İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Nisan 2012 Cuma

GONG

Üç kilo saf eroinle yakalandı.
Beş kilo saf morfinle yakalandı.
Otuz kilo saf esrarla yakalandı.

Var canım adamların namuslu bir tarafı;
Baksanıza bütün malları katıksız.
 (Sadettin Çulcu)


Benim gezi mevsimim başladı.  Artık çat burda çat şurda olabilirim...
 Hafta sonu Ankara'dayım.
 Sonrası için  planlar yapıldı bile, ben sadece  uygulayıcıyım.  Planlayanlar başka...

Bir terslik olmazsa İstanbul, Alanya,Edirne, İzmir hatta Yunanistan'dan seslenebilirim bakarsınız... 

Güzel günlerde buluşmak dileğiyle iyi haftasonları herkese...

 
 

7 Nisan 2011 Perşembe

YENİDEN MERHABA

Onlar söz konusu olunca her şeyin sıralamadaki yeri değişiyor, birinci sıraya çocuklar yerleşiyor hemen...

Bir haftalığına gittiğim İstanbul'da iki aya yakın kaldım.Neler mi yaptım? Oooo anlat anlat bitmez. Şimdilik kısa kısa yazayım mı?


Öncelikle şunu söyleyeyim; gelinlik hakkında çok şey öğrendim. Gelinlik mi alacaksınız, bana sorun. İstanbul'da dolaşmadığım gelinlik mağazası kaldı mı bilmiyorum, elimde fotoğraf makinasıyla hem de. Bazen kaçak, bazen izinli çektim de çektim.
Sonunda aradığımızı bulduk. Zor oldu.
Kızım diye söylemiyorum, ne giyse yakıştı, her giydiğine "işte bu" dedim çünkü... Mutluluktan ayaklarım yerden kesildi desem yeter mi? Ayrıntılar sonraya kalsın. Daha zaman var.

Elacığımla maceralarımız anlatmakla bitecek gibi değil, hangi birini anlatsam ki... Ben susayım fotoğraflar konuşsun en iyisi.














Vee onları güvenli ellere bırakarak dün akşam döndüm.

Evimi özlemişim. Eşimi, hafta sonları gelip gitse de özlemişim.Çocukların evinde yeni yetmeler gibi kaçamak görüşmek evde olmanın yerini tutmuyor bilenler bilir değil mi?

Dün akşam otobüsten indim; eşim karşıladı; gözlerinin içi gülüyor, eve geldik. Telaşlı, masayı hazırladı; yardım etmeme bile izin vermiyor. Neler mi var masada? Sıkı durun: yaprak dolması, patlıcan salata, mantar sote, tavuk pirzola yanında biber ve domates kızartması... Tamam dolma,patlıcan ve mantar hazır alınmış; ama diğerleri evde yapılmış... Sonra bana bira, kendisine rakı doldurdu ve mumu yaktı; ışıkları söndürdü. "İyi ki doğdun, iyi ki döndün" şarkısı...

Bir önceki akşam da çocuklar havalara uçurmuştu beni. Şahane akşam yemeğinden sonra, Ela'mın ve benim şaşkın bakışlarımız eşliğinde sevgili damadım ışıkları söndürdü; üzerinde mumlar yanan pastayla büyük kızım, bir demet kırmızı gülle küçük kızım salona girdi... "İyi ki doğdun anne" der demez, Ela ellerini birbirine vurarak "İyi ki doğduuunn annneannneeee" şarkısını söylemeye başladı. Artık ben ben olmaktan çıktım, o anda büyük bir yürek oldum tüm dünyayı içine alabilecek. Silinmeyecek anlar vardır insan yaşamında, işte o anlardan birini yaşattılar bana. Hepinizi çok seviyorum. Evet, iyi ki doğdum, iyi ki var oldunuz...

Yaşadığım şehri, buradaki dostlarımı özlemişim. Baharını yazını, kömür karasını özlemişim. Penceremden içeri sızmış kurumu, bahçemdeki çiçek açmış erik ağaçlarını, sisli puslu havasını; aşağıdaki sahada, nisan ayını şenlendiren geleceğimizin güvencesi Ulusal Egemenlik bayramımızı kutlamaya hazırlanan çocuklarımızın sesini özlemişim.

Bloguma yazmayı, blog yazarlarını okumayı özlemişim.

Herkese merhaba, ben döndüm...

4 Kasım 2010 Perşembe

İSTANBUL KAZAN BİZ KEPÇE

Dün güne böyle başladık. Sonra şöyle devam ettik:

Belki bilmiyorsunuzdur diye söyleyeyim bari. Bizim damat bir yıl önce ortadan yok oldu. Döner diye hep bekledik, ama dönmedi. Gelin Hanım o günden bu güne gelinliğini hiç çıkarmadı. Mahsun mahsun dolaşıyordu oyuncakların arasında. Dayanamadık onun üzüntüsüne, noel babayla birlikte düşünüp taşınıp itfayeciyi damat olmaya ikna ettik. Meğer o da gizli gizli bunu istiyormuş. Oyuncaklarımdan ev yaptım onlar için, arabamı, otubüsümü verdim. Şimdilik mutlu mutlu yaşıyorlar, gördüğünüz gibi...
Ben Eya da çok mutlu...
Düğün dernek işleri zor tabi... Yorulmuşuz, hadi biraz gezelim, dedik, çıktık kapının önüne. Elimde helikopterim.Trafik her zamanki gibi sıkışık! Nerde kaldı bu asansör de...
Özgürlük Parkındayız Kadıköy Belediyesinin.
Annem araba kullanma işini baya ilerletti. "Bu sayede İstanbul kazan biz kepçe geziyoruz" diyor anneannem. Benim de hoşuma gidiyor bu durum.
Oh! Temiz hava çok iyi geldi, karnım da acıktı. İyi ki anneanem evden çıkarken şu kek işini düşünmüş, torbaya atmış bir iki dilim.

Eya doydu... Şimdi oyun zamanı.
Hangisinden başlasam önce?


En iyisi kaymak, ama kendinizi güvenceye alarak kaymak gerekir değil mi? Dikkatli olmalıymışız. "Bir kez ayağınız kaydı mı yandınız! İşte o zaman dost düşman belli olurmuş!" Bunlar da anneanemin incileri. Ben hiçbir şey anlamadım, belki siz anlarsınız diye söylüyorum...
Sağlık için en iyi spor yüyümekmiş. Hadi hep birlikte yürüyelim...


Bu havuzu çok sevdim. Yunusların ağzından su fışkırıyor. Bir de anne fille yavru fil var havuzda, onların da hortumlarından sular akıyor. Ama bunlar gerçek değil, taştan yapılmış oyuncaklar.
Biz bu güzel trene bindik. Çok zevkliymiş, hem de renk renk...

Trenden iniş anımız da böyle...

Bundan sonraki fotoğraflar Fenerbahçe'de çekildi. Çok güzeldi çoook! Bakın:


Burada anneannemi biraz düşünceli gördüm nedense... Şu karşıda gördüğünüz Deniz feneriymiş. Galiba anneannem Deniz fenerini pek sevmiyor!
Hava güneşli olunca denizin keyfini çıkaranlar bile vardı. Biz de bol bol denizi seyrettik. Siz de bakın. Çok güzel değil mi?










Burada hem tavşan hem de kedi var. Kedilere ben miyav diyorum. Av avlar, ördekler,balıklar,kuşlar da vardı Fenerbahçe'de. Ben bütün hayvanları seviyorum. Siz de sevin olur mu?

Yoruldunuz mu? Ben yoruldum. Onun için de eve nasıl geldiğimi hatırlamıyorum. Galiba dönüş yolunda uyuyakalmışım. Hoşça kalınnnn!

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...