezsiniz.
Ertesi gün sokağa çıkarsınız, yüzünüzde makyaj yoktur, başörtünüzü gerektiği gibi bağlamışsınızdır ama sizi yakalarlar. Her şey keyfidir. Her şey ne yapacağına o anda veya başka bir anda karar veren kişilerin arzusuna bağlıdır.
Bu yüzden tehlikeliydi...

****

Tahran'da Lolita Okumak adlı kitabı okumak gerekiyor bence.

Bu arada
4+4+4 Kesintili hale getirilmeye çalışılan eğitim yasasına şiddetle karşı çıkıyorum. Bu kız çocuklarımızın ölüm fermanı gibi bir düzenleme. Hayır diyorum. İmza kampanyası düzenlenmiş, hemen katıldım. Katılmak isterseniz
ŞURAYI imzalayabilirsiniz.

14 Şubat 2011 Pazartesi

KIZIMI KURTARIN


GONE BABY GONE- KIZIMI KURTARIN

Cumartesi akşamı bu filmi izledim. Kafam karmakarışık oldu.Öyle bir sonuç ortaya çıktı ki hangisi doğru, hangisi yanlış bilemedim.

Olay Boston'un bir mahallesinde başlıyor. Amanda isimli dört yaşında bir kız çocuğu kaçırılıyor. Anne uyşturucu bağımlısı bir kadındır. Çocuğuyla yeterince ilgilenemiyor. Kaybolan kızının bulunması için aynı mahallede yaşayan iki dedektiften yardım istiyor. Dedektifler hem ortak hem de sevgilidir. Olayı polis de araştırmaktadır. Olaylar karmaşık bir şekilde devam eder. Çatışma sırasında çocuğun denize düşüp öldüğü sonucuna varılarak dosya kapatılır. Ceset bulunamamıştır. İki dedektif olayı araştırmayı sürdürür. Ve filmin finalinde ilginç bir durum ortaya çıkar.

Kendi çocuğu da kaçırılıp öldürülen, oldukça saygın polis müdürünün evinde, Amanda'nın yaşadığı gerçeğine ulaşılır. Meğer Amanda'nın dayısı(ya da amcası emin değilim) ve bazı polisler bu oyunu düzenlemişler. Çocuğun daha sağlıklı büyümesi için, olaydan sonra emekli olan, bu acılı polise vermişler Amanda'yı... Polis ve eşi Amanda'nın üstüne titremektedirler. Amanda'da onları sevmiştir.

Olayı çözen iki dedektif sevgili görüş ayrılığına düşerler. Kadın olanı, çocuğun polisin evinde mutlu yaşayacağını söyler, susalım, der. Erkek olanı ise çocuğun annesinin yanında büyümesi gerektiğini, bu nedenle de yetkililere bildirilmesi görüşünü savunur. Ve sevgilisinin, seni terk ederim demesini dikkate almayarak haber verir.

Emekli polis tutuklanır, daha sonra da ölür. Çocuk annesine verilir. İki sevgili ayrılır.

Filmin son sahnesinde erkek dedektif çocuğun evine uğrar. Anne süslenmektedir. Çocuk koltukta çizgi film izlemektedir. Anne bakıcıyı beklersem yeni sevgilimle buluşmaya geç kalacağım, Amanda'nın yanında sen kalır mısın, diye sorar. Dedektif çocukla kalır, anne oyuncak ayıyı çocuğuna fırlatır ve evden çıkar. Amanda eski yaşamına dönmüştür.

Filmin yönetmeni: Ben Affleck Oyuncular: Casey Affleck, Mıchelle Monaghan, Ed Harrıs, Morgan Freeman, John Ashton, Amy Ryan...

İzleyenler vardır mutlaka. Beni çok etkiledi film. Bir yanım annenin yanında olması iyi derken diğer yanım keşke polisin evinde kalsaydı diyor. Sadece dünyaya getirmekle anne ya da baba olunur mu ki? Ya da bir yalan üzerine kurulan mutluluk kalıcı olur mu?

Aşkın, sevginin bin çeşiti var. Kimse aşksız sevgisiz kalmasın. Tüm çocuklar sevgi sarmalında büyüsün. Herkes sevdiğini alsın yürüsün...
Sevgililer Günü Kutlu Olsun.

21 Temmuz 2008 Pazartesi

SON OKUDUKLARIM

Sarımsaklı günlerim genelde güzel geçti...

Birkaç kez Ayvalık'a gittik. Ayvalık'ın nefis sakızlı kurabiyesinden aldık. Ve tabii ki Ayvalık tostu da yedik. Birkaç yerde yedim ama Ramazan Usta'nın hazırladığı kadar güzelini yememiştim. Yolunuz Ayvalık'a düşerse mutlaka uğrayın. Açalye Çay Evi ve Ramazan Lale bu işi biliyor. Bize tostumuzu getiren sevimli garsonumuzun adını sordum, çekindi söylemedi, küçük bir dalgınlık yaptığı için çekindi, oysa hiç önemli değildi bizim için... Hepsine teşekkürler...

Sarmısaklı günlerime Kenan Doğulu Konseri de renk kattı. Bu kadar güzel şarkıları olduğunu doğrusu bilmiyordum. Çok da sevimli geldi bana, oldukça da yakışıklı görünüyordu zayıflayınca... Gençler tüm şarkılarını biliyor, o susunca hep birlikte bağırarak söylüyorlardı... Güzel bir gece oldu...

Bu kısa, tatil içinde tatilin, en güzel yanı da üç tane kitap bitirmem oldu.

Okuduğum kitaplardan birincisi Emin Çölaşan'ın " Kovulduk Ey Halkım " adlı kitabı. Medyanın içinde bulunduğu durumu biliyorduk ama içinden bir kişinin anlatmasıyla doğrulanmış oldu... Bu arada Ertuğrul Özkök'ün yazılarını okumayı hiç sevmediğim için daha önce okumamıştım. Emin Çölaşan'ın kitabı sayesinde okumak zorunda kaldım. İyi ki önceden okumamışım... Bekir Coşkun'un yazılarını severek okuyorum Hürriyet'te bir de Ahmet Hakan'ınkileri meraktan... Bazen Oktay Ekşi'yi de okuyorum. Okumayanlara önerilir.

İkinci okuduğum kitabı daha önce okumuştum, bir kez daha okudum. Bunu da okumayanlara öneriyorum. Betti Mahmudi'nin
"Kızım Olmadan Asla ". Özellikle kadınların okuması gereken bir kitap... İran gerçeğini görmek, Passadı tanımak ve Atatürk Türkiyesi'nin değerini anlamak için mutlaka okunması gereken bir kitap... Eleştirilecek yanları yok mu ? Var tabii ki ... Ama onlar anlatılanlar, yaşananlar karşısında önemsiz kalıyor.

Daha önce İstanbul'da Persepolis'i de izlemiştim. Oskar Ödülü Adayı 2008 En İyi Animasyon... Persepolis, Bir Çocuk... Bir Aile... Bir Ülke... Bir Rejim...

Tahran'da ailesi ile birlikte yaşamakta olan küçük Marjane'in ve ailesinin hayatı Şah rejiminin devrilmesiyle değişir. Rejim değişikliğini büyük bir sevinçle karşılayan aile yaşanan İslam devrimi ile birlikte ülkelerinin geçirdiği değişime ayak uydurmakta zorlanır. Aile çareyi Marjane'i politik tansiyonun giderek arttığı ülkeden göndermekte bulur. Aile ve çocuk çok acılar yaşar... Mutlaka izlenmesi gereken bir animasyon, ama gerçeği aratmıyor. Önerilir. Kızım Olmadan Asla ile aynı doğrultuda...

Son okuduğum kitap ise Doğan Cücenoğlu'nun Savaşçı adlı kitabı... Beni düşündürdü, özellikle gençlere önerilir...

Sırada hiç kitabını okumadığım bir yazar var . Elif Şafak, "Baba ve Piç". Okuduktan sonra düşüncemi yazarım...

Herkese iyi okumalar...

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...