susar kuyular bağıra bağıra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
susar kuyular bağıra bağıra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ocak 2012 Salı

UĞURLAR ÖLMESİN

"Kürt'ü Türk’e
Türk’ü Kürt’e
Ermeni’yi Türk’e
Türk’ü Ermeni’ye
Alevi’yi Sünni’ye
Sünni’yi Alevi’ye
düşman eden,

emperyalizm ve
emperyalizm'in Ortadoğu’daki çıkarlarıdır.

Dün öyleydi
Bugun de öyle..."


Uğur Mumcu

"Bir tabancanın bile izini sürerek, 'Büyük Oyunu' açığa çıkarmaya çabalamış olan Uğur Mumcu'yu öldüren plastik patlayıcının izinin sürülememesi, onun haklılığını göstermektedir. Çünkü komplocuların ideolojisi yoktur. Onların hedefi, egemenliklerini pekiştirmek, kurdukları para soğurma düzeneğini işletmektir. Bir tabancanın kabzasını tutan eli yönlendirenlerin birbiriyle çatışır görünmesi, olaylardan bilgi sahibi olmayan önyargılıları nasıl yanıltıyorsa; plastiğin arkasındakileri de, bölgesel egemenlik kurgularından, büyük komploları örgütleyen odaklardan bağımsız, 'marjinal' terör örgütleri olarak görmek, o denli yanıltıcı olur." (Sivil Örümceğin Ağında-Mustafa Yıldırım)

Oyuna gelmememiz, ülkemiz üzerinde oynanan tuzaklara düşmememiz dileğiyle saygıyla anıyorum.

29 Aralık 2010 Çarşamba

BİR KAR MASALI VE BLOG YAZARLARI



Susmak mı Söylemek mi?

Kaç kişiden benim gibi duymuşsunuzdur : " Bugün bir sahne gördüm komedi vallahi, olduğu gibi yaz. Moliere halt etmiş."
Ama yazmayız işte ; yutkunur geçeriz. İçimizde de nice Moliere'ler acılaşır kalır. Oysa ki bir başlasak ardı gelecek, söz sözü, göz gözü açacak, açıyor. Diyelim ki, sen iyi niyetli okuyucum, neden yazmıyorsun geçen gün kahvede söylediklerini ? Rahatın için susuyorsun desem değil, çünkü rahatını düşünsen başka türlü düşünür, yahut düşünmediklerini söylerdin.

Gel , yutkunma , yaz düşündüklerini !


Bu eski yazıyı bana anımsatan Blog Yazarı Üç Annenin övgüyü hak eden çalışması oldu. Birbirleriyle bloglar sayesinde tanışan üç anneden:

Biri çocuklar için MASAL yazmış.
Biri o masalı ÇİZGİLERİYLE süslemiş.
Biri de o masalı CANLANDIRMIŞ...

Tüm çocuklara "Yeni Yıl Armağanı" olarak sunmuşlar. "E Masal" hem de ücretsiz, hiç bir karşılık beklemeden...

"Bir Kar Masalı" umudun da masalı olmuş.

Yeni yıl "Mutluluk Yılı" olsun mu?

Çocukluğumuzda bir şarkı söylenirdi :

" Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil. "

diye. Kimbilir nice uyanan , kabuğunu kıran düşünceler bu hal içinde kalmıştır.

Artık yeter, kabuğunu kıran düşünceler içimizde kalmasın...
Söyle be blog, söyleyin blogcular!

10 Haziran 2010 Perşembe

SIRADAKİ






Horozlar bağırıp durdu, zamanlı zamansız öttü, öttü, öttü...

-Duyduk duymadık demeyin, bu gidiş iyi bir gidiş değil!
dedi biri. Diğeri:
-Ötenlerin boynunu koparıyorlar, görmüyor musunuz?
Başkası:
-Değiştiler yeniden, dönüştüler, ülkeyi dönüştürüyorlar!
diye uzun uzun öttü.
-Tehlikenin farkında mısınız?
diyen horozlar artık sesini duyuramıyordu, çünkü onlar içeri tıkılmış kesilmeyi bekliyorlardı, kapalı kapıların ardından söyledikleri duyurulmuyordu zaten.

Kürsüdeki adam konuşuyordu durmadan:
-Gemilerde talim var, dönüş yok! Sıradaki gelsin!

Kararlıydı! Herkes onun olmalıydı! Devletin değil, sadece benim hizmetkarım olmalı herkes, anlayışındaydı haşmetli!

"Benim bakanım, benim vekilim, benim müdürüm, benim memurum, benim işçim, benim mühendisim, benim doktorum, benim öğretmenim, benim yargıcım, benim hakimim,benim gazetecim, benim televizyonum, benim sporcum, benim sanatçım, benim şarkıcım, benim türkücüm,benim mülküm; benim hamasım, benim hizbullahım..." demesi ondandı.

-Neymiş öyle? Sendikalı işçi, sendikalı memur?! Örgüt mörgüt? İşte benim cemaatlerim, işte tarikatlarım, işte ulemam! Bakın hiç sesleri çıkıyor mu? Ne desem, hep bir ağızdan: "Yaşaaa, var ol!" diye ötüyorlar. Rahat rahat yaşıyorlar, köşeyi dönüyorlar. Onlar bana yeter.

Ya diğerleri mi? Onlar çalışacaklar, tavuk gibi çalışacaklar. Önlerine bir avuç yem atacaklar, ardından yumurtaları toplayacaklar!

Tavuk olmaya razı mısınız? O zaman sesinizi çıkarmadan gecelere kadar çalışın, belki altın yumurtlayan tavuk olursunuz da kesilmekten kurtulursunuz!

Baksanıza iştahlar kabardıkça kabarıyor. Mangalda kızartılma da var! Ona göre...

Sıra kime gelecek sahi? Sırada fazla kimse de kalmadı ki...

9 Eylül 2009 Çarşamba

ADI BARIŞ KENDİ SAVAŞ


"Aydınlığa versek elimizi,
Uzuyor koyu bir katranla yapışkan
Parmakların ucunda ip gibi.
Ak bir güvercin alsak avucumuza,
İnim inim karayel yerine,
Güvercinin tüylerinde batak. Batak
En uzun ışıltılı yıldızda.

Çektik kentin yorganını üstümüze,
Düşler kurduk, düşlerimiz batak.

Ve batak kişiler sardı yöremizi:

Suratları insana boyalı
Bütün o alıp satanlar, üleşenler;
İçimizde açan karanfilli
Kara tırnaklı yıldızla kirleterek
Sıkınca bir irin çıksın diye,

Yalnızlığa gömenler,
Ün tacirleri,
Bağnazlar,
Despotlar,
Ve ödlekler;
Havasız odalarda duman kişiler;

Yoksulun cebinden aşırılmış
Beşlikleri yutturanlar altın diye.

Durgun batak, leş kokulu batak!

Atımı getirin benim, kır atımı!
BATAKTAN DÖRT NALA ÇIKMAK GEREK!
(O.Rifat)


Şehitlerimize, sel felaketinde yitirdiklerimize rahmet diliyorum. Yakınlarıyla birlikte tüm ulusumuza sabır dilesem mi bilmiyorum. Sabır sabır sabır... Nereye kadar!

Doğal felaket mi sayacağız bütün bunları?

Daha dün yapılan Silivri Cezaevinin bacası çökmüş. Yağmur, ülkenin en büyük davasının görüldüğü sırada savcıların üstüne üstüne yağıyormuş. Dava bu nedenle ertelenmiş. İçerdekiler suçlu mu değil mi henüz belli değil! Bu gidişle daha uzun süre de bilinmeyecek. Sanıklar istediği kadar bağırsın:

Suçumuz ne! Suçumuzu söyleyin ki savunmamızı ona göre yapalım!

Evet, dava ucu açık bir şekilde sürüyor. Bekleyip -belki- göreceğiz.

Ancak dışardaki suçlular ne olacak? Silivri Cezaevini kim yaptı? Neden bu kadar kısa sürede yıkıldı?

Dere yataklarına yapılan evler için hangi belediyeler izin veriyor? Koca koca binaları dikenler alt yapı hizmetlerini neden gözardı ediyor? Akacak yol bulamayan sular sele dönüşüp can alınca doğal afet mi diyeceğiz?

Ormanları yakanlar, yakılan orman alanlarını paylaştıranlar daha mı az suçlu?Doğanın dengesini bozarak bizleri de dengesiz insanlar topluluğuna dönüştürenler ne diyorsunuz ha, hala susuyor musunuz, hala duruyor musunuz oturduğunuz koltuklarda?

İnsanlar dengesini yitirdi, dedim. Evet selle boğuşan insanların eşyalarını yağmalamanın başka nasıl bir açıklaması olur ki? Açlık mı, yoksulluk mu, tüm değerlerin yitirilişi mi? Hepsi mi?

Tecrübe Konuşuyor! adı altında -Diyarbakır Cezaevinin önünde- program yaptırıp "İşte tüm sorunlar burada yapılanlarla başladı, burada çok acılar yaşandı!!! " diyenlere ne diyeceğiz? O kadar insan bu nedenle mi öldü? Art niyet konuşuyor, demek daha çok yakışmaz mıydı bu programı yapanlara? Adına Barış" dedikleri "Savaş" hala sürmüyor mu? Bu son şehitlerimizi " BARIŞ!" a mı kurban verdik?

Açılım, açılım diye caka satanlar , açılımın ne menem bir şey olduğunu merak eden milletten, bunu esirgeyerek kapalı oturumlara sığınmak isterken ulusun geleceğiyle oynadıklarının bilincindeler mi? Hem bu acele niye? Nereye yetişeceksiniz?

Daha dün randevu vermediklerinizle canciğer olmanızın sebebi ne?

Demokratik Açılımı tüm ulusu kapsayacak şekilde yapalım mı? Ekonomik sorunlarımızı çözmeye ne zaman başlanacak? Sağlık sorunlarımızı - ilaç katkı payını yükseltme dışında- çözme konusunda ne yapacaksınız? Ya eğitim sorunlarının çözümü? Kürt Dili ve Edabiyatı Bölümü açarak tüm eğitim sorunlarımızı çözdüğünüzü mü sanıyorsunuz?

Yeter diyorum artık, biraz da tüm ulus için çalışın!

"Bir tuz ki aşımıza karışmış,
Oyar köstebekleriyle etimizi.
Kelepçelidir kirpiklerimiz,
Acır bir ışığa dönsek yüzümüzü.

AYDINLIĞA VERSEK ELİMİZİ."



4 Eylül 2009 Cuma

UNUTMA


"Dünya kötülük yapanlar yüzünden değil, sayıları daha çok olduğu halde , seyirci kalıp hiç bir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdedir." (Eınsteın)

KAPATAMADIK AÇILIM VERELİM BARİ


Birkaç yılımız, kadınların başını kapatalım, tartışmalarıyla geçti. Yapamadılar, en azından, resmi olarak... Kapatamadık, açalım bari mi dediler, nedir?

Bir "Açılım" lafıdır gidiyor son zamanlarda!.. Pandoranın kutusu gibi açıldıkça bizim için kötülükler saçılıyor her tarafa:

Kürt Açılımı, dediler. Kazanan kim olacak dersiniz? Kürtler mi, Türkler mi? İkisi de değil bence. Sadece daha çok ayrışacağız.

Ermeni Açılımı, diyorlar. Aldığımız bir şey var mı?

Kıbrıs'ta neler neler kaybediyoruz?

Şimdi de "Su" açılımı yapıyoruz. Bakın bakalım, Çevre ve Orman Bakanımız Veysel Eroğlu, televizyonlara yansıyan konuşmasında ne diyor:

''Irak ile Suriye'yi rahatlatmak ve susuz bırakmamak için enerjiden bile feragat ettik. Su, enerjisi alınarak sizlere veriliyor. 2007 ve 2008 yıllarında suyun Irak ve Suriye açısından ne derece önemli olduğu anlaşılmıştır...

Tabii ki komşu ülkelerin sıkıntı çekmemesi için enerjiden feragat etmek pahasına Türkiye'nin en büyük rezerv hacmine sahip Atatürk Barajı boşaltılmıştır. Atatürk Barajı'ndaki doluluk oranı yüzde 10 seviyesine düşmüştür.''


İlginç değil mi?

Yine bize fedakarlık düşüyor gördünüz mü? Kullanmadığımız doğalgazın parasını bile bize ödetiyorlar. Elektrike yüklüce zam yapmaktan çekinmiyorlar. Komşularımızı düşündükleri kadar bizi düşünmüyorlar! Atatürk Barajı boşaltılmış, Irak ve Suriye için... Peki karşılığında biz ne alıyoruz? Bilen var mı? Küçük bir şişe suya verdiğimiz parayı düşününce!..

Yoksa biz üvey evlat mıyız? Veren taraf hep biz oluyoruz nedense?

Ya da alınan bir şeyler var da bizden mi gizleniyor?

3 Eylül 2009 Perşembe

BİR MUM DA SEN YAKAR MISIN?


Özgür Anne, Okuyamazsın, Deniz Kabuğu ve Elçin'in bloglarını okudum içim titreyerek... Siz de okuyun ve bir mum da siz yakın.

Ramazan ayındayız. Bayram geliyor biliyorsunuz. Sadece iftar çadırı kurmakla, birkaç torba kumanya dağıtmakla kendinizi rahatlatmayı bırakın artık. Açın gözlerinizi, çevrenize alıcı gözlerle bakın biraz da.

Acılar yaşanıyor bu ülkede, hastalar var, hastalıklar var... Sağlıklı yaşamak her geçen gün daha da zorlaşıyor. Hastalardan alınan katkı payı artacak, bütçe açıkları yine halkın sırtına yüklenecek duydunuz mu?

Evet tek tek yardım yapmaya çalışıyoruz, yapmalıyız da. Bir çocuğu sevindirmek az şey mi? Ama çözüm bu değil baylar , bayanlar!

ÇÖZÜM: Sağır sultanları uyarmak, sesimizin duyulması için hep birlikte, her sorunda gürlemek! Bunu yapabiliyor muyuz? Yapsaydık, yapabilseydik bu durumlara düşer miydik hiç?

Halk her geçen gün yoksullaşırken birileri palazlanıyor. İşsizler ordusu çığ gibi büyüyor. Ülke elden gidiyor a dostlar, görmüyor musunuz? " Bütün orduları dağıtılmış, bütün tersanelerine girilmiş, bütün kaleleri zaptedilmiş. Bundan daha elim ve daha vahim olmak üzere ... "

Üstüne titrediğimiz çocuklarımız savaş ortasında kalırsa ne yapacağız? Bizi birbirimize kırdırmanın planları yapılıyor, susuyorsunuz!

Ne zaman konuşacaksınız?

18 Temmuz 2009 Cumartesi

GAYRIK YETER

O, "Yunusu biçâredir
baştan ayağa yâredir",
ağu içer su yerine.

Fakat bir kerre bir derd anlayan düşmesin önlerine
ve bir kerre vakterişip
"- Gayrık yeter!.."
demesinler.

Bunu bir dediler mi,
"İsrâfil surunu urur,
mahlukat yerinden durur",
toprağın nabzı başlar
onun nabızlarında atmağa.

Ne kendi nefsini korur,
ne düşmanı kayırır,
"Dağları yırtıp ayırır,
kayaları kesip yol eyler âbıhayat akıtmağa..."

''N.Hikmet Ran-Türk Köylüsü''


Yapar mı dersiniz?

4 Mart 2008 Salı

ZONGULDAK AĞIDI

"
Bir kömür, bir uzak, bir kara, bir derin,
Ellerin, yeraltında yitmiş kocaman ellerin.
Yıllarca çalışırsın gündeliğin on lira,
Açsın, susar kuyular bağıra bağıra...

Ko yamyassı ayakların balçık toprağa girsin,
Kim yürürse öldürürler bilirsin.

Zonguldak ölü iki gecede gecede diri bir,
Zonguldak bir Türkiye, bir aç Türkiye değil midir ?

Tanrı yeryüzünündür, bir pay düşmez sana,
Sen yeraltındasın, Tanrısızsın anlasana,
Karanlıktır yıldızlara karşı aşağılara indiğin,
Aşağılarda sevdiğin, korktuğun, sevindiğin.

Dağ hak diye, karaelmas hak diye,
Bekledin çırılçıplak bir yıl daha kazanılan dağıtılacak diye.

Zonguldak ölü iki gecede diri bir,
Zonguldak bir Türkiye, bir aç Türkiye değil midir ?

Vardiya bitmiştir, uyursun gökyüzü uyanırken yüzüne,
Uzaksın, oğluna, karına, anana... öküzüne.
Oynamaz dedin , derinliklerde bir aç ayı,
Ne istedin bölüşmek gövdeler teriyle birikmiş parayı.

Yüzlerce yıl yüzlerce yıl avucundaki ekmek alınmış çağlardan,
Ne istedin çoluğunun çocuğunun sarı lokmasını aşağılardan...

Zonguldak ölü iki gecede diri bir,
Zonguldak bir Türkiye, bir aç Türkiye değil midir ?
"
(Fazıl Hüsnü Dağlarca )

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...