Bugün 10 Kasım
Saat 11.20
CNN Türk TV'de sözde Atatürk Anlatılıyor...
"Fikriyeci mi Latifeci mi" olmamız konusunda bizi aydınlatıyorlar, insan yönüyle Atatürk diyilerek... Tam üç saat...
Yazar olduğunu söyleyen kişi, son söz olarak:
"Çok mutlu oldum, yıllardar bunları söylemek istiyordum, diye bitiriyor.
Başka kimler mutlu oldu ki?
Atatürk bu mu? Bu kadar mı?
10 Kasım 2008 Pazartesi
NÖBETÇİ MİLLET

"İrkilmez Ata çocuğu irkilmez
Zaptedilmez Atam zaptedilmez
Biz varken senin kalenin burçları
-Bakışlarımız kılınç uçları
Bekliyoruz devrimini biz
Çökmeyeceğiz diz
Bekliyoruz devrimini biz
Çökmeyeceğiz diz
İsterse hayat zehr olsun
İsterse refah kahrolsun
İsterse kurşun düşsün yanımıza belimize
İsterse geçinmek için
Bir dilim ekmek vermesinler elimize
İsterse refah kahrolsun
İsterse kurşun düşsün yanımıza belimize
İsterse geçinmek için
Bir dilim ekmek vermesinler elimize
Yer sarsılsa yerinden
Dünya düşse peşimize
Dünya düşse peşimize
NE SENDEN GEÇERİZ ATAM
NE SENİN ESERİNDEN!..
(B.K.Çağlar)
9 Kasım 2008 Pazar
ON DOKUZ MAYIS ATATÜRK'Ü ANMA GENÇLİK VE SPOR BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN
Birinci Dünya Savaşı sonunda
Mondros ateşkesi ve işgaller...
Serv antlaşması ve Anadolu'nun bölünmesi...
Serv antlaşması ve Anadolu'nun bölünmesi...
Ve 1920'ler
Ulusumuzun yeniden dirilme çabaları...
Kurtuluş Savaşı
Anadolu halkının Atatürk'ün önderliğinde,
Sömürgeci devletlerin
"Böl ve Yönet"
siyasetinin amansız saldırısına karşı
yiğitçe direnişi...
Sömürgeci devletlerin
"Böl ve Yönet"
siyasetinin amansız saldırısına karşı
yiğitçe direnişi...
Ve Büyük Zafer
Lozan
Uygar toplumlara
Türkiye'nin
Bağımsızlık ve Bütünlüğünün
Onaylattırılışı...
Uygar toplumlara
Türkiye'nin
Bağımsızlık ve Bütünlüğünün
Onaylattırılışı...
Cumhuriyet ve Atatürk Devrimleri
Kulluktan Yurttaşlığa Geçiş...
"Yurtta Barış
Dünyada Barış"...
"Yurtta Barış
Dünyada Barış"...
Uygar Dünyada
Üreten
Araştıran
Gelişen
Bir Toplum Olarak
Yer Alma Çabaları...
Araştıran
Gelişen
Bir Toplum Olarak
Yer Alma Çabaları...
Ve Bugün Bizler
Geçmişin deneyimlerinden yararlanarak
Bugünü değerlendirmek
Geleceği biçimlendirmek
Bilinciyle
Çalışmalıyız...
Bugünü değerlendirmek
Geleceği biçimlendirmek
Bilinciyle
Çalışmalıyız...
Atatürk'ün
Laiklik
Cumhuriyetçilik
Milliyetçilik
Halkçılık
Devletçilik
Devrimcilik
İlkelerinin birleştirici yorumunda
Ulusumuzu-Ülkemizi
Çağdaş Uygarlık Düzeyinin Üstüne
çıkarmak için elimizden gelenin fazlasını yapmak zorundayız...
Laiklik
Cumhuriyetçilik
Milliyetçilik
Halkçılık
Devletçilik
Devrimcilik
İlkelerinin birleştirici yorumunda
Ulusumuzu-Ülkemizi
Çağdaş Uygarlık Düzeyinin Üstüne
çıkarmak için elimizden gelenin fazlasını yapmak zorundayız...
" Bugün Hala
"Böl ve Yönet" Doymazlığıyla Ülkemizde
Yeniden
Cadı Kazanları Kaynatarak
Yangınlar Tutuşturmak İsteyenler Var...
Yeniden
Cadı Kazanları Kaynatarak
Yangınlar Tutuşturmak İsteyenler Var...
İŞTE
Tüm Oyunlara Karşın
Köken
İnanç
ve
Cins Ayrımı Gözetmeksizin
Ulusumuzu
Laik Türkiye Cumhuriyetini
Birlik
ve
Bütünlük içinde
Geleceğe Taşımak,
Köken
İnanç
ve
Cins Ayrımı Gözetmeksizin
Ulusumuzu
Laik Türkiye Cumhuriyetini
Birlik
ve
Bütünlük içinde
Geleceğe Taşımak,
Tüm Türkiyeyi
Yeniden Yeşertmek,
Yeraltı
Yerüstü
Zenginlik Kaynaklarımızı
Toplumsal Kalkınmamız İçin
İşletmek
Çağdaş Dünyadaki Etkinliklerimizi
Güçlendirmek İçin
Var Gücümüzle Çalışmalıyız...
Yeniden Yeşertmek,
Yeraltı
Yerüstü
Zenginlik Kaynaklarımızı
Toplumsal Kalkınmamız İçin
İşletmek
Çağdaş Dünyadaki Etkinliklerimizi
Güçlendirmek İçin
Var Gücümüzle Çalışmalıyız...
Ben,
Gerçek Atatürkçülükten Bunu Anlıyorum
Ve
Atatürk'ü
Bana Bunları Yazabilecek
Koşulları Sağladığı
İçin
Saygıyla Anıyorum...
19 Mayıs
19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramımız Kutlu Olsun.
Veee
İyi ki doğdun kızım,
hepinizi çok seviyorum.
Ve
Atatürk'ü
Bana Bunları Yazabilecek
Koşulları Sağladığı
İçin
Saygıyla Anıyorum...
19 Mayıs
Hem ulusumuzun kaderinin değiştiği günlerin başlangıcı,
hem de benim ilk kez anne olduğum tarih olduğundan çok önemli...
19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramımız Kutlu Olsun.
Veee
İyi ki doğdun kızım,
hepinizi çok seviyorum.
UTANÇ
Bizim memlekette
Tarla sürülmesine sürülür
Yağmur yağmasına yağar
Toprak ana verir vereceğini
Bire bin aldığımız olur
Doğrudur
Ama neyleyim
Görünen köy kılavuz istemez
Senden utanıyorum senden
Bir şey yapamadığım için
Ağzı var dili yok sarı öküz
Cahit Sıtkı Tarancı
DEMİŞ Kİ MUSTAFA KEMAL

........
"karanlıkta sönüp yanan isli fenerleri
uzak uzak
allahım
memleketim
demiş ki mustafa kemal
".... memleket demiş
asri medeni ve müreffeh olacaktır
behemehal
bu demiş bizim için bir hayat davasıdır. "
923'te demiş"
..............
"BEN SANA MECBURUM BİLEMEZSİN
ADINI MIH GİBİ AKLIMDA TUTUYORUM
BÜYÜDÜKÇE BÜYÜYOR GÖZLERİN
BEN SANA MECBURUM BİLEMEZSİN
İÇİMİ SENİNLE ISITIYORUM"
Attila İlhan'ın dizeleriyle seslenmek istedim Atamıza...
Ve Mustafa'yı izlemeye gitmedim, gidemedim...
Bu belgeseli içime sindiremedim...
Kulaklarımda B. K. Çağlar'ın gür sesi:
"Oyyy Atatürk oyyy
Getir dudaklarını birbir alnımıza koy
Dağlansın ateşinle bu soy"
BİN YIL GEÇSE ARADAN IŞIK GİBİ YOLUMUZU AYDINLATACAKSIN...
8 Kasım 2008 Cumartesi
YAŞASIN SOBELENDİM
Onu Sevgili Kelime'nin blogunda yanlış anımsamıyorsam "Yaprak Dökümü" nü eleştirdiği bir yazısını okurken tanıdım... Yorum bırakmıştı oraya...
Yıllarca bilgisayar evde , o bana ben ona gizli gizli bakıp durmuştuk karşılıklı. Güvenememiştim, korkmuştum... Zamansızdım biraz da.
Anlayamıyordum, kızıyordum çocuklara! Endişeleniyordum, sanal ortamdaki arkadaşlardan hayır gelmez diyordum öğrencilerime. Sonra bir gün dokundum düymesine... Sordum, soruşturdum; çocuklarımın başının etini yedim: Şu nasıl olacak, burada bak şu çıktı! Anlattılar yoğun derslerinin, işlerinin arasında. Siz beni ne sanıyorsunuz? dedim. Alfabeden başlayın anlatmaya, benim dilimden, ben ilk okula başladım sayın...
Sonra gazete okumayı öğrendim bilgisayardan. Mutluydum. Tüm gazeteler emrimdeydi. Bir tıkla tüm yazarlar karşımda ! Daha sonra bilgi yarışmaları buldum. Eşimle birlikte oynamaya başladık. Ben sanat, edebiyat, tiyatroda iyiydim ; eşim matematik, spor, tarih sorularında iyiydi, birbirimizi tamamlayarak puanlar topluyor seviniyorduk. Ya da bir soruyu yanlış yorumladığımızda yanıyorduk, üzülüyorduk.
Yetmiyordu. Googol'da her şeyi arıyordum. Bir gün tesadüfen blogla tanıştım. Çok kolay diyordu. Denedim, inanamadım! Artık bir blogum vardı. Ve tek parmakla da olsa kolayca yazılıyordu...
Amacım eskileri derleyip toparlayıp buraya yazmaktı. Eskiler dediğim mektuplarımdı. Zamana yenik düşmesin, kayıt altına alınsın, bizden sonra çocuklarım okusun, anne-babalarını daha bir yakından tanısındı,düşündüğüm.
Bir de o dönemi anlatıyordu mektuplar. Ucundan kıyısından siyasi, sosyal, toplumsal olayların çocuk yüreklerimizdeki yansımaları vardı . Ve o mektuplar bizim hayatımızdı, geçmişimizdi, heyecanlarımızdı, aşka bakışımızdı, arkadaşlığımız, dostluğumuz, sıkıntılarımız, saflığımız, masumiyetimizdi. Şimdi zaman zaman okuyorum onları. Ve aldığım andaki duygularımı gülümseyerek hatırlıyorum. Ellerim titriyordu zarfı açarken, kalbim yerinden fırlıyordu... Ne vardı içinde? Kimine göre hiç! Bana göre çocukluğum, gençliğim, aşkım, sevgim, nişanlım, askerim ve eşim, benim hayatım...
Durmadan yazıyordum. Sonra okunduğunu anladım, bir yerlerde birileri okuyordu yazdıklarımı. Bu beni durdurmadı, yazdım yazdım yazdım. Sadece son mektuplarımı yazmaktan vazgeçtim, onlar çok daha özeldi benim için. Artık aile olmuştuk çünkü. Zaten başka şeyler de yazmak için dayanılmaz istek duyuyordum, böylece blog maceram bugüne ulaştı.
Nereden geldim buraya? Ha sanal alemde arkadaşlık olmaz diyordum ya, meğer oluyormuş, hatta dostluklar kuruluyormuş. Yanılmışım. Hatta gerçek yaşamdakinden daha sağlam, daha güvenilir... Kime bu kadar içimizi açabiliriz ki? Kimin bizi dinleyecek zamanı, takatı var ki koşuşturma içinde? Diyelim ki var! Hangimiz yüz yüze bu kadar şeyi açabiliriz ki? Yazmak da okumak da kolay. Anlatmak da dinlemek de zor şu hayatta...
Çok uzatıyorum biliyorum. Diyeceğim şu, bu gece bir dostuma sobelendim.
"Beni anlatın!" diyordu. Yazılarını, blogunu anlatmamızı istemiş. Onu yazacaktım, kendimi anlatmışım. Sevgili Handan, inan kasıt yok. Konuya başlıyorum, o beni götüreceği yere kadar götürüyor. İçimden geldiği gibi, karalama yok, değiştirme yok...
Handan'ın Kaleminden'i Kelime'ye yazdığı yorumla tanıdım. Yorumunda, yanlış hatırlamıyorsam, Yaprak Dökümü Dizisinin metin yazarlarının kendi yazdığı eleştiriye yanıt verdiklerini anlatıyordu. Hemen koştum bloga... Gerçekten de yorum yazmış, kendilerini savunmuşlardı... Öylece tanıştık. Yeterli değildi bu benim için. Tanımam gerekiyordu yorum yazmak için. Başladım okumaya. Canı isteyince güzel yazıyordu. İçtendi, bazan çok öfkeliydi. Benim asla yapamayacağım şeyler yapıyordu. Masayı tuttuğu gibi savuruyordu, bunu da anlatıyordu. Yüreğinin derinliklerini görmeye çalıştığımda, yazılarından sevgi arıyordu, herkes gibi, hepimiz gibi... Orhan Pamuk hayranıydı, ben değildim... Ama ikimiz de okuyorduk, tartışabiliyorduk. Saygı duyuyorduk. Ve yazarak paylaşıyorduk.
Eee başka, yok başkasını artık yazmayacağım. Çok uzun oldu bu sobe. Bunu okuyanların senin buloğunu okuyacak dermenı mı kalır? Ama Handan'ın bloguna bir uğrayın derim, ben sık sık uğruyorum. Ama evine davet etse gitmem. Çünkü bir mim yazısında konukların uymasını istediği kuralları yazmıştı da şaşırmıştım.
Kimseyi sobeleyemeyeceğim. "Beni Anlatın" dememek için belki de kendimi de anlattım bu sobe yazısında. Handan'ı kutluyorum cesaretinden ötürü ve onu seviyorum. Aslında ben blog yazmayı da okumayı da, siz sevgili sanal dostlarımı da çok seviyorum. Herbiri başka tatta, başka lezzette, başka kokuda... Hepsinde ortak olan insan yüreği! Galiba ben o yürekleri seviyorum...
7 Kasım 2008 Cuma
ELAZIĞ ŞİİRİN BAŞKENTİ
Elazığ Valisi Sayın Muammer Muştal, o şiiri okuyabilseydi, benim bu etkinlikten haberim bile olmayacaktı...
Nedense bizim ülkemizde iyi şeyler haberlerde fazla yer bulamıyor. Eleştiriyi hep olumsuz eleştiri olarak algılamamızdan mıdır nedir?
Eserden önce bir skandal olay kasıtlı olarak yaşanmış gibi yapılır. Haberciler yakaladık diye skandalın peşine düşer, o arada yapılan çalışma, dizi film mi olur, yeni şarkı mı olur, belgesel mi olur, her neyse tanıtıcı bu reklamlarla duyurulmuş olur.
Ama benim bugün yazacağım böyle bir olay değil. Kasıt yok yani...
...........
Elazığ Valisi'ni ilk kez " Elazığ Okuyor" kampayasını başlattığında basın aracılığıyla tanıdım. Bu kampanya hem Elazığ dışında yaşayan bir Elazığlı olarak hem de emekli yazın öğretmeni olarak beni çok sevindirdi. Bu konuda bir de yazı yazmıştım. Geçen yıl Cengiz Aytmatov'u da Elazığ'da ağırlayarak " Türk Dünyası Hizmet Ödülü" verilmesini, adını verdikleri parkın açılışını ona yaptırışlarını da uzaktan sevgiyle izlemiştim.
Şimdi de Valimiz "Elazığ'ı Şiirin Başkenti" yapacağız diyerek yola çıkmış. Aslında 1992 yılında başlamış bu çalışma. Tam on altı yıl sonra haberlere düşmesi ise Sayın Muammer Muştal'ın Arif Nihat Asya'nın "Ağıt" adlı şiirini ezberden okumak isteyip de birkaç deneme sonucunda okuyamaması sonucu oldu. TV'de izledim, çok sevimli, çok samimiydi Valimiz. Tıpkı ilkokul öğrencileri kadar heyecanlıydı. Heyecandan dedi, denedi denedi olmadı, neydi diye salona sordu, suflör kullandı, ııhh... Olmadı, ama iyi ki de olmadı. Olsaydı, haber olmayacaktı. (Bir uyarı: Ezber iyi bir şey değildir! )
Neyse efendim sözü fazla uzatmadan bugün " Uluslararası 16. Hazar Şiir Akşamları" başlamış. 6-7-8 Kasım günlerinde çeşitki etkinliklerle devam edecek.
Fırat Üniversitesi Devlet Konservatuarı korosu, Elazığ Musiki konservatuarı korosu, Elazığ Belediyesi Mehteren Takımı da etkinliklere renk katacakmış.
Rölyef sergisi açılacak, şairler şiirlerini okuyacak, açık oturumlar düzenlenecek ve bu etkinlikler öğrencilere ulaştırılacakmış.
Bugünkü etkinlik Azeri şair Bahtiyar Vahapzade'nin onuruna düzenlenmiş, ama rahatsızlığı nedeniyle katılamayacakmış.
Bugünkü Azerbaycan şiiri, Kazakistan şiiri, Kırgızistan şiiri,Kıbrıs şiiri, Çocuk ed. ve çocuk şiiri açık oturumlarda tartışılacak örnekler sunulacak mış.
Bizden Yahya Kemal 50. ölüm yıldönümü nedeniyle, Türkçemizin Ses Bayrağı Fazıl Hüsnü Dağlarca'da sanırım daha yeni kaybetmemiz nedeniyle etkinliklerde anılacak.
Neden bizden bu kadar az, demeyeceğim. Diğerlerini de başka belediyelerimiz,valilerimiz, Eğitimcilerimiz yapsın. Sanata ve sanatçılarımıza gereken önemi vermediğimiz için bu durumlara düşmedik mi? İçimizdeki "iyi insanı " bir kenara fırlatmadık mı? Şimdi de "kötü insanlar" neden ortalıkta cirit atıyor, diye ağlaşmıyor muyuz. Meydanı boş bırakırsak dolduran çok olur. Hepimiz biraz suçluyuz galiba.
Ve etkinlik "ŞAİRLER YÜRÜYÜŞÜ" ile son bulacakmış.
Şairler yürüsün,
Yazarlar yürüsün,
edebiyatçılar yürüsün,
tiyatrocular yürüsün,
mimarlar-mühendisler yürüsün,
heykektraşlar yürüsün,
sinemacılar yürüsün,
müzisyenler yürüsün,
gazeteciler yürüsün
blogerler yürüsün,
herkes yürüsün...
Yürüyelim Arkadaşlar...
" Güneş Ufuktan Şimdi Doğar... "
.............
NOT: Valimizin ezberden okuyamadığı şiiri meraklısı için ekliyorum.
AĞIT
Ağlayan parmakları nur
Sularından kınalı kızlarım
Ağlasın Meraga göklerinden
Meraga'ya bakıp yıldızlarım
Yollara Kürşadlar uzanmış ölü
Ağlasın Akülke, ağlasın Sütgölü
Yiğitlerim uyur gurbet ellerde
Kimi Semerkant'ta bekler beni
Kimi Caber'de
Caber yok, Tiyanşan yok, Aral yok
Ben nasıl varım?
Ağla ey Tanrı dağlarıda
İndirilmiş Tanrım
Şu yakın suların
Kolu neden bükülmez
Fırat niçin, Dicle niçin, Aras niçin
Benden doğar benden dökülmez?
Ben ki ataeşle konuşurdum, selle konuşurdum
İdil'le Tuna'yla Nil'le konuşurdum
"Sargaryos" u " Sakarya" yapan
"İkonyom" u " Konya" yapan
Dille konuşurdum.
Arif Nihat Asya
Nedense bizim ülkemizde iyi şeyler haberlerde fazla yer bulamıyor. Eleştiriyi hep olumsuz eleştiri olarak algılamamızdan mıdır nedir?
Eserden önce bir skandal olay kasıtlı olarak yaşanmış gibi yapılır. Haberciler yakaladık diye skandalın peşine düşer, o arada yapılan çalışma, dizi film mi olur, yeni şarkı mı olur, belgesel mi olur, her neyse tanıtıcı bu reklamlarla duyurulmuş olur.
Ama benim bugün yazacağım böyle bir olay değil. Kasıt yok yani...
...........
Elazığ Valisi'ni ilk kez " Elazığ Okuyor" kampayasını başlattığında basın aracılığıyla tanıdım. Bu kampanya hem Elazığ dışında yaşayan bir Elazığlı olarak hem de emekli yazın öğretmeni olarak beni çok sevindirdi. Bu konuda bir de yazı yazmıştım. Geçen yıl Cengiz Aytmatov'u da Elazığ'da ağırlayarak " Türk Dünyası Hizmet Ödülü" verilmesini, adını verdikleri parkın açılışını ona yaptırışlarını da uzaktan sevgiyle izlemiştim.
Şimdi de Valimiz "Elazığ'ı Şiirin Başkenti" yapacağız diyerek yola çıkmış. Aslında 1992 yılında başlamış bu çalışma. Tam on altı yıl sonra haberlere düşmesi ise Sayın Muammer Muştal'ın Arif Nihat Asya'nın "Ağıt" adlı şiirini ezberden okumak isteyip de birkaç deneme sonucunda okuyamaması sonucu oldu. TV'de izledim, çok sevimli, çok samimiydi Valimiz. Tıpkı ilkokul öğrencileri kadar heyecanlıydı. Heyecandan dedi, denedi denedi olmadı, neydi diye salona sordu, suflör kullandı, ııhh... Olmadı, ama iyi ki de olmadı. Olsaydı, haber olmayacaktı. (Bir uyarı: Ezber iyi bir şey değildir! )
Neyse efendim sözü fazla uzatmadan bugün " Uluslararası 16. Hazar Şiir Akşamları" başlamış. 6-7-8 Kasım günlerinde çeşitki etkinliklerle devam edecek.
Fırat Üniversitesi Devlet Konservatuarı korosu, Elazığ Musiki konservatuarı korosu, Elazığ Belediyesi Mehteren Takımı da etkinliklere renk katacakmış.
Rölyef sergisi açılacak, şairler şiirlerini okuyacak, açık oturumlar düzenlenecek ve bu etkinlikler öğrencilere ulaştırılacakmış.
Bugünkü etkinlik Azeri şair Bahtiyar Vahapzade'nin onuruna düzenlenmiş, ama rahatsızlığı nedeniyle katılamayacakmış.
Bugünkü Azerbaycan şiiri, Kazakistan şiiri, Kırgızistan şiiri,Kıbrıs şiiri, Çocuk ed. ve çocuk şiiri açık oturumlarda tartışılacak örnekler sunulacak mış.
Bizden Yahya Kemal 50. ölüm yıldönümü nedeniyle, Türkçemizin Ses Bayrağı Fazıl Hüsnü Dağlarca'da sanırım daha yeni kaybetmemiz nedeniyle etkinliklerde anılacak.
Neden bizden bu kadar az, demeyeceğim. Diğerlerini de başka belediyelerimiz,valilerimiz, Eğitimcilerimiz yapsın. Sanata ve sanatçılarımıza gereken önemi vermediğimiz için bu durumlara düşmedik mi? İçimizdeki "iyi insanı " bir kenara fırlatmadık mı? Şimdi de "kötü insanlar" neden ortalıkta cirit atıyor, diye ağlaşmıyor muyuz. Meydanı boş bırakırsak dolduran çok olur. Hepimiz biraz suçluyuz galiba.
Ve etkinlik "ŞAİRLER YÜRÜYÜŞÜ" ile son bulacakmış.
Şairler yürüsün,
Yazarlar yürüsün,
edebiyatçılar yürüsün,
tiyatrocular yürüsün,
mimarlar-mühendisler yürüsün,
heykektraşlar yürüsün,
sinemacılar yürüsün,
müzisyenler yürüsün,
gazeteciler yürüsün
blogerler yürüsün,
herkes yürüsün...
Yürüyelim Arkadaşlar...
" Güneş Ufuktan Şimdi Doğar... "
.............
NOT: Valimizin ezberden okuyamadığı şiiri meraklısı için ekliyorum.
AĞIT
Ağlayan parmakları nur
Sularından kınalı kızlarım
Ağlasın Meraga göklerinden
Meraga'ya bakıp yıldızlarım
Yollara Kürşadlar uzanmış ölü
Ağlasın Akülke, ağlasın Sütgölü
Yiğitlerim uyur gurbet ellerde
Kimi Semerkant'ta bekler beni
Kimi Caber'de
Caber yok, Tiyanşan yok, Aral yok
Ben nasıl varım?
Ağla ey Tanrı dağlarıda
İndirilmiş Tanrım
Şu yakın suların
Kolu neden bükülmez
Fırat niçin, Dicle niçin, Aras niçin
Benden doğar benden dökülmez?
Ben ki ataeşle konuşurdum, selle konuşurdum
İdil'le Tuna'yla Nil'le konuşurdum
"Sargaryos" u " Sakarya" yapan
"İkonyom" u " Konya" yapan
Dille konuşurdum.
Arif Nihat Asya
5 Kasım 2008 Çarşamba
DELİ AYTEN'İN HEYKELİ DİKİLECEKMİŞ
İnanın şaka değil. Deli Ayten'in Heykeli dikilecekmiş! Vallahi de doğru, billahi de doğru.
Biraz önce NTV Haberde izledim. Hem de Deli Ayten'in resmini gördüm. Akşam haberlerini kaçırmazsanız sizler de bu tarihi şahsiyetin resmini görebilirsiniz. Kendisini göremezsiniz, çünkü on altı yıl önce ölerek tarihin altın sayfalarındaki yerini almış.
Çok da şirin bir görüntüsü vardı. Sevgili heykeltraşlarımız "ağlayan heykel" yapacağız diye ağlaşıp dururken AKP'li Osmangazi (Bursa) Belediyesi şıkır şıkır Deli Ayten'in heykelini dikme çalışmalarına başlamış bile. Başkanın kendi ağzından dinledim.
Ayten'in başı örtülü, davulu da var. Ayrıntıları kaçırdım, onları da sizden bekliyorum artık...
Ben destekliyorum Osman Gazi Belediye Başkanımızı...
Yeter artık!
Bursa Nutku'nu mu okuyalım, Osmanlı Tarihini mi?
Ağlaya ağlaya iki gözden mi olalım? Biraz da gülelim canım! Deli Ayten'in heykeli güldürüyor, çok güldürüyor. Oynatmaya az kaldı,demeyeceğim... Çünkü ben oynamaya gidiyorum, siz de öyle yapın!
Ohhh şıkıdım şıkıdım!.. Eller , hani eller?..
3 Kasım 2008 Pazartesi
ZONGULDAK ZONGULDAK VURUR YÜREĞİM

Karadeniz derler bir kara derya
Abanmış üstüne Kozlu'da çocukların
Kömür müdür yürek midir ocaklardaki
Ağıt mıdır? Figan mıdır bacalardaki?
Abanmış üstüne Kozlu'da çocukların
Kömür müdür yürek midir ocaklardaki
Ağıt mıdır? Figan mıdır bacalardaki?
Zonguldak Maden Ocaklarında çalıştırılmak üzere üç bin işçi alınacakmış. Bu nedenle 27 Ekim'de başlatılan sınav 10 Kasım tarihine kadar sürecekmiş.
Ne var bunda diyebilirsiniz. Ya da ne güzel, işsizliğin olduğu bir ortamda üç bin kişi iş bulacak da diyebilirsiniz. Hatta iktidar bunu seçim propagandası olarak kullanabilir. Hepsi bir bakıma doğrudur.
Yalnız olayın bir başka boyutuna dikkat çekmek istiyorum. Üç bin kişinin, madende kazmacı olarak alınacağı bu sınava, kaç kişi başvurmuş dersiniz? Otuz yedi bin yüz doksan altı kişi. Otuz yaşın altında bu kadar kişi. Otuz yaşını geçenler başvuramıyor.Ayrıca Zonguldak nüfusuna kayıtlı olmak ya da Zonguldak'ta oturma koşulu var başvurabilmek için. Bir de sınırlama olmasaydı kimbilir kaç kişi olacaktılar? İnanılır gibi değil! Ve içlerinde üniversite mezunları da var.
Adayların avuçlarına bakılacak, kocaman direkler taşıttırılacak, kazma-kürek-balta kullanmalarına bakılacak, boy-kilo orantısı alınacak. Kısaca fiziksel güçleri sınanacak. Buradan başarıyla geçenler arasından çekilecek kurra ile üç bin kişi maden ocağında kazmacı olmaya hak kazanacak. Bunlar mutlu, sınavı kazanamayan otuz dört bin yüz doksan altı kişi mutsuz olacak. Dilerim olmaz, ama bu durum, ocaktaki bir iş kazasıyla tersine de dönebilir ne yazık ki...
Ne var bunda diyebilirsiniz. Ya da ne güzel, işsizliğin olduğu bir ortamda üç bin kişi iş bulacak da diyebilirsiniz. Hatta iktidar bunu seçim propagandası olarak kullanabilir. Hepsi bir bakıma doğrudur.
Zonguldak Zonguldak vurur yüreğim
Zonguldak dertlerim günde beş öğün
Zonguldak dertlerim günde beş öğün
Yalnız olayın bir başka boyutuna dikkat çekmek istiyorum. Üç bin kişinin, madende kazmacı olarak alınacağı bu sınava, kaç kişi başvurmuş dersiniz? Otuz yedi bin yüz doksan altı kişi. Otuz yaşın altında bu kadar kişi. Otuz yaşını geçenler başvuramıyor.Ayrıca Zonguldak nüfusuna kayıtlı olmak ya da Zonguldak'ta oturma koşulu var başvurabilmek için. Bir de sınırlama olmasaydı kimbilir kaç kişi olacaktılar? İnanılır gibi değil! Ve içlerinde üniversite mezunları da var.
Adayların avuçlarına bakılacak, kocaman direkler taşıttırılacak, kazma-kürek-balta kullanmalarına bakılacak, boy-kilo orantısı alınacak. Kısaca fiziksel güçleri sınanacak. Buradan başarıyla geçenler arasından çekilecek kurra ile üç bin kişi maden ocağında kazmacı olmaya hak kazanacak. Bunlar mutlu, sınavı kazanamayan otuz dört bin yüz doksan altı kişi mutsuz olacak. Dilerim olmaz, ama bu durum, ocaktaki bir iş kazasıyla tersine de dönebilir ne yazık ki...
Katarlarım al bayraklı cenazelerim
Kimi ağlar ekmek ekmek ne bilem
Kimi ağlar okul okul ne bilsin
Ne bilsin grizuyu, grevi, sendikayı Kemal'im
Ne bilsin yoksul yetim
Kimi ağlar ekmek ekmek ne bilem
Kimi ağlar okul okul ne bilsin
Ne bilsin grizuyu, grevi, sendikayı Kemal'im
Ne bilsin yoksul yetim
Bu arada işçi çıkarmaları da gündemde! Yeni gelen bir işçi çıkarılan bir işçinin aldığından daha az para alacak ! İyi mi? Bir taşla kaç kuş vurma diyelim şimdi buna?
Sen hep Samsun'a mı çıkarsın ay oğul, ay Kemal'im
Hele bir de kömürlere
Çık hele bir
Çık hele bir
Kemal'im.
Hele bir de kömürlere
Çık hele bir
Çık hele bir
Kemal'im.
Not: Şiir Hasan Hüseyin'in "Yaşlanmayan Ananın Yaşlanmayan Mektubu"ndan alınmıştır.
1 Kasım 2008 Cumartesi
KİMİN KUCAĞI DAHA RAHAT?
ABD'de Kim Seçilecek? Hangisi bizim için daha iyi?
Almanya'da Kim?
Ya İngiltere'de...
Fransa'da?
Be koca koca adamlar! Enerjinizi , zamanınızı boşa harcamıyor musunuz? Bu saydıklarımızın "Devlet Polikaları " var. Duymadınız mı? Kim gelirse gelsin devlet politikalarını uygulayacak...
Buna kızmalı mıyız? Bence hayır... Her ülke kendi çıkarlarını düşünmek zorunda. Belki övgüyü de hak ediyorlar.
Bizler de artık anakucağından çıkıp büyüsek diyorum!
Kim bize kucak açacak? Kimin kucağı daha rahat?
Bunlarla enerjimizi tüketeceğimize artık dış ilişkilerimizde (hiç olmazsa) " Devlet Politikamızı" oluşturmaya çalışsak... Ve bizim ülkemizin çıkarlarını korusak ...
Ali ya da Veli ne farkeder ki?
Yeter ki DELİ olmasın! Yoksa hepimiz delireceğiz ! Az kaldı...
Benden hatırlatması.
Almanya'da Kim?
Ya İngiltere'de...
Fransa'da?
Be koca koca adamlar! Enerjinizi , zamanınızı boşa harcamıyor musunuz? Bu saydıklarımızın "Devlet Polikaları " var. Duymadınız mı? Kim gelirse gelsin devlet politikalarını uygulayacak...
Buna kızmalı mıyız? Bence hayır... Her ülke kendi çıkarlarını düşünmek zorunda. Belki övgüyü de hak ediyorlar.
Bizler de artık anakucağından çıkıp büyüsek diyorum!
Kim bize kucak açacak? Kimin kucağı daha rahat?
Bunlarla enerjimizi tüketeceğimize artık dış ilişkilerimizde (hiç olmazsa) " Devlet Politikamızı" oluşturmaya çalışsak... Ve bizim ülkemizin çıkarlarını korusak ...
Ali ya da Veli ne farkeder ki?
Yeter ki DELİ olmasın! Yoksa hepimiz delireceğiz ! Az kaldı...
Benden hatırlatması.
ERDAL ATABEK YAZMIŞ
Fethullah Hoca, bu kadar dindarlığına rağmen HACI değildir.
Mekke'ye Medine'ye gidemez.
Neden mi? Seriat kanunlarına gore Fethullah Hoca ŞEYH statüsüne
soyunduğundan ve muritleri olduğundan Saudi Arabistan sInırları
içerisinde ele geçirilirse hemen katledilir.
Çünkü;Islamiyette şeriatta ve Kuran'da şeyhlere ve/veya tarikat
liderlerine yer yoktur.
Özetle Allah ile kul arasına kimse giremez!!
BUGÜNÜN YOĞUN GÜNDEMİNDE ÖNEMİ DAHA DA ARTTI.
Uyandırın
Korkmayın heryerde konuşun konuyu siz açın
Takside taksiciye konuşun
Apartmanda kapıcıya konuşun
Sakallı gazete bayinize konuşun
Eve gelen gündelikçiye konuşun.
Anlatın eğer Fethullah dindarsa peygamber gibi ise
neden Amerika'da yaşıyor ?
neden Mekke'de Kabe yakınlarında bir malikanede değil de
Amerika'da FBI çiftliğinde.
Söyleyin bu zat değil miydi 25 yıl o cami senin bu cami
benim salya sümük ağlayarak FAİZ haram diyen ?
sorun kapıcınıza peki BANK ASYA nedir ?
Önce alıştırmanız gerekir.
Görüntüye.
Seslere.
Hareketlere.
Sessizliğe.
Çevrenizde olup bitenlere.
Yavaş yavaş alıştırırsınız.
Alışırlar.
Türbana.
Çarşafa, peçeye.
Taşyapı'ya.
Oğulların gemilerinin olmasına.
Çocukların televizyon kurmasına.
Yakınların yolsuzluklarına.
Sevgililere alınan evlere.
Çokeşliliğe.
Erkeklerin, kadınların ayrı ayrı oturmasına.
Ramazanda öğle yemeği verilmemesine.
Beyaz takkeyle gezenlere.
Hem de öyle alışırsınız ki size çok doğal gelmeye
başlar.
Bizde böyle deyip geçmeye başlarsınız.
'Galiba demokrasi bu da biz mi anlamıyoruz?' diye
kuşkulanırsınız.
Sonra da uyuşursunuz.
Yavaş yavaş uyuşursunuz.
İçinizden bile tepki duymaz olursunuz.
'En az üç çocuk yapın' derler, dinler geçersiniz.
'Bizi azaltmaya çalışıyorlar' derler, gülme duygunuz
bile kaybolmuştur.
'Batı'nın ahlaksızlığını aldık' derler, öyle dinler
durursunuz.
Uyuşturmuşlardır sizi.
Bir yandan Çanakkale zaferini kutlarsınız.
Öte yandan Çanakkale savaşını yıllar sonra
kaybettiğinizi bile fark etmezsiniz.
Başbakanınız planlarını Amerika'ya açıklar.
Siz burdan dinlersiniz.
Amerika Ankara'yı işgal etmektedir.
Siz İngilizce öğrenmeye çalışırken durumu
göremezsiniz.
***
Alışırsınız ve uyuşursunuz.
Geçmişe dalıp gitmişken,
geleceği kaybetmekte olduğunuzu fark edemezsiniz.
Plan da bunun için yapılmıştır.
Önce alıştırma.
Sonra uyuşturma.
Yüzünüze demokrasi derler, arkanızdan gülerler.
Yüzünüze çokkültürlülük derler, arkanızdan bölerler.
Yüzünüze değişim derler, arkanızdan soyarlar.
Yüzünüze gelişim derler, arkanızdan bakarlar.
Alışırsınız.
Uyuşursunuz.
Tehlikenin farkında mısınız?
Önce Alıştırma - Sonra Uyuşturma...
PROF. DR. ERDAL ATABEK
not: Bir dost göndermiş , ben de paylaşmak istedim.
Mekke'ye Medine'ye gidemez.
Neden mi? Seriat kanunlarına gore Fethullah Hoca ŞEYH statüsüne
soyunduğundan ve muritleri olduğundan Saudi Arabistan sInırları
içerisinde ele geçirilirse hemen katledilir.
Çünkü;Islamiyette şeriatta ve Kuran'da şeyhlere ve/veya tarikat
liderlerine yer yoktur.
Özetle Allah ile kul arasına kimse giremez!!
BUGÜNÜN YOĞUN GÜNDEMİNDE ÖNEMİ DAHA DA ARTTI.
Uyandırın
Korkmayın heryerde konuşun konuyu siz açın
Takside taksiciye konuşun
Apartmanda kapıcıya konuşun
Sakallı gazete bayinize konuşun
Eve gelen gündelikçiye konuşun.
Anlatın eğer Fethullah dindarsa peygamber gibi ise
neden Amerika'da yaşıyor ?
neden Mekke'de Kabe yakınlarında bir malikanede değil de
Amerika'da FBI çiftliğinde.
Söyleyin bu zat değil miydi 25 yıl o cami senin bu cami
benim salya sümük ağlayarak FAİZ haram diyen ?
sorun kapıcınıza peki BANK ASYA nedir ?
Önce alıştırmanız gerekir.
Görüntüye.
Seslere.
Hareketlere.
Sessizliğe.
Çevrenizde olup bitenlere.
Yavaş yavaş alıştırırsınız.
Alışırlar.
Türbana.
Çarşafa, peçeye.
Taşyapı'ya.
Oğulların gemilerinin olmasına.
Çocukların televizyon kurmasına.
Yakınların yolsuzluklarına.
Sevgililere alınan evlere.
Çokeşliliğe.
Erkeklerin, kadınların ayrı ayrı oturmasına.
Ramazanda öğle yemeği verilmemesine.
Beyaz takkeyle gezenlere.
Hem de öyle alışırsınız ki size çok doğal gelmeye
başlar.
Bizde böyle deyip geçmeye başlarsınız.
'Galiba demokrasi bu da biz mi anlamıyoruz?' diye
kuşkulanırsınız.
Sonra da uyuşursunuz.
Yavaş yavaş uyuşursunuz.
İçinizden bile tepki duymaz olursunuz.
'En az üç çocuk yapın' derler, dinler geçersiniz.
'Bizi azaltmaya çalışıyorlar' derler, gülme duygunuz
bile kaybolmuştur.
'Batı'nın ahlaksızlığını aldık' derler, öyle dinler
durursunuz.
Uyuşturmuşlardır sizi.
Bir yandan Çanakkale zaferini kutlarsınız.
Öte yandan Çanakkale savaşını yıllar sonra
kaybettiğinizi bile fark etmezsiniz.
Başbakanınız planlarını Amerika'ya açıklar.
Siz burdan dinlersiniz.
Amerika Ankara'yı işgal etmektedir.
Siz İngilizce öğrenmeye çalışırken durumu
göremezsiniz.
***
Alışırsınız ve uyuşursunuz.
Geçmişe dalıp gitmişken,
geleceği kaybetmekte olduğunuzu fark edemezsiniz.
Plan da bunun için yapılmıştır.
Önce alıştırma.
Sonra uyuşturma.
Yüzünüze demokrasi derler, arkanızdan gülerler.
Yüzünüze çokkültürlülük derler, arkanızdan bölerler.
Yüzünüze değişim derler, arkanızdan soyarlar.
Yüzünüze gelişim derler, arkanızdan bakarlar.
Alışırsınız.
Uyuşursunuz.
Tehlikenin farkında mısınız?
Önce Alıştırma - Sonra Uyuşturma...
PROF. DR. ERDAL ATABEK
not: Bir dost göndermiş , ben de paylaşmak istedim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
KİMSE YOK MU
"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...
-
ANKETİN SORUSU ŞU: Sizce Türkiye'nin en ÖNEMSİZ sorunu nedir? Seçeneklerden sadece birini tıklayacaksınız. Şimdiden teşekkürler...
-
Eşime sordum: "57" dedi, inanamadım! Şaka yapıyorsun, dedim. Hesapla bak, dedi. Hesapladım, hesapladım işin içinden çıkamadım......
