14 Kasım 2011 Pazartesi

BEBEKLER ÖLÜYOR ÖLÜMDEN HABERSİZ

"Bir köy gördüm ta uzaktan,
Dağlar ardında kalmış bilmezsiniz,
Kar örtmüş, göremezsiniz karanlıktan
Yalnızlıktan üşür üşür de çaresiz.

Alilerin kızı Emine'yi gördüm,
Öldü... Yusufların Kadir öldü, emmisinin Durdu öldü.
İkindiye doğru evlerine vardım,
Gördüm Döne öldü, Ali öldü, Dudu öldü."

Ceyhun Atuf Kansu memleketin bugününü görseydi ne derdi kim bilir?

Yazamıyorum, duygularımı anlatacak sözcükleri bulamıyorum. Memleketin durumu vahim ötesi. Ölüm püskürtmede yer gök... Çatlaklar yönetiyor geleceğimizi; çatlak büyüdükçe büyüyor. Yerle bir ediyor tüm hayatları, yine de doymuyor...

Ölüyoruz, bazan tek tek bazı zamansa topluca... Depremde ölüyoruz, terör belasında ölüyoruz,trafikte ölüyoruz, hastanede ölüyoruz, iş peşinde ölüyoruz...
Enkazdan kurtarılmayı beklerken sıkılan biber gazından ölüyoruz. Bizi kurtarmaya gelen Japon'u öldürüyoruz, gazetecileri öldürüyoruz... Hapishanelere tıktığımız aydınları öldürüyoruz. Yüreğimiz daralıyor, aklımız almıyor; giderken bunca can, bunca canan görevini yapıyormuş gibi davrananları affedemiyoruz. Onlar adına insanlığımızdan utanıyoruz. Kalbimiz tekliyor, kalbimiz dayanmıyor, ölüyoruz... Topluca ölüyoruz, tek tek ölüyoruz...

Bazılarımızsa ölmeden ölüyor...

10 Kasım 2011 Perşembe

ATA'MIZI AKLIN IŞIĞI ALTINDA SAYGI VE SEVGİYLE ANIYORUZ



"Mustafa Kemal ATATÜRK, 19 Mayıs 1919'da tek bir adamdı: Bugün bir ordudur.
O tek adam; halkı kendine inandırarak ve bağlayarak vatanı kurtardı. Şimdi sen sadece bu inkılabı sarsıldığı yerde koruyacaksın. Düştüğü yerde kurtaracaksın.

Yapamaz mısın diye soramam: YAPMAZ MISIN?"

(Varlık, 365, 1 Aralık 1950- Falih Rıfkı Atay)

****

ATATÜRK DİKTATÖRDÜ
(Bekir Coşkun-CUMHURİYET)




29 Ekim 2011 Cumartesi

GAFİL GEZME ŞAŞKIN...


Televizyonlarda yas yok...
Eğlencenin bini bi para...
Magazin mi? Gırla...

Sadece en iyi bildikleri konuda televizyonlara çıkıyorlar dizi dizi... Yardım edin!

Kime mi? Paraların nereye gideceği meçhul, eskiler püsküler depremzedelere...
Deniz Feneri yine kurtarıldı... Yakında kurban derisi toplamaya başlarlar.
Yaptıkları binalar yıkılmış, insanlar ölmüş, şehitler törensiz gömülmüş ne gam! Gelsin paralar, gelsin paralar...

Şimdi tam sırası, millet can derdine düşmüşken Cumhuriyetimizin 88. kutlama törenleri tüm yurtta yasaklanıveriyor! Bunun adı fırsatçılıktır. Acıdan nemalanmaya çalışmaktır.
Gaflet, dalalet hatta hıyanet...

Gafil gezme şaşkın, bir gün ölürsün...

Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun...
Ne senden geçeriz ATA'M, ne senin eserinden...

14 Ekim 2011 Cuma

SELAMSIZ SABAHSIZ




Selamsız sabahsız gidiverdim değil mi? Oysa ilk fırsatta dönmekti amacım, olmadı, dönemedim bir türlü...

Babam ameliyat oldu, uzunca bir süredir Alanya'dayım. Sanırım bayram sonrası döneceğiz. Şimdi iyi çok şükür, fizik tedaviye başlayacağız bu hafta...
Bunun dışında yoğun mu yoğun bir yaz geçirdim:

Üç Alanya, iki İstanbul, iki Dikili, bir Uşak, bir İzmir, bir Antalya, bir Bandırma, Kemer, Çamyuva, Çeşme, Kınalıada, Şile, Ağva, Erdek... sayarken yorulduğum bir dolu yolculuk; tren dışındaki tüm ulaşım araçlarıyla hem de...

Hepinizi çok özledim, arayıp soranlara çok çok teşekkür ederim; internet sorunum çözüldü gibi, artık daha sık yazacağım. Şimdilik bu kadar, hafta sonunuz güzel geçsin sevgili dostlarım ..

2 Ağustos 2011 Salı

BALIKESİR BANDIRMA BOŞVER GİTSİN ALDIRMA



Şu boşver diyene de bak! Sanki her şeyden, herkesten ben sorumluymuşum gibi yaşıyorum. Koştur koştur; dur durak yok. Zaman almış başını gidiyor, yetişmem olanaksız...
Tam bir ay olmuş yazamayalı...
Öyle çok şey birikmiş ki hangisinden başlasam derken bilgisayarımı açınca gezi fotoğraflarını yükleyip yayınlayamadan öylece taslakta bıraktığımı gördüm ve inanın çok sevindim. Hani şu bizim artık gelenekselleşen Samsun Eğitim Enstitüsünden sınıf arkadaşlarımızla buluşmamızın fotoğrafları...

Bu yıl Bandırma- Erdek'te buluştuk. Marmara Adaları, Avşa, Ocaklı derken yine çok güzel bir gezi oldu. Çoğu zamanımız denizde, denizde derken, denizin üstünde geçti. İDO'yla ilgili eleştirilerimi yazacaktım, zamansızlıktan yazamadım. Gelecek yıl Edirne'de buluşacağız, şimdilik bu kadar...

Kızımın iki ayrı kentte yapılan düğününden notlar, yazlıkta Ela'yla maceralarımız, babam, çocuklar, gelen-giden ve daha neler neler var yazacak, ama yol yorgunuyum, ilk fırsatta yazarım. Özlemişim buraları, bloglarda hızlı bir tur attım, biraz daha okuyacağım.

Yazlıktan İstanbul'a döndük kısa süreliğine, küçük kızımı uğurlamaya geldik dostlar, taaa Okyanus ötesine gidecek... Hüzünlüyüm biraz, ama onlar mutlu olsun ben katlanırım özlemelere diyorum kendi kendime, zor olsa da ikna etme çabalarım işe yarıyor bazen. Annelik işte, içim dopdolu! sonra uzun uzun anlatırım nasılsa, bugünlük bu kadar olsun. Aşağıdaki fotoğrafları, daha önce de dediğim gibi, bir ay önce yüklemişim, ancak bugün yayınlayabiliyorum.
















Sevgiyle kalın...

30 Haziran 2011 Perşembe

MAĞRUR VE KIRILGAN BİR ŞİİRDİR YAŞAMAK



"İçimde müthiş bir yaşama isteği var...
Kırıldıkça, yaralandıkça, boğuldukça artan bir yaşama isteği...
Her gün yeniden, ama ilk kez gibi fark ediyorum bunu...
Hemen her gün hayıflanıyorum kendime, neden az yaşadın, neden az hissettin, diye...
Her gün suçluyorum kendimi gitmediğim, görmediğim yerler için...
Çukurların içinde bile binlerce şiir var...
Öyle bir yaşa geldim ki neye dokunsam sonsuz birikmiş gözyaşı, neye dokunsam sonsuz birikmiş yaşama özlemi...

Dünyaya dokunmaya çalıştıkça kendi boşluğunda, kendi sorunları içinde boğulan mağrur ve kırılgan bir şiir gibiyiz...

Öyle bir yaşa geldim ki, neye dokunsam hep geç kalınmış, hep eksik yaşanmış...
Neye dokunsam hep ilk kez yaşanmış...
Ve başka bir tekrarı yok...

Yaptıklarımız hata olabilir, bunu kabul edebiliriz; ama bunca bilinmezliğin ortasında yine de direnip duruyoruz...

Artık anlasın bizi ve bir kez eğilip alınlarımızdan öpsün bu hayat..."

Yukarıdaki satırlar Cezmi Ersöz'den, Hayat Bir Kez Olsun Alnımızdan Öpsün, diyor... Beğendim, paylaşmak istedim.


Bir haftadır İstanbul'dayım. Güzel şeyler yaşıyorum, güzellikleri paylaşıyorum sevdiklerimle; ancak yazmaya utanıyorum.

Ülkemizin içinde bulunduğu ortam akıllara şaşkınlık verecek boyutlara geldi. Ne doğru, ne yanlış; kim haklı, kim haksız anlamak kolay değil. Kim kimle dans ediyor, kimin eli kimin cebinde, çok bilinmeyenli bir denklem; çöz çözebilirsen!..Habur'da hukuk rezaletini düzenleyenlerin, bunu alkışlayanların ağzına hiç yakışmayan "hukuka saygı!" söylemlerini şaşkınlıkla izliyorum. Mahkum olanlarla sanık durumundakilerin aynı kefeye konmasının bir başka nedeni olmalı diye düşünmekteyim. Ülkem adına kaygılanıyorum...

Hafta sonu Bandırma dolaylarında öğrencilik yıllarıma döneceğim.İki saatlik deniz yolculuğu sonrasında okul arkadaşlarımla buluşacağım. Geçen yıl Samsun'daydı buluşmamız; ondan önce Bursa, İzmir, İstanbul, Bartın...
Bu yıl kızımın düğün hazırlıkları nedeniyle gitmesem mi, diye düşündüm, ama sonuçta bu fırsatı kaçırmak da istemedim işte! Kısa bir kaçamak diyelim en iyisi...
Düğün hazırlıkları olanca hızıyla devam ediyor. Heyecan dorukta... Şunun şurasında bir haftalık zaman kaldı, iyi mi?
Hoş kalın, hoşça kalın...

Veeee "İçinizdeki yaşama isteği" hep var olsun...

28 Haziran 2011 Salı

YALAN DOLAN VE HİLEYLE ZİRVEYE TIRMANMAK


Görünüşte ustalık, beceri ve yetenek sahibi olmayan ama zirveye rahatlıkla ve kolayca çıkan kimseleri muhtemelen duymuşsunuzdur (ya da ayak izleri alnınızın orta yerinde duruyor olabilir).

Bu süreçte, bunların başarıyı çok daha fazla hak eden ve ona layık olan diğer pek çok insanı ezip gezdiklerine hiç dikkat ettiniz mi?
Bu dünyada, hiç bir şey hakkında bir fikri olmayan insanlar olduğunu bilmelisiniz. Hatta emirleri altında onlar için nefes alması gereken birileri olmadan nasıl yaşayabildiklerine bile şaşar kalırsınız.
Böyle insanlar, övgüye değer bir başarıdan gurur duymanın ne demek lduğunu bilmezler... çünkü yapıları gereği, zaten hiçbir zaman övgüye değer bir şey başaramazlar.

Hayatta bir yerlere gelmeyi umabilmeleri için, başkalarının sırtına binmeleri gerekir. Bununla birlikte, işin sırrı "akılları" sayesinde "başarı" kazandıklarına kendilerini inandırmalarıdır...

Tembel Yöneticinin Rehberi
İş Hayatında Ayakta Kalmanın
60 Kuralı
Frank Adoranti
s.9

24 Haziran 2011 Cuma

HADİ ORDAN SEN DE!

Bir kişi...
Dini, dili,ırkı, cinsi ne olursa olsun...
Milletvekili olmak için Yüksek Seçim Kuruluna adaylık başvurusu yapıyor...

Önce olmaz deniyor, adaylık koşullarını taşımıyor, tutuklu deniyor...
Sonra adayın itirazı inceleniyor; yanılmışız, aday olmasında sakınca yoktur deniyor...

Bu kişi bağımsız aday olarak seçim çalışmalarına başlıyor...
Seksen binden fazla kişi seçimde ona oy veriyor...
Ve o kişi avukatları aracılığıyla milletvekilliği mazbatasını alıyor...

Sonra ne mi oluyor?

Yok, yok biz yanlış yapmışız, sen mahkum olmuşsun meğer! Yan masadaki arkadaşın dosyasında unutulmuş bu karar, görememişiz; milletvekili olamazsın!..

Eeeee!.. Sana verilen oyları tamamen karşı görüşündeki bir partinin milletvekiline vereceğiz; sen değil o, senin seçmenlerinin temsilcisi olacak!..

Bir mazbata da ona veriliyor, iyi mi?

Şimdi toplumca bir çuval inciri b.. ettiğimize mi yanalım, ayıkla pirincin taşını mı diyelim; bilen beri gelsin...

İnsanlar yalan söylerse, doğrunun ne olduğunu şaşırır; yanlış üstüne yanlış yapar. Son yıllarda koca koca adamların "SEHVEN" diyip üstünü örttükleri ne çok yanlışla karşılaştık değil mi? Ve bunu yapanlar makamlardan makam beğendi nedense ve mağdur olanlar cezalardan ceza beğenir duruma getirildi...

ÖSYM yanlışlıkları bile bir hükümeti düşürmeye yeterken, bizde %50 devam diyorsa, yürü be kulum seni kim tutar!

Tek çözüm dürüstlük galiba... Birileri gizli gündemleri uğruna toplumu parçalanmanın eşiğine getirmiyor mu?

Açılım dediler; ne olduğunu açıklamadılar...
Anayasa diyorlar; ne istediklerini söyleyemiyorlar...
Komşularımızla sıfır sorun dediler, sorunu kendileri yarattılar...

Ne yurtta ne de dünyada barış adına bir küçük umut kırıntısı bıraktılar...

"Ben bilmem, büyüklerim bilir, gündemi takip etmiyorum!.." diyen ünlü vekillerinin parmağıyla bu büyük ulusun kaderine şekil vereceklerini sanıyorlar...

Hadi ordan sen de!


NOT: Bu yazdıklarımın gerçekle hiçbir ilişkisi yoktur; tamamen "sehven" yazılmıştır.

23 Haziran 2011 Perşembe

GEMİCİ ISLIĞI

Kim dikti önümüze bu görünmez engelleri
Açık denizlerde bile bir geçit arıyoruz kendimize
Yetmiyor yolculukla ödeşmek
Yetmiyor unutmanın borçlarını ödemek
Öyle bir yere varmışız ki farkında bile olmadan
Birbirinden aynı uzaklıkta
İki yıldız gibi şimdi
Hem geçmiş hem gelecek

(Murathan Mungan)


GEÇMİŞ OLSUN TÜRKİYE
BAŞIN ÇOK AĞRIYACAK...

BAŞIN ÖNE EĞİLMESİN

Yirmi bir Haziran Zonguldak'ın düşman işgalinden kurtuluş günü...

Bu yıl doksanıncısını bir kez daha çeşitli etkinliklerle kutladık. Sergiler açıldı,yazarlarla buluşuldu, kitaplar imzalandı, folklor gösterileri yapıldı. Zonguldak'ın Kurtuluşu ve Uzun Mehmet'i Anma Törenlerinden çektiğim fotoğrafları paylaşmak istedim.

Bu yılki törenlere Başbakanın kutlama telgrafı damgasını vurdu. Metni kim yazdıysa, "Uzun Mehmet(kömürü ilk kez bulan kişi) diyeceğine, "Uzun Hasan"ı Anma Gününüzü kutlarım, diyivermiş. Dikkatsizlik işte, oluyor bazen, "Kader!"diyelim...


Akşam da havaifişek gösterileri ve konser vardı. Fener Sahası'nda yapılan konserden önce Çankaya Belediyesi Hoy-tur Halk Dansları Topluluğunun gösterisi beğeniyle izlendi.
Konserde Faruk Demir'in birbirinden güzel türküleri yeri göğü inletti. En çok da Aşık Mahsuni Şerif'in sözlerini yazdığı "Sarı saçlım mavi gözlüm" beğenildi. İşte o şiir:

Sana hasret sana vurgun gönlümüz
Neredesin mavi gözlüm
Nerde nerde nerdesin dost
Bu gemi bu Karadeniz
Sarı saçlım mavi gözlüm
Nerde nerde nerdesin dost

Ararım izini Dolmabahçe'den
Bir daha dönmez mi bu yola giden
İçimde sen, gözümde sen
sarı saçlım mavi gözlüm
Nerde nerde nerdesin dost

Kurban olam yürüdüğün yollara
Kara peçe yakışmıyor kullara
Uyan bak bizim hallara
Sarı saçlım mavi gözlüm
Nerde nerde nerdesin dost

Bulutlar terinden, dağlar kokundan
Sarhoştur sevdiğim Mahsuni bundan
Bir daha gel, gel Samsun'dan
Sarı saçlım mavi gözlüm
Nerde nerde nerdesin dost.






Eşlik edilen türkülerden biri de Sabahattin Ali'nin sözlerini yazdığı ünlü türküydü:

Başın öne eğilmesin
Aldırma gönül aldırma
Ağladığın duyulmasın
Aldırma gönül aldırma

Dışarda deli dalgalar
Gelip duvarları yalar
Beni bu sesler oyalar
Aldırma gönül aldırma

Görmek istersen denizi
Yukarıya çevir yüzü
Deniz gibidir gökyüzü
Aldırma gönül aldırma

Kurşun ata ata biter
Yollar gide gide biter
Mahpus yata yata biter
Aldırma gönül aldırma

Dertlerin kalkınca şaha
Bir sitem yolla Allah'a
Görecek günler var daha
Aldırma gönül aldırma

Faruk Demir'i hiç dinlediniz mi bilmiyorum, eski milletvekili, Kanal B'de program yapıyor. Konserde söylediği yine Aşık Mahsuni'den bir türkünün sözlerini de paylaşmak istiyorum son olarak:


İşte gidiyorum, çeşm-i siyahım
Önümüzde dağlar sıralansa da
Sermayem derdimdir, servetim ahım
Karardıkça bahtım karalansa da

Haydi dolaşalım yüce dağlarda
Dost beni bıraktı ah ile zarda
Ötmek istiyorum viran bağlarda
Ayağıma cennet kiralansa da

Bağladım canımı zülfün teline
Sen beni bıraktın elin diline
Güldün Mahsuni'nin garip haline
Mervanın elinden parelense de

DİLEĞİM BİR DAHA KURTULUŞ SAVAŞI YAŞAMAK ZORUNDA KALMASIN BU ULUS...

21 Haziran 2011 Salı

BİR ANLIK MUTLULUK

Karnınız çok aç, ama canınız bir şey yemek istemiyor. Tam o sırada kapı çalıyor, açıyorsunuz ve komşunuz bir tabak sıcacık mantıyla karşınızda duruyor.

Ve

Sizin için çok değerli bir insan yolda... İki saat geç kalmış otobüs. Haber alamıyorsunuz, çıldırmak üzeresiniz. Tam o anda, telefonunuz çalıyor, yolcunuzun olması gerektiği yere ulaştığı haberini alıyorsunuz; araba arızalandığı için gecikilmiş...


Bilgisayarı açıyorsunuz, googlenin "Yazın İlk Günü" logosu size gülümsüyor; siz de gülümsüyorsunuz.


Mutluluk bazen böyle küçük ayrıntılarda mı gizli?


"Mutlu olmak için içinde bulunduğunuz andan daha iyi bir zaman olduğuna karar vermek için beklemekten vazgeçin. Mutluluk bir varış değil, bir yolculuktur. Pek çokları mutluluğu insandan daha yüksekte ararlar, bazıları da daha alçakta. Oysa mutluluk insanın boyu hizasındadır.
Konfüçyüs...
"

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...