6 Kasım 2007 Salı
21. BAHARIM
Tam bir bahar havası var Samsun' da.. Deniz, masmavi .Çarşaf gibi...
Her şey sütliman burada.Yurdun bahçesindeki ağaçlar çiçek açmış.Özellikle şeftali ağaçları görülmeye değer...Herhalde bizim bahçemizdeki ağaçlar da öyledir.Ağaçlarımızı özleyeceğim aklıma gelmezdi bir zamanlar.
E...... karşı ranzada ders çalışıyor. N......... da mektup yazıyor.Odamız temiz, huzur verici. Radyomuz pazar olduğu için eğlence programı yayınlıyor, dinliyoruz.
Ben bugün yirmi birinci baharımı yaşıyorum Samsun' da...Mutluyum, huzurluyum. Yalnız özlemim büyüdükçe büyüyor...
"Bahar gelmiş neyleyim , neyleyim baharı yazı, sen olmayınca..." diyor şarkı . Bir başkası : "Sen varsan içerimde , gelen bahar güzeldir..." . Hangisine inansak acaba ?
" Erişir menzil-i maksuduna (amaç) ; aheste(yavaş) giden..." diyerek geçiyorum bu konuyu.
Şu anda radyoda "Elbet bir gün buluşacağız." çalıyor.
Dün cumartesiydi. Dersten çıktıktan sonra çarşıya indim arkadaşlarla. Önce terziye gittik. Oradan pastaneye gidip pasta vb şiparişi verdim. Sonra da Y........ Abilere gittim. Çok iyi insanlar, daha ben söylemeden teybi getirdiler, çalarsınız diye.Bu arada ne lazımsa istememi söylediler. Ben varsa büyük bir çaydanlık, üç de servis tabağı aldım. Y...... Abi bizi yurda getirirken bir kutu pasta da kendisi aldı , benim için.Tabii çok mahçup oldum. Kızları Mücella' yı da bizimle bırakıp gitti.
Akşam etüt salonunda kutladık doğum günümü. Arkadaşlarla çok da eğlendik.Resimler çektirdik. Canım arkadaşlarım bana çok güzel bir oda takımı almış, anlaşılan beni evlendirmeye niyetliler. Artık çeyizim yok , evlenemem diyemeyeceğim. Oda arkadaşlarım da epeyce yoruldu,ev sahibi olduklarını kanıtladılar.Hepsini seviyorum.
Bana güzel bir doğum günü kutlattığınız için hepinize teşekkürler...
KEREM ile ASLI
Bu adam da iyice bozdu Kerem ile Aslı'yla... Nereden de beni Aslı' ya benzetti bilmem ki...
Bugün yine derse geldi, yanımdaki kolçağa güzelce yerleştikten sonra : "Dün Aslı' yı konuşturmuştuk ,bugün kimi konuşturalım ? " diye başladı söze...
Bizim sınıf üç yıldır okulun en yaramaz sınıfı...Uygun ortamı hiç kaçırır mı? " Kerem'i " sesleri yükselmeye başladı.
"İyi güzel ama arkadaşlar Kerem de yok ki....Nerden bulup getirelim Kerem'i... "bir şeyler söyledikten sonra dönüp bana : "Yoksa Kerem , E..............'da mı diye sordu. Şaşırdım kaldım, eyvah ben ne diyeyim şimdi..! Şaşkınlığım fazla uzun sürmedi : "Evet Hocam, E..........'da " diyiverdim.Sınıfı görecektin sevgili günlük, gülüşmeler... konuşmalar.. Kerem şurdaydı, burdaydı tartışmaları...
Derken M...... Bey başladı Kerem ile Aslı öyküsüne...
Kerem' in babası padişahmış. Tek derdi , çocukları olmuyormuş .O zamanlarda bir keşiş varmış , keşişin de aynı derdi varmış. Neyse uzatmadan yazmak istiyorum, Bir gün ikisinin de karısı hamile kalır; ağaçta olan tek elmayı paylaşırlar. Sonra da çocukları olunca birbirleriyle evlendirmek için sözleşirler. Gün tamam olur çocuklar dünyaya gözlerini açar....Keşişin kızı , padişahın oğlu olmuştur.
Zaman geçtikçe keşişin kızı güzelleşerek büyür , dillere destan! Keşiş kızı padişahın oğluna vermekten vazgeçer ; onlar kaçarlar padişah oğlu iz sürer. Sora sora onları bulmaya çalışır. Bir gün , bir bahçede , bir güzel görür ...Tanır ama emin değildir, sorar ?
" Söyle güzel kız sen hangi bahçenin sümbülüsün ?
Kız:
"Isfahanlı babam keşiş , Kerem eyle bırak beni , babam görmesin....
Delikanlı:
"Aslı nedir, söyle bana salıvereyim ...." der.
Kız:
"Kerem eyle bırak beni..."
Delikanlının (Mirza bey gerçek adı) aklına bir şey gelir:
" Benim adım Kerem, seninki de Aslı olacak bundan sonra. Birbirimizi böyle çağıracağız. " der. Başlar sazıyla türkü söylemeye:
" Keşişin bahçesinde bir güzel gördüm
Aklımı başımdan aldı ne çare
Taramış zülfünü dökmüş yüzüne
Serimi sevdaya çaldı ne çare "
Tabii keşiş de duymuş türküyü... Tekrar kaçıp kavalamaca başlamış. Aslı' nın annesi dişçiymiş. K erem Aslı 'yı görme uğruna 32 dişini de çektirmiş.Uzatmayalım, keşiş bakmış kurtuluş yok , tamam demiş sizi evlendireceğim, yalnız bir koşulum var. Evlendiğiniz gün benim diktirteceğim elbiseyi giyecek Aslı demiş; onlar da kabullenmişler.Düğün dernekten sonra Aslı elbiseyi giymiş , giymiş ama meğer elbise büyülüymüş!.. Olur mu demeyin, masal bu... Kerem düymeleri çözdükçe düymeler kendiliğinden kapanıyormuş...Denemiş... Denemiş...D enemiş.....Yok açamıyor Kerem düymeleri...Bir ahhhhhhh demiş ki ne ah! Ahının ateşinden yanıp kül olmuş.Aslı ağlamış,üzülmüş, günlerce külün başından kalkmamış.Sonra bir gün bu külü eşelerken meğer içinde bir kor parçası kalmışmış, Aslı'nın saçlarını tutuşturmuşmuş....Evet böylece Aslı da yanarak ölmüş. İki sevgilinin külleri kavuşmuş.
Ders çıkışı erkek kardeşimin mektubunu aldım, çok sevindim. Merak etmeye başlamıştım. Yılbaşında birlikte çektirdiğimiz fotografı göndermiş ; güzel çıkmadığımız için yırtmamı istemiş.Hiç yırtar mıyım canım kardeşimle birlikteyiz resimde. Ankara' da gittiğimiz fotoğrafçıyı anımsadım birden.Ne nemrut adamdı o öyle... Bize kuşkulu kuşkulu baktı ...Çok da suratsızdı. Kardeş olduğumuza inanmamış gibi davrandı .Sana ne be adam! Kim olursak olalım ,sen işini doğru yap.Çektiğin resme bak ?! Bir de resmi ortadan kesilecek şekilde ayarlamış ,resmin arkasını da çizgiyle ayırmış. Çok kızdım şimdi, kardeşimle de benzeriz ...Kafasındaki örümceklerden kurtulsa bakacak ve görecek...Bence sen başka iş yap. Çünkü fotograf da bir sanat, estetik ister. Ohhhh rahatladım. Görüyorsun defterim ah demiyorum. Kerem'in başına gelenleri gördük....İyi ama "Sen yanmasan ben yanmasam , nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa...." Ne ilgisi var demeyin , fotografçı gibiler için bu şiiri hatırladım Nazım Hikmet'ten...
Şu anda Nilüfer ' in Hatıra Defteri isimli parçası aklıma takıldı. Ne diyordu? Tamam, tamam hatırladım:
"Yine beni benden aldı hatıralar
Yine beni derde saldı hatıralar......'
Ben de hatıralara daldım yine.Ama benimkiler mutluluk veriyor bana. Ailemi; annemi, babamı,ablamı ve canım H.........'imi ve N..........'ımı düşünüyorum.Kim bilir şu an ne yapıyorlardır?
Babam işte, ablam okuldadır. Annem ya güne gitmiştir ya da evdedir .En küçüğümüz H.........'im de ders çalışıyordur sanırım.N........ Ankara'da okuldadır.
Tüm sevdiklerime karşı şu an içim özlemle dolu.Yine de diyorum ki sağ olsunlar da mutlu olsunlar da uzakta olsunlar...
Bursa 'daki arkadaşım Nigül de akdeniz bölgesinde gezideymiş su sıralar.
Bizim yeni yılın ilk günlerinde gezdiğimiz yerleri geziyorlar.Alanya'dan kart göndermiş bugün aldım.
Yarın Doğum Günüm...Sınıf arkadaşlarımı yurda davet ettim birlikte kutlayacağız, bir de oda arkadaşlarımı...Diğer odadakileri çağıramadım, çok kalabalık olunca da bir şeye benzemiyor. E....... ile N....... gizli gizli bir işler çeviriyorlar. Bugün çarşıya gittiler. Ben de geleceğim desem istemezler gitmemi. Hepinizi çok seviyorum. Kendimi çok iyi hissediyorum. Okulu yurdu her şeye rağmen arayacağımı düşünüyorum.
Yemekten bugün çıktık....Yemekler güzel değil, dağıtımda adalet yok... Pahalı bir de...Geçen akşam Mehmet Bey ( yeni yurt müdürü) ile Ş........ Bey (yurdun sahibi) etüt salonunda toplantı düzenlediler. Her odadan bir temsilci seçildi, bizim odadan da ben seçildim. Toplantıya temsilciler katıldı.Aman ne cahil, görgüsüz adam yurt sahibi.Parayla her şeyi satın alacağını sanıyor. Birici sınıflardan bir arkadaş 300 lira yemek parasının pahalı olduğunu söyledi. Gerçekten verilen yemeklere karşın o para fazla...Yurt sahibi şöyle bir kabardı, kasıldı, tüm ihtişamıyla : " Veremeyenler söylesin , ben onların yerine vereyim ." dedi.Benim de tepem attı. Zaten savunma avukatıyım ya ! ..Kimsenin bunu kabul etmeyeceğini, herkesin gururu olduğunu, tavrını beğenmediğimi , zaten yemeklerin de bir şeye benzemediğini ..... Söyledim de söyledim. O anladı mı bilmem ama Mehmet Bey anladı, ne de olsa öğretmen, "Tabii okul bitince ödemek koşuluyla.... " dedi. Yemeklerin düzeleceğini söylediler, bekledik, sözlerinde durmayınca biz de yemekten çıktık.Şimdi yine, kendin pişir kendin ye , yapacağız.
E........ ile N ....... Çarşıdan döndüler ben hala yazıyorum. Bırakayım bari...
"BİR MEKTUP BEKLİYORUM
Bir Mektup Bekliyorum
" Bir mektup bekliyorum,
"Yavrum" diye başlayan,
"Sevgilim " diye biten...
Bir mektup bekliyorum
Dün gelmesi gerekirken
Bugün hala gelmeyen. "
"Maksat bir sevgi uğruna ölmek değil; uğruna ölünecek sevgili bulmaktır... "
Yunus Emre ne güzel söylemiş : " Sevdiğimi demez isem _ Sevmek derdi beni boğar " .Sanırım ben de yazmazsam boğulacağım, bu da söylemenin bir çeşidi.
Şu anda okulda olmam gerekirdi dersimiz boş olmasaydı. Bazen yaramazlık işe yarıyor. İngilizce öğretmenimiz B.....Bey , okuldaki adı Sarı Koç bizden kurtuldu. Gece bölümü açılınca onların dersini aldı. İlk sene dersimize gelen Ü..... Hanıma teklif etmişler ,kabul etmemiş. Haksız da sayılmaz hani... Az mı çekmişti bizden? Biz de bu durumdan şimdilik memnunuz da sınavlarda ne yapacağız onu bilmem...
Bu sabah ilk üç dersimiz Halk Edebiyatı idi. Bayburtlu Zihni 'yi işledik. Bir yandan not tuttum; bir yandan da Erol Toy ' un "İmparator" romanını okudum. İkisini aynı anda yapmak biraz zor ama neylersin ki çok çalışkanım.?
Dördüncü dersimiz Yeni Türk Edebiyatı'ydı.M....... Bey derse geldi " Bugün de Aslı' yı dinleyelim dedi. Konu Çalıkuşu.Biraz kem küm ettikten sonra başladım anlatmaya.Okudun mu romanı sorusu sinirlendirdi beni, iki kez okudum dedim.( Birincisi ortaokulda iken) Bu sefer başladı "kez" sözcüğünü kullanmamla dalga geçmeye...
Aslı hocamızın bana taktığı isim. Gezideyken, Adana'da sordum , neden Aslı diye?...Kerem ile Aslı kitabının kapağındaki Aslı'ya benzetiyormuş beni. Neyse dersi Kerem, Aslı derken bitirdik.
Dün A........'ten kart aldım, doğum günümü kutluyor ; çok sevindim. Mektuplar gecikiyor , PTT grevde.
"Umut da bir mutluluktur ; belki de mutlulukların en büyüğü."
(Samuel Jansın)
"Başkalarını bilen kimse bilgili ; kendini bilen kimse akıllıdır."
(Lao Toze)
Görüşürüz.....
SEVİYORSUN... SEVİYORSUN
Gözyaşların bir sel misali boşanıyor mu gözlerinden?
İçinin bir deniz gibi kabardığını hissediyor musun?
Sonsuz özlemin alevler halinde fışkırıyor mu yeniden?
SEVİYORSUN , SEVİYORSUN, SEVİYORSUN... "
(Ümit Yaşar)
Biraz sonra Batı Edebiyatı çalışacağım, hiç de canım istemiyor. Hep yazmak, yazmak yazmak geliyor içimden Bu defteri doldurmak istiyorum. Yıllar sonra bakınca ne hissederim acaba?
Evet günlüğüm, koca üç yılı devirdik neredeyse...
İyiden , güzelden , doğrudan yana ne varsa tümünün yitirilmeye çalışıldığı bir dünyada yaşıyoruz. Bizler bu değerleri korumak için savaşacağız. Bunların yanında olacağız her zaman.
Ne dedi dün M.........Bey, gelecek yıl hepiniz bir yıllık öğretmen olacaksınız... Şaka değil, çok büyük sorumluluklar bekliyor bizi. Düşününce iyice büyüyor gözümde, bu kadar büyük sorumlulukların üstesinden gelebilecek miyim?
Bahar geliyor, hatta geldi bile Samsun ' a... İki gün sonra, 6 Nisan'da
bir yaş daha büyüyeceğim. Birkaç yıl sonra yaşlandım mı diyeceğim.?
Şimdi gencim, mutluyum ve gelecekten umutluyum. Tüm insanları seviyorum.Mutlu bir dünya düşlüyorum hayatımın 21. baharında...
Güzel bir, yok yok iki sözle bitireyim bu sayfayı da....
" İyiliği yalnız iyiler anlar; fenalığı herkes ..." ( C.Şehabettin)
İYİ GÖRÜNECEĞİNE İYİ OL... (Jallust)
4 Nisan 1974
5 Kasım 2007 Pazartesi
TAKDİR
Samsun
Bu sıra okumaya verdim kendimi...Beğendiklerimi paylaşmalıyım.Güzel bir söz önce:
"Hayat onu sevdiğin ve ona yaklaştığın müddetçe tatlıdır. "
Ben de seviyorum hayatı ve insanları... Mutluyum.
Şimdi de Cemil Sena' nın Büyük Adam Olmak kitabından bir bölümü yazalım: "Bana bilim ve sanatın takdir edilmediğinden bahsediyor ve bu takdirsizlik yüzünden çalışamadığını ve yeis içinde olduğunu söylüyorsun.
Genç okuyucu ! Etrafımızdaki insanlar bizi takdir etmek , beğenmek için yaratılmış değillerdir. Sen , beğenilecek bir iş yaptığın gün bile alkıştan mahrum kalabilirsin. Nice büyük bilim ve sanat dehaları nankör ve kurak devirlerde yetiştiler ve ne büyük açlık ve hakaret içinde mahvoldular. Onları kendi zamanları değil, biz takdir ediyoruz. Fakat onlar gene çalıştılar. Kısır ve kurak olanlara hayat vermek için, bugünü ve kendilerini değil yarını ve bizimkileri düşüneceksin. "
Nedense bu yazı beni çok etkiledi... Sık sık okunması gereken bir yazı.Yazara katılıyorum. Keşke öyle olmasa yetenekler zamanında anlaşılsa, beğenilse, alkışlansa....Bunlardan geçtim, şöyle yazarlarımıza, şairlerimize baktım da hapisaneden geçmeyen yok gibi... Yazık!
Biraz önce pencereden postacının güçlükle yurdun yokuşunu çıktığını fark ettim. Yorulmuş belli. Sabah sabah , neyin nesi diye kapıya koştuk. İki tane telgraf getirmiş. Biri yıldırım!...Umalım iyi haberdir. Sahiplerine haber vermeye gitti, yakın arkadaşları.
Düşünüyorum da geçen hafta bugün.........."Nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım ( günlerim ) ."
Biraz içim sıkılıyor. Hep düşünüyorum.
" Dağbaşında " diye başlıyor Orhan Veli ve devam ediyor:
Dağbaşındasın
Derdin günün hasretlik
Akşam olmuş
Güneş batmış
İçmeyip de ne halt edeceksin "
İşte böyle. Tek başınasın, başında bir yığın dert, bir yığın ders ve de özlem içindesin...Düşünmeyip de ne halt edeceksin...
Şimdi bırakıyorum yazmayı .Kitap okuyacağım.
EVLİLİKTE MUTLULUK
"Bir melek sev
Bir güzel sev
Fakat bir tane sev "
Sevgili günlüğüm bugün okuduklarımdan kısa bölümler paylaşmak istiyorum seninle... Bakalım beğenecek misin?
" Şikago hakimlerinden Joseph Sabbath : "Evliliklerdeki mutsuzlukların en önemli sebebi hep ufak- tefek ihmallerdir.Bir kadının sabahleyin işine giden kocasını güler yüzle uğurlaması bir çok sorunu sorun olmaktan çıkarır.
Bir çok insan küçük dikkatlerin kıymetini bilemez. Ve bu ihmaller birike birike büyük sorunlara neden olur. Aile hayatınızı mesut etmek için küçük dikkatleri ihmal etmeyiniz ! "
Doğru söylüyor da sanırım O da dikkatsizlik yapmış. Ya da yaşadığı döneme göre konuşmuş. Artık işe sadece kocalar gitmiyor değil mi?
Bence evlilikte karşılıklı sevgi saygı olmazsa olmazı... Diğerleri nasıl olsa gerçekleşir bunlar olduktan sonra. İnsan sevdiğini kırmak istemez sanırım...Tabii ki özen gösterilmeli, karşılıklı....
"Saadet de telakkiye bağlıdır. Bazen en basit ihtiyaçların tatminiyle yetinen , mesuttur da ; İhtiyaçlarının fazlasına sahip olan bedbahttır."
" Rüzgar ateş için ne ise , ayrılık da aşk için odur.Ufak ateşi söndürür, büyük alevi canlandırır. " Bussy
" Hayatın sırrı şudur : Beğendiğinizi yapmayın ; fakat yaptığınızı beğenin. " İngiliz Atasözü
"Haksızlık önünde eğilmeyiniz. Çünkü hakkınızla beraber , şerefinizi de kaybedersiniz. " Hz. Ali
" Helak olacağınızı bilseniz dahi doğruluktan ayrılmayınız. Kurtulmak için tek ümit dahi olsa yalana başvurmayınız. " Hz. Muhammet
ADAK
Sana şiirler okuyacağım , gitme.
Güneşler doğacak yalnızlığımdan
Sana bir ışık getireceğim
Büyük aydınlığımdan.
( Hatırlayamadım şairini , bilen söylesin, lütfen...)
GERÇEK SEVGİ
Sevdik aşınmaz yüreklerle
Sevdik gerçekten
Yıllar aldı başını gitti
Biz aşkı beklerken
Ayrılık hep bizde yaşadı
Yalnızlığı bağrımıza bastık
Yenilmedik çaresizliğe, yasaklara
Çünkü gerçek aşıklardık.
Sevmeyi kutsal bildik
Beklemeyi vazife
Ruhumuz insan olsun dedik
Vücudumuz değilse.
Ve şimdi sarı bir alyans
Işık saçıyor parmağımızda
Onunla bulacak gibiyiz
Giden yılları aradığımızda
Ne zaman ne mesafe
Kıramadı sabır küreklerimizi
Sonunda özlediği mutluluğa
Kavuşturduk yüreklerimizi (Z. Değirmendereli)
"
Ve şimdi sarı bir alyans
Işık saçıyor parmağımızda...
"
Yok .... yok.....Yanlış anlaşılmasın....Biz nişanlanmadık....Nerede o günler...Hani sen bu iş iki imzaya bakar demiştin ya ...Ondan dikkatimi çekti bu şiir. Benim için çooook uzak bir hayal o.
BEN BU ŞİİRİ ŞU ANDA EVLENMEYİ DÜŞÜNEN NİŞANLILARA, NİŞANLANMA AŞAMASINDAKİ SEVENLERE Armağan ediyorum.Tüm kalbimle mutluluklar diliyorum onlara. Tabii darısı da
TÜM sevenlerin başına.
Son söz: " İyi bir koca yaratmasını bilen kadınlar dahidir."
"Seni severim
Seni sevenleri severim
Seni benim kadar sevenleri
ASLA..."
Son olmadı , devam.....
"Güzel bir kadın göze hoş;
İyi bir kadın kalbe hoş görünür. " ( Tersini de erkekler için düşünmek istiyorum. Güzel yerine Yakışıklı dersek olur sanıyorum. Her şey kadınlardan mı ne bekleniyor? )
"Aşkın dili gözlerdir."
"Kalp bir servettir.Fakat ne alınır ne de satılır. O sadece bağışlanır."
En son:
" Söz bilirsen söz söyle
Sözünden örnek alsınlar
Söz bilmezsen söz dinle
Seni adam sansınlar. "
Hoşça kal günlük. Görüşeceğiz....
HERKES ÖLÜNCEYE DEK YAŞAR
Samsun
Bugün pazar.Dolabımı yerleştirirken günlüğümle göz göze geldik.Bir iki satır karalayayım istedim. Hani benim için çok önemli anılar var da...
En önemlisi mi ?Tabii ki senin gelişin.Çok çok mutlu oldum.Hayatımın mutlu günlerinden üçü...Öyle ki hala onun mutluluğuyla sarhoşum.Tabii sen de bunları bilemezsin ki...Tıpkı senin günde iki kez şehre inip beni boş yere beklemelerini benim bilmediğim gibi.
Salı günü ,yani 26 Martta telgrafını aldım. Ne çok sevindiğimi görmeliydin. Bu nedenle E......... ile N........'a goflet bile ısmarladım. Müjde istediler...
Sonra çarşamba günü Merkez Ortaokulunda ilk dersi dinledik, ikincisi boştu , bahçeye indik arkadaşlarla...Keşke inmeseymişim.Tam o sırada aramışsın telefonla. Şu anda radyoda istekler var ,şansıma tuttum.
"Açık bırak pencereni
Örtme perdeni bu gece
Sana yazdım bu şarkıyı
Rüzgarlar, rüzgarlar getirebilsin
***
Aç artık avuçlarını
Yum gözlerini iyice
Ağlayıp yalvarmak için
Ellerim uzanabilsin."
Evet.......Ne diyorduk.Telefona Sevgili C.........çıkmış. Hemşehrin...Onu seviyorum. Çağırdılar koşa koşa çıktım , yetişemedim. Görüyor musun şu anda ne çalıyor? "Elbet bir gün buluşacağız." Meğer okulları sırayla aramışsın. Mithatpaşa Kız Lisesi ve Namık Kemal Ortaokulundan da arandığım haberleri ulaştırıldı bana. "Ben seni unutmak için sevmedim, gülmen ayrılık demekmiş bilmedim . Bekledim sabah akşam yollarda, ölmek istedim,bir türlü ölmedim. Aşk bu mu ,sevda bu mu, hayat bu mu...Kalp acı ,dünya hüzün gözyaşı dolu. " Kusura bakma günlüğüm... Bir başkayım bu akşam.... Çıkan her şarkı etkiliyor beni. Araya şarkılar girebilir, hazırlıklı ol diye yazıyorum.
Geleceğini biliyordum ; telgrafın gelmişti ,ama zaman belli değildi . Neyse okuldan çıktım doğru PTT' nin yanına geldim, biraz bakındım sen yoktun; çaresiz okula döndüm.
Sonra saat 13.00 sıraları tekrar geldim PTT ' ye . İçerde oturdum . Bekledim, bekledim bekledim......Yok, gelmedin.Sıkıldım kalktım gitmek için . Nasıl olduysa gözüm pencereden dışarı kaydı. Aaaaa o da ne ? Sen de dışarda bekliyordun ,seni gördüm!.. Geldim, tokalaştık, selamlaştık, konuştuk.... konuştuk ..... konuştuk. Tüm biriktirdiklerimizi anlattık. Biraz dolaştık. Biraz dedim ama pek de az değildi hani. İlk kez ikimiz yollarda yan yana birlikte dolaştık. İnanılır gibi değil.Akşam yurda geldiğimde oldukça yorgundum.Tatlı bir yorgunluk...
Perşembe günü 11 ' de Fuar' ın orda buluştuk. E.......'yle N........ da tanışmaya geldiler.Sizleri tanıştırdım. Onlara "Nasılsınız ? " diye sormadığın için biraz bozulmuşlar. Neyse o gün Fuar ' da uzun uzun dolaştık, banklarda oturduk , konuştukça konuştuk. Sen anlattın ben dinledim , ben anlattım sen dinledin...Sonra tekrar yürümeye başladık, birden omzuma güm diye kolun düştü ...Ben de ani bir refleksle tuttuğum gibi aşağı gönderdim... Bunu yapmamalıyız, yeri değil, zamanı değil...Kızdım sana , artık dönmeliyim dedim. Pastanede biraz oturmayı teklıf ettin , peki dedim. Melodi Pastanesine gittik. Saat 17.00 'de yurda geldim. Baktım yemekten sonra herkes sinemaya gitmek için hazırlanıyor, okulu götüreceklermiş. Ben de sinemaya gittim.
Saat 18.00'de film başladı. " Her Devrin Adamı " isimli ödüllü bir film.İngilizce idi ; ben de fazla dikkatimi veremedim, ama yine de beğendim.Erken bitti. Samsun Sinema Severler Derneği getirtmişti filmi. Bizden de giriş ücreti alınmadı. Neyse saat 20.20 sıralarında otobüsle Konak Sinemasının önünden geçerken pencereden seni gördüm; afişlere bakıyordun .Meğer sen de sinemaya gitmişsin o akşam.
Ertesi gün , son günümüzdü... Okuldan sonra Melodi Pastanesine geldim ,biraz bekledim ; sen gelmeyince yanlış anladığımı fark ettim Samsun Fuarının önüne geldim.Gerçekten de orada beklıyordun. Birlikte Sümer Pastanasine gittik. Nedense oradan pek hoşlanmadık, çok az oturduktan sonra kalktık, saat 13.00 ' e kadar sokaklarda yan yana dolaştık. ( Bu şarkı bizim olsun.) : " Bir kere bakanlar unutur derdi,günahı.... Görmez gözünün ufkuna baktıkça sabahı......"
15.30 ' da tekrar Melodi ' de oturduk. Burada sana bir itirafta bulunmak istiyorum. Hani sana hiç vakit geçmiyor diyordum ya , aslında geçmesin istiyordum, üzüldüğümü belli etmemeye çalışıyordum. Ama istesem de istemesem de gidecektin. Nitekim öyle oldu . Akşam durakta dolmuşa beni bindirdiğinde üzüntüden ne diyeceğimi bilememiştim. Dolmuş köşeyi dönünceye, sen gözden kayboluncaya kadar baktım arka camdan....
Ayağını banka dayamış öylece bakıyordun dolmuşun arkasından...
Ertesi gün bir an belki de gitmemiştir diye düşündüm, kendim de inanmadım buna. Dün arkadaşlarla pazara giderken onlara çaktırmadan , Melodi'nin önünden geçmemizi sağladım.İçeri baktım, yoktun yok...
Şimdi mektubunu bekliyorum. Biliyor musun şu PTT ' ye de öyle bir kızıyorum ki......Tam da grev yapacak zamanı buldular....
Ne dersin A........ ? Bu iş senin dediğin gibi iki imzayla mı biter ?Hayırlısı olsun diyelim biz yine de...
HERKES ÖLÜNCEYE DEK YAŞAR
Aha ! ... Şuracığımda yara,
Şuracığımın sızısı durmaz.
Bıkmadım sevmekten, hiç bıkmadım,
Yoruldum biraz.
Görünmez benim ağladığım,
Ben bilir, ben duyarım yüreğimin yasını.
Seven yakınmaz yalnızlığından,
Gönlündekiyle sürdürür yaşantısını.
Kırgın değilim sana , kahretmiyorum da
Bilirim alın yazısı nedir kader ne...
Bilmeli alınyazısının değişmeyeceğini insan,
Boyun eğmeli geleceğine...
İnsan bu ya !...
Kimi dertle, kimi kederle
Kimi saadetle dolup taşar.
Ama bir yerde hepsi de aynı işte ;
Herkes ölünceye dek yaşar.
(Arif Güler)
SEVGİLİ GÜNLÜK
Cumartesi- 20.50
SEVGİLİ GÜNLÜK
Şu anda odada yalnızım.Radyoda dinleyici istekleri var.Şarkıcı coşkuyla:
"
Dane dane benleri var yüzünde
Can alıcı bakışları gözünde...
"
diyor, arkasından da " Dünyada yardan tatlı var'mola... diye sürdürüyor.
Oldukça da coşkulu. Kim bilir belki doğrudur söyledikleri.
Bu akşam Gececi Öğrenciler için çay var. Gitmek istemedi canım.Güya ders çalışacaktım...Ben seninle dertleşiyorum.
Üç hafta uygulamalarla geçti. Bugün son gündü. Öğretmenliğe bayıldım. Yalnız öğrenciliğe dönüş biraz zor gelmeye başladı. Eeeeee ne demişler " El atına binen tez inermiş. " bizimki de öyle oldu. Çaresiz kendi atımıza bineceğimiz günü bekleyeceğiz sabırla.
Sevgili günlüğüm bilsen neler neler oldu bu son hafta da. O buraya geldi biliyor musun? Nasıl mutlu oldum anlatamam. 27-28-29 Mart, çarşamba, perşembe ve cuma.... benim için unutulmaz günler olacak.
Bu sabah uyanınca biraz canım sıkıldı , fakat asıl akşam bu güzel günlerin bitişine üzüldüm, yalnız kalmak istedim.
Sabah Namık Kemal Ortaokulunda ders dinledim, sonra Merkez Ortaokulunda N....... ile buluştuk. E........ Mithatpaşa Kız Lisesindeydi,
onun gelmesini bekledik. Gelince hep birlikte pazara gittik. Sebze, meyve bir de hamsi aldık. Hamsileri E....... temizledi, ne de olsa Karadeniz kızı. Giresunlu. Ben de salata yaptım. N....... masayı hazırladı. Sonra da afiyetle yedik. Ama nedense içime sinmedi.
Yemekten sonra epeyce iş yaptık. Bulaşık,çamaşır,temizlik, banyo...canımız çıktı. Ah anneciğim seni nasıl özlüyorum bir bilsen.Nasıl da uğraşırdın bizler için...
Yurtta da hiç kimse kalmadı neredeyse. Çoğu çaya gitti. E........ de okuldaki sinemaya gitti. "Dönüş " oynuyormuş, Türkan Ş oray'ın.Ben daha önce izlemiştim bu filmi. Gerçi izlemesem de gidecek değildim. Dedim ya bu gece canım bir şey yapmak istemiyor.
T........ babası geldi biraz önce. Ordulu... Yakın olunca böyle oluyor işte. Evdekileri çok özledim. Hepinizi çok seviyorum.
N........odaya geldi, biraz sohbet ettiğimiz için ara vermiştim. Şimdi yine baş başayız. Nerede kalmıştık. Haaaa evet ailemi gerçekten çok özledim. Geleli bir ay oldu...
Yurtta 15 günden beri yemek verilmeye başladı, önce katılmayı düşünmemiştik ama sonradan vazgeçtik bu düşüncemizden. Çok zaman harcıyoruz bu işlerle, dersler de çok yoğun. Bir de tez çalışmaları var. En iyisi katılalım dedik. Bakalım nasıl olacak.
Öğrenciliğim bu yıl bitecek. Sonra......sonrasını bilemiyorum. Yalnız her insan gibi mutlu olmak, mutlu etmek istiyorum... Şu anda çok mutluyum , devamını diliyorum. Tabii benimle birlikte tüm sevdiklerimin de mutluluğunu istiyorum. Zaten öyle olmazsa , mutlu bile olsam, eksik bir yanı kalır.
Şimdi sonlarken tüm insanların iyiden, güzelden,doğrudan yana olan rüyalarının gerçek olmasını diliyorum.
2 Kasım 2007 Cuma
AYŞE HOCA
Beni, karımı, kızımı sokaktan merakla gelmiş derhal dönecek olan eli yüzü toz toprak içinde , haşarı oğlumu, yerde serili, havı dökülmüş halıyı, eski perdelerimizi, üçüncü çocuğumun salıncağını, duvardaki fotografları filan olgun bir insan gibi gözden geçirdikten sonra , sırtını sedire dayadı.
"Kaç yaşında? " diye babasına sordum.
"Beş!" dedi.
"Senin ismin ne bakayım? "
"Ayşe..." dedi.
"Okula gidiyor musun? "
Beni küçümseyerek baktıktan sonra dudak büktü :
"Ben hocaya gidiyoyum! "
"Ne hocası? "
"Eyif hoca. "
Babası izah etti :
".........Elif hoca çok keskin hocadır, alim, ülema. Bizim kasabada millet doktora gitmez çokluk. Neren ağrırsa ağrısın.Elif hoca bir okur, bir üfler... Tamam ! "
Beni göz ucuyla süzmekte olan Ayşe :
" Osman, dedi, hiç şöj dinyemiyoy , oynuyoy hep . Ben hiç oynamiyoyum ki..."
"Osman kim? "
"Kardeşi , dedi babası , iki yaş küçüğü..."
"Sen niye oynamıyorsun ? "
"Hocayay oynamaj !"
"Sen hoca mısın ? "
"Eyhamdüyiyyah ! "
"Neler biliyorsun bakayım ? "
"Benim amme cüjüm vay... Osman yıttı , annem dövdü , Eyif hoca da dövecek..."
"Ammeden neler öğrendin ? "
"Eyhamı , kuyhüvayyahi' yi, teppet'e geydim ! "
" Kulhüvallahi'yi oku bakayım..."
Sedire çıktı, diz çöktü, yumuk avuçlarını dizlerine koydu , hafif hafif sallanarak başladı :
"Kuyhu vayyahi ahat - Ayyahüşşamet -Yem yeyit - Veyem yüyet - Veyemye küyyehu.........."
"Peki... Ne demek bunlar ? "
"Nebyim ben ? "
"Topun var mı senin ? "
Omuz silkti :
"Hocalayın topu olmaj ! Oşmanın vay amma..."
"İp de mi atlamazsın ? "
"Ben atyamam. Oşman atyay ! "
"Ya sinema ? Sinemaya gider misin? "
"Hocayay sinemaya gitmej , günah... Amma Oşman gidiyoy..."
Hocalar koşmaz, hocalar oynamaz, hocalar gülmez... Babası kızına gururla bakıyordu . Az sonra benim canavarlar Ayşe'yi elinden tutup dışarı çıkardılar. Çok geçmeden o da onlara karıştı , ilkpeşin ip atladıklarını sonra saklambaç ve nihayet topla şip şip oynadıklarını duyduk.
Babası :
"Kız oyuna daldı, biraz dolaşalım. "
teklifinde bulundu. Çıktık beni bir içkili lokantaya sürükledi.
Daha sonra eve döndük. Onlar son trenle gideceklerdi. Ayşe'ye gelince..
Tombul yanakları al aldı...
"Babam babam, dedi, beni götüyme oyya , buyda bıyak... Babam babamşın! "
Çakır keyif baba, niçin kalmak istediğini sordu. O tekrarladı :
"Babam babamşın beni götüyme !"
Tahrirli gözlerinde berrak damlalarla Ayşe , çocukluğunu bizde bırakarak , boğazlanmaya götürülen bir kuzu gibi , babasının peşinde , çıktı gitti....
ORHAN KEMAL
Öykü işte bu... Üşenmedim ,evde yer kalmadığı için merdiven altındaki depodan , kutuların içinden buldum bu öyküyü. Özür dilerim Orhan Kemal ve sevenlerinden. Çok olmuştu Yaprak dergisinde okuyalı. Yazarını unutmuşum, iyi ki aradım , buldum...
Evet durum bu...Çocukluk günlerime götürdü bu öykü beni...Kardeşim ve ben mahalle hocasına gidiyorduk...Kaç yaşındaydık hatırlamıyorum.
Küçük olduğumuzu biliyorum. Erkek kardeşim benden iki yaş küçük. O sıra " R " harflerini söyleyemiyor. Bir gün hoca hanım başındaki yazmanın kenarıyla kardeşimin dilini tuttu ve çevirmeye başladı...Kardeşim çırpındıkça o devam ediyordu ... Sonunda pes etti.Ağlayan kardeşimle eve geldik.Ve bir daha gitmedik. İyi ki de gitmedik .Bu cahil kadın kimbilir başımıza hangi örümcek ağlarını örecekti? Kardeşim sonradan hukuk fakültesini bitirdi. Şu anda çok önemli görevlerde bulunmuş saygın bir yargı mensubu...
Bilmem hiç rastgeliyor musunuz? Ben zaman zaman görüyorum, İmam Hatip öğrencilerinin toplu olarak okuldan dönüşlerini. Lütfen dikkat edin bir kez.. Uzaktan izleyin kız çocuklarını...Çevreden ,davranışlarını yakıştırmadıklarını belli eden bakışları farketmeden yürüyorlar.Çocuk onlar....Ama diğer çocuklardan farklılar. Sanki büyümüş de küçülmüşler.Çocukça yaptıkları davranışlar görünümleriyle bağdaşmıyor.
Bu sıralar, özellikle ramazan ayında, küçük küçük Ayşe Hocalara ilahiler okutuyorlardı . Kim bilir o duruma gelinceye kadar neler yaşadılar. Babalarını , amcalarını , abilerini. kocaman kocaman adamları bir yerlere taşımak, daha çok şeyler kazandırmak için nelerden vaz geçtiler..Gelecekte kendileri neleri kaybedeceklerinin bilincinde olmadan...
Çocuk bunlar....Çocuklarımıza, gençlerimize , geleceğimize kıymayın efendiler, hanımefendiler....
Bir şiirle bitireyim bu yazıyı da.
İSTİDA
Bizim köyün
Irmakları kurudu beyim...
Bulut geçmez oldu üstünden
Yağmur düşmez oldu tarlaya...
Ümit gurbette kaldı.
* * *
Bizim köyün,
Toprağı "Barut kesildi " paşam
Tohum bitmez oldu vaktinde...
Alev alev yandı bozkır.
Söğütlüğün altı " tozlak"
Kök salamaz oldu kavaklar
* * *
Bizim köyün,
Kolları havada,
"İrahmet " dilinde kaldı ağam,
Ne dua yerini buldu ,
Ne istida...
* * *
İşbu pulsuz istida üzre
Bizim köyün
Derdi biline balam
Derdi biline...
(İbrahim Cüceoğlu)
1 Kasım 2007 Perşembe
ÜÇ BAYAN VEKİL ve İSTANBUL ve AYŞE HOCA
Bir ara çaldığını hissettim. Teneffüse çıkınca baktım, eşim aramış. Dün İstanbul' a gitmişti. Kızımızın düğün hazırlıkları için... Salon bakılacak. Sevgili damadımızın ailesi de gelecek. Dersim olduğu için ben gidemedim.
Eşimi aradım, "Hep birlikte yemek yiyeceğiz, böylece salonu da test edeceğiz." dedi.
Çok gürültülü bir ortam oluşuyor teneffüslerde, çocuklar cıvıl cıvıl... Güç bela konuşmayı tamamladık. Son derse girdim. Birden ben de orada olmalıyım dedim ve süpriz yapmaya karar verdim.
Yemek yarın akşamdı, bu gece binersem sabah oradayım. Çok sevindim,çok heyecanlandım birden... Yüzleri sırayla geçti önümden. Önce küçük kızım, daha sonra büyüğüm ve eşim... Artık sıralama böyle! Darılmaca yok, küçükten büyüğe. Sonra da damadım ve ailesi...
Ders bitti. Kararlıyım. Yarın zaten dersim yok. Cumartesini de ayarlarsam "Bekle beni İstanbul...
Her şeyi ayarladım , hatta gece beni terminale bırakmayı , ben söylemeden teklif eden dostumuz ,arkadaşımız da hazır.
Büyük bir heyecanla dershaneden çıktım, en yakındaki otobüs firmasına girdim. Saat 24.00 'te var ilk otobüs, bir de sabah erken. Bir başkasına da bakayım diye çıktım. Giderken aradım eşimi , beni o karşılayacak nasılsa , süprizime ortak olmasını söyleyeceğim. Aradım ve yemeğin bu akşam olduğunu öğrendim... Yetişmem olanaksız! Gürültüden yanlış anlamışım...
Vazgeçtim gitmekten. Dersaneyi ve arkadaşımı aradım , her şey iptal...
Mutsuz mutsuz eve geldim. Tek başıma yemeğimi yerken televizyonu açtım...
Meclis televizyonunda Nur Sertel konuşuyor. Konu: 2010 Yılında İstanbul' un Kültür ve Sanat Başkenti" olmasıyla ilgili...
Ohhhh yavaş yavaş keyfim yerine gelmeye başladı. İki kızım da İstanbul'da yaşıyor. Biri çalışıyor ,diğeri okuyor. Kültür veSanat! Özlemiştik ne zamandır, neredeyse unutmaya başlayacaktık ulusça. İçime su serpildi. Kürsüde bir bayan milletvekili, çağdaş Türkiye' nin aydınlık yüzü...
Ne güzel konuşuyor dememe kalmadı; bazı erkek milletvekilleri, konuşturmamak için bağırıp çağırmaya başladılar. Susmadı, dirençle konuşmasına devam etti ve...."Atatürk ....." dedi, mikrofon kapatıldı. Dikkat ediyorum , her zaman kouşmaların tam can alıcı noktasında süre doluyor . Neyse başkan bir dakika daha süreyi uzattı da Atatürk Kültür Merkezi'nin yıkılmasına karşı çıktığını duyabildik vekilimizin..
Hemen arkasından iktidar partisinin bayan milletvekili kürsüde yerini aldı. Yaşasın! Pırıl pırıl.... Oldukça da şık , etek ceket giymiş , içine gömlek... Gömleğin iki üç düğmesi açık. Saçlar fönlü, güzel bir makyaj yapmış...
İşte çağdaş bir Türk kadın milletvekili daha!
Mecliste galiba 48 bayan milletvekili var. Daha da olmalı. Konu: İstanbul, Kültür, Sanat....
Vekilimiz Özlem Türkönü...
Söze büyük bir gurur ve heyecanla başladı. O da ne? Hemen, Nur Sertel'e hitaben:
"Siz kadınlarımızın dini inançları gereği başlarına türban takmalarına katlanamıyorsunuz..."
gibi bir şeyler söylemeye başladı. Biraz önce bağıran çağıran vekillerden büyük alkış aldı. Ve çok büyük bir gururla sözlerine devam etti:
" İstanbul'u dinliyorum, GÖZLERİM KAPALI..." dedi, Orhan Veli' den esinlenerek. Gerçekten de , bakmış mı bilmiyorum ama, bakmışsa da gözlerini açmadan bakmış İstanbul'a...
Anlattıkları şairlerimizin , sanatçılarımızın duygulu bakışlarından alınmış bölümler gibi geldi bana. Geçmişte öyleydi, göz bebeğimiz İstanbul, ama günümüzde pek öyle değil!
Millet vekilimizin konuşmasından bazı sanatçıları okuduğunu anladım.Küçük bir önerim olacak. Kendisi de bilir, Orhan Veli ve arkadaşları Yaprak isimli bir gazete çıkarmışlardı ellili yıllarda.
"Milliyet Sanat" sonradan bunlardan okuyucularına vermişti. Bende de var bazı sayıları. Siz de bulabilirsiniz. Orada "Ayşe Hoca" diye küçük bir öykü var. Lütfen onu okuyun. Ve ülkemizin en ücra köşelerindeki yedi sekiz yaşındaki Ayşeleri , Fatmaları gözünüzün önüne getirin. Böyle devam ederse onlar asla sizin gibi olamayacaklar .
Atatürk hepimizi, özellikle de kadınlarımızı kul olmaktan kurtarıp yurttaşlık düzeyine taşımıştı. Siz çağdaş bir görünümdesiniz. Sevgili Kamer Genç'in sorusu benim de aklımdan geçti ne yalan söyleyeyim. Siz, ben ve diğer başı açık kadınlar dinsiz miyiz?
Bugün sizi coşkuyla alkışlayanlar yarın koşullar tamamlandığında burada ne işin var demeyecekler mi?
Bizim kuşkularımız, korkularımız, endişelerimiz var. "Çarşamba'yı sel aldı, İstanbul'u el aldı " olmasın sakın ha!
Üçüncü bayan vekilimiz de Özlem Hanım gibiydi... Benzer şeyler söyledi...
Kültür Bakanımız için üzüldüm. Yerinde olmayı hiç istemezdim. Mecliste iki "Bakan"dılar. Diğerleri yoktu. Dinleme zahmetine bile katlanmamışlardı. Kendi yapamadıklarını ona mı yaptırıyorlardı ne ? Bana mı öyle geldi bilmiyorum. Neyse bir gün tarih yazacak bugünleri. Yaşarsak göreceğiz...
" İstanbul' u dinliyorum gözlerim açık! Uyanık olmak zorundayız! Yıkmayın , yıktırmayın lütfen......
Yıkmak kolay yapmak zor...
Bize yapacaklarınızı anlatın. Bütün bunları denetime açın. Millet sizin verdiğiniz kumanyalarla yaşamaya çalışıyor. Tabii kumanya verdikleriniz.
Peki ya diğerleri...
Deprem hazırlıkları ne aşamada?
İşsizlık sorununu çözmek için ne önlemler aldınız?
Savaştan beter, insanlarımızı trafikte kaybediyoruz.
Eğitimdeki sorunlar...
Ve uluslar arası ilişkilerimiz...
Komşularımız...
BOP, GOP....
Evet çözüm bekliyoruz.
" Çarşamba'yı sel almasın, sevdiklerimizi el almasım..."
Lütfen söyleyin, çok mu şey istiyoruz?
ERDAL İNÖNÜ
Dün Dershanede toplantıdaydık saat 13 .00 ' te. İ......... Bey geldi ve acı haberi duyurdu...Birden azaldığımı , eksildiğimi hissettim. Çok ama çok üzüldüm. Neden neden değerlerimiz bir bir tükeniyor? Neden onlardan yeterince yararlanamıyoruz...Neden meydanı boş bırakıyoruz..... Olmayacak kişiler olmayacak yerde......Böyle olunca da ulusumuz da hak ettiği, ulaşmak istediği çağdaş uygarlık yoluna bir türlü ulaşamıyor.
Örnek almalıyız . O herkese devlet adamının, siyaset adamlığının, bilim insanlığının nasıl olması gerektiğini gösterdi... Görmeliler, onun gibi olmalılar.Ama yapamazlar ,yapmayacaklar....Yapsalar sorunlarımız azalır...
Sevgili Erdal İnönü, ülkemizin sorununun biraz da coğrafi konumumuzla ilgili olduğunu anlatmış. Bunu biliyorduk, ama bu kadar güzel anlatmak ancak o beyne yakışır. İnönü : Köprü geçip gitmek içindir, oturmak için yapılmamıştır. Köprüde oturursanız iki taraftan da sizi itelerler ...
Ulusumuz bilim insanını, devlet insanını, siyaset insanını kaybetti... Kaybımız gerçekten çok büyük.... İsmet Paşanın oğluydu, köşkte yaşadı , köşkte büyüdü ama en sade insandan bile daha sade yaşadı. Kimseye tepeden bakmadı. Kimseye "Ananı da al git ! " demedi.Çantasını kimseye taşıtmadı, ceketini kendi giydi, şemsiyesini kendi tuttu....Yeri doldurulamayacak ender insanlarımızdan biriydi.....
Türk Ulusunu başı sağ olsun...
KİMSE YOK MU
"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...
-
ANKETİN SORUSU ŞU: Sizce Türkiye'nin en ÖNEMSİZ sorunu nedir? Seçeneklerden sadece birini tıklayacaksınız. Şimdiden teşekkürler...
-
Eşime sordum: "57" dedi, inanamadım! Şaka yapıyorsun, dedim. Hesapla bak, dedi. Hesapladım, hesapladım işin içinden çıkamadım......