"
Çevrende herkes şaşırsa bunu da senden bilse
Sen aklı başında kalabilirsen eğer.
Herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır
Hem kendine güvenebilirsen eğer
Bekleyebilirsen usanmadan
Yalanla karşılık vermezsen yalana.
Kendini evliya sanmadan
Kin tutmayabilirsen kin tutana.
Döküp ortaya varını yoğunu
Bir yazı turada yitirsen bile
Yitirdiklerini dolamaksızın dile
Baştan tutabilirsen yolunu
Yüreğine, sinirine dayan diyecek
Direncinden başka şeyin kalmasa da
Herkesin bırakıp gittiği noktada
Sen dayanabilirsen tek.
Düşlere kapılmadan düş kurabilir
Yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer
Ne kazandım diye sevinir, ne yıkıldım diye yerinir,
İkisine de vermeyebilirsen değer
Söylediğin gerçeği eğip büken düzenbaz
Kandırabilir diye safları dert edinmezsen
Ömür verdiğin işler bozulsa da yılmaz,
Koyulabilirsen işe yeniden
Herkesle düşüp kalkar erdemli kalabilirsen,
Unutmayabilirsen halkı krallarla gezerken
Dost da düşman da incitemezse seni
Ne küçümser ne de büyütürsen çevreni
Her saatin her dakikasına
Emeğini katarsan hakçasına
Her şeyiyle dünya önüne serilir
Üstelik oğlum adam oldun demektir.
"
Rudyard Kıplıng
Dünya şiirleri Antolojisi
4 Şubat 2008 Pazartesi
BANDIRMA VAPURU
"
Ben "Bandırma Vapuru"
Esme rüzgar esme halim perişan
Mustafa Kemal'im güvertede
Ben Karadeniz'de dalgalarla boğuşan
Küçük köhne bir tekne.....
Ardahan'dan Edirne'ye kadar
Kan ağlar Türkiye'miz
Kundakta bebeler ağlar
Yatakta nineler ağlar
Yolundan dönersek kahpeyiz
Atam andımız var.
"
Mesut Tarcan
Ben "Bandırma Vapuru"
Esme rüzgar esme halim perişan
Mustafa Kemal'im güvertede
Ben Karadeniz'de dalgalarla boğuşan
Küçük köhne bir tekne.....
Ardahan'dan Edirne'ye kadar
Kan ağlar Türkiye'miz
Kundakta bebeler ağlar
Yatakta nineler ağlar
Yolundan dönersek kahpeyiz
Atam andımız var.
"
Mesut Tarcan
İPİN UCU KİMDEDİR
Türkçemiz çok zengin. İP önemli olduğu için bu konuda da birçok deyimimiz var:
İpe çekmek
İpte görmek
İpe un sermek
İpe sapa gelmemek
İpten dönmek
İpin ucunu kaçırmak
İpliği pazara çıkmak
İpsiz sapsız
İpten kazıktan kurtulmuş
İpiyle kuyuya inilmemek
İple çekmek
İp atlamak
ve
İP UCU VERMEK
Say say bitmiyor. Biz de bir devletlimiz kürsüden bağırarak ip atınca yanlış anlamışız. Haksız da sayılmayız, bu kadar deyimin arasından hangisine atıfta bulunmuştur devletlimiz, o sinirli haliyle...
Eskilerden gelen bir saflığımız var zaten. Düşünmeyi de pek sevmiyoruz. Her söze hemen inanıyoruz. Sözün hangi anlamda kullanıldığına bakmıyoruz.
Oysa bir sözcüğün bile temel anlamı var, yan anlamı var, mecaz anlamı var, deyim anlamı, terim anlamı var, somutu,soyutu, ad aktarması, dolaylaması var. Yani var ki var... İşimiz zor gerçekten! Biz de işin kolayına kaçıyoruz. Kim ki değiştim, dönüştüm diyor peşine takılıyoruz. Sonra bakıyoruz ki yine yanılmışız.
Huylu huyundan vazgeçer mi? İnsan kırk, elli yaşından sonra değişir mi? Değişmez, vazgeçmez. O zaman sözlerini iyi anlamak zorundayız. Elim kırılsaydı da alkışlamasaydım, demenin bugün bir yararı var mı?
İp atıldı kürsüden... Meğer sıkılmış devletlimiz, ip atlamak istemiş... Allah'tan bir başka değişen, dönüşenimiz var da yakalamış ipin diğer ucunu; başlamışlar çevirmeye! Ama oyun için başka kişilere de gereksinim var... İp gibi sıraya dizilip atlamaları gerekiyor. Biri geleneksez oyun bozanlığını yine sürdürmeye başlamış, " Sizi Ana Yasaya şikayet edeceğim!" diye tutturmuş... Eyvah oyun bozulacak!.. Neyseki bir başka değiştim, dönüştüm diyerek bağımsız takılanlar koşup gelmiş; ipin ortasına geçmiş başlamış zıplamaya...
Bir iki üççççç, haydi atla...
Herkes sokaklara dökülmüş uzaktan izlemekte oyunu. Tabii çok yakından izleyenler de var. Onlar şakşakçılık yapıyorlar...
Bir de çook uzaklardan ipin ucunu elinde tutanlar var ki el ovuşturmaya başladılar şimdiden... Tek korkuları ipe un serilmesin, oyunları bozulmasın...
İpe çekmek
İpte görmek
İpe un sermek
İpe sapa gelmemek
İpten dönmek
İpin ucunu kaçırmak
İpliği pazara çıkmak
İpsiz sapsız
İpten kazıktan kurtulmuş
İpiyle kuyuya inilmemek
İple çekmek
İp atlamak
ve
İP UCU VERMEK
Say say bitmiyor. Biz de bir devletlimiz kürsüden bağırarak ip atınca yanlış anlamışız. Haksız da sayılmayız, bu kadar deyimin arasından hangisine atıfta bulunmuştur devletlimiz, o sinirli haliyle...
Eskilerden gelen bir saflığımız var zaten. Düşünmeyi de pek sevmiyoruz. Her söze hemen inanıyoruz. Sözün hangi anlamda kullanıldığına bakmıyoruz.
Oysa bir sözcüğün bile temel anlamı var, yan anlamı var, mecaz anlamı var, deyim anlamı, terim anlamı var, somutu,soyutu, ad aktarması, dolaylaması var. Yani var ki var... İşimiz zor gerçekten! Biz de işin kolayına kaçıyoruz. Kim ki değiştim, dönüştüm diyor peşine takılıyoruz. Sonra bakıyoruz ki yine yanılmışız.
Huylu huyundan vazgeçer mi? İnsan kırk, elli yaşından sonra değişir mi? Değişmez, vazgeçmez. O zaman sözlerini iyi anlamak zorundayız. Elim kırılsaydı da alkışlamasaydım, demenin bugün bir yararı var mı?
İp atıldı kürsüden... Meğer sıkılmış devletlimiz, ip atlamak istemiş... Allah'tan bir başka değişen, dönüşenimiz var da yakalamış ipin diğer ucunu; başlamışlar çevirmeye! Ama oyun için başka kişilere de gereksinim var... İp gibi sıraya dizilip atlamaları gerekiyor. Biri geleneksez oyun bozanlığını yine sürdürmeye başlamış, " Sizi Ana Yasaya şikayet edeceğim!" diye tutturmuş... Eyvah oyun bozulacak!.. Neyseki bir başka değiştim, dönüştüm diyerek bağımsız takılanlar koşup gelmiş; ipin ortasına geçmiş başlamış zıplamaya...
Bir iki üççççç, haydi atla...
Herkes sokaklara dökülmüş uzaktan izlemekte oyunu. Tabii çok yakından izleyenler de var. Onlar şakşakçılık yapıyorlar...
Bir de çook uzaklardan ipin ucunu elinde tutanlar var ki el ovuşturmaya başladılar şimdiden... Tek korkuları ipe un serilmesin, oyunları bozulmasın...
3 Şubat 2008 Pazar
ESİN
ESİN ÖĞRETMEN'İN ANISINA SAYGILARIMLA...
Bir çiçek ki taptaze,
Durmadan gülümseyen
Baharı hatırlatan
Gül gibi idi, gitti.
Kapanmazdı hiçbir an,
Alev gibi dudaklar
Görüyordu dünyayı,
Toz pembe bir gözlükten.
Güzel hayallerini
Gerçekleştirmek isterdi
Zalim felek kor mu hiç?
Esini aldı gitti.
Bir ambardı kafası
İnsanı aydınlatan
Aydın fikirleri vardı.
Hepsi de Esin gibi
Esti esti de gitti.
Keskin kokusu vardı,
Adı dillerde yandı
Bir rüzğar gibi geldi,
Esin esti de gitti.
Esin esti de gitti
Arkasından annesi
Esin, Esin diyordu!
Ben geldim,annen yavrum...
Esme Esinim esme
Beni bırakıp gitme
Gül dururken ağaçta
Gonca koparılır mı?
( Elazığ İlköğretmen Okulu öğretmenlerinden Esin Yılmaz'ın trafik kazası sonucu ölmesi üzerine, Elazığ Lisesi birinci sınıfındayken yazdığım şiir...)
21Mayıs 1968-salı
Elazığ
Bir çiçek ki taptaze,
Durmadan gülümseyen
Baharı hatırlatan
Gül gibi idi, gitti.
Kapanmazdı hiçbir an,
Alev gibi dudaklar
Görüyordu dünyayı,
Toz pembe bir gözlükten.
Güzel hayallerini
Gerçekleştirmek isterdi
Zalim felek kor mu hiç?
Esini aldı gitti.
Bir ambardı kafası
İnsanı aydınlatan
Aydın fikirleri vardı.
Hepsi de Esin gibi
Esti esti de gitti.
Keskin kokusu vardı,
Adı dillerde yandı
Bir rüzğar gibi geldi,
Esin esti de gitti.
Esin esti de gitti
Arkasından annesi
Esin, Esin diyordu!
Ben geldim,annen yavrum...
Esme Esinim esme
Beni bırakıp gitme
Gül dururken ağaçta
Gonca koparılır mı?
( Elazığ İlköğretmen Okulu öğretmenlerinden Esin Yılmaz'ın trafik kazası sonucu ölmesi üzerine, Elazığ Lisesi birinci sınıfındayken yazdığım şiir...)
21Mayıs 1968-salı
Elazığ
TABUR KARANLIKTA ANT İÇTİ
"
Ey şehitler tepesi andımız olsun,
Bu gömülen şehitler üstüne.
Seni elden bırakmayacağız, haşre dek,
Düşmedikçe birer birer üstüne...
Sen karanlık, sen yarının nazlı gündüzü
Al vaktimizi götür hemen götür seher üstüne,
Yeniden yaşayalım,
Uğruna ölünen değer üstüne...
Allah'ım bu seferlik izin ver,
Yazamadık tunca, mermer üstüne:
Nakşolunsun andımız,
Yerler gökler üstüne...
"
Fazıl Hüsnü Dağlarca
Ey şehitler tepesi andımız olsun,
Bu gömülen şehitler üstüne.
Seni elden bırakmayacağız, haşre dek,
Düşmedikçe birer birer üstüne...
Sen karanlık, sen yarının nazlı gündüzü
Al vaktimizi götür hemen götür seher üstüne,
Yeniden yaşayalım,
Uğruna ölünen değer üstüne...
Allah'ım bu seferlik izin ver,
Yazamadık tunca, mermer üstüne:
Nakşolunsun andımız,
Yerler gökler üstüne...
"
Fazıl Hüsnü Dağlarca
SİDERİ KÖYÜNDE
"
Sideri köyünün üstünde bir tepe vardır,
Köyün önü ovadır, tarlalardır.
Yolum her seferinde oradan geçer.
Sideri köyünün öğretmeni,
Ben tepeye varınca zili çalar.
Toplar öğrencilerini derse başlar.
İçimden uzun şiirler söylemek geçer.
Karşı dağların diplerinde,
Yirmi dokuz pare köyüm var.
Belli belirsiz evleriyle,
Oralarda kaybolmuş gibidirler;
Kıyılarında beyaz beyaz okullar parlar.
Okullar, bin yıl sonra yapılmış okullar...
Nasıl kapatmalı bu açığı?
Ama inançtır benden gelen,
Öğretmene karşı, öğrenciye karşı...
Sideri köyünün üstünden bakarken
İçimde rüzgarlar esiyor,
BOŞ GEÇMİŞ BİN YILLARA RAĞMEN
BANA UZAKLAR YAKIN GELİYOR...
"
Talip Apaydın
Sideri köyünün üstünde bir tepe vardır,
Köyün önü ovadır, tarlalardır.
Yolum her seferinde oradan geçer.
Sideri köyünün öğretmeni,
Ben tepeye varınca zili çalar.
Toplar öğrencilerini derse başlar.
İçimden uzun şiirler söylemek geçer.
Karşı dağların diplerinde,
Yirmi dokuz pare köyüm var.
Belli belirsiz evleriyle,
Oralarda kaybolmuş gibidirler;
Kıyılarında beyaz beyaz okullar parlar.
Okullar, bin yıl sonra yapılmış okullar...
Nasıl kapatmalı bu açığı?
Ama inançtır benden gelen,
Öğretmene karşı, öğrenciye karşı...
Sideri köyünün üstünden bakarken
İçimde rüzgarlar esiyor,
BOŞ GEÇMİŞ BİN YILLARA RAĞMEN
BANA UZAKLAR YAKIN GELİYOR...
"
Talip Apaydın
KÖY ÖĞRETMENLERİ
"
Yurdumuz uçsuz bucaksız,
Gökte yıldız kadar köylerimiz var.
Ama uzak, ama şirin, ama garipsi...
Alın benim gönlümden de o kadar.
Uzak köylerimizde kuşlar gibi
Her sabah çocuklar size uçar.
Ama küçük, ama büyük, ama güleç...
Alın benim gönlümden de o kadar.
Siz kara güklerin yıldızları,
Işıtın yurdumuzu sabaha kadar.
Ama düşe kalka, ama yiğit, ama umutlu...
Alın benim gönlümden de o kadar.
"
Cahit Külebi
Yurdumuz uçsuz bucaksız,
Gökte yıldız kadar köylerimiz var.
Ama uzak, ama şirin, ama garipsi...
Alın benim gönlümden de o kadar.
Uzak köylerimizde kuşlar gibi
Her sabah çocuklar size uçar.
Ama küçük, ama büyük, ama güleç...
Alın benim gönlümden de o kadar.
Siz kara güklerin yıldızları,
Işıtın yurdumuzu sabaha kadar.
Ama düşe kalka, ama yiğit, ama umutlu...
Alın benim gönlümden de o kadar.
"
Cahit Külebi
2 Şubat 2008 Cumartesi
SANA DAİR
"
Senden duymuşum ilkin,
Kızılırmak'ın Sakarya'nın sesini.
Göz göze gelmişim Atatürk'le
Dilim çözülmüş, işlemiş elim
Çizmişim haritasını Türkiye'min.
Avucumun içi gibi bilirim şimdi
Trakya'yı Anadolu'yu.
Havası nefesim, toprağı ekmeğim
Kasabaları, köyleri ne haldedir
Nasıl geçinir insanları bilirim.
Dağlarımızın çoğu gazi
Neler çekmiş halkım evvelce
Buğday için, pamuk için
KAÇ KERE KANA BOYANMIŞ YERYÜZÜ
Çıkmaz aklımdan İSTİKLAL SAVAŞLARI.
BAHSET YENİ BULUŞLARDAN, İLERLEMELERDEN.
EN ZEKİ ÇOCUKLARIYLA
SANA VERMİŞ KULAĞINI KÖYÜM.
İÇİNDE MEMLEKETİMİN ŞARKILARI
ÜSTÜNDE AY YILDIZLI HÜRRİYET.
"
(Başaran- Şiir Bahçesi-1958)
Bugün Türkiye Ayakta...
Laik, demakratik, sosyal, bir hukuk devleti mi olacağız; ılımlı islam devleti mi?
Birileri çok uğraşıyor ulusumuzla...
Asıl amaç bölmek... Böl- Parçala-Yönet...
Biz bu oyunları çok gördük, çok acılar yaşadık. Gencecik çocuklarımız, ya öldü ya da öldürdü; hapislerde çürüdü kimisi... Baş rollerde olanlar sindi, saklandı, uygun ortamı bulduğu anda tekrar tekrar dirildi... Yeni yeni fidanlarımız kırıldı...
Bugün yine sahnede onlar... Kimisi Dinci olmuş, kimisi Kürtçü olmuş, kimisi de Türkçü olmuş... El ele omuz omuza yürüyorlar. Amaç aynı, araçlar ayrı ayrı...
Peki DİNDARLAR, KÜRTLER, TÜRKLER ne yapacak? Bu oyuna alet mi olacak, dur mu diyecek...
Tarihten ders alma zamanı gelmedi mi? Sağ-sol dediler, bölemediler; sünni-alevi dediler, bölemediler, Türk-Kürt dediler, bölemediler... Onca yaşanan acılara karşın bölünmedik, bölünmeyeceğiz... Oyun içinde oyunlar oynanıyor. Oyuna gelmeyelim. Gelin hep birlikte bozalım oyunlarını... Belki de bu son şansımız olacak...
Dincilerin yaşamına, çocuklarının durumuna bakın, bir de dindarlarınkine... Dindarlar dincilerin vereceği kumanyalara muhtaç bırakılmış....
Kürtçülerin yaşantısına bakın, bir de Kürtlerinkine...
Türkçülerin yaşantısına bakın, sonra Türklerinkine...
Var mı aralarında bir fark?
Onlar nasıl amaçları , çıkarları için birleşmişlerse bizler de vatanımızın bölünmemesi için, bir arada kardeşçe yaşamak için, yoksulluğu da varsıllığı da hakça paylaşmak için, aydınlık yarınlarda çocuklarımıza barış içinde yaşayabilecekleri bir dünya kurmak için birleşemeyiz mi? Onlara hep savaştan mı bahsedeceğiz...
"Bahset yeni buluşlardan, ilerlemelerden,
En zeki çocuklarıyla
Sana vermiş kulağını köyüm.
İçinde memleketimin şarkıları
Üstünde ay yıldızlı hürriyet."
Senden duymuşum ilkin,
Kızılırmak'ın Sakarya'nın sesini.
Göz göze gelmişim Atatürk'le
Dilim çözülmüş, işlemiş elim
Çizmişim haritasını Türkiye'min.
Avucumun içi gibi bilirim şimdi
Trakya'yı Anadolu'yu.
Havası nefesim, toprağı ekmeğim
Kasabaları, köyleri ne haldedir
Nasıl geçinir insanları bilirim.
Dağlarımızın çoğu gazi
Neler çekmiş halkım evvelce
Buğday için, pamuk için
KAÇ KERE KANA BOYANMIŞ YERYÜZÜ
Çıkmaz aklımdan İSTİKLAL SAVAŞLARI.
BAHSET YENİ BULUŞLARDAN, İLERLEMELERDEN.
EN ZEKİ ÇOCUKLARIYLA
SANA VERMİŞ KULAĞINI KÖYÜM.
İÇİNDE MEMLEKETİMİN ŞARKILARI
ÜSTÜNDE AY YILDIZLI HÜRRİYET.
"
(Başaran- Şiir Bahçesi-1958)
Bugün Türkiye Ayakta...
Laik, demakratik, sosyal, bir hukuk devleti mi olacağız; ılımlı islam devleti mi?
Birileri çok uğraşıyor ulusumuzla...
Asıl amaç bölmek... Böl- Parçala-Yönet...
Biz bu oyunları çok gördük, çok acılar yaşadık. Gencecik çocuklarımız, ya öldü ya da öldürdü; hapislerde çürüdü kimisi... Baş rollerde olanlar sindi, saklandı, uygun ortamı bulduğu anda tekrar tekrar dirildi... Yeni yeni fidanlarımız kırıldı...
Bugün yine sahnede onlar... Kimisi Dinci olmuş, kimisi Kürtçü olmuş, kimisi de Türkçü olmuş... El ele omuz omuza yürüyorlar. Amaç aynı, araçlar ayrı ayrı...
Peki DİNDARLAR, KÜRTLER, TÜRKLER ne yapacak? Bu oyuna alet mi olacak, dur mu diyecek...
Tarihten ders alma zamanı gelmedi mi? Sağ-sol dediler, bölemediler; sünni-alevi dediler, bölemediler, Türk-Kürt dediler, bölemediler... Onca yaşanan acılara karşın bölünmedik, bölünmeyeceğiz... Oyun içinde oyunlar oynanıyor. Oyuna gelmeyelim. Gelin hep birlikte bozalım oyunlarını... Belki de bu son şansımız olacak...
Dincilerin yaşamına, çocuklarının durumuna bakın, bir de dindarlarınkine... Dindarlar dincilerin vereceği kumanyalara muhtaç bırakılmış....
Kürtçülerin yaşantısına bakın, bir de Kürtlerinkine...
Türkçülerin yaşantısına bakın, sonra Türklerinkine...
Var mı aralarında bir fark?
Onlar nasıl amaçları , çıkarları için birleşmişlerse bizler de vatanımızın bölünmemesi için, bir arada kardeşçe yaşamak için, yoksulluğu da varsıllığı da hakça paylaşmak için, aydınlık yarınlarda çocuklarımıza barış içinde yaşayabilecekleri bir dünya kurmak için birleşemeyiz mi? Onlara hep savaştan mı bahsedeceğiz...
"Bahset yeni buluşlardan, ilerlemelerden,
En zeki çocuklarıyla
Sana vermiş kulağını köyüm.
İçinde memleketimin şarkıları
Üstünde ay yıldızlı hürriyet."
1 Şubat 2008 Cuma
OLGUNLUK
"Gerçek olgunluk kapasitesini içeren yetişkin, çocukluğunun en iyi özelliklerini yitirmeden çocukluğa geçip büyüyen insandır. Böylece kişi, çocukluğun temel duygusal gücünü; sendeleme döneminin inatçı özerkliğini; okul öncesi yıllarının oyun, neşe ve insanı şaşırtan kapasitesini; okul yıllarının yakın arkadaşlık kurma ve bilgi edinerek meraklı olma özelliğini; gençliğin tutkucu ve idealistliğini korur. Bütün bunları, olgunluğun kararlılığı, aklı, bilgisi, diğer kişilere karşı duyarlılığı, sorumluluğu, gücü ve amaçlılığının yönetiminde olmak üzere, yeni bir gelişme modeli şeklinde birleştirir."
Joseph Stone ve Joseph Church
Joseph Stone ve Joseph Church
BEBEKLİK ve ÇOCUKLUK
"Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
Yaşam'ın kendisini özleyişinin
kız ve erkek evlatlarıdır.
Sizin aracılığınızla dünyaya geldiler
ama, sizden gelmediler.
Yanınızda olmalarına karşın,
sizin malınız değil onlar.
Onlara sevginizi verebilir
oysa düşüncelerinizi veremezsiniz;
Eviniz onların bedenlerine barınak olabilir,
ama ruhlarının barınağı olamaz;
çünkü onların ruhları yarının evinde yaşar,
ve siz bu evlere konuk olamazsınız,
düşlerinizde bile.
Onlar gibi olmak için büyük çaba harcayabilirsiniz,
ama onların sizin gibi olmasını istemeyin;
çünkü yaşam ne geriye gider
ne de oyalanır dünün olaylarıyla. "
Kahil Gibran
Yaşam'ın kendisini özleyişinin
kız ve erkek evlatlarıdır.
Sizin aracılığınızla dünyaya geldiler
ama, sizden gelmediler.
Yanınızda olmalarına karşın,
sizin malınız değil onlar.
Onlara sevginizi verebilir
oysa düşüncelerinizi veremezsiniz;
Eviniz onların bedenlerine barınak olabilir,
ama ruhlarının barınağı olamaz;
çünkü onların ruhları yarının evinde yaşar,
ve siz bu evlere konuk olamazsınız,
düşlerinizde bile.
Onlar gibi olmak için büyük çaba harcayabilirsiniz,
ama onların sizin gibi olmasını istemeyin;
çünkü yaşam ne geriye gider
ne de oyalanır dünün olaylarıyla. "
Kahil Gibran
TÜMÜYLE İNSAN OLMAYA DOĞRU
GELİŞMENİN AŞAMALARI
"Başlangıçta bebekti;
Bakıcısının kolları arasında miyavlar gibi ağlar
ve kusardı.
Sonra sürekli sızlanan bir okul çocuğu oldu;
El çantası, sabahları parıldayan yüzüyle
ve okula gitmeye isteksiz halleriyle .
Daha sonra aşık oldu;
Söylediği hüzün dolu halk şarkılarıyla
bir fırın gibi kızgın yanık ah eder
ve sevgilisinin kaşlarını çatmasına neden olurdu.
Sonra askere gitti;
Bir tuhaf yeminler etmiş, sakalı zırh gibi uzamış,
Onur kazanma yolunda kıskanç, kavgada eli çabuk,
Hava kabarcıklarına benzeyen ünü arayıp durdu
bir savaş topu namlusunun ucunda olsa bile.
Ve sonra yargıç oldu;
Kocaman yuvarlak karnı semizleşmesi için
kısırlaştırılmış horozlarınki gibiydi;
Kaşları çatık, sakalı resmi biçimde kesik.
Sözleri bir yığın bilgece atasözü
ve çağdaş örneklerle doluydu.
Böylece rolünü oynadı.
Altıncı yaş çağı gelip çatınca
Dar paçalı pantolon ve terlikler giyindi,
Burnunun üzerinde gözlük, gözlerinin altında keseler
vardı artık.
Bir zamanlar dünyaya hükmeden o kocaman erkeklik organı
küçüldü, düğme kadar kaldı.
Erkek sesi yeniden çocuklarınki gibi tizleşti,
düdük gibi çıktı.
Son sahne,
bu tuhaf olaylarla dolu tarihçenin de sonu oldu.
Şimdi geriye kalan yalnızca ikinci çocukluk
ve unutulmuşluktu.
Dişsiz, gözsüz, ağzının tadı kaçmış ve her şeyden yoksun
bu insan için."
SHAKESPEARE
"Başlangıçta bebekti;
Bakıcısının kolları arasında miyavlar gibi ağlar
ve kusardı.
Sonra sürekli sızlanan bir okul çocuğu oldu;
El çantası, sabahları parıldayan yüzüyle
ve okula gitmeye isteksiz halleriyle .
Daha sonra aşık oldu;
Söylediği hüzün dolu halk şarkılarıyla
bir fırın gibi kızgın yanık ah eder
ve sevgilisinin kaşlarını çatmasına neden olurdu.
Sonra askere gitti;
Bir tuhaf yeminler etmiş, sakalı zırh gibi uzamış,
Onur kazanma yolunda kıskanç, kavgada eli çabuk,
Hava kabarcıklarına benzeyen ünü arayıp durdu
bir savaş topu namlusunun ucunda olsa bile.
Ve sonra yargıç oldu;
Kocaman yuvarlak karnı semizleşmesi için
kısırlaştırılmış horozlarınki gibiydi;
Kaşları çatık, sakalı resmi biçimde kesik.
Sözleri bir yığın bilgece atasözü
ve çağdaş örneklerle doluydu.
Böylece rolünü oynadı.
Altıncı yaş çağı gelip çatınca
Dar paçalı pantolon ve terlikler giyindi,
Burnunun üzerinde gözlük, gözlerinin altında keseler
vardı artık.
Bir zamanlar dünyaya hükmeden o kocaman erkeklik organı
küçüldü, düğme kadar kaldı.
Erkek sesi yeniden çocuklarınki gibi tizleşti,
düdük gibi çıktı.
Son sahne,
bu tuhaf olaylarla dolu tarihçenin de sonu oldu.
Şimdi geriye kalan yalnızca ikinci çocukluk
ve unutulmuşluktu.
Dişsiz, gözsüz, ağzının tadı kaçmış ve her şeyden yoksun
bu insan için."
SHAKESPEARE
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
KİMSE YOK MU
"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...
-
ANKETİN SORUSU ŞU: Sizce Türkiye'nin en ÖNEMSİZ sorunu nedir? Seçeneklerden sadece birini tıklayacaksınız. Şimdiden teşekkürler...
-
Eşime sordum: "57" dedi, inanamadım! Şaka yapıyorsun, dedim. Hesapla bak, dedi. Hesapladım, hesapladım işin içinden çıkamadım......