Fazıl Hüsnü Dağlarca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fazıl Hüsnü Dağlarca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Kasım 2013 Salı

BAŞEĞMEZ ULUSAL DİRENÇ

"Ekmekle sevgi nerde birleşir bilir misin?
Özgürlükte.
Yurt uğrunda ölenler yurtlarınca sınırsızdırlar
Saygı ile dur da say.

Uyanıktır, uyanacaklardır toplumlarımız
Yöneticilerini avuçlarına alsan da
Başeğmez ulusal direnç,
Ulusu yurda say."(F.H.D.)
 

"Bir ülkeyi ele geçirmek, o ülkenin başındakilere egemen olmakla başarılamaz. Bir ulusun benliği ele geçirilmedikçe, bir ulusun direnç sistemi kırılmadıkça, o ülkeye egemen olma olanağı yoktur." ATATÜRK




"İstemdir
Ana oğul dede kız
İçi dışı yangın iken
Mustafa Kemal'in bakışlarında
Yaşamak dipdiri parlar yalnız.
İstemdir
Bende sende onda ötekinde milyon milyon ağız
İşte haykırır geleceğe
Ne çıkar yanmışsa yıkılmışsa yarısı yurdun
Biz bütün yurdu bir daha yaratacağız." (F.H.Dağlarca)


"Ey yükselen yeni kuşaklar! Gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk. Onu yükseltecek, sürdürecek sizsiniz." ATATÜRK


Ey Mustafa Kemal

Yüreğimde duyuyorum düşündüğün devrimleri
Özgürlüktür tek güvencim.
Ey Mustafa Kemal
Sana andiçerim ki
Varmazsam gösterdiğin yerlere
Çalışmamakla iğrencim.

Uyguladığıncadır
Sömürüye, sömürgene direncim.
Ey Mustafa Kemal
Yurduma andiçerim ki
Aşmazsam yaptıklarını
Karanlıkla iğrencim. (F.H.Dağlarca)


 

27 Nisan 2009 Pazartesi

SELAM


Çok olmuş yazmayalı. Neler neler birikti...

19Nisan'dan bu yana İstanbul'dayım. Dayanamadık, yine geldik. Yağmur ve İstanbul... İkisine de doyulmuyor. Sayılı günler tükendi, bugün yolda olacaktım, üç gün daha, diyip bileti ertelettik, anlayacağınız uzatmaları oynuyorum...

Yazamadım, hiç olmazsa yorumlara yanıt vermek isterdim, ama bilgisayarım çöktü. Kafası bozulmuş . Çocuklar beynini değiştirdiler de girebildim. Tüm yorumlara teşekkür ediyorum. Eve dönünce yanıtlayacağım. Gecikmeden ötürü özürlerimi kabul edin lütfen...

Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın şiiriyle veda edeyim şimdilik.


Anneanneciğim, anlattı yeni öğretmen gülerek
Tartmışlar ışıkla karanlığı
Yüz milyonda biri gelmiş
Işık karanlığın.

Demişler ki
İlkin
Işık olsaydı
Olmazdı karanlık.

Düşünmüşler biraz
Değil mi ki parlamaktadır
Öyleyse
Karanlıktan sonradır ışık.

Ekledi öğretmen
Korkmayın çocuklar
Bundan sonraki yol
Karanlıklara doğru.

Anneanneciğim ne güzel
Ne uçsuz bucaksız yaşama bu, şaşıyorum.

19 Aralık 2008 Cuma

BİZ BULUŞTUK




Sevgili Parpali'yle buluşmamızı anlatmaya geçmeden önce bir İstanbul manzarası göndermek istedim. Kime mi? Tüm deniz sevenlere... Başka? İstanbul sevdalılarına... Ve "Ahh şimdi İstanbul'da olmak vardı!.." diye özlem içinde olanlara... Umarım beğenirsiniz?





Efendim Parpali ile Bostancı'da karalaştırdığımız yerde saat 21.00'de buluşacaktık. Sevgili Parpali dayanamamış, kursundan erken çıkmış.
Ben: "Dersten kaçtın mı Parpali?" diyorum.
O : "Erken ayrıldım, öğretmenim!" diyor.

Parpali tlf. ettiğinde henüz hazırlanmamıştım. Çabucak giyindim, anne ve karnındaki bebişi de peşimden sürükleyerek buluşma noktasına yöneldik. Büyük bir caddenin karşı kaldırımında uzaktan onu fark ettim. El salladım, el salladı... Buluştuk!





Parpali beklediğimden gençti, ancak yaşına göre çok da olgundu... Güzel mi güzel, tatlı mı tatlı bir insan! Düşünüyorum, onu yaşantımda nereye koyabilirim? Kızım diyemiyorum, arkadaşım da...
Sanırım ikisinin arasında bir yere geldi kuruldu yüreğimde. Sevdim onu, dersem siz anlarsınız zaten değil mi?

Parpali'ye çiçek almayı planlamıştım. Evden aceleyle çıkınca onu bile yapamadım. Oysa o güzel yürek beni hem çok mutlu , hem de biraz mahçu
p etti!

Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın bir şiir kitabını almış benim için Sevgili Parpali. Elimizdeki kitap o, sevgili okur!





İşte Parpali'nin armağanı, siz de görün istedim. Ve kapağını açıyorum. Onun güzel yazısıyla güzel yüreği bir kez daha karşıma çıkıyor:

"Bu puslu İstanbul akşamına şiirin beyaz sayfaları hatıra olsun istedim."
Parpali
18.12.2008

"Yüreğim kanatlanıp uçacak!" Başka nasıl anlatacağımı bilemiyorum bu duygumu...



Fotoğrafta gördükleriniz Doğu Karadenizin bağrından kopup gelmiş kiviler... Buraya Sevgili Parpali'nin çantasından düşmüş efendim... Buyurun, siz de tadın.

Fındık üreticisinin yeni alternatifi olma yolunda... Benden uyarması!




Bunlar da kivinin tehdidi altındaki Parpali fındıkları, kırılmayı bekliyor.
Yetkililer fındık üreticisinin emeğinin karşılığını vermezse sanırım fındık yerine kivi yiyeceğiz. Tabi yerseniz!



Şairler, "Bekleyenim olsa da razıyım kavuşmasam!" deseler de kavuşmak güzel sevgili okur. Dilerim her gönül sevdiğiyle tez zamanda buluşsun, herkesin kavuşacağı yürekler olsun...

20 Ekim 2008 Pazartesi

ERGENEKONDA YAŞ VE KURULAR



Bugün, yani 20 Ekim 2008 tarihinde uzun süredir beklenen dava başladı, ya da üç saat önce başlaması gerekiyordu... Koşullar uygun olmadığı için henüz başlayamadı.

Cumhuriyetimizin en büyük ozanı, Fazıl Hüsnü Dağlarca da bugün son yolculuğuna Kadıköy'den uğurlanıyor.

Dokuz gün sonra Cumhuriyetimizin kuruluşunun 85. yıldönümü nedeniyle Cumhuriyet Bayramını kutlayacağız.

Televizyon kanallarını geziyorum. Bir kısmı her zamanki gibi laylaylom havasında, kadınları uyutma sevdasında. Onlardan hızla geçiyorum.

Haberleri izliyorum, canlı yayınlar yapılıyor Silivri'den. Herkes öfkeli, yargılama koşulları bu kadar zaman içinde hazırlanmamış. Ertelenecek gibi görülüyor. Bu da yargılamanın gecikmesine neden olacak. Bir kişi bile iddianamenin okunmasını istese günler sürecek. Bin beş yüz sayfalık bir metin. Aslında okunması doğru olur, nedir ne değildir görürüz. Ancak bir de şu var. İnsanlar aylardır tutuklu, suçlu mu değil mi belli değil. Bu insanların sırf bu sebeple içerde tutulmasının onlar ve yakınları üzerindeki etkilerini düşününce işin uzatılmaya tahammülü olmadığını da görebiliyoruz. Yani soruşturma aşamasında görülen kaos mahkemenin başlayacağı bugün de sürüyor.

Bir an önce dava sonuçlanmalı. Kim yaş, kim kuru ortaya çıkmalı. Korkarım, suçsuzların çok fazla olduğuna inandığım, bu davada kurunun yanında yaşın yanması; Ya da yaşın sayesinde kurunun da kurtulması... Çünkü çok garip bir süreç izledik.

Bilgiler servis edildi, telefonlar izlendi, birbiriyle asla bir araya gelemeyecek insanlar aynı suçun sanıkları olarak gece yarıları evlerinden toplandı...

Sanıkların içinde Cumhuriyete sahip çıkma yürüyüşlerini düzenleyenler var. Ben de Cumhuriyete sahip çıkma yürüyüşlerine katıldım. Çok da gurur duydum bunu yaptığım için...

Sanıkların içinde Susurluk olayına adı karışmış olanlar var. O günlerde bu olayın aydınlanması amacıyla tepkimizi ışıklarımızı yakıp söndürerek göstermiştik. Ben de her gece saat 21'de ışıklarımızı yakıp söndürerek Susurlukla ilgili suçluların ortaya çıkması, yargılanması için tepkimi gösterdiğim için gururluydum.

Hizbullahın mezar evlerine, PKK terörüne öfke duymayanınız var mı? Onlardan da bu dava nedeniyle tutuklananlar var.

Şimdi bu guruplar aynı nedenle yargılanıyor. Ben de büyük bir merakla davanın sonuçlanmasını bekliyorum herkes gibi. Çünkü hepimizin gönlü suçsuzların bir an önce bu işkenceden kurtarılmasından yana...

Yargıya güveniyoruz. Ama şunu da biliyoruz. Geciken adalet, adaletsizliktir. Suçsuz insanların hesabını vermek hiç de kolay değildir. Yargıdan kaçsanız bile vicdanlarınızdan kaçabilir misiniz ?

Dokuz gün sonra Cumhuriyet Bayramı kutlanacak. Cumhuriyet Savcılarına çok büyük görev düşüyor bu konuda. Bugün bunları yazabiliyorsak Cumhuriyete ve Büyül Önderimiz Atatürk'e borçluyuz. Kazandıklarımızdan vazgeçecek miyiz?

16 Ekim 2008 Perşembe

FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA



Koca Çınar da bizi terk etti ! Ama o kadar çok yaşıyor ki...

Unutulmayacak... Kendi şiiriyle selamlıyorum büyük ustayı...


ULAK

Alır götürür tez ulak
Dirileri ölülere

Adı, üstünde eğreti
Düşer kütüğünden yere.

Sevgisi artık akmaz ki
Yeryüzücek kuru dere.

Işır uykusu uyanık
Karanlığı vere vere.

Gözleri yarı kapalı
Ağlamak yakışmaz ere.

Dudakları yarı açık
Sanki sorar yolum nere?

Tez ulak alır götürür
Ölüleri dirilere.

Fazıl Hüsnü Dağlarca

13 Ekim 2008 Pazartesi

YOKSULUN SIRTINDAN




Tolga Sağ'dan dinlemiştim türküyü ilk kez. Yüreğime işlemişti...

"Yoksulun sırtından doyan doyana,
Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana...

Bilmem söylesem mi, söylemesem mi?"

Evet ben de düşünüp duruyordum, ne yazayım, nasıl yazayım diye... Yine de daha zaman var, yazarım bir şeyler derken yarın kısa bir yolculuğa çıkmamız gerekti. Ben de bu akşamdan yazıp göndermeye karar verdim erken erken...

" Açım, kara toprak, açım, duyasın biraz,
Kara öküzle beraber açım bu gece.

O düşünür, düşündükçe doyar,
Ben düşünürüm, düşündükçe acıkırım.

Açım, kara toprak, açım, duyasın biraz,
Açlık saklanılamaz. "

Ne güzel söylemiş Dağlarca. "Açlık Saklanılmaz." Saklanılmıyor da...

Televizyonlarımızda bazan çöplükten yiyecek toplayan çocuk görüntüleri yansır ya gözlerimize, üzülürüz. Üzülmekte de haklıyız. Her insan, insana yaraşır şekilde yaşamalıdır. Hiç olmazsa çocuklar yeterli ve dengeli beslenmelidir. Ama şunu da unutamayız değil mi ? Bazı çocuklar çöplüklerinde bile yiyecek bulamıyor!.. Evet... çöplüklerdekilere de razı...

Bir yanda açlıkla savaşan insanlar, öte yanda şişmanlıkla... Çelişki değil mi bu?

Şimdi tam da bu sırada "Bilmem söylesem mi, söylemesem mi?" diyen Tolga Sağ'ın türküsüne kulak vermez misiniz?

"Yoksulun sırtından doyan doyana..."

Ve ardından bir kez daha Fazıl Hüsnü Dağlarca :


" Yersin içersin sofrasından, üç yüz senedir,
Kuvvetlisin ama kuvvet hak değil.
Bakımsızlıklarla göçüp gitmiş bir cihan
Mevsimler soğumuş, sular azalmış,
Buğday, Selçuklulardan kalan başak değil."

Ve bu kez Tevfik Fikret koşup geliyor uzaklardan. Haykırıyor doymazlara...

"Yiyin efendiler yiyin,
Patlayıncaya, tıksırıncaya kadar,
YİYİN..."

YİYİN, YİYİN, YİYİN... Çatlayıncaya kadar yiyin !

Yoksulları, açları da hiç, ama hiç düşünmeyin!? Sadece oy alabileceklerinize biraz kırıntılarından koklatın! Adına da yardım diyin, kargalar da gülsün halinize... Ya da kameralara göstere göstere savurun yardımlarınızı... Paketlere ulaşamadan yesinler birbirlerini yoksullarımız !

"Ya ana kalk
Ya kadın yürü
Ya oğul koş

Bir anlamın gereken kurtuluşuna...
Kara derisi sırtında, yüreğini göğsünde taşımakta..."

Haydi Dostlar, ellerimizi birleştirelim. Güçlerimizi birleştirelim... Yüreklerimizi birleştirelim... Artık açlıktan kimse ölmesin! Tokluktan da!...

"PENCERENDEN ULUSLAR GÖRÜR BİRBİRLERİNİ
BİR MUM DEĞİL BİR İNSAN YANAR TÜRBENDE."

Yine Dağlarca'nın dizeleri... Onunla sonlamak istiyorum yazımı:

" Gün doğar, tarla kuşları uçuşurlar,
Ağır bir aydınlık , bildiğin şafak değil.
Öyle dalmış ki yüzyıllar süren uykusuna,

UYANDIRMAZSAN
UYANACAK DEĞİL... "


4 Mart 2008 Salı

ZONGULDAK AĞIDI

"
Bir kömür, bir uzak, bir kara, bir derin,
Ellerin, yeraltında yitmiş kocaman ellerin.
Yıllarca çalışırsın gündeliğin on lira,
Açsın, susar kuyular bağıra bağıra...

Ko yamyassı ayakların balçık toprağa girsin,
Kim yürürse öldürürler bilirsin.

Zonguldak ölü iki gecede gecede diri bir,
Zonguldak bir Türkiye, bir aç Türkiye değil midir ?

Tanrı yeryüzünündür, bir pay düşmez sana,
Sen yeraltındasın, Tanrısızsın anlasana,
Karanlıktır yıldızlara karşı aşağılara indiğin,
Aşağılarda sevdiğin, korktuğun, sevindiğin.

Dağ hak diye, karaelmas hak diye,
Bekledin çırılçıplak bir yıl daha kazanılan dağıtılacak diye.

Zonguldak ölü iki gecede diri bir,
Zonguldak bir Türkiye, bir aç Türkiye değil midir ?

Vardiya bitmiştir, uyursun gökyüzü uyanırken yüzüne,
Uzaksın, oğluna, karına, anana... öküzüne.
Oynamaz dedin , derinliklerde bir aç ayı,
Ne istedin bölüşmek gövdeler teriyle birikmiş parayı.

Yüzlerce yıl yüzlerce yıl avucundaki ekmek alınmış çağlardan,
Ne istedin çoluğunun çocuğunun sarı lokmasını aşağılardan...

Zonguldak ölü iki gecede diri bir,
Zonguldak bir Türkiye, bir aç Türkiye değil midir ?
"
(Fazıl Hüsnü Dağlarca )

3 Şubat 2008 Pazar

TABUR KARANLIKTA ANT İÇTİ

"
Ey şehitler tepesi andımız olsun,
Bu gömülen şehitler üstüne.
Seni elden bırakmayacağız, haşre dek,
Düşmedikçe birer birer üstüne...

Sen karanlık, sen yarının nazlı gündüzü
Al vaktimizi götür hemen götür seher üstüne,
Yeniden yaşayalım,
Uğruna ölünen değer üstüne...

Allah'ım bu seferlik izin ver,
Yazamadık tunca, mermer üstüne:
Nakşolunsun andımız,
Yerler gökler üstüne...
"
Fazıl Hüsnü Dağlarca

9 Ocak 2008 Çarşamba

FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA

9 OCAK 2008

Büyük Ozan DAĞLARCA evinin müze olması için Kadıköy Belediye başkanıyla görüşmüş...
Çok sevindim bu habere. Teşekkürler Doğan Hızlan Usta'ya da... Ondan öğrendim.
Fazıl Hüsnü Dağlarca ulusumuzun yüzakı ozanlarımızdan. Kendisine uzun ve sağlıklı nice yıllar, güzel şiirler diliyorum. Ölümsüzlerden olduğunu kendisi de biliyordur mutlaka. Atatürk öldü mü? Yaşıyor, yaşayacak. Türkiye Cumhuriyetiyle birlikte yaşayacak. Ozanlarımız, yazarlarımız, sanatçılarımız da... Ülkemizin aydınlık yüzü olarak yaşayacak, bizleri de yaşatacaklar... Saygılar hepsine.
Burada bir üzüntümü de paylaşmak istiyorum, belki bir duyan olur da ilgilenirler... Eğitim Enstitüsünden mezun olduktan otuz yıl sonra ilk kez okul arkadaşlarımızla buluştuk İstanbul'da. Çok güzeldi, unutulmaz mutluluklar yaşadık birlikte. Gezdik , dolaştık , İstanbul'u yaşadık doyasıya. Ve Burgaz Ada'ya, Sait Faik Abasıyanık'a da bir merhaba diyelim dedik . Gittik, müze olan evini gezdik...Etkilendik, o havayı soluduk. Yalnız bakımsızdı, ona yakışmıyordu. Zarar veririz endişesiyle yürümeye korkuyorduk. İki yıl geçti aradan , belki daha iyi durumdadır. Bilmiyorum bu değerbilmezlerin değer olduğu ortamda ilgilenen olmuş mudur?
Bugün uluslar sanatçılarıyla anılıyor. Değer buluyor. Biz neden bundan yararlanmıyoruz. Gurur duyduklarımız , "Türkiye seninle gurur duyuyor !" dediklerimiz bunu hak ediyor mu? Bu işte bir yanlışlık yok mu? Dünyaca ünlü piyanistimiz Fazıl Say'a söylenenlere bakın! Sonra da neden geri kaldığımızı düşünün...
Fazıl Hüsnü Dağlarca'yla başladım söze; onun şiiriyle bitireyim.Saygılarımla...

"Mustafa Kemal'i gördüm düşümde
Daha, diyordu.
Şehit olasım geldi hemen,
Sabaha, diyordu.

Al bir kalpak giymişti, al,
Al bir ata binmişti, al.
ZAFER IRAK MI DEDİM,
AHA, DİYORDU."

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...