eğitmeye kendimizden başlayalım mı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eğitmeye kendimizden başlayalım mı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mayıs 2012 Perşembe

OKUL SÜTÜ AKIL KÜPÜ

Bir Mayıs Emeğin, Emekçinin Bayramıydı, kutlandı ve bitti...

İki Mayıs'ta okullarda süt dağıtılmaya başlandı. Öğretmenlere denetim görevi verildi. Bir öğretmen arkadaş söyledi: "Çocuklar sütü o anda içecek, boş kutuyu geridönüşüm kutusuna atacaklar. Eve götürmelerine izin verilmeyecek, öğretmenler de çocukları bu konuda uyaracak!" denmiş... 

Denilen yapılmış, sütler içilmiş, kutular geridönüşüm kutusunda toplanmış ve birçok çocuk süt zehirlenmesinden hastanelik olmuş...

Süt işi kuru kumanya dağıtmaya benzemez. Sütü bozuk olanların foyasını anında yüzüne çarptı!  Yetkililerin açıklaması ise durumun traji komik tiyatro gösterisine dönüşmesine neden oldu. Duyanları acı acı gülümsetti sadece...

"Kul olayım kalem tutan ellere/ Katip arzu halim var yare söyle..." 

Arzum şudur dostlar:

 Yoksul-zengin herkese süt vereceklerine sadece yoksul ailelere süt parası verseler, isteyen istediği yerden alsa alacağını... 

Ya da en iyisi emekçinin hakkını başkalarına yedirmeseler, çalışanın hakkını verseler ya...

Emek en yüce değer değil midir?

Yok yok, şu akıl küpü sütlerden önce kendileri içse de bu bozuk düzenden tez zamanda kurtulsak...

Okul sütü
Akıl küpü

demişler ya Allah akıl fikir versin de hiç olmazsa çocuklarımıza kıymasınlar... 
Bir bardak sütle değil, çağdaş eğitimle akıllar gelişir hatırlatırım.

Haklılar, psikolojimiz bozuldu; ama bu süt içmekten değil, sütü bozuklar yüzünden... 
Doktorlar göreve... 


4 Nisan 2012 Çarşamba

PİÇ




Suçlu kim, suç kimde?

Aldatılmış, atılmış kadınlarda mı?
Aldatanda mı, aldatılanda mı?
Kadının namusu,
erkeğin elinin kiri diyen
toplum anlayışında mı?

Çocuğu severken "piç kurusu" diyen densizlerde mi?

Günahı işleyenden,
çok daha fazla azap çektirdiğimiz,
masum çocuklarda mı?

Namus nedir, namussuz kimdir?

Namus sadece belden aşağıyla mı ilgilidir?
Kadın mıdır "namus" denince akla gelen?
Kafadan namussuz olanlar yok mu?

Ekmeğimize, aşımıza zehir katanları,
yalandan, dolandan gözü dönenleri,
pinokyo gibi burnu uzayanları,
para için, güç için
en kutsallarımızı
kullananları,
yaşamı çekilmez kılanları
ne yapacağız?

Koca koca adamlar,
çocuklara tecavüz ederken,
hafifletici nedenler bulmaya çalışanlar da,
koca koca adamlar değil midir?

Kendilerine güvenemedikleri için
kadını kafese sokma telaşına düşmüş olanları
alkışlayacak mıyız?

Namusu namussuzdan mı öğreneceğiz?


PİÇ

Sıcak bir el değmeden henüz ilk gözyaşına
Kundağını serdiler bir musalla taşına.
Gözlerin bir caminin eşiğinde açıldı,
Atıldın doğduğun gün hayata tek başına!

Yanında anan olsa gene ömrün bahardı,
Sana dar günlerinde açık bir kucak vardı:
Bağrına oğlum diye bastı İsa'yı Meryem,
Bir babasız yavrudan bir peygamber çıkardı.

Tanır gibi yüzüne bakınca her geçici,
Yarın, öksüz kalbinin burkulacaktır içi.
İki kattır azabın günahı işleyenden:
Anana kahbe derler, sana kahpenin piçi...

F.N.Çamlıbel

1 Nisan 2012 Pazar

KASET

“Din, herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiçbir kimse, hiçbir kimseyi ne bir din ne de mezhep kabulüne zorlayamaz. Din ve mezhep hiçbir zaman politikaya âlet olarak kullanılamaz.”
ATATÜRK

"Dindar nesil" yetiştirmeyi amaçladıklalarını söyleyenlerin hazırladığı taslak MHP'nin katkısıyla yasalaştı. Cumhurbaşkanı da onaylayacak kuşku yok...

Merak ettiğim MHP bu katkıyı kendi rızasıyla mı sağladı, yoksa aba altından yeni kasetler gösterildi de mecbur mu kaldı?

Çok merak ediyorum doğrusu?

Bir de Kamu Personeli Sınavında soruları çalanların davaları ne oldu?

Ve bugün yapılan YGS'nin sorularının çalınmadığından nasıl emin olacağız?

15 Mart 2012 Perşembe

İZMİRLİ ANNELER'DEN DUYURU- Yüreğimizle Yanınızdayız

15 Mart Perşembe akşamı saat 18.30’da ve 16 Mart Cuma akşamı saat 18:30’da Gündoğdu Meydanında oturma eylemi de yapılacak.

Eğitim; bir ülkenin, bir toplumun kaderini tayin eder. Eğitim, gündelik siyasi tartışmalar içinde heba edilecek bir alan değildir.


Eğitimde yapılacak yeni düzenlemeler, reformlar, başta siyasi partiler


olmak üzere, eğitimciler, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, medya vb.


tüm toplum kesimleri tarafından yeterince tartışıldıktan sonra olabildiğince

geniş bir mutabakat ile yapılmalıdır.

4+4+4 Kesintili Eğitim ile ilgili yasa teklifinin henüz kamuoyunca yeterince tartışılmadığı, çok

farklı görüşlerin

ve eleştirilerin olduğu izlenmektedir.

Bu durum ülkemizin geleceği ile ilgili


çeşitli kaygıları beraberinde getirmektedir.


BASIN AÇIKLAMASI

İzmirli anneler, çocuklarımızın geleceği için TÜM İZMİR HALKINI 15 Mart Perşembe akşamı saat 18.30’da ve 16 Mart Cuma akşamı saat 18:30’da Gündoğdu Meydanında oturma eylemine; 18 Mart Pazar günü saat 16:30’da Cumhuriyet Meydanı sahil kesminden Gündoğduya yürüyüşe davet ediyor.

Katılımcıları emzik, yaka ve düdüklerle bu eylemlere davet ettiklerini belirten anneler, sadece okula başlayacak olan çocukları olanların değil, torunlarımızı ve onların torunlarını düşünerek, duyarlı tüm vatandaşlarımızın yanlarında yer almalarını bekliyorlar. Daha önce N.Ç olayında yine tepkilerini dile getiren anneler, bu kez değiştirilen Milli Eğitim Yasasının ülkemizin gerçeklerine uygun olması, uzmanların fikri ve görüşü alınarak oluşturulması gerektiğini savunduklarını belirttiler ve 11.03.2012 - Pazar günü değiştirilen Milli Eğitim Yasasını desteklemedikleri için bu eylemleri düzenleyeceklerini bildirdiler.

İzmirli anneler grubu sözcüsü ; “ Çocuklarımızın siyaset malzemesi yapılarak, onların hayatını etkileyecek kararların, hiçbir bilimsel temeli olmayan bir anlayışla çocuklarımıza dayatılmasına karşıyız. Bu yasa ile çocuklarımız hayatı tanımadan meslek seçmeye zorlanıyorlar. Bilimsel verilere dayanmayan, siyasi amaçlarla hazırlanan MİLLİ EĞİTİM yasasını red ediyoruz. Çocuklarımızın geleceğini istiyoruz. Biz İzmirli anneler grubu olarak Milli Eğitim Yasası ile karartılmak istenen geleceğimiz için bize katılın, geleceğinize sahip çıkalım diyoruz” dedi.

BURADAN ALDIM.
Sevgili Yeliz'e ve Tüm duyarlı insanlarımıza teşekkürlerimle selam ve sevgilerimi gönderiyorum...

22 Eylül 2010 Çarşamba

DERT İNSANI DÜRTER EVET AMA YETMEZ



Dert insanı dürter...

Aydın olan, duyarlı olan insan sadece kendi derdiyle dertlenmez; sadece bugünü kurtarayım, gerisi kolay demez. Yakın-uzak tehlikenin de farkında olmak zorundadır.

Okullar açıldı, sizin çocuğunuz şimdilik şanslı olabilir, ama pek çok okulda sorunlar dağ gibi, en önemlisi de gerçek öğretmen yok.

Neden?
Sınav soruları çalındı.
Kim çaldı?
Araştırılıyor!
Nerede?

Bence yanlış yerden başlandı.

Aslında boş konuşuyorum. Kendileri de biliyor soruları kimlerin, ne amaçla çaldıklarını. Asıl suçlular kıs kıs gülüyordur tahtlarında...

Yavuz hırsız ev sahibini bastırır hesabı bir taşla kaç kuş vurabilirizin tezgahı kurulmuştur nicedir.

Sınav sistemini değiştirecekler.
İşlerine gelmeyenleri istifa ettirecekler.
Ücretli-sözleşmeli öğretmenlerle okulları yavaş yavaş dönüştürecekler.

Şimdi sıra vurulanları derdest edip bir kenara bırakmaya geldi.

Ordu tamam.
Yargı tamam.
Medya tamam.
Eğitime sıra geldi...

Hadi hayırlısı! Sınav sisteminiz değişiyor. Artık yakalanma endişesi olmadan rahat rahat istediklerini istedikleri yere yerleştirecekler. Sizin çocuklarınız mı? Akıllı olursanız, uslu durursanız, sesinizi onları övme dışında çıkarmazsanız belki sizinkilere de bir yer bulunur.

Dert insanı dürter, duyarlı insanlar bu derdi içinde duyar.
Dert insanı dürter, yaz der. Hasta yatağından kalkar yazarsın...

Yeni eğitim öğretim yılı sorunlarla başladı. Bu kadar sorun yeter mi? Yetmez, daha durun bu bir başlangıç. Daha neler göreceğiz...

Ya!.. Neden son zamanlarda göreve getirilenler hep birbirine benziyor?

Evet... Yeni ÖSYM Başkanınız göreve başladı, hayırlı uğurlu olsun.


11 Nisan 2010 Pazar

KENDİNİ FRENLE!

Ben yaşamak istiyorum
Ağaçlar gibi sessiz sessiz ve rahat.
Karınca kararınca değil,
Serile serpile boylu boyunca...

Anne girmem bu oyuncak dükkanına
Orda toplar, tayyareler, tanklar var!



(Birazcık uzaktan bakıyorum polis sergisine...)


Ağlamayı unutarak yaşamak
Yer altında, yer üstünde
Sevgi sevinç tarlasında
Aşk ve dostluk denizinde
Çocuklar gibi mağrur
Dertlerden uzak,

Kardeşliğe, muhabbete
HÜRRİYETE inanarak
Yaşamak..."
(Cahit Irgat)

Demir Park Alışveriş merkezinde ,Polis Teşkilatının Kuruluşunun 165. yılı nedeniyle açılan sergi denk gelince sizlerle paylaşmak istedim çektiğim fotoları...


Aldığım broşürlerden etkileyici bulduğumu da yazmak istedim:


"KENDİNİ FRENLE!


"KENDİNİ FRENLE!

10 km daha hızlı gitsem ne olur ki diyorsun... Bak neler oluyor:

* 50 km/s ile giderken 27 metre ötede önüne çıkan bir yayaya çarpmadan durabilirsin, ama 60km/s ile gidiyorsan aynı mesafede duran yayaya 44km/s hızla çarparsın.

* 50km/s hızla giderken kazaya neden olma riskin %8 iken, 60km/s'de riskin bir anda yaklaşık 4 katın üzerinde artarak %35'e yükselir.

* 60km/s ile giden bir araçla bir yayaya çarptığında yayanın hayatta kalma şansı sadece % 15'tir. 50 km/s ile çarptığın kişinin hayatta kalma şansı %50'nin üzerindedir.

Lütfen direksiyon başındayken, biraz daha hızlı gitsem ne fark eder ki deme!

"HEM SENİN HEM DE BAŞKALARININ GÜVENLİĞİ İÇİN
KENDİNİ FRENLE!"




Son söz benden:

Sadece direksiyon başındakiler mi ? Bence herkesin kendini frenlemesinde yarar var.

Yoksa ulusça freni bozuk bir araba gibi uçuruma yuvarlanıveririz. Kurtuluş şansımız da olmaz...

En son söz:

Keşke polislerimiz hep bayramdaki gibi olsalar...

Onları hep böyle vatandaşa sevgiyle bakan, çok güzel şeyler söyleyen, güvenebileceğimiz insanlar olarak görmek istiyoruz...

Ve en demokratik haklarını kullanan işçilerimize, memurlarımıza, öğrencilerimize, halkımıza
meydanlarda tanık olduğumuz (yere düşmüş bir kişiyi üçünün- beşinin aynı anda tekmelediği acımasız) davranışlardan kaçınan, herkese önce insan gözüyle bakmasını istiyoruz... Bu ülke hepimizin, herkes görevini yapacak doğru. Polisin görevi halkın huzur ve güvenini sağlamak değil mi? O zaman suçluyla suçsuzu iyi bilmek, iyi görmek ona göre davranmak gerekir. Kendinize nasıl davranılmasını istiyorsanız öyle işte... İnsan psikolojisini, toplum psikolojisini bilmek zorunda değil misiniz? O zaman şunlarla yakın ilişki kurmalısınız:





SİLAH KULLANANLAR UNUTULACAK
KALEM TUTANLAR DÜNYA DURDUKÇA YAŞAYACAK

Ve
Kalem kılıçtan güçlü olacak!


Bu da İlhan Berk'ten:

ZULMÜN HER TÜRLÜSÜ
KÖTÜ KARDEŞLER
HİÇBİRİ
İNSANA GÖRE DEĞİL...



EK: MUTLAKA OKUMALISINIZ.
EK 2:HER AÇIDAN(Star TV)
Her pazar 12.30'da başlıyor.
İZLİYORUM.

14 Eylül 2009 Pazartesi

UMUT ÇİÇEKLERİMİZ OKULLU OLDU


"Gel sen bir çiçek ol yavrum
Kendi ülkenin renginde
Şu yeryüzü demetinde"

Tahsin Saraç'ın dizeleriyle başlamak istedim söze. Bence eğitimde yapılması gerekeni çok güzel özetliyor bu dizeler. Kendi ülkesinin rengini yitirmeden dünya insanı olmalı çocuklarımız! Bunu da ruh sağlığını koruyarak başarmalı.

Ruh sağlığını amaçlamayan bir eğitim çağımızda düşünülemez. Kişilik kazanmayı, yetenek geliştirmeyi, toplumun uyumlu bir üyesi olmayı (toplumsallaşma), sağlıklı insan ilişkileri gibi bir çok kavramı içerir ruh sağlığı.

Çocuğun ruhsal gelişimini üst üste konulan yapı taşları gibi düşünebiliriz. Taşları ne kadar düzgün yerleştirirsek yapı da o denli sağlam kurulur. Bu nedenle çocuk gelişiminde temeli sağlam atmalıyız. Bu yapının temel taşının "sevgi" olduğunu siz de biliyorsunuz zaten. Sevgi güvenli bir aile ortamında en uygun ve yeterli biçimde sağlanabilir. Sevginin yetersizliği kadar çocuğun sevgiye boğulması da ruhsal uyumsuzluklara neden olabilir. Yani sevgi konusunda da ölçüyü kaçırmamak gerekir.

Çocuk aile içinde büyümelidir. Araştırmalar aile dışında yetişen çocukların ruh sağlığının daha bozuk olduğunu gösteriyor. Elde olmayan nedenler dışında, bence olanaklar zorlanmalıdır. Özellikle ilk yaşlarda çocuk ana babasına yakın olmalıdır.

Ancak aile yaşamı da çocuğun ruh sağlığını bozucu etkiler içerebilir. Bence çocuk yetiştiren her aile bir kez daha kendi aile ortamını gözden geçirmelidir. Olabildiğince işe buradan başlamalıdır ana babalar! Bu durum sandığımızdan daha da önemlidir.

Evet, çocuklarımız, ev dışında da örselenebilecektir. Sokakta, okulda olumsuz davranışlarla karşılaşacak, bunlar çocuğunuzu geçici ya da kalıcı bir şekilde etkileyecektir. Ama unutmamamız gereken en önemdi durum şudur: Çocuğumuz dış etkilere karşı direncini, dayanma gücünü, başetme yeteneğini aile ortamında öğrenecektir. Ve sizin desteğinizle fazla yaralanmadan sorunlarını çözebilecektir.

Küçük bir sorun karşısında siz paniklerseniz, bunu da çocuğa yansıtırsanız çocuğunuzdan nasıl bir tepki bekllersiniz sevgili anneler ve de babalar? Sakin, sabırlı, öğrenmeye açık, tutarlı, güvenilir, iyi ilişkiler kurabilen, özverili, çalışkan... Haklısınız çok zor bir görev. Ama itiraf edin, çok da zevkli bir uğraş! Değmez mi bu kadar sorumluluk yüklenmeye? Gözlerinizin içi gülüyor, değer değer, dediğinizi duyar gibiyim. Yanılıyor muyum yoksa?

Artık çocuğunuz büyüdü. Şimdi okullu oldu, sınıfları doldurdu. Bağımlılıktan bağımsızlığa doğru büyük adımlarla yürüyor bakın. Ne gurur verici bir tablo bu! Gözlerim yaşarmıştı, çok iyi anımsıyorum o günleri. Eminim sizler de aynı duygular içindesinizdir.

Duygularınızın tavan yaptığı şu günlerde lütfen aklınızı bir kenarda unutmayın.Çocuklarınız kendine yetebilme, anne ve babasından bağımsız olarak gereksinimlerinin bir bölümünü karşılayabilmelidir. Sorumluluklarının gereğini tek başına yerine getirmesi konusunda isteklendirilmelidir. İyi bir başlangıç devamını da getirecektir.Okulda kendini yönetebilmeli, sizden ayrı düştüğü için kendini çaresiz hissetmemeli. Aile çevresi dışında arkadaşlık ve bağlar kurmaya yönelmeli. Sevgi çemberini genişletmeli.

Bencil davranışları törpülenmeli, paylaşma ve işbirliğinin önemi vurgulanmalıdır. Hep alıcı olmaktan çıkıp vermeyi de öğrenmelidir çocuklarımız.

Sevgili okuyucularım, bu amaçlara ulaşmak yazıldığı gibi kolay olmuyor biliyorum. Ama elimizden geleni esirgememeliyiz değil mi? Çocuklarımız yavaş yavaş da olsa sorumluluk ve görev alabilecek bir şekilde yetiştirilmelidir. Çocuk engelleri aşarak başarıyor. Sorunları çözerek kişilik kazanıyor. Bu konuda çocuklarımıza destek olmalıyız. Ancak, bu böyle diye, boyundan büyük sorumluluklar yükleyelim demiyorum. Yanış anlaşılmasın lütfen. Yapabileceklerini bırakalım çocuklarımız kendisi yapsın, başarmanın mutluluğunu tatsın...

Tüm çocuklarımızın yolu açık olsun. Umut çiçeklerimiz her zaman açsın, hiç solmasın. Hepsinin gözlerinden öpüyorum ayrı ayrı... Ve bir kez daha diyorum ki:

Gel sen bir çiçek ol yavrum
Kendi ülkenin renginde
Şu yeryüzü demetinde

15 Haziran 2009 Pazartesi

ÇOCUK NE YAŞIYORSA ONU ÖĞRENİR



Eğer bir çocuk sürekli eleştirilmişse
Kınama ve ayıplamayı öğrenir.

Eğer bir çocuk kin ortamında büyümüşse
Kavga etmeyi öğrenir.

Eğer bir çocuk alay edilip aşağılanmışsa
Sıkılıp utanmayı öğrenir.

Eğer bir çocuk sürekli utanç duygusuyla eğitilmişse
Kendini suçlamayı öğrenir.

Eğer bir çocukhoşgörüyle yetiştirilmişse
Sabırlı olmayı öğrenir.

Eğer bir çocuk desteklenip yüreklendirilmişse
Kendine güven duymayı öğrenir.

Eğer bir çocuk övülmüş ve beğenilmişse
Takdir etmeyi öğrenir.

Eğer bir çocuk hakkına saygı gösterilerek büyütülmüşse
Adil olmayı öğrenir.

Eğer bir çocuk güven ortamı içinde yetiştirilmişse
İnançlı olmayı öğrenir.

Eğer bir çocuk kabul ve onay görmüşse
Kendini sevmeyi öğrenir.

Eğer bir çocuk aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse
BU DÜNYADA MUTLU OLMAYI ÖĞRENİR.




Sevgili Dostlar,

Hani sık sık soruyoruz ya, "Biz neden böyleyiz
? " diye... Acaba diyorum yukarıdaki satırlardan yanıtını bulabilir miyiz?

9 Mayıs 2009 Cumartesi

YÖRENİN İNANÇLARI GEREĞİ KIZLARA AYRI OKUL OLSUN MU?

http://galeri.internethaber.com/images/gallery/3803/7.jpg


"Buradaki aşiret yapısının, töre düzeninin, insanların yapısının iyi analiz edilmesi gerekiyor. Kız çocuklarının okuması konusunda gayret göstermemiz gerekiyor. Yörenin inançları gereği, kız çocuklarının ayrı okullarda okumasının faydalı olacağını düşünüyorum. Erkeklerle aynı okullarda okumaları istenmiyor. Bu çocukları eve mahkûm etmemek için, çok sayıda kız okullarına, yurtlarına ihtiyacımız olacaktır."


Yukarıda alıntıladığım, Mardin Valisi'nin sözleri... Durumdan vazife çıkarmış sayın vali. Yalnız olmadığını da gördük basına yansıyan yandaşların atılımlarından.

Herkesin gerçek düşüncelerini yakından bildiği, yeniden etkili yetkili makamlara getirilmiş kişi de " Olmaz,ama yan cebime koy, uzmanlar öyle derse!" şeklindeki demeciyle kandırıkcılık yapıyor... Anayasa gereği ilköğretim zorunlu değil mi? Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Valisi, Anayasanın gereğini mi törelerin gereğini mi dikkate alacak?

Hem Mardin Lisesinde kız-erkek öğrenciler birlikte okumuyor mu? Demek ki neymiş?
Dert yörenin derdi değil, yine kadınlardan korkan, "BEN BİLMEM EŞİM BİLİR!" kişiliğinde küçük kadınlar yetiştirip meydanda cirit atmak isteyen korkak, art niyetli erkeklerin derdiymiş...

Çok büyük acılar yaşamış, öksüz ve yetim kızlarımızın üzerinden amaçlarına ulaşma çabalarının bir başka versiyonu oynanmak mı isteniyor?

Cinayeti işleyen erkekler...
Öldürülenlerin çoğu kadın, çocuk...

Yörenin bu durumunun bin çeşit sebebi var çözüm bekleyen...

Siz hepsini bir kenara bırakıp çözüm olarak karşımıza kız çocuklarına ayrı okul derseniz, inandırıcı olamazsınız.

Ardından :

Kadınlara ayrı otobüs, ayrı hastane... Ayrı öğretmen, ayrı doktor, ayrı kadı...

En iyisi kadın kısmı eksik etek, otursun evinde çocuk doğursun! En az üç çocuk...

Çok çocuk, çok oy demek... Aşiret düzenimize dokunmayın. Biz ona söyleriz, o da karılarına ( eşi demiyorum!) ve adını bilmediği çocuklarına, bize oy vermesini, söyler! Böylece " Egemenlik milletindir" olur değil mi? Hadi ordan! Seni gibi kandırıkçı seni!

Atatürk'e: "Cumhuriyet nedir?" diye sormuşlar.
Yanıt: ADAM OLMAKTIR...

Siz önce bu insanlara insana yaraşır bir yaşam sürebilmeleri için ne yapıyorsunuz, onu söyleyin... Ve "Kadınların" üzerinden siyaset yapmayın...

Namus sadece kadınlara özgü bir şey de değildir. Erkekler de namuslu olmak zorundadır. Kadının namusunu sorgulayan erkekler sözüm size. Bir düşünün bakalım. Siz gerçekten namuslu musunuz?

Herkes namuslu olsun...


28 Eylül 2008 Pazar

EĞİTİME KENDİMİZDEN Mİ BAŞLASAK?


Onun başına gelenleri blogları dolaşırken tesadüfen öğrendim.

İçim cız etti ! Acıdım ona da ailesine de... Ne yazık ki bu tek örnek değil toplumumuzda.

O bir eşcinsel. Bu yüzden acı çekiyor şu sıralar. Sadece o değil, annesi de, başkaları da...

Bir anne düşünün ! Bilgisayarın başına oturuyor şiir araştırmak için. Ve karşısına sevgili oğlunun blogu çıkıyor. Okuyor ve oğlunun eşcinsel olduğunu öğreniyor ! Kolay mı ?

Hiç kolay değil. Baba ve kardeş kabullenmişler durumu. Anne de kabullenecek, ama biraz sancılı olacak bu süreç anlaşılan.

Toplumumuzda eşcinsel olmak zor. Farklı cinsel tercihi olanları sadece bu nedenle mutsuz etmek için elimizden geleni esirgemiyoruz. Oysa herkes hayatını yaşar, mutluluğu kendince yakalamaya çalışır. Normal sandıklarımızın ne yaşadıklarını bilebilir miyiz? Hem artık çoğumuz biliyoruz ki bu biyolojik bir olay...

Normal, kime göre neye göre normal ?

Sadece onları mı mutsuz ediyoruz? Hayır, herkesi herkesi mutsuz edecek nedenler var bizde...

Okumuyoruz, öğrenmiyoruz, araştırmıyoruz.

Birileri ahlak polisi gibi tepemize dikilmiş şu ayıp, şu günah, şu haram... Oysa cinsel eğitimin gereği kimsenin aklına gelmiyor. Bu eğitime sadece çocukların değil, biz büyüklerin de gereksinimi var, unutulmasın.

Yasaklayarak, yok sayarak, eve kapatarak, görmezden gelerek gençlerimize de biz büyüklere de acılar yaşatarak nereye varabileceğimizi sanıyoruz.

Cinsellik var. Yemek içmek kadar önemli hem de. Biz konuşsak da konuşmasak da gençlerin hatta yetişkinlerin böyle bir sorunu var. O zaman üzerinde biraz daha düşünelim istedim hiç olmazsa...

Bakın Monteıgne, Denemeler de " Cinsel Yanımız " konu başlığı altında cinselliğin çok önemli olduğunu belirttikten sonra şunları söylüyor :

***

"Yasa koyucularımız bunu böylece bilip ona göre gereğini düşünmelidirler :

Cinsel gerçeğin erkenden öğretilmesi daha iffetli ve daha verimli olmasını sağlar, yoksa herkes onu hayal gücünün keyfine ve ateşine göre bulmaya kalkar.

Kadınları ( insanlarımız demek daha doğru)türlü yollardan aldatıp azdırıyoruz. Durmadan hayallerini çoşturuyor, dürtüklüyoruz. Sonra da dişiliklerine (tüm cinsel tercihlere) lanet okuyoruz.

Doğrusunu söyleyelim :

Biz erkeklerin hemen hepsi kendi günahlarından çok karısının günahlarından gelecek ayıptan korkar. Kendi vicdanından çok karısının vicdanın üstüne titrer ( Aman ne fedakarlık !)... Tek karısı ondan daha iffetli kalsın da hırsız olmaya, yemin bozmaya, karısının adam öldürmesine , afaroz edilmesine razıdır herkes (çocuklarımız için de aynı)...

Kötülükleri ne haksızca değerlendirmek bu ! Kadınlar da biz de cinsel taşkınlıktan daha zararlı, daha insanlık dışı binbir ahlaksızlığa düşebiliriz. Ama kötülükleri doğaya göre değil, kendi çıkarımıza göre ölçüyoruz. Bu yüzden de tutarsız türlü biçimler alıyor kötülükler."

***

Evet Monteıgne böyle söylüyor. Son cümlesini bir kez daha dikkatinize sunmak istiyorum.

"Kötülükleri doğaya göre değil, kendi çıkarımıza göre ölçüyoruz. "

Kimisi namusu türbana sokarak koruduğunu düşünüyor. Ne büyük bir yanılgı !

Platon: "Namusları, uzun eteksiz, yeterince örtüyordu onları."

"Augustinus'un sözünü ettiği birtakım adamlar çıplaklığı öyle akıl dışı bir baştan çıkarma gücü olarak görmüşler ki, kadınların mahşer günü kendi cinsellikleriyle mi, yoksa , o kutsal ülkede bizi baştan çıkarmamak için, erkek olarak mı dirileceklerinden kuşkuya düşmüşler!"

Ne komik değil mi?

Hani cennete giden erkeklerimize "huriler" hizmet edecekmiş dendiğinde tatlı tatlı gülen erkeklerimiz; kadınlara da "nuriler" diyince kala kalması gibi...

Ahlak kurallarımızın sertliği, cinselliği içinden çıkılmaz büyük bir sorun durumuna getiriyor ve ne yazık ki mutsuz insanlar türetiyor.

Farklılıkları anlamak zorundayız. Onlarla çatışarak bir yerlere varamayız. Öyle ya da böyle, onlar bizim çocuklarımız. Onları dinlemek zorundayız. Tercihlerini ister kendileri seçmiş olsun, isterse seçmek zorunda kalsın kabul etmek zorundayız. Cinselliği farklı yaşıyor diye tüm güzel özelliklerini görmezlikten gelemeyiz. Geleceğin yazarları, sanatçıları belki de onlardır. Bunu ne hakla engelliyoruz .

Zeki Müren'i "Sanat Güneşi" yapan sesini, bestelerini cinsel kimliğine kurban mı edeceğiz?

Ne dersiniz eğitime önce kendimizden mi başlasak ?

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...