Öğretmenler ve İmamlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Öğretmenler ve İmamlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Nisan 2012 Pazartesi

ÇALSIN SAZLAR OYNASIN KAZLAR.


Erzurum'da 5 TEDAŞ işçisinin öldüğü gölette incelemelerde bulunduktan sonra Pasinler ilçesine giden İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, kendisini gördüğü için sevindiğini belirten bir vatandaşa, "Nereden bileyim sevindiğini, Hadi bir takla at ya da oyna da göreyim" dedi.

İŞTE O VİDEO

Neden bu haldeyiz sorusunun yanıtı bundan güzel açıklanamaz herhalde...
Çalsın sazlar oynasın kazlar... 

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçerler de, 200 bin öğretmen kendisine başka iş bulsun demiş... 

BAKIN:


Bir de bunlar var, nereye götürülmek isteniyoruzu gözler önüne seren.





EK: Yılmaz Özdil Yazmış
BEN YOKKEN
17 Nisan 2012
Hürriyet




  

17 Nisan 2010 Cumartesi

KÖY ENSTİTÜSÜ YILLARI



"Mustafa Buğday'la birlikte enstitüyü bitirdik. Köyümüze gidecek paramız yoktu. Öğretmen olmuştuk ama şimdiki gibi elbise parası neyi verilmezdi. Boz urbalarımız da yıpranmıştı iyice. Tahta bavullarımız kitap doluydu.
Müdürümüz Rauf İnan odasına çağırttı.

_ Sizi yüksek kısma seçtik, dedi. Üç yıl daha okuyacaksınız.
_ Efendim, babalarımız fakir. Köye gitmeliyiz, evlerimize yardım etmeliyiz.
_ İşte onun için siz yüksek kısma devam edeceksiniz, dedi. Hadi hazırlanın.

Ertesi gün kendimizi Ankara treninde bulduk. Vagon penceresinden Mustafa Buğday'a bizim bozkırları gösterdim. Doğduğum köyü,yayvan tepeleri, su kıyısındaki bey çiftliklerini. Oralarda geçen bizim köylülerin çileli yaşantılarını kimbilir kaç kez anlatmıştım. Polatlı'ya doğru Sakarya Savaşının yapıldığı yeri görünce göz yaşlarını tutamamıştı. Buralarda ne kan akıtmıştık biz? Ulusça özgür kalmak için. Daha insanca bir hayat yaşamak için. Ama yoksullukla, bilgisizlikle geçen hayat özgür bir hayat mıdır? İnsanca bir hayat mıdır? Kurtuluş savaşımız boşa gitmemelidir. Bunun için köylüyü bu yoksulluktan, bu karanlıktan kurtarmak gerek.

Böyle söylüyordu. İnanmış köylü yüzü bambaşka bir ışıkla aydınlanıyordu.

Mustafa Buğday, Hasanoğlan'da daha bir bilinçli okudu. Daha yetkili öğretmenlerimiz vardı. Daha bol kitapların, daha olumlu fikirlerin harmanı ortasındaydık. Çatışmalar da o oranda artıyordu. Anlatması uzun...

Gösterişsiz, fakat yalın kişiliği ile, alışılmamış fikirlerin savunucusu olarak Mustafa Buğday yıldırımları en çok toplayan arkadaşlarımızdan birisiydi. Neydi bu fikirler?
Şimdiki anayasamıza giren, en ileri ve gözde aydınlarımızın savunduğu
sosyal adalet, toplumsal haklar, eşitlik, kardeşlik fikirleri. Fransa ihtilalinin amaçları. Ama o zaman bunları Türkiye'de ağza alabilmek bile solcu olmak için yeter de artardı. Solculuk ise komünistlik demekti, vatan hainliği demekti.
.......

Mustafa Buğday bizimle birlikte Yüksek Köy Enstitüsü'nü de bitirdi.
Fakat sekiz ay öğretmenlik yapabildi. Enstitüler aleyhine demagoji yağmurları başlamıştı. İçten pazarlıklı rüzgarlar esiyordu memlekette. Ankara'da koca devlet yapılarına çöreklenmiş gerici Zeuslar kurban istiyorlardı.

Ne demekti köylüyü uyandırmak, ne demekti sosyal adalet, eşitlik, yeni bir toplum düzeni? Hasanoğlanlı köy çocukları bu kelimeleri nasıl ağızlarına alabilirlerdi? Komünistlikti bu, milli bütünlüğü parçalamaktı. Bakındı şunların yediği hatlara.

Apar topar asker edildik. Bundan sonrasını şimdilik yazmak zor.

Biz kurbancıklar kurban Mustafa Buğday'dan utanıyoruz.

Bir gün ülkemizin sosyal mücadeleler tarihi yazılırsa, Mustafa Buğday'a da bir sayfa ayrılmalıdır. Köy Enstitülerinin verdiği bir kurbandır o, bir yetmişlik boyuyla, tam kurban..."

*****

Talip Apaydın'ın Köy Enstitüsü Yılları isimli eserinden aktardım yukarıdaki satırları. Kitabın başlangıcında yazar şunları yazmış:

"Bu kitabı 'Tonguç Baba'nın saygıdeğer hatırasına sunuyorum. Son görüşmemizde 'Enstitüye nasıl girdiniz, nasıl okudunuz, bu duruma nasıl geldiniz, biriniz bunu anlatın' demişti. Geç de olsa ben bu görevi yerine getiriyorum."

Bendeki kitap Cem Yayınevi tarafından 1978'de çıkarılmış.


1940'ta kurulup 1954'te kapatılan Köy Enstitülerini merak edenlerin okuması gereken bir kitap bu...

8 Nisan 2010 Perşembe

KOPYA



Sevgili Oyum,

Kopya çekerken yakaladığım öğrencilerimin anılarını canlandıran bu eğlendirici yazını gülümseyerek okudum. Çok hoştu doğrusu!

Aslında, değil öğretmen, sıradan (ilgili) bir kişiyi sınavda gözetmen yapsanız, daha sınavın başlarında kopya çekmek isteyenleri anlar. Ah! o gözler yok mu, o gözler bizi ele veriyor!

Tanık olduğum anıların içinden biri var ki beni hala çok güldürüyor.

Sınıf, topluca kopya çekmeye karar vermiş. Sınav sorularını dağıttım,sınav başlamıştır dedim, başarı dileklerimi ilettim.

Ama baktım, çocuklar sınav kağıdından çok kaçamak bakışlarla tahtaya bakıyorlar. Sınıfın arkasına gidip tahtaya baktım, ne var diye…

Görünürde bir şey yoktu. Lise öğrencileri olduğu halde, sadece tahtanın sağ üst köşesinde “KONUŞANLAR”başlığı altında tek tek isimler sıralanmıştı.(Bu konuşanlar, sınıftaki yaramazlık yapan öğrencilerin öğretmene şikayeti anlamını taşıyor okullarda, sınıf başkanı tarafından yazılıyor.)

Edebiyatımızda Beş Hececiler diye anılan şairlerimizin adları alt alta sıralanmıştı, ve bu soru yanıtlamalarını istediğim (aslında herkes kolayca yanıtlar da puan alır diye seçtiğim iyi niyetli bir soruydu.)

Faruk
Nafiz
Çamlıbel
gibi üç adlı şairlerimizin adlarını böyle peş peşe görünce içten içe kahkaha atarken, sınıfın önüne geldim, sırtım tahtaya dönük:

O, soruyu iptal ettiğimi, puanlarını da diğer sorulara bölüştürdüğümü söyledim sevgili öğrencilerime…

Afalladılar; ama neden, diye sordular saf saf…

Siz nedenini benden iyi bilirsin, dedim. Hep birlikte gülüştük ve sınav, kuralları içinde tamamlandı…

Bk yazın bana ne yaptı? Çok teşekkür ederim.

Sevgili öğrencilerimize girmek zorunda oldukları tüm sınavlarda başarılar dilerim…

Sevgilerimle…


Sevgili "Oyumben" in beğenerek okuduğum ŞU yazısına yaptığım yorumu sizlerle de paylaşmak istedim. Cimriliğim tuttu, kıyamadım mı nedir? Aldım yanımda getirdim işte... Nedenini tam bilemiyorum. Ama ben de kopya çekmiş oldum böylece!

Sevgilerimle...


EK: " ŞU" nu da okur musunuz?

EK 2:


25 Mart 2010 Perşembe

TUVALETE GİDEBİLİR MİYİM?


Daha önce de Sayın Mahmut Şanlıer'den bir duyuru almıştım ve hem onun duyurusunu, hem de bu konudaki düşüncelerimi açıkladığım bir yazı yayınlamıştım. (Öğretmenim Tuvalete Gidebilir miyim?)

Geçenlerde aşağıdaki duyuru yorumu tekrar göndermiş Mahmut Şanlıer. Bu konudaki düşüncemi o yazımda belirtmiştim. Yinelememe gerek yok. Değişmedi düşüncem, ancak yine de duyurmak istedim.

Birkaç saat, googlede, bu konuda neler var, diye araştırma yaptım, fazla bir şey bulamadım. Ancak, en azından bir duyuru sitesi yapmışlar, "Okulumuza Tuvalet" kampanyasını duyurmuşlar. Bazı haber kanallarında da bu duyurulara yer verilmiş. Çalışmalarında başarılar dilerim.

Ancak şunu da eklemeden geçemeyeceğim. Her şey çok iyi, herkes mutlu diye TV'lerde bangır bangır bağıranlar hala tuvaleti bile olmayan okullarla ilgili bu duyurulardan utanmıyorlar mı? Ya da ne bileyim, köylülerimiz bu kadar mı okuldan uzaklaştı? Üç kişi bir araya gelse köy okuluna tuvalet yapamaz mı?

Tarikatların okullarının, dershanelerinin,yurtlarının gökdelenlerle yarıştığı bir ortamda; koskoca Türkiye Cumhuriyeti kendi okullarının tuvaletini yapamıyorsa...

Bu kötü kokular olmayan tuvaletlerden gelmiş olamaz değil mi?

Geleceğimiz olan Sevgili Yavrularımıza, karşılık beklenmeden yapılan her çabayı, desteklemekte yarar var...

İşte o duyuru:






Sn Ayseme Hnm,


Daha önce bu konunuza

(http://ruyalargercekoldu.blogspot.com/2009/03/daha-neler.html) yorum yazıp Okulumuza Tuvalet kampanyasından size ve diger kullanıcılara bahsetmiştim.

O sayfada yazdığımız yorum; sanırım "Site editörü" adlı kullanıcı ile bir tutulup değerlendirilerek blog sitenizde bizlerin yaptığı sosyal çalışma ile yeni bir konu açmışsınız.
(http://ruyalargercekoldu.blogspot.com/2009/03/ogretmenim-tuvalete-gidebilir-miyim.html)

Açmış olduğunuz http://ruyalargercekoldu.blogspot.com/2009/03/ogretmenim-tuvalete-gidebilir-miyim.html bu blog sayfanızı 25 şubat 2010 tarihinde fark ederek cevap metnimizi sitenizde yorum yazarak cevaplandırdık. Lütfen cevap metnimizi sitenize ana sayfadan duyurmanızı rica ediyoruz.

Ayrıca bizim tüm çabamız hala tuvaletsiz okulların tuvaletinin yapılması ve onarılması üzerindedir.

Lütfen bu habere bakınız: http://www.ogretmenlersitesi.com/haber/6938

Bizler bu gibi konuları hala internet haber siteelrinde görünce üzülüyoruz.

Duyarlı vatandaş olarak neler yapabiliriz sorusunu her zaman kendimize soruyoruz?

07.03.2010 tarihinde Kanal A TV de yapılan haber
http://www.kanalahaber.com/kanal-a-ana-haber-haberi-44540.htm

Mahmut ŞANLIER
Okulumuza Tuavlet Projesi
0543 427 96 00

20 Mart 2010 10:33

Sil


Saygılarımla...

17 Mart 2010 Çarşamba

SIFIR

(Karikatür: Nuri Kurtcebe-Cumhuriyet Gazetesi'nden)


16 Mart Öğretmen Okullarının Kuruluşunun 162. yılı , sessiz sedasız geçti gitti. Çünkü öğretmen yetiştiren okulların hepsi teker teker kapatıldı.

Geldik bugünlere! Ne çok öğretmen, öğrenci, okul sözcükleri geçiyor satır aralarında; hepsi de olumsuz ne yazık ki...

Konya Tepeköy'de sözleşmeli öğretmen, Türkçe kitabını evde unutan yedinci sınıf öğrencisini cezalandırıyor. Nasıl mı? Tek tek 28 sınıf arkadaşına tokatlattırıyor öğrencisini, iyi mi?!

Bir lise öğrencisi, derste öğretmeninin gözünün önünde, şişeye çişini yapıyor!

Bir başka okulda erkek çocuklar birbirlerine tecavüz ediyor, hem de arkadaşlarının gözünün önünde! Söylemesinler diye arkadaşlarına dışkı yediriyorlar!

Öğrenciler öğretmenlerini dövüyor, öğretmenler öğrencilerini dövüyor!

Gencecik öğretmenler öldürülüyor hiç uğruna! Şikayetler, dikkate alınmıyor, korunamıyor öğretmenler. Tehdit eden bilindiği halde hiçbir şey yapmayan polis, katil teslim olunca, "Yakaladık!" diye ödüllendiriliyor!

Okullar sabıkalı kişilerin cirit attığı mekanlara dönüştürülüyor. Kantinci amcalar, servisçi abiler çocuk tecavüzcüsü çıkıyor da kimsenin ruhu duymuyor! Okullarda çalıştırılanların suçlarına bakar mısınız?


Cinsel istismar: Kayıt 9, aranan 7
Uyuşturucu: Kayıt 13 aranan 1
Dolandırıcılık: Kayıt 11 aranan 1
Ateşli Silahlar Kanunu’na muhalefet: Kayıt 34
Cinayet: Kayıt 12
Yaralama ve darp: Kayıt 13
Hırsızlık: Kayıt 65
Mali suçlar : Kayıt 19
Terör: Kayıt 10
Resmi belgede sahtecilik: Kayıt 17, aranan 1


YÖK, hukuku önden mi arkadan mı hadım etsem tartışmalarıyla eğitimi kendine göre şekillendirmenin yollarını arıyor.

Milli Eğitim, Diyanet görevlilerinin doldurulmasıyla YOK edilmeye çalışılırken YÖK eliyle de cemaat okullarına teslim edilmeye çalışılıyor.

Üniversiteye giriş "Kırk satır mı , kırk katır mı?" işkencesine dönüşmüşken liseyi yurt dışında bitiren öğrencilere "Sınavsız gel geç, sen de bizdensin!" uygulamasına geçilmek isteniyor. (Neyse ki biraz önce tepkilerden çekinip bu düşüncelerinden vazgeçtiklerini açıkladılar. Ancak bakalım yerine nasıl bir numara bulacaklar? )

Örnekler çoğaltılabilir, kimbilir çalışan öğretmenler; öğrenciler, çocuğu okuyan veliler neler görüp nelerle uğraşıyordur!

Sıfır bile bir değer, sıfırın altına mı düştük?

27 Mayıs 2008 Salı

İMAMLAR VE ÖĞRETMENLER


Ahmet Hakan , Hürriyet'teki köşesinde "İmamlarla Öğretmenleri" karşılaştırmış. Ve imamların daha etkili olduğunu yazmış...

Bunda şaşıracak ne var ? Ülkeyi kimler yönetiyor ?

Sadece bu dönemde de değil, yıllardır...

Kimisi gerçekten inandığı için, kimisi de inananları sömürmek için dini kullanmadı mı ?

Her köye beş öğretmen, bir imam gerekirken tersini yapmadılar mı?
Yine camiler elektrik su parası vermezken ve herkesten , her yerden yardım parası toplarken,okullar ödeneksizlik sorunlarıyla boğuşmuyor mu? Kuran Kursları, Öğrenci Yurtları,Özel Evleri,Işık Evleri, Dershaneleri, Ablaları, Abileri öğrencileri ele geçirmedi mi? Çocuk okulda kalabalık sınıflarda yarım gün geçirirken kalan zamanını çoğunu bu kişilerle geçirmiyor mu ?

Diyanet İşleri Başkanlığı ile Milli Eğitim Bakanlık bütçesi karşılaştırıldığında aradaki uçurum dudak ısırtmıyor mu?

Öğretmenler sürüm sürüm süründürülürken imamlar, makamlardan makam beğenmiyor mu?

Köy Enstitüleri, Öğretmen Okulları, Eğitim Enstitüleri birer birer kapatılırken İmam Hatip Liseleri çığ gibi çoğaltılmadı mı?

Şimdi çıkıp da, öğretmenler yenildi, diyene kızmalı mıyız?

Aslında yenilen öğretmen değil, Türkiye... Yenilmeye de devam ediyor. Eğer bugüne kadar ayakta kalmışsa yine de gerçek öğretmenlerin ve yurtsever aydınların sayesindedir.

Sevgili Ahmet Hakan, gerçi şimdilerde değiştiniz biliyorum, ama değişmediğiniz dönemlerdeki tutumunuzla bu çorbada sizin de tuzunuz var mı acaba? Ne dersiniz?

Ektiler, ektiler, ektiler... Şimdi de ektiklerini biçiyorlar. Hasat mevsimi geldi...

Öğretmenliğimin son günlerini yaşarken bunları yazmak ne kadar da incitiyor beni...

"Hani o bırakıp giderken seni , bu öksüz tavrını
takmayacaktın ?
Alnına koyarken veda busesi yüzüne bu türlü bakmayacaktın?"

Her şeye karşın gerçek öğretmenler "Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür " insanlar yetiştirmeye devam edecek ve bunda da başarılı olacaktır. Ancak bu işi sadece öğretmenlerden beklersek, en azından iyi kötü ayrımını yapmayıp görünüşe aldanırsak işimiz oldukça zor, bir o kadar da tehlikeli...

Herkese görev düşüyor, kaytarmak yok...

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...