10 Mayıs 2009 Pazar

ŞİMDİ UZAKLARDASINIZ

Canım Anneciğim, seni çok özlüyorum. Dokunsalar ağlayacağım...





Tüm Annelerin
, anne adaylarının, geleceğin annelerinin, anneleri mutlu eden herkesin "Anneler Günü" nü kutluyorum. Anneler mutlu olursa tüm toplum mutlu olur, unutmayın lütfen...

Sevgili Anneler, bahçemizdeki bu ağaç size...Daha önce armağan olarak ağaç sunan oldu mu bilmiyorum. Gerçi fotograftaki ağaç eskiden çekilmişti, ama şu anda aynı ağaçtaki leylaklar açtı. Mis gibi de kokuyor. Yavrularımız gibi. Ağaç da biz anneler gibi değil mi?





Canım Annem , ben ve ilk bebeğim... Yorgun, ama çok mutlu... Birinci yaşını kutlarken...





Canlarım benim... Mutluluk kaynaklarım... Küçük bebeğimin birinci yaşını kutlarken... O bir küçük hanfendi oldu. Şimdi Amerika'da iş seyahatinde... Dilerim bir gün onun yavrusunu da bağrıma basarım. (Kızma, henüz erken biliyorum.)


"dünyanın her yerinde çocuklar
ardarda gelen sözcükler gibidirler
birbirine çok yakışan uyaklardır çocuklar
ezgide sesler gibidir
yürüyenle yürürler, otururlar oturanla
ve uçarlar uçanla
dünyanın her yerinde çocuklar
mutlaka şarkılar mırıldanırlar
el çırparlar mutlaka
hızdan kanat taktıkça"




Bebeğim Benim... Bu yıl anne oldu, ilk kez anneler gününü kutlayacak resimdeki bebek... Ben de bebeğimin "Anneler Gününü" kutluyorum. Dilerim o da benim yaşadıklarımı yaşar, en az benim kadar mutlu olur... İnanılır gibi gelmiyor bana... Öyle güzel bir duygu ki anlatamıyorum...

Bu da Bebeğimin Bebeği... Nereden nereye geliyor insan... Mutluluk bir bebeğin gülücüğünde gizli... Bebeklerimiz, dünyanın her köşesindeki tüm bebeklerimiz hep gülsün. Biz annelerin en büyük isteği bu. Tüm çocuklarımız mutlu olsun... Tüm çabalarımız bunun için değil mi?


"bu fırsat geçmez ele bir daha
yalvarırım bırakın çocukları
bırakın çocukları koşsunlar

el çırpsınlar çocuklar
çığlık atsınlar
bu fırsat geçmez ele bir daha

şarkı söylemek demek
kanatlanmak demektir
yalvarırım uçurun çocukları

uçan kaçan bir şeylere
bindirin çocukları
bırakın denesinler kanatlarını
bu fırsat geçmez ele bir daha"


Sevgili yavrularım, hepinizi çok seviyorum. Beni hep mutlu ettiniz. Siz de hep mutlu olun. İyi ki varsınız, iyi ki benim yavrularımsınız...


not: Tırnak içindeki şiirler Hasan Hüseyin'den alıntıdır...

9 Mayıs 2009 Cumartesi

YÖRENİN İNANÇLARI GEREĞİ KIZLARA AYRI OKUL OLSUN MU?

http://galeri.internethaber.com/images/gallery/3803/7.jpg


"Buradaki aşiret yapısının, töre düzeninin, insanların yapısının iyi analiz edilmesi gerekiyor. Kız çocuklarının okuması konusunda gayret göstermemiz gerekiyor. Yörenin inançları gereği, kız çocuklarının ayrı okullarda okumasının faydalı olacağını düşünüyorum. Erkeklerle aynı okullarda okumaları istenmiyor. Bu çocukları eve mahkûm etmemek için, çok sayıda kız okullarına, yurtlarına ihtiyacımız olacaktır."


Yukarıda alıntıladığım, Mardin Valisi'nin sözleri... Durumdan vazife çıkarmış sayın vali. Yalnız olmadığını da gördük basına yansıyan yandaşların atılımlarından.

Herkesin gerçek düşüncelerini yakından bildiği, yeniden etkili yetkili makamlara getirilmiş kişi de " Olmaz,ama yan cebime koy, uzmanlar öyle derse!" şeklindeki demeciyle kandırıkcılık yapıyor... Anayasa gereği ilköğretim zorunlu değil mi? Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Valisi, Anayasanın gereğini mi törelerin gereğini mi dikkate alacak?

Hem Mardin Lisesinde kız-erkek öğrenciler birlikte okumuyor mu? Demek ki neymiş?
Dert yörenin derdi değil, yine kadınlardan korkan, "BEN BİLMEM EŞİM BİLİR!" kişiliğinde küçük kadınlar yetiştirip meydanda cirit atmak isteyen korkak, art niyetli erkeklerin derdiymiş...

Çok büyük acılar yaşamış, öksüz ve yetim kızlarımızın üzerinden amaçlarına ulaşma çabalarının bir başka versiyonu oynanmak mı isteniyor?

Cinayeti işleyen erkekler...
Öldürülenlerin çoğu kadın, çocuk...

Yörenin bu durumunun bin çeşit sebebi var çözüm bekleyen...

Siz hepsini bir kenara bırakıp çözüm olarak karşımıza kız çocuklarına ayrı okul derseniz, inandırıcı olamazsınız.

Ardından :

Kadınlara ayrı otobüs, ayrı hastane... Ayrı öğretmen, ayrı doktor, ayrı kadı...

En iyisi kadın kısmı eksik etek, otursun evinde çocuk doğursun! En az üç çocuk...

Çok çocuk, çok oy demek... Aşiret düzenimize dokunmayın. Biz ona söyleriz, o da karılarına ( eşi demiyorum!) ve adını bilmediği çocuklarına, bize oy vermesini, söyler! Böylece " Egemenlik milletindir" olur değil mi? Hadi ordan! Seni gibi kandırıkçı seni!

Atatürk'e: "Cumhuriyet nedir?" diye sormuşlar.
Yanıt: ADAM OLMAKTIR...

Siz önce bu insanlara insana yaraşır bir yaşam sürebilmeleri için ne yapıyorsunuz, onu söyleyin... Ve "Kadınların" üzerinden siyaset yapmayın...

Namus sadece kadınlara özgü bir şey de değildir. Erkekler de namuslu olmak zorundadır. Kadının namusunu sorgulayan erkekler sözüm size. Bir düşünün bakalım. Siz gerçekten namuslu musunuz?

Herkes namuslu olsun...


İNANCI GEREĞİ



Kızlarımız, kadınlarımız inancı gereği mi türban takıyorlar? İnanç bu mu?


Bu çocukların yakasını bırakın lütfen! dini kadınların saçına indirgerseniz olacağı buydu işte...

Yalan söylemeyeceksin.
Halkı aldatmayacaksın.
İftira atmayacaksın.
Yetim hakkı yemeyeceksin.
Haksızlık yapmayacaksın.
Hırsızlık yapmayacaksın.
Yolsuzluk yapmayacaksın...

"Ben bunlara bakmam, karımım, kızımın başına türban takarım, olurum müslüman!"
diyorsanız hadi ordan!

Siz dindar değil, dincisiniz...

7 Mayıs 2009 Perşembe

DOMUZ GRİBİ

http://www.gag.web.tr/gorsel/dosya/1131782018domuz.jpg


Resimde çok sevimli görünse de sevimsiz hayvandır domuzlar. Hele adının öldürücü bir gr
iple birlikte anılır olması sevimsiz gelmesinin yanında ürkütücü de oldu kentlerde yaşayanlar için. Köyde yaşayanlarımız zaten domuzların ürünlerine verdiği zarardan elaman demiş durumda. Etiyle ilgili tartışmalara girmeyeceğim. Tadına bakmak isteyip de bakamamıştım yurtdışındaki bir dost masasında. Kokusunu bile sevememiştim.

Neyse konu bu değil zaten. Biliyorum dostlar hepimiz endişeliyiz. Bu konuda yazılanları dikkatle okuyoruz. Yapabileceğimiz fazla bir şey de yok kişisel olarak, anladığım kadarıyla... Temizlik kurallarına dikkat etmek gerekiyor, her zaman olduğu gibi. Bilim insanlarımız gece gündüz çalışıyormuş, sevgili Biraz'ın blogunda okumuştum.

Ben çok endişeliyim şu sıralar. Bir haftadır küçük kızım ABD'de... Üçhafta kalacak. Çalıştığı işyeri on beş günlüğüne görevli gönderdi, bir hafta da tatlı cadım ekledi, oldu üç hafta... Ne güzel değil mi? Güzel, güzel diyeceğim ama domuz gribi bunu söylememi engelliyor.

Bu sıralar bilgisayar başında sabahlıyorum. Kamera açık, "Skype" adlı program açık; sabaha kadar çağrı yapıyorum. Dün sabah dört buçukta pes etmek üzereydim, baktım kızımın ABD'nin başka eyaletindeki arkadaşı çevrim içi, hemen ona çağrı yaptım, yanıtımı da aldım. Kızım Şikago'da, aramızda sekiz saat fark var. Son görüşmemiz üç gün önceydi. Çocuğun işi gücü var, zaman farkı var, dur be kadın, diyebilirsiniz, ben de öyle diyorum kendime, ama yüreğime söz geçiremiyorum. Anlayın işte! Grip tehlikesi olmasa biraz daha sabırlı olabilirdim belki... Neyse arkadaşından haberi aldım. İş çıkışı tatlı cadım arkadaşlarıyla alış-verişe gitmiş...

Rahatladım ve mışıl mışıl uyudum. Rüyamda Mardin katliamında anasız babasız kalan çocuklar karşıma dikildi. Gözlerimi sıkı sıkı yumdum, olmadı; kulaklarımı ellerimle tıkadım duymayayım diye, işe yaramadı. Kan ter içinde uyandım. Tekrar dalmışım. Baktım bu kez de Türkan Saylan ve burs verdiği Kardelenler, gözlerini dikmiş bana bakıyor.Uzaklardan başka başka çocuklar da gizlenerek, korkarak biz n'olacağız, biz de çocuğuz, çocukluklarımızı yaşamak istiyoruz, bizi de bizi de çağdışı eğitmek isteyenlerin elinden kurtarın diye sessiz çığlıklar atıyor. Artık uyuyamadım...

Siz de uyumayın, herkesi uyandırın lütfen... Ve bir elinizi de başka çocuklara uzatın karşılık beklemeden...

6 Mayıs 2009 Çarşamba

ŞIH MEHMET KİM?


Mardin'deki katliamda "Hepsini Öldürün!" emrini verdiği iddia edilen Şıh Mehmet kimdir? Köyde zikir törenleri düzenlediği doğru mu?


5 Mayıs 2009 Salı

DEVRİM ARABALARI

http://beyazperde.mynet.com/images/film/4045-da.gif


Son zamanlarda pek çok film izledim, hepsini beğenerek izlediğimi söyleyebilirim. Milyoner, Yaşamın Kıyısında,Sonbahar, Masumiyet, Kader...


Ama bugün izlediğim "Devrim Arabaları" filmiyle ilgili hayranlığımı ifade edecek sözcük bulamıyorum. Yoğun istek üzerine 1 Mayıs'ta yeniden gösterime girdi. Sanırım pek çok kişi izledi. Sinemada eşim ve benden başka dört kişi daha vardı.

Hala izlemedinizse mutlaka izleyiniz. Dün yaşananları perdede görürken bugünü de düşüneceksiniz zaten...


"Devrim Arabaları" nı koruyamadık.
Bari " Atatürk Devrimleri" ni koruyalım.
Onu da yapamıyorsak
Hiç olmazsa "Devrimlerimiz" e sahip çıkanları
Sahipsiz bırakmayalım...


Yarın savunmak istesek de çok geç olabilir
ya da
Savunacak bir şeyimiz kalmayabilir...

KADINLARIMIZ ve ANNELER GÜNÜ



Bugün yine acılara uyandık...

Mardin'in Mazıdağı Bilge köyünde eski muhtarın kızının nişan töreninde yaşanan katliam görüntüleri nedeniyle güne merhaba diyecektik, diyemedik...

Diyemedik, çünkü on altısı kadın, altısı çocuk tam kırk dört kişi eğlenmesi gereken bir ortamda vahşice katledildiler. Gerçi eğlenip eğlenmediklerini de bilemiyoruz. Gazetelere yansıyanlara göre muhtarın önerisiyle toplu namaz kılıyorlarmış nişan töreninde. İlk haberlere göre Ankaralı genç bir imam da varmış orada...

İçişleri Bakanı, aile ve akrabalar arası husumetten kaynaklandığını söyledi bu katliamın...

Sonuçta kadınlarımız, çocuklarımız, insanlarımız öldü, öldürüldü...

Burada aydınlatılması gereken, incelenmesi gereken çok önemli konular olduğunu düşünüyorum.

Bu insanlarımızın eğitim düzeyleri nedir? Nasıl bir eğitimden geçirilmişler ki bu vahşeti yapabildiler?

Ve kadınlarımız! Bizde bir söz vardır, bilirsiniz. "Düğüne giden oynar, ölüme giden ağlar." Burada nişana gidenler, oynayamadan öldüler... Neden?

Nişanları yapılan çocukların durumu nedir? Evlilik kararlarını kendileri mi verdi? Yoksa büyükleri mi bunu uygun buldu? Kadınların, kızların söz hakkı var mı? Kaç yaşındaydı bu çocuklar?

Onlar öldü! Ne önemi var bu soruların mı diyorsunuz?

Bence önemi var, hem de çok ... Görmüyor musunuz Ülkemizde tüm oyunlar kadınların üzerinden oynanıyor? Kadınlardan korkuluyor! Her yönden sömürmek için, kullanmak için çağdaş eğitimden yoksun bırakılıyor. Çağdaş Eğitim olanaklarından tüm çocuklarımızın yararlanması için yaşamını hiçe sayanları saf dışı bırakmak için türlü dümenler düzenleniyor.

Milli Eğitim Eski Bakanının yaptıklarını gözden geçirmekte yarar var. Çağdaş eğitimi kösteklemek için çırpınan bir Milli Eğitim Bakanı! O gitti, yerine bir kadın bakan geldi. Ama onun da yaptıkları yapacakları konusunda hiç de umut vermiyor. Çocuktan ve Aileden Sorumlu Bakan iken ÇocukEsirgeme Kurumu ve Yaşlı Sığınma Evlerinde yaşanan olumsuzlukları unutmadık. Yine unutmadığım, unutamadığım bir görüntü var onunla ilgili.

Ramazanda, yoksul bir aileye, kumanya götürmek amacıyla yapılan ziyaret görüntüleri yansımıştı ekranlara... Önde Emine Hanım, onun arkasında Türkiye Cumhuriyetinin Kadın Bakanı!

Şimdi Milli Eğitim Bakanı olarak izleyeceğiz kendisini. Bakalım eski bakanın yaptığı çağdışı uygulamaları düzeltecek mi, yoksa eski tas eski hamam mı olacak eğitim sistemimiz? Dileğim Çağdaş Eğitimden yana olması...


Aslında bu sabah Olay TV.'de "Yaşadıkça" adlı programı izlemekti niyetim. Televizyonlardaki Mardin katliamını görünce unutmuştum. Hatırlayınca hemen açtım...

Baktım pırıl pırıl anneler... Bursalı anneler... Ekranda çağdaşlığın, aydınlığın, bilincin, duyarlığın sembolü olarak konuşuyorlar.

Çocuklarını anlatıyorlar. Ancak çocuklarını büyütüp yetiştirirken topluma da hizmet ediyorlar. Ağaçlar dikiyorlar, kermesler düzenleyerek yoksul köy çocuklarına ellerini uzatıyorlar.

Yazılarını severek okuduğum Sevgili Zuzuların Annesi, Banu Durgunlu sayesinde haberim olmuştu programdan. Kendisi ikiz çocuk annesi... Herkes bir çocukla uğraşırken, o iki çocuğu keyifle büyütüyor ve sosyal sorumluluğunun gereğini de yerine getiriyor.

Onları izlerken gurur duydum, geleceğe umutla baktım. Hepsi çağdaş eğitimle yetişmiş bilinçli anneler. Hepsini sevgiyle kucaklıyorum. Ne yaptıklarını da nasıl yapacaklarını da bilen kadınlarımız bunlar...


Evet, kadınlarımız sizce nasıl yetiştirilmeli? Hangi Eğitim Sistemi, toplumu mutluluğa, huzura, başarıya ulaştıracak?

Kendisi hakkındaki kararları; babası, abisi, erkek kardeşi, kocası, kayınpederi kısaca ailesindeki eğitimli-eğitimsiz, büyük-küçük erkeklerin verdiği kadınların yaratılacağı ezik, suskun, boyun eğen insan yetiştiren çağdışı eğitim sistemi mi?

Bursalı anneler ve bloglarda okuduğumuz bilinçli anneler örneği, Türkan Saylan'ın canı pahasına savunduğu, Büyük Önderimiz Atatürk'ün işaret ettiği kimseye kulluk yapmayan, özgür yurttaş olma bilincinde, kendisiyle ve çevresiyle barışık, üreten, düşünen, tartışan, araştıran, sorgulayan insan mı yetiştireceğiz?


Toplumu kurtarmak istiyorsak işe kadınları kurtarmakla başlamalıyız...

Bu vesileyle tüm annelerimizin, anne adaylarımızın, geleceğin annelerinin "Anneler Günü" nü kutluyorum. Çocuklarımızı en iyi şekilde yetiştirmekle görevimiz bitmiyor sevgili anneler. Onların mutlu yaşayacakları bir ortamın hazırlanması için de elimizden geleni yapmalıyız. Bizim başarımız toplumumuzun kurtuluşu olacaktır.

Her güzel şey kadının eseridir, unutmayalım.
"Bak, yüreğine baaak, içini hisset, ölürüm yoluna yine boyun eğmem..." (Sezen Aksu'nun şarkısı mıydı bu?)

Çok çalışmalıyız, çooooookk!..

4 Mayıs 2009 Pazartesi

ALİ DİBO NEDİR?


Ali Dibo, AKP'den ihraç edilen eski AKP Hatay Milletvekili Fuat Geçen'in açıklamalarına göre , devletin olanaklarının eşe, dosta ve de akrabalara dağıtılma yöntemine Hatay'da verilen admış...

Efendim, yöntem şöyle işliyormuş: Diyelim ki bir ihale açılacak, bu ihaleye herkes katılabilirmiş. Ancak önceden hazırlanıp yetkili ve etkililere verilen, eş-dost-akraba adlarının bulunduğu listeye göre ihaleyi kazandırılacaklar belirlenirmiş. Diğer katılımcılar figüran olduklarıyla kalırmış...

Bunu topluma kim duyurdu belgeleriyle? Fuat Geçen. Ben onun yalancısıyım. O şimdi nerede, ne yapıyor? Bilmiyorum. Yalnız AKP'den atıldığını biliyorum. Ali Dibo yapıyor diye suçladığı kişi şimdi nerede biliyor musunuz? O şimdi Adalet Bakanımız... Hayırlı olsun! Hepimiz adaleti aramıyor muyuz?

Peki Ali Dibo ADALETLİ bir şey mi?

3 Mayıs 2009 Pazar

RUHAT MENGİ ve STAR TV PAZAR GÜNLERİNİN VAZGEÇİLMEZİ


Pazar günleri saat 12.30'da Star TV'nin karşısında yerimi alıyorum. Bu pazar da öyle yaptım...

Bugünkü programın konukları CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Meclis Eski Başkanımız Hüsamettin Cindoruk, Taraf Gazetesi Yazarı Ayşe Gül, Deniz Feneri Davasında sanık olarak adı geçen Zeki Karamanı'ın Avukatı Ersan Şen ve Emekli General Osman Özbek'ti...

Artık Adalet Eski Bakanı olan Mehmet Ali Şahin de telefonla programa katıldı.

Ergenekon Davası, Deniz Feneri Davası , terör belli başlı konulardı.


Konuşmacıları değerlendirdiğimde Hüsamettin Cindoruk, Kemal Kılıçdaroğlu ve Osman Özbek benden tam not aldılar. Konuya hakim, dersini çalışmış, belgeleri konuşturdukları için inandırıcı, güven ve umut veren bir tartışmacı profili sergilediler...

Adalet Eski Bakanı , telefonla katıldığı programda, kendisini ne kadar savunmaya çalışsa da televizyon mikrofonlarına kendi sesiyle yansıyan çelişkili konuşmaları beyinlere yer ettiğinden, inandırıcı olamadı. Başarısız olduğu için ya da Deniz Feneri Davası'ndaki tutumuyla ilgili, CHP tarafından verilen gensorunun, mecliste görüştürülmesini engelleyerek halkın gözünden kaçırma çabalarının sonucunda artık eskiler arasına o da katıldı.

Avukat görevi gereği taraflıydı, tarafı olduğu davayı savundu.Mesleğinin gereği davayı kazanınca emeğinin karşılığını alacak... Ona bir şey demiyorum.

Ona demiyorum, ama Taraf Gazetesi Yazarı Ayşe Gül'ün kimin adına, kimin tarafına, ne karşılığı konuştuğunu doğrusu anlayamadım. Tek anladığım TARAF oluşu, TARAFLI oluşu... Bence o sınıfta kaldı. Çünkü söylediklerinin hiçbirine kimseyi inandıramadığı gibi, kendisini de inandıramadı.

Vatan Gazetesi Yazarı Ruhat Mengi'yi kutluyorum.Başarılı bir program sunucusu bence. Bir de sitemim var kendisine: Pazar günü gezinti programımızı ertelememize neden oluyor, üç-dört saatimizi ekrana kilitliyor diye...


Pazar gününü evde geçirenlere öneriyorum bu programı. İzleyin, ülke sorunları üzerinde düşünün lütfen...Bu ülke bizim...



Not:
Haaa bu arada yeni bir haber, programda açıklandı. Hüsamettin Cindoruk DP Genel Başkanı olacakmış.Çalışmalar sürüyormuş . Ona da başarılar dilerim. Kendisini hep saygın bir hukukçu ve siyasetçi olarak biliyorum. Gerçi içinde olduğu hiçbir partiye oy vermedim, ama hep saygı duydum kendisine...

2 Mayıs 2009 Cumartesi

ÖDÜLLENDİRİLDİM YAŞASIN

[premio3.jpg]

Eylem tarafından ödüllendirildim, kendisine çok teşekkür ederim.
Ben de "Ellerimle Seçtiklerimin Hepsini" aynı ödülle ödüllendirmek istiyorum, sevgilerimi de ekleyerek...




[SMARTB~1.JPG]


Bir ödül de Sevgili Rüyayla'dan almıştım. Araya zaman girdi, yazamadım. Özürlerimle buraya ekliyorum. Yazamadığım mimleri de yazacağım. Aynı şekilde herkesi bu ödüle de layık görüyorum. Lütfen blogunuza taşıyınız, sevgilerimle...

1 Mayıs 2009 Cuma

İŞÇİNİN EMEKÇİNİN BAYRAMI

http://site.mynet.com/onder67/mynet_resimlerim/miting.jpg



Bugün 1 Mayıs... Taksim'e gidemedim, ama Zonguldak'ta tüm emekçilerle birlikte Bayramı kutladım. Mutluyum, huzurluyum...

Sabah TV'lerden İstanbul'daki Taksim coşkusunu izledim. İstenen ölçüde olmasa da emekçilerin bu kadar yıl sonra Taksim'de 1 Mayıs'ı kutlayabilmesi büyük bir başarıydı. En azından ölü toprağı atılmıştı emekçilerin üstünden. Bunun arkası gelir artık. Ülkemiz büyük bir ayıptan kurtulmuş oldu diye düşünüyorum. Taksim'e herkes giriyor, emekçiler giremiyor, olacak şey mi bu?

Bu arada Türk İş, Hak İş yöneticilerinin kimlerin yanında durduğunu, nasıl sendikacı olduklarını da üzülerek gördük.

Zonguldak'taki kutlamalar 15.00'te başlayacaktı. Ben 14.30'da İstasyon Meydanına gittim. Oldukça kalabalıktı. Pek çok tanıdıkla karşılaştım. Biraz öğretmen arkadaşların yanında durdum, sonra da Atatürkçü Düşünce Derneğinin olduğu guruba katıldım. Epeyce bekledikten sonra Madenci Anıtı'nın önüne kadar yürüdük. Tören burada büyük bir bayram havasında kutlandı.

Beni sevindiren katılımcıların arasında gençlerin olmasıydı. Anlaşılan onlar da tehlikenin farkına varmıştı. Geleceklerine sahip çıkıyorlardı. İşsizlik bekliyordu onları. Çalışanların işini kaybetme tehlikesi vardı. İşini kaybetmeyenler üç kuruş maaşla çalışmaya mahkum ediliyordu.

Aileler küçük çocuklarını da alıp gelmiş. Tam bir coşku havası vardı. Küçük çocukların ellerinde bayrak " En büyük Atatürk" diye bağırmaları çok hoştu.

Polisler saygılı bir şekilde aramalarını yaptı, kenarda bekledi. Hiçbir olay da olmadı. Aslında onlar da emekçi ve oldukça yoruluyorlar. Birileri gereksiz bir şekilde ortamı geriyor ve polisler de saatlerce gergin, sinirli bir şekilde verilen görevi gece gündüz yapıyor. Acaba emeklerinin karşılığını alıyorlar mı? Almıyorlar, bu kesin. Kimse emeğinin karşılığını alamıyor ki onlar alsın! Çalıp çırpanları saymıyorum...

İstanbul Valisinin ve Emniyet Müdürünün panik havasını üzerlerinden atması gerekiyor bence. Gerginliği biraz da onların bu tutumu yaratıyor. O kadar polisi İstanbul'a yığmanın anlamı ne? Savaş mı çıktı, düşman İstanbul'u mu kuşattı! Nihayet ülkenin emekçileri, işçileri Bayramlarını kutlayacak.Sizin göreviniz onlara yardımcı olmak değil mi?

17 Mayıs'ta Ankara'da Atatürk ve Cumhuriyet Yürüyüşü olacakmış. Ben 17 Mayıs'ta Ankara'da olacağım. Sanırım ayaklarımın ağrısı o güne kadar geçer.
17 Mayıs'ta Ankara'da buluşalım mı?

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...