30 Aralık 2008 Salı

2009'A MERHABA




Yeni Yıl...

Her yeni yıl yeni bir umuttur. Yeni yılda tüm umutlarınızın yeşermesini diliyorum.

ve


2009'a Tagor'un dizeleriyle merhaba demek istiyorum:



"Düşüncenin her korkudan azad olduğu bir ülke
Bir ülke ki insanları dimdik,
Dünya duvarlarla bölünmemiş,
Kelimeler gönlün derinliklerinden fışkırır,
Emek kemale uzatır kollarını,
Aklın ırmağı alışkanlıkların karanlık çölünde kuruyup gitmemiş,

Ne olurdu Tanrım !

Benim yurdum da böyle bir ülke olsa !"

28 Aralık 2008 Pazar

GİTTİĞİM VE SEVDİĞİM YERLER MİMİ

Zonguldak'ın Fener Semtinin karşıdan görünüşü. Yaşadığım yer... Severim.



Zonguldak Deniz Kulübü gece eğlencelerinin en eski ve en güzel mekanı...


Ordu evi, toplu yemekler için uygun bir yer...


Sevgili Rüyayla beni mimlemiş. Sıkıntıdan patlamak üzere olduğum bir anda gördüm mimi ve çok sevindim.

Eski fotoğraflarımı, kendi bilgisayarlarından benimkine aktarmalarını istedim çocuklarımdan. Hemen aktarıverdiler, çok iyi oldu. Neler neler varmış unuttuğum...

Kimi hüzünlendirdi, çok hüzünlendirdi beni (anneciğimin son görüntüleri), ağladım uzun uzun! Kimisi de güldürdü, mutlu etti. Yaşam gibi...


Sevdiğiniz ve gittiğiniz yerleri yazın. Mim konusu bu...

"Bülbülü altın kafese koymuşlar, ah vatanım demiş!" Ben de evimi özledim galiba. İşte evim...








Bu da evimize çıkan merdivenler...






Ve balkonumuzdan görünenler:







Efendim yukarda gördüğünüz mekan Zonguldak'ın ünlü Çatı Kebap salonu. Üniversiteye giden gençlerin en çok özlediği kebapçı. Soslu kebap ya da lahmacun sevenlerin uğradığı bir yer. Çocuklar varken sık sık gittiğim bir yerdi.




Ve mutfak masam: Buyrun alın, çekinmeyin...



Koltuğum, ben ve örgüm...





Öküşne'de İnegöl köftecisinde köfte, piyaz...

Düş Molası'nda balık , balık çorbası...

B Tipi Dernek (Mak. Müh.Lokali), MadencilerLokali, Doktorlar Lokali, sevdiğim, arkadaşlarımla buluştuğum mekanlar. Ayrıca Gazeteciler lokali, Alaborina özel  günlerde buluşma noktaları...


İstanbul ve Kutay Pastaneleri...





Bir de kuaförümden söz etmem lazım. Bulunmaktan mutlu olduğum  bir yer;  kendisini de düşüncelerini de sevdiğim kuaförüm  Barış,  Kuaför Barış...


Ve Dikili,
Ve Ayvalık,
Ve Alanya,
Ve Ankara,
Ve Elazığ,
Ve Amasra,

Ve İSTANBUL...


Şimdi  en sevdiğim bölüme geldik.  Kimleri mimlesem acaba? 


Yazılarını  severek okuduğum  Sevgili Parpali,  Sevgili Zihni, Sevgili Pandora artık yazma  zamanınız gelmedi mi?  Buyrun mimlendiniz!  Başka?  Bu yazıyı okuyup da yazmak isteyen varsa lütfen yazsın...

Sevgiyle kalın, dostça yaşayın...

27 Aralık 2008 Cumartesi

KARŞI PENCERE





Karşı Pencere, Ferhan Özpetek'in yıllar önce izlediğim güzel bir filmiydi...

Bugünlerde balkona her çıktığımda ya da mutfak penceresinden iyice eğilerek gizli gizli sigaramı içtiğimde aklıma bu film geliyor.

Kendimi biraz da "Biri sizi gözetliyor!" durumunda bulmanın ezikliği içinde hissediyorum. Karşıda sekiz katlı bir apartman var. Hepsinin de salon, oda ve mutfak pencereleri bana bakıyor. Çoğunun perdeleri açık. Bizimkiler de açık, eleştirmek amacıyla söylemiyorum, bunu bilin. Ama yedinci kat penceresinden dışarı baktığımda ister istemez onları görüyorum. Her pencere ayrı bir öykü... Ancak en çok altıncı kattakileri yakın görüyorum. Hatta tanış olduk sanki.

Genç bir çift altıncı kat penceresinde gördüklerim. Bazı akşamlar arkadaşları geliyor, okey oynuyorlar. Aklıma yazlık komşularımla oynadığımız okeyler geliyor. Burada da çayları bayan dolduruyor. Koşa koşa salonun penceresinden geçiyor, odanınkinden de öyle, mutfağa geliyor. Hızla bardakları dolduruyor, aynı hızla geldiği yoldan salona dönüyor ve oyuna kaldığı yerden devam ediyor.

Geç, çok geç saatlere kadar da odada bilgisayar başında oluyorlar. Televizyon açık oluyor aynı anda. Acaba blogerlerden biri olabilir mi ki, diyor iç sesim.

Bugün salonun pencere kenarında yılbaşı ağacı süslemişler, ışıl ışıl yanıyor. Karşı pencere çok daha renkli, çok daha güzel !


Ben yeni yılla birlikte Yağmur'u bekliyorum İstanbul'da...

HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM

AY KARANLIK

Maviye
Maviye çalar gözlerin,
Yangın mavisine
Rüzgarda asi,
Körsem.
Senden gayrısına yoksam,
Bozuksam,
Can benim, düş benim,
Ellere nesi?
Hadi gel,
Ay karanlık...
İtten aç,
Yılandan çıplak,
Vurgun ve bela
Gelip durmuşsam kapına
Var mı ki doymazlığım?
İlle de ille
Sevmelerim,
Sevmelerim gibisi?
Oturmuş yazıcılar
Fermanım yazar
N'olur gel,
Ay karanlık...



Dört yanım puşt zulası,
Dost yüzlü,
Dost gülücüklü
Cıgaramdan yanar.
Alnım öperler,
Suskun, hayın, çıyansı.
Dört yanım puşt zulası,
Dönerim dönerim çıkmaz.
En leylim gecede ölesim tutmuş,
Etme gel,
Ay karanlık...




Ahmet Arif
Hasretinden Prangalar Eskittim

25 Aralık 2008 Perşembe

BİR ÇİÇEK



I
Dev bir gemi geçiyordu
Küçük küçük sulardan
Kadıköy parkının umarsızları
Sıralanmışlar banklara
Bugün de her zamanki gibi
Tek laf etmeden
Denize bakıyorlardı
Karışık düşünceler içinde
Ağır ağır yürüyordum
Şey kalabalıktır şimdi
Önce şu mektubu mu atmalı
Evlendirme Dairesi'nin önü
Çelenk dolu
Birdenbire
Bir çiçek
Rıhtım taşının aralığından
Uzatmış başını
Bir çiçek yolumu kesti !
II
Bir ilkokul bahçesi geçiyordu
Cıvıl cıvıl sulardan
Cemal Süreya
Sevda Sözleri
not:



Ben konuşamıyorum, heyecandan! Şairlere sığınıyorum.
Şimdi de Cahit Külebi'den:
" O ozanlar var ya büyük ozanlar
Biz yanarken çıkardığımız dumanlar."

VAKİT VAR DAHA



Vakit tamamdır diyorum. Ve sokağın sesi


Diyor ki değil daha
Vakit var daha


Ve denizin gişesinde oturan kısa boylu saat kulesi
Yakasının içine kaydırmış hafifçe basınç-ölçerini


Diyor ki değil daha
Vakit var daha



Cemal Süreya
Sevda Sözleri



not:
Bekleyiş sürüyor.
Vakit var daha...

24 Aralık 2008 Çarşamba

UYANIŞ




Uyanıyorum uyanıyorum
Dört duvar
Evet , dört duvar
Peki duvarın arkasında ne var


- Duvarın arkasında ne var
- Bir çocuk, bir çocuk daha, çocuklar...

- Duvarın arkasında ne var
- Bir gemi, yolcu gemisi, ışıklar içinde

- Duvarın arkasında...
- Bir çim makası, bir havuz

-Duvarın arkasında, duvarın...
- Avdan dönüyor balıkçılar, balığın 'denizin içi' renginde

- Duvarın arkasında ne var
-Ne olsun, bir lunapark, kartopu kadar o da



- Duvarın arkasında...
- Çünkü, işte, şimdi, sonra...

- Duvarın arkasında, duvarın...
-Beyaz beyazlık

- Duvarın arkasında ne var
- Bir şarkı, anlamlı çok

-Duvarın arkasında ne var
-Bir melek, üç kanatlı

-Duvarın arkasında...
-Ne olsun duvarın arkasında

YIKANMIŞ, ARINMIŞ BİR GÖK
KÖPÜK KÖPÜK BİR DÜNYA



Dört duvar?
Evet, dört duvar.



Edip Cansever
Sonrası Kalır-II

not:
(Bekleyiş sürüyor...)




23 Aralık 2008 Salı

ÜRPERTİ



Sisini kendi yaratan gemi
Kayıp gidiyor ayaklarımın altından
Çırpıyor kanatlarını zıpkın kuşu
Sisin içinde
Denizde zaman yok.


Yanmış bal kokuları getiriyor rüzgar
Kıyıdaki çamlardan
Döl tozlarıyla.


Ben de bir tohumum burada
Uyarılmış bir tohum
Beni kıyıya
Bırakan bana
Denizde zaman yok.


SAFLIĞIN VE GÜZELLİĞİN
BÜYÜK ZAMANI


Edip Cansever



Saflığın ve güzelliğin zamanının gelmesini bekliyoruz sevgiyle...

21 Aralık 2008 Pazar

YENİ OYUNCAĞIMIZ KAMERA



Türk Hava Yolları bavul kaybetme konusunda dünya altıncısıymış. Ben birinciliği kimseye kaptırmaz diye düşünmüştüm. Yanılmışım!

Bu sefer kaybolan bavul üç gün sonra da olsa bugün geldi. Sanırım 15- 20 kişininki kaybolduğu için biraz zahmet edip bulmuşlar! Bu konuda yalnızsanız yandınız demektir! Deneyimlerimizden biliyorum da böyle konuşuyorum. Büyük kızımın kaybolan valizi bir daha geri dönmemişti.

Allahtan bu kez, geç de olsa, bulundu küçük kızımın Amerika'da okuyan arkadaşının valizi. Yağmur Bebek'in her anını görüntülemek için ısmarlanan kamera da bavulun içinde olduğu için çocuklar çok üzülmüşlerdi. Bulunması hepimizin yüzünü güldürdü. (Bu arada Amerika'da pek çok şey Türkiye'den daha ucuz, biz daha zenginiz ya!)

Ve bu akşam kamera sayesinde bol bol güldük. Sony marka kameranın bir özelliği de gülen yüzlere programlanmış olması. Gülen birini görünce peş peşe resimleri kaydediyor. Anlayacağınız biz güldük, kamera da bebekten önce bizi çekti...

Keşke yaşam da böyle olsa! Hep gülen yüzler görsek. Acılar, sıkıntılar,üzüntüler yok olup gitse...


20 Aralık 2008 Cumartesi

BAĞDAT CADDESİ



Sizi bilmem ama Bağdat Caddesi diyince benim aklıma hep zengin, sorumsuz gençlerin çılgınca yaptığı araba yarışları geliyordu bugüne değin... Bir de bu yarışlar nedeniyle kaza kurbanı(!) olan başka insanlar...

Şimdi , Bağdat Caddesinde, kızımla ağır ağır yürüyoruz her gün. Caddenin bir başka yüzüyle tanıştım bu sayede. Gecesini pek bilmiyorum, ama gündüzü çoğunlukla bayanların denetiminde... Hangi kafeye baksak bayanlar var; süslü, bakımlı bayanlar...

Sanırım baylar çalışıyor; bayanlar keyfini çıkarıyor. Evde yardımcılar da varsa kadınlar için gerçekten tatlı hayat...

Hem bebek bakarım, hem kariyer yaparım, hem de evimin her işini ben yaparım diyen kadınlardan ne kadar uzaklar... Hangisi daha akıllı ben bilemedim doğrusu... Ama yüzlerindeki çizgilerde hiç bir gerginlik göremedim. Hayatlarından memnun, kahvelerini yudumluyorlar arkadaş sohbetleri arasında. Bir kısmı da sevimli köpeklerini gezdiriyor cadde boyunca...

Biz de kızımla Kahve Dünyası denen yerde aralarına karıştık, tıklım tıklım doluydu. Ünlü sakızlı Türk kahvesinden içtim. Fiyatı dışında, fazla bir fark göremedim normal Türk kahvesinden. Hiç içmedinizse bir kez denemekte yarar var. İkincisi size kalmış. Ben sade Türk kahvesini yeğlerim bundan sonra...

Bugün yürümedik, doktora gittik. Yağmur Bebek bu hafta gelebilir, bekleyeceğiz dedi doktorumuz.

Havada kar sesi var, bebek doğacağı gün yağmasın diye dua ediyorum içimden. Kaç gündür ne kadar da güzeldi...

19 Aralık 2008 Cuma

BİZ BULUŞTUK




Sevgili Parpali'yle buluşmamızı anlatmaya geçmeden önce bir İstanbul manzarası göndermek istedim. Kime mi? Tüm deniz sevenlere... Başka? İstanbul sevdalılarına... Ve "Ahh şimdi İstanbul'da olmak vardı!.." diye özlem içinde olanlara... Umarım beğenirsiniz?





Efendim Parpali ile Bostancı'da karalaştırdığımız yerde saat 21.00'de buluşacaktık. Sevgili Parpali dayanamamış, kursundan erken çıkmış.
Ben: "Dersten kaçtın mı Parpali?" diyorum.
O : "Erken ayrıldım, öğretmenim!" diyor.

Parpali tlf. ettiğinde henüz hazırlanmamıştım. Çabucak giyindim, anne ve karnındaki bebişi de peşimden sürükleyerek buluşma noktasına yöneldik. Büyük bir caddenin karşı kaldırımında uzaktan onu fark ettim. El salladım, el salladı... Buluştuk!





Parpali beklediğimden gençti, ancak yaşına göre çok da olgundu... Güzel mi güzel, tatlı mı tatlı bir insan! Düşünüyorum, onu yaşantımda nereye koyabilirim? Kızım diyemiyorum, arkadaşım da...
Sanırım ikisinin arasında bir yere geldi kuruldu yüreğimde. Sevdim onu, dersem siz anlarsınız zaten değil mi?

Parpali'ye çiçek almayı planlamıştım. Evden aceleyle çıkınca onu bile yapamadım. Oysa o güzel yürek beni hem çok mutlu , hem de biraz mahçu
p etti!

Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın bir şiir kitabını almış benim için Sevgili Parpali. Elimizdeki kitap o, sevgili okur!





İşte Parpali'nin armağanı, siz de görün istedim. Ve kapağını açıyorum. Onun güzel yazısıyla güzel yüreği bir kez daha karşıma çıkıyor:

"Bu puslu İstanbul akşamına şiirin beyaz sayfaları hatıra olsun istedim."
Parpali
18.12.2008

"Yüreğim kanatlanıp uçacak!" Başka nasıl anlatacağımı bilemiyorum bu duygumu...



Fotoğrafta gördükleriniz Doğu Karadenizin bağrından kopup gelmiş kiviler... Buraya Sevgili Parpali'nin çantasından düşmüş efendim... Buyurun, siz de tadın.

Fındık üreticisinin yeni alternatifi olma yolunda... Benden uyarması!




Bunlar da kivinin tehdidi altındaki Parpali fındıkları, kırılmayı bekliyor.
Yetkililer fındık üreticisinin emeğinin karşılığını vermezse sanırım fındık yerine kivi yiyeceğiz. Tabi yerseniz!



Şairler, "Bekleyenim olsa da razıyım kavuşmasam!" deseler de kavuşmak güzel sevgili okur. Dilerim her gönül sevdiğiyle tez zamanda buluşsun, herkesin kavuşacağı yürekler olsun...

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...