10 Mart 2009 Salı

DAHA NELER

"Bilim ve Teknik Dergisi’nin Mart sayısı kapağı ve içeriği basım aşamasında değiştirildi. Bir haftalık gecikmeyle yayımlanan derginin Evrim Teorisi’nin babası Darwin için özel olarak hazırlanan sayısı TÜBİTAK üst yönetimi tarafından veto edildi. Derginin yayın kurulu üyeliğini de yapan, TÜBİTAK Başkan Yardımcısı Ömer Cebeci, Bilim ve Teknik Dergisi’nin Darwin’i anlatan 15 sayfalık bölümünün basımdan önce çıkartılmasını sağladı. Saygın derginin kapağı da apar topar değiştirilerek, yerine Küresel İklim Değişikliği ile ilgili bilgiler konuldu. Böylelikle Bilim ve Teknik Dergisi, tarihinde ilk defa sansüre uğradı.


Değiştirilen Kapak

Yapılan İlk Kapak

Yukarıdaki haber ve resimleri Hürriyet Gazetesinden aynen aldım... Televizyonda da izledim. Sadece "Daha Neler Göreceğiz?" diyorum...

9 Mart 2009 Pazartesi

EN AYI KİM


Bir zamanlar bir devletlimiz seçim zaferinin hemen ertesinde peş peşe zamlar yapmıştı.

Gazeteciler: " Bu kadar acildiyse neden seçime kadar beklediniz? " diye sordu.
Devletlimiz: " Seçimden önce zam yapacak kadar enayi miyim?!" diye yanıtladı.

SORU: Bu durumda en-ayi kim oluyor?


Dolar 1.82'yi gördü şu an, hızla yükseliyor.
Kriz gümbür gümbür bağırıyor!
Sağır sultanlar bile duydu,
Duymaz gibi davransalar da...

İşsizlik,yoksulluk
ve
Bunların doğal nedeni yolsuzluk...

Halk neden bu kadar meydanlara toplanıyor,
Görmüyor mu, yaşamıyor mu, sıkıntı çekmiyor mu?
Derken haber patladı!

Televizyonlarda gazetecilerin önünde
Muhalefetle karşı karşıya gelmekten kaçınanların
Seçim meydanlarındaki görüntüleri de hileliymiş!
Meğer, gavur icadı teknolojinin nimetinden yararlanıp
Meydanın boşluklarını insanla doldurmuşlar bilgisayar hilesiyle...
Pes doğrusu!

Seçimin dürüstçe yapılacağından kuşkulanan yok mu aranızda?
Ben kuşkuluyum.

Yoksa En Ayı ben miyim?

8 Mart 2009 Pazar

ERKEK OL



Evet 8 Mart bugün... Bitmeden yazmalıyım...

Pek çok yerde kadınlar konuştu, en çok da erkekler... Kutlamalar yapıldı, kadınların ne denli önemli olduğu vurgulandı hep.Çiçekler alındı, yemeklere çıkıldı, bir günlük de olsa, sen otur ben yaparımlar, yaşandı. Ama yarın değişen bir şey olacak mı derseniz? Ben olmayacak derim. Herkes bildiği yolda yürüyecek.

Bu konuda, erkek bakışını taa temelden değiştiremediğimiz sürece durum aynı ya da daha geri olacak.

Ve üzülerek eklemeliyim ki erkek bakışının sadece gerici dediğimiz kesimde değil; ilerici, çağdaş dediklerimizin çoğunda da egemen olduğunu görüyoruz.


Bir arkadaşla konuşuyoruz. Kadınlar Günü'yle ilgili değil konumuz.

Her zaman gittiği .......... Derneği'nde yaşadığı bir olayı anlattı arkadaşımız. Yazımı da bu olay üzerine yazmaya karar verdim.

Konu basit :

Oraya ara sıra gelen bir kişi yemek yerken, yönetici durumundaki kişiyi çağırıp menüye baklagilleri de almasını söylüyor. Yönetici olan arkadaş da hafta sonları menüsünde olduğunu , o günlerde gelirse yiyebileceğini belirtiyor. Karşıdaki kişi ısrarla hafta içi de olsun, hafta sonu evdeyiz diyor.

Yönetici arkadaş biraz da sinirlenerek:

"Erkek ol, kuru fasulyeyi karına pişirt; ya da kendin pişir!"

diyor!

Olayı anlatan arkadaşım yöneticiye hayran olduğunu söylüyor, ne güzel yanıt verdi! diye de anlatıyor.

Bu sözde ne var da diyebilirsiniz, ama ben diyemiyorum. Bence düğüm burada atılıyor, diğer olaylarla beslenerek kör düğüm oluyor... "Karnından sıpayı, sırtından sopayı..." ya kadar gelip dayanıyor sorunlar.

Söyler misiniz, Erkek Olmak'ın kuru fasulye pişirtmekle ne ilgisi var?

Erkek olmanın da kadın olmanın da ilk adımı İNSAN OLMAK'tan geçiyor.

Önce insan olmayı öğrenmeliyiz değil mi?

AH BİZ KADINLAR






Yoruldum, hem de çok...

Bugün benim günümdü... Yoo, hayır bugün değil dün demem gerekiyor, çünkü saat 01. 30 şu an. Ve ben yeni oturdum!

Bugün 8 Mart, Dünya Kadınlar Günü. Dün, benim günümdü... Üç günlük koşuşturmanın ardından nihayet oturabildim. Biraz sonra da uyuyacağım. Yorgunum dedim ya! Yorgun, ama mutlu...

Düşünüyorum da kadınların kadınlara yaptığı eziyeti, başka hiç kimse yapmıyor! Valla ben kendi adıma söyleyeyim bugüne kadar erkeklerden beni üzen olmadı. Ne çektimse kadınlardan çektim. Hem de gönüllü olarak!

İstanbul dönüşü eşimle birlikte bütün evi temizledik. Sağ olsun eşim. Halıları , koltukları o yıkadı makinayla. Perdeleri ben yıkadım makinayla. Tülleri ütülemedim, güneşlikleri ütüledim; çıkarma ve asma işini eşim yaptı. Ve diğer işleri de birlikte yaptık. Anlayacağınız evimiz tertemizdi.

Yok, olur mu? Misafir gelecek ya, ben evin içinde koşturmaya başladım yeniden, eşimi de peşimden sürükleyerek. Gerçi ona fazla iş düşmedi. Alışverişin büyük bir kısmını birlikte yaptık. Unutulan, eksik kalanları da eşim tamamladı. Bir de evi süpürdü, elektrik süpürgesiyle. Haa fırını yakma işi de ona kaldı. Çünkü benim ellerim hep yağlıydı o sıralar. Bir de elim yağlı olduğu için, aaa şunu verir misin, gibi küçük ricalarım da oldu arasıra...

Ev dip köşe temizlendi. Sanki gelen misafirler müfettiş de teftişe geliyorlar. Kirli dosyalıların Kemal Kılıçdaroğlu'ndan korktukları gibi, biz kadınlar da konuk kadınlardan, nedense, öyle korkuyoruz. Bakıyorlar mı her köşeye? Hayır. Gerçi bir iki derin gözlem sahibi olanlarımız varsa da çoğumuz bakmıyoruz. Bakmıyoruz da yine de içimiz rahat etmiyor. Her yer, ama her yer tertemiz olacak! Ben de bu kurala uydum.

Evin temiz olması yetmiyor ki, bir de konukların en iyi şekilde ağırlanması var. Bütün marifetler ortaya dökülmeli değil mi efendim. Hele bir de bu sıralar televizyonlarda yemek yarışması varmış ki, işimizi iyice güçleştirdi.

Geçenlerde arkadaşa gitmiştik topluca. Ben uzun zamandır gidememiştim. Özlemişim de, her şeye bayıldım!.. Ben övdükçe diğer arkadaşlar bin türlü eleştiri getiriyorlardı, o güzelim mamalara. Ya n'oluyorsunuz, dedim; hep birlikte güldüler bana! Meğer yemek programının formatı böyleymiş, beğensen de eleştireceksin! Dur bi bakayım, dedim ve baktım o programa. Keşke bakmasaymışım! İyice eteklerim tutuştu, yandım ki ne yandım !..

Bana "Sen kısır yap. Senin kısırın gibisi yok, özledik!" dediler de biraz rahatladım. Ve kısır yaptım. İşte kısırımız! Yemek gibi olmasa da bakmak da iyidir, resmini çektim sizler için...


Tabi iş kısırla bitmiyor ki... Börekler de yapmak gerekiyor. İki çeşit börek yaptım.

Biri kıymalı:
Soğanı ve kıymayı kavurdum. Ayrı bir tencerede küp şeklinde doğradığım havuç ve patatesleri haşladım, suyunu süzdükten sonra kavrulmuş kıymanın içine koydum. Biraz bezelye ekledim. Baharatlarını, tuzunu da katınca iç hazırdı. O soğurken ben yufkalara süreceğim harcı hazıladım. 2 yumurta, yoğurt,süt, yağ karışımı. Sonra da bir yufkayı masaya serdim, üstüne hazırladığım harçtan sürdüm. Kenarlarını katlayarak kare şekline getirip dörde böldüm. Yine harç sürdükten sonra içlerine hazırladığım içten koyup köşelerini birleştirip yağladığım tepsiye ters çevirerek koydum. Sizin de tahmin ettiğiniz gibi bir yufkadan dört börek yapmış oldum. Tepsi dolunca üzerlerine aynı harçtan sürdüm. Ve çörek otu serptim. Eşimin yaktığı fırında pişirdim. Onlar da böyle oldular. Buyrun bakın...




İkinci böreğim peynirli:
İçine beyaz peynir ve kaşar peyniri koydum. Bir de maydanoz doğal olarak. Diğer börek için hazırladığım harcı buna da kullandım. Bu kez yufkaları kırıştırıp bütün olarak tepsiye koydum. Aralarına bol harç sürdüm. Orta kata da peynirli içi yaydım. Yine üstüne aynı harçtan koydum ve susam serptim bolca. Çok da lezzetli oldu. Bakın:



Ve tatlılar... Ne yazık ki onların resmini yayınlayamayacağım. Çikolatalı kek ve dondurmalı pasta yapmıştım tatlı olarak. Önceden resmini çekseydim iyi olacaktı, ama hiç zamanın yoktu. Üstte yayınladıklarım artanlar. Artan tatlıların şekli şemali bozuldu, insan içine çıkacak hali kalmadı. Dikkatli olanlar ilk resimde kalan parçalarını fark etmişlerdir umarım.

Neyse efendim, kabül günüm bitti, ama bunun bir de akşamı var değil mi? Diğerleri gitti, birine sen otur daha dedim. Akşam eşim eşini de alarak geldi. Dünden planlamıştık bunu. Onun için de hazılığım vardı.

Zeytinyağlı kereviz yapmıştım.Bir de tavuklu yemek... Tavuk bifteklerini ve patates dilimlerini kızartıp tencereye dizmiştim. Üzerine de
ayırdığım bezelyeleri, domates dilimlerini vs koyup hafif pişirmiştim. Bol salata, yoğurt, yukarda gördüklerinizden derken akşam misafirlerimizi de ağırlamış olduk.

Biraz önce yolcu ettik dostlarımızı. Masayı topla, çöpleri dök, bulaşık makinasını doldur boşalt, ortalığı düzenle, blog için resim çek derken baktım bugün olmuş. Yani Dünya Kadınlar Günü... Eee ne kaldı geriye? Bugünü kutlamak.

Herkesin Dünya Kadınlar Günü Kutlu Olsun...

"Herkesin" sözcüğünü kasıtlı olarak kullandım.Çünkü kadınları mutlu ederseniz sizler de mutlu olursunuz. Benden hatırlatması...

6 Mart 2009 Cuma

BANA BİR DOKTOR LAZIM





Çok üzgünüm!

Mustafa Balbay da tutuklanmış. O da "Ergenekon"cuymuş!

Suçu,
"Anayasa" yı silah zoruyla değiştirmekmiş.
Olabilir mi?
Neden olmasın?

"Kalem kılıçtan keskindir", demiş atalarımız...

Balbay'ı uzun yıllardır okuyorum.
Kendine özgü hoş bir üslup var yazılarında.
Özgün,
Kimseninkine benzemeyen.
Bu özelliğini seviyorum.

Peki neyi savunuyor yazılarında?
Çağdaş, demokratik,laik,hukuk devletini.
Atatürk'ün ilke ve devrimlerini,
Atatürk milliyetçiliğini.
Ve ulus devleti...
Bu düşüncelerini beğeniyorum.

Mustafa Balbay tutuklanmış!
Çok üzüldüm.
Ama tüm bu karmaşaya rağmen
Hukuka güvenmek istiyorum.
Tüm davaların tez zamanda sonuçlanmasını diliyorum.

*******


Haaa aklıma gelmişken ekleyeyim. Hükümetimiz yakında Anayasa'yı değiştirme çalışmalarına başlayacakmış. Anayasamızın "Değiştirilemez, değiştirilmesi teklif bile edilemez" maddelerini değiştirmenin yolları araştırılıyormuş.

Ben bu konuda "Ahsen Hanım"ın üstün yeteneğine başvurmalarını öneriyorum.
Eşi için yaptı, başarısını kanıtladı.
Bir kez de Türkiye Cumhuriyeti için yapsın bunu...
Unutmasın!

Kendisi de artık sadece bakan beye ait değil,
Tüm ulusa mal olmuştur
Dünden sonra...

Hadi Ahsen Hanım!
Yat bir kez daha istiareye...

Kör gözlerimiz açılsın.
Susan dillerimiz çözülsün.
Aklımız tez zamanda başımıza gelsin...

Üzgünüm çok!
Aklımı yitiriyorum.
Bana bir doktor lazım!..

5 Mart 2009 Perşembe

RABBİME SORDUM


Sayın Maliye Bakanımız' a kavuştuk çok şükür... Kendisine geçmiş olsun diyoruz.

Eşi Ahsen Hanım hava alanında duygu ve düşüncelerini anlatıyor coşkuyla:

" Rabbime sordum, nerede ameliyat olusa Bakanımızı bu millete bağışlarsın, diye. Rabbim içime doğurdu, Amerika'da ameliyat olmasına karar verdik!


Ya diğer hastaların da içine Amerika doğarsa?

Hepimiz gidemeyeceğimize göre biz de Amerika mı olsak?!

4 Mart 2009 Çarşamba

BİLE BİLE LADES


Manisa'da protokol'de ŞEYH


(Resim gazete Vatan'dan alınmıştır.)

http://w9.gazetevatan.com/newpics/news/030320091845371381955_2.jpg***
YUKARIDAKİ RESİM GÜNÜMÜZDEN

Tarih: 3 MART 2009


BİR DE DÜNE BAKALIM MI?


1 Kasım 1922:
Saltanat Kaldırıldı.
17 Kasım 1922:
Son Osmanlı Padişahı Kaçmıştı.
24 Temmuz 1923:
Lozan Barış Antlaşması imzalandı.

29 EKİM 1923:
CUMHURİYETİN İLANI


3 MART 1924:
Halifeliğin Kaldırılması Hakkındaki Kanunun Kabül Edilmesi.
3 MART 1924:
Tevhid-i Tedrisat Kanununun Kabulü
(Eğitim Birliği Yasası)


******


"Solundan medet kesik
Sağın kum çölü


Davul çalın davul çalın çocuklar
Uyandırın fırtınayı çocuklar
Dağıtın karanlığı

Bu sessizlik bu susku
Bile bile lades bu

Davul çalın davul çalın çocuklar
Halay çekin halay çekin çocuklar

Şarkı türkü gürültü

Çalkalayın bataklığı çocuklar
Dağıtın karanlığı çocuklar..."


Hasan Hüseyin
Dur Biraz da Ben Sorayım


3 Mart 2009 Salı

DEĞİŞEN NE VAR?

http://www.9sn.net/resim/Celsus-kutuphanesi_Efes-Izmir.jpg




Yıllar yıllar önce sıcak bir yaz günü Efes'i geziyorduk. Rehberimiz harika bir bayandı. O, bıkmadan yorulmadan anlatıyor; bizler de ilgiyle dinliyor ve geziyorduk.

Çok yorulmuştuk, taştan sedir diyebileceğimiz oturmalık bir yere gelmiştik. Hepimiz çöker gibi oturuverdik. Rehberimiz gülerek:

"Şu oturduğunuz yer var ya, tuvaletmiş eskiden!"

diyince ister istemez ayağa kalktık. Kalkınca da aralıklarla dizilmiş yuvarlak delikleri gördük. O, anlatmaya devam etti:

"Aslında burası asilzadelerin tuvaletiymiş. Yan yana oturarak hem ihtiyaçlarını gideriyorlarmış hem de sohbet ediyorlarmış. Ancak taşlar soğuk olduğu için önce köleleri oturtuyorlarmış; ısınınca da kendileri oturuyormuş!"


Bu anı, televizyonda haberleri izlerken aklıma geliverdi.

Başbakanımızın protokol sırasının ortasındaki koltuğuna, o gelinceğe değin, korumasını oturttular... Koltuk ıslanmasın diye!

Söyler misiniz, değişen bir şey var mı?

2 Mart 2009 Pazartesi

PİŞMANLIK


ey gecikmiş koca kerem
ey çağdışı koca aptal
sen bir sevda ustasıydın
bir özlem kuyumcusu
nasıl kandın o renklere
nasıl aldandın
o yapay derinlikler nasıl yanılttı seni
nasıl gittin ardından o gölge oyunlarının


sevdin onu-ne saklarsın-sever gibi akşam bulutlarını
gömdün onu-ne gizlersin-gömer gibi akşam bulutlarına


hasan hüseyin
acılara tutunmak

1 Mart 2009 Pazar

AĞLAŞTIK SADECE


Gülmekle ağlamak kardeş... Ve hepsi biz insanlar için.

Sabah "Gülümse" yazısına bağlantı verdim, akşam "Ağlaştık" yazısını yazıyorum. "Bu ne yaman çelişki anne!" diyeceğim Ahmet Kaya gibi...

İkisi de paylaşmak sonunda. Birincisi daha kolay. Ya ikincisi ? Bazan öyle zor, öyle zor ki...

24 Yaşındaki oğlunu kaybetmiş bir anneyi kim, nasıl teselli edebilir ki? Hangi söz, hangi davranış işe yarar ki!..

"Keşke hasta olsaydı, birkaç gün baksaydım; kokusuna doysaydım!" diye ağlayan, yakınan, isyan eden, "Ben ne suç işledim ki bu başıma geldi !" çığlıkları yüreklerde yaralar açan bir anne!..

Dokuz yıl tedavilerden sonra dünyaya gelen bir bebek, annesinin bebeği, 24 yaşına geldiğinde trafik kazasında uçuyor bir anda... Üniversite son sınıfta!

Amasra'ya gittik onlara. Diyemedim, hiçbir şey söyleyemedim. Sadece sarılıp birlikte ağlaştık. ağlaştık, ağlaştık...

SEZİ-YORUM: GÜLÜMSE

SEZİ-YORUM: GÜLÜMSE


"Belki de çok küçük bir gülümseme çok şeyi değiştirebilir"
Kısa film. Ben izlemiştim, yine yine yine izledim.
Siz de izledinizse bile yine yine yine izleyin.

"Farkındalığımızı Tetikliyor." Hepimizin buna gereksinimi var...

Teşekkürler Sezi-yorum(Zihni Bey)' a gitsin. Hatırlattığı için...

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...