4 Şubat 2009 Çarşamba
MEDİKAL PARK HASTANE Mİ?
Ara ara ağrıyan dişim 29 Ocak 2009 Perşembe günü dayanılmaz bir hal alınca diş doktoruna gitmeye karar verdim. Saat 19.00-19.30 sıraları olduğu için internetten uygun hastane ararken Medical Park Hastanesine rastladım. Daha önce gelip geçerken de gözüme çarpıyordu kocaman yazısı. Baktık diş kliniği de varmış ve telofon ettiğimizde 24 saat hizmet verdiklerini öğrenince 'ohh nihayet kurtulacağım!' diye düşünüp sevinmiştim.
Sevinmiştim, ama sevincim kursağımda kaldı. Göztepe'deki hastanenin diş bölümüne gittik damadımla. Hemen girişteki bölümde suratsız mı suratsız gençten bir adam oturuyordu. Yaklaştık, biraz bekledik. Adamın tındığı yok! Diş için gelmiştik, diyince yüzümüze bakmadan :
"Muayene ücreti 25; film çekilirse 50 daha alıyoruz(!) dedi sert sert.
" Emekli sandığıyla anlaşmanız var mı ?" dedim.
Kısa ve net :
"Yok!" dedi, aynı sertlikle...
Bu arada ben her şeye razıyım, yeter ki dayanılmaz bu ağrıdan kurtulayım.
"Getir ben çekeyim." dese olur diyeceğim bu sevimsiz adama... Anlayın halimi!
"İçeri geçin!" diye buyurunca gösterdiği odaya girdik. Genç bir bayan doktor(ya da öğrenci ,hemşire de olabilir) geldi, dişçi koltuğuna oturmamı söyledi. Ardından da "Neyiniz var?" sorusunu yöneltti. Ağrıyı tanımlamamı istedi. Ben de çok şiddetli olduğunu, sağ üst köşedeki dişimin ağrıdığını, başıma ve kulağıma da ağrının vurduğunu anlattım acınası halimle. Doktor ne dese beğenirsiniz?
"Hiç böyle ağrı duymamıştım. Sizi filme göndereceğim!"
"Gönder gönder, yeter ki ağrım biraz dinsin!" modundayım ben. Zaten girişte bunun kaçınılmaz olduğunu sinirli, garip görevli bize hissettirmişti. Hazırdık yani.
Bir üst kata çıktık. Beni bir odaya aldı oradaki görevli. Üstüme kurşun geçirmez olduğunu söylediği bir gömlek giydirdi. Çenemi aletin uygun yerine yerleştirdi ve odadan çıktı. Alet etrafımda dönerek dişlerimin filmini çekti. İyi oldu bu, diye düşünürken görevli içeri girdi. Filmi alarak aşağı indik. Aynı bayanın yanına gittik:
"Sizi uzmana yönlendireceğim!" dedi.
"Peki." dedim.
"Ama bu saatte uzman olmaz!" dedi.
"Ne zaman olur?" dedim.
"Cumartesi 16.00'da dedi.
Ve başka hiçbir şey yapılmadan döndük eve geldik. Ağrı, aynı ağrı. Gitmeden aralıklı iki parol içmiştim, bu kez, evde iyi ki varmış, apranaks içtim de biraz rahatladım...
Cumartesi günü saat 16.00'da tekrar gittik hastaneye.
"Uzman sizi bekliyor!" dediler. Uzmanın odasına gidince, biraz hayal kırıklığı olmadı değil, ama içimden: "Akıl yaşta değil, baştadır" atasözünün geçmesine ses çıkarmadım da devamına izin vermedim (Aklı başa yaş getirir!)...
Neyse çok genç uzmana da ağrıyı anlattım istek üzerine. Sağ üst çenede 17. diş olabilir dedi. Kanal tedavisi 500, diş eti tedavisi 800 lira, uzun bir tedavi dedikten sonra uzun uzun; kalpten, böbreklerden, ciğerlerden ve sigaradan bahsetti de dişten bir daha sözetmedi.
"Öğrencim olsaydı, konu dışına çıktığı için, benden zayıf not alırdı kompozisyondan. Ama öğrencim değildi ve diş hariç her konuda benim kadar bilgisi vardı. Hastaneden dişimle ilgili film çekmek dışında hiçbir şey yapılmadan çıktık. Eve gelince bir apranaks daha içtim. Parası olan herkes her hastaneye gidebilir, tezimi güçlendirmiş oldum. Parası olmayanlar için yapacak pek bir şey yoktu zaten. Parası olanlar da müşteriydi ticarethane, pardon hastahane için...
Bense bu konuda nereye başvurabilirim arayışı içindeyim hala. Önerilere sonuna kadar açık, bekliyorum. Sizin hiç dişiniz ağrımadı mı?
2 Şubat 2009 Pazartesi
BİR GÜN ÖDER HESABI (Yediden Yetmiş Yediye Yaz Dostum-MİMİ)
Sevgili arkadaşım beni mimlemiş, çok teşekkür ederim. Ancak hem onun yazısını hen de Günceran'ın yazısını okuyunca, bu konuda ne yazarsam yazayım, onlarınki kadar güzel olamaz, duygusuna kapıldım. O nedenle de kısa yazacağım...
Barış Manço'yu ilk kez bir kartpostalda görmüştüm. Upuzun saçları ve elindeki gitarI dikkatimi çekmişti. Ve caddenin ortasında oturuyordu. Barış Manço ve Kurtalan Ekspres yazıyordu yanılmıyorsam kartın üstünde... Ben ilk gençlik yıllarımı yaşıyordum o sıralar... Ve " Dağlar Dağlar" dilimize düşmüştü:
"Dağlar dağlar yol ver geçem; sevdiğimi son kez olsun yakından görem!"
Kimbilir o sıralar neler çağrıştırıyordu bu şarkı benim yaştakilere!
Sonra "Adam Olacak Çocuk" lu yıllar... Her pazar ailecek televizyonun karşısında oturmalarımız, küçük kızımın: " Ben de, ben de katılmak istiyorum!" tutturmaları ve yazdığımız başvuru mektuplarının yanıtsız kalışı. Her hafta, belki bu sefer, bekleyişlerinin hüsranla sunuçlanışı! Küçük kızımıza çaresizce bahaneler uyduruşumuz! Binlerce ailenin yaptığı gibi...
"Sen gülünce güller açar gülpembe..."
"Domates biber patlıcan..."
"Arkadaşım eşek..."
"Bugün bayram,erken kalkın çocuklar..."
"Kol düğmeleri..."
Ve diğerleri ... Hepsi o dönemde zevkle dinlediğimiz, çocuklarımızın sevdiği şarkıları...
Ancak bugün düşündüğümde benim için en önemli şarkısı:
"Sarı çizmeli Memed Ağa bir gün öder hesabı. Yaz dostum..."
Ne dersiniz? Sarı çizmeli, ya da çizmesiz tüm ağalar bir gün öder mi hesabı?
Barış Manço'ya saygılarımla. Unutmadık, unutamadık, unutmayacağız... Eserleriyle yaşayacak tüm gerçek sanatçılar gibi...
Şimdi kimleri mimlesem acaba?
En iyisi "Yediden yetmiş yediye " herkesi mimlemek istiyorum.
Barış Manço sizin için ne ifade ediyor ?
Lütfen yaz dostum...
31 Ocak 2009 Cumartesi
NESİN SEN ?
Nesin sen?
Padişah mı?
Velev ki padişah olduğunu sanıyorsun!
Velev ki padişah olduğunu sanıyorsun!
Padişahların bile danıştıkları birileri vardı. Hocalarını can kulağıyla dinlerlerdi hiç olmazsa...
Kaldı ki : "Bu devirde kimse şah değil, padişah değil!"
Sevgili Aziz Nesin,
"Nesin" soyadını alırken durup düşünmek istediğini söylemişti.
Bence o, ne olduğunu çok iyi biliyordu.
Gerek yoktu buna.
Aziz Nesin
Bugünküleri görebilseydi ne derdi acaba?
Bazıları ne olduğunu bilmiyor, bilenleri de dinlemiyor...
Nesin sen diyenlere:
Kaldı ki : "Bu devirde kimse şah değil, padişah değil!"
Sevgili Aziz Nesin,
"Nesin" soyadını alırken durup düşünmek istediğini söylemişti.
Bence o, ne olduğunu çok iyi biliyordu.
Gerek yoktu buna.
Aziz Nesin
Bugünküleri görebilseydi ne derdi acaba?
Bazıları ne olduğunu bilmiyor, bilenleri de dinlemiyor...
Nesin sen diyenlere:
"Hem kel, hem fodulum!" diyor.
27 Ocak 2009 Salı
24 OCAK 2009
24 Ocak'ta ilk kez Uğur Mumcu'yla ilgili bir programa katılmadım. Kaç yıl geçti aradan? Susturamayacaksınız diye diye suskun topluma dönüşüverdik. Unuttuk mu? Hayır, bu mümkün mü? Hatta bugün her zamankinden daha çok gereksinim duyuyoruz ona...
O, olsaydı çözerdi, araştırırdı, bulurdu... Bulmuştu da pek çok şeyi... Onun için öldürülmedi mi? Aydınlıktan korkanlar bulanık sularda akıllarınca balık avladıklarını sanıyorlar. Bağıra bağıra çözüyoruz, derken aslında yaptıkları çözümsüzlük üretmek midir nedir? Çünkü nasıl bir çalışmaysa öyle çözdükçe dolanıyor! Sonunda ayaklarına dolanacak da soluğu ABD'de alacaklar gibi geliyor bana. Hem de daha önceki denemeyi yapan gibi kimlik bilgilerini de yok ederek. Kimliksiz, kişiliksiz yaşamak bazılarına çok yakışıyor!..
Neyse "Katiller bulunsun, hesap sorulsun!" diyerek sevgili Uğur Mumcu'yu bu yıl da böyle anarak noktalayayım bu konuyu...
***
Cumartesi günü saat 15'te evden çıkabildik. Kahvaltı, bebişin banyosu, şu bu derken zaman su gibi akıyor. Ne zaman sabah ne zaman akşam anlayamadan günler geçiyor. Neredeyse bir aylık oluverecek Yağmur kızımız. Dünyanın tadı, tuzu ,her şeyi... Önce o, diğer her şey sonraya kalıyor. Anlatılmaz mutluluk kaynağı...
Cumartesi günü küçük kızımız anne-babasına güzel bir İstanbul yaşattı. Küçük aileyi baş başa bırakıp evden çıktık. Önce bizi Küçük Çamlıca'ya götürdü. Gitmeyenler için önerebilirim. Özellikle çocuklu ailelere...
Hava kış olmasına rağmen çok güzeldi. Yemyeşil her taraf, çiçekler içinde... Karşıda adalar, deniz gözlerinize bayram yaptırıyor. Tertemiz bir hava...
Recaizade Mahmut Ekrem'in Araba Sevdası romanınındaki Bihruz Bey geldi aklıma nedense. O, Çamlıca'ya gezmek, görmek için değil de görünmek için gidiyormuş; arabasıyla hava atıyormuş bir mirasyedi olarak... Biz sadece görmek için gittik. Ama küçük kızımın arabasıyla, onun şoförlüğünde gezmek bana en az Bihruz Bey kadar büyük keyif verdi! Bunu da itiraf etmeliyim değil mi?
Sonra karşıya geçtik FSM köprüsünden, Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneğine (BÜMED) götürdü bizi küçük kızımız... Güzel bir akşam yemeği yedik birlikte. "Gündoğarken" çıkacaktı geç saatte , fakat zamanımız azdı, aklımız bebişteydi, bekleyemedik.
Ve kocaman bir İstanbul turu attırdı bize... Güzel bir mola oldu bu... Boğaziçi köprüsünden geçerek evimize döndük...
23 Ocak 2009 Cuma
TEPEDEN BAKMAK
Çok şaşırdım biliyor musunuz? Bugün karne günüymüş. Öğrenciler karnelerini alıyormuş, öğretmenler yarı yıl tatiline çıkıyormuş! Ve ben mesleğine aşık öğretmen, bunu TV'den öğrendim bugün! İyi mi?
Eee herkese tepeden bakınca böyle oluyormuş. Bir yıl olmadan her şeyi unutuvermişim.
Tepeden bakmak! Ne itici değil mi? Şakası bile güzel değil... Benimkisi gerçek anlamında tepeden bakmak. Yedinci katın balkonundan izliyorum İstanbul'u uzun zamandır...
En çok öğrencileri görüyorum her gün. Ve anne babalar... Çeşit çeşit insanlar...
Kimisi, özellikle anneler, tüm yükü kendileri taşıyor. Çocuğun kocaman okul çantası, beslenme çantası, ödev çantası bir de annenin kendi çantası yalpalaya yalpalaya yürüyorlar birlikte. Hiç olmazsa beslenme çantasını çocuğa taşıtsa diye düşünüyorum. Bazı babalar bunu yapıyor. Bazılarındaysa tam tersi. Yalpalayarak yürüyen bir çocuk, yanında rahat rahat yürüyen bir büyük...
Bir yaşlı amca görüyorum tepeden bakarken. 60-65 Yaşlarında görünüyor buradan bakınca. O da su taşıyor çekerek taşıdığı bir araç yardımıyla...
Bir de çöp karıştırıcıları var. En çok onlara acıyorum. Büyükler neyse de bazan çocuklar da geliyor çöp kutularının başına. Sanırım şişe,mukavva kutu, naylon poşetleri seçiyorlar. Seçtiklerini sürükleyerek taşıdıkları büyük bir çöp kutusunun içine atıyorlar. Çöp kutularının kenarlarını hasır benzeri bir şeyle kaplamışlar. Dışardan içi görünmesin diye. Artık şişe vb. ayrı bir poşet içinde toplayıp kapıcıya öyle veriyorum. Bu kadarcık katkım olsun çocuklara. Alanya'da ne güzeldi. Apartmanların kapısında özel olarak bu iş için çöp bidonları konmuştu belediye tarafından. İstanbul'da var mı böyle bir uygulama bilmiyorum. Ben rastlamadım...
Şimdilik bu kadar. Yağmur'un sesi gel gel diyor...
21 Ocak 2009 Çarşamba
ARAYAN BULUR
"Bir adam vardı. Suyu arıyordu. Toprağı üç kulaç, beş kulaç kazdı. Suyu bulamadı.
On kulaç, on beş kulaç kazdı. Gene suyu bulamadı.
Sonra yerin derinliklerinde kara kaya tabakalarına rastladı. Yeise düştü, gücü sona erdi ve suyu bulmaktan ümidini kesti.
Fakat bir ses ona:
' Daha derinlere in, daha derinlere! ' dedi.
Daha derinlere indi ve suyu buldu..."
Rama Krişma
Yeter ki
Nerede arayacağınızı bilin!
Nasıl arayacağınızı bilin!
Ve
Umudunuzu yitirmeyin...
Neyse aradığınız,
Bulacaksınız aradığınızı
ARAYAN BULUR
19 Ocak 2009 Pazartesi
GALENİ-PARPALİ-LALE

Üç güzel insan... Çoğu dost bildiklerimizden daha dost... Daha gerçek, daha yakın...
Onları blogum sayesinde sanal alemde tanıdım.
Parpali'yle buluşmuştuk bir kez, ikincisini cumartesi günü gerçekleştirdik. Yağmur Bebek'le annesinin karnındayken tanışmıştı ilkinde. İkinci gelişinde evimizde canlı canlı kucaklaştılar... Kırk yıllık dostlarım kadar değerli benim için. Seni seviyorum Parpali...
Galeni... Onu hiç görmedim. Yazılarını okudum, yazılarımı okudu. Sevdik birbirimizi, inanılır gibi değil; ama sevdim ben onu. Oğlum olmayı teklif etti, ben de severek kabul ettim. Ama bunu beklemiyordum doğrusu. Sen sanal ortamda tanıdığın bir insanın torununa hediye al! Olacak iş mi bu? Ama oldu işte... O güzel yürek bunu düşünmüş, Parpali gibi dünya tatlısı bir insanın yardımıyla dünyanın en güzel battaniyesini göndermiş...
Yağmur Bebek, geceyi Parpali Ablasının getirdiği tulumu giyerek, Galeni Dayısının battaniyesinde ısınarak geçirdi. Resimde gördüğünüz battaniye işte o battaniye Sevgili Galeni... İkinize de çok teşekkür ederim. Beni çok mutlu ettiniz, dilerim siz de çok mutlu olursunuz sevdiklerinizle...
Lale... Bir güzel insan daha... O da gelecekti, ama üşütmüş biraz. Normal zaman olsa gelirdi biliyorum, öyle üşütmelere pabuç bırakacak biri değil yazılarından tanıdığım kadarıyla. Ama söz konusu bebek olunca durmuş. Ne güzel, ne ince bir duruş... Sevgili Lale, çok teşekkür ederim, düşünmüş olman öyle anlamlı ki... Eşinle, kızlarınla,dostlarınla hep mutlu ol ve yaz ki okuyanlar da mutlansın. Sevgiler sana da gitsin...
Ve diğer dostlarım... Gerek kendi blogunda sevincimi paylaşanlar, gerekse yorumlarıyla dostluklarını kanıtlayanlar, sessiz sedasız gelip okuyanlar şimdi hepinize bir sorum var:
Bu kadar dost, bu kadar insan yürek varken insanlıktan umut kesilir mi?
Kötülerin sesi çok çıkıyor. Televizyoncular, haberciler sese koşuyor. Boş tenekeler çok ses çıkarıyor diye bu güzel insanları görmeyecek miyiz? Bence tüm haberciler biraz da bloglara göz atsınlar, buradaki güzellikleri yansıtsınlar topluma. Bir gün hiç olmazsa bir gün bloglardan yansıyan yüreklerle tanıştırsınlar insanları.
Türkiye kanlı katillerle yatıp kalkmaktan bıktı usandı. Eğer hala dayanıyorsa, hala ayaktaysa bu güzel insanlarımızın sayesindedir.Sayıları sandığımızdan da çok, her yerde varlar. Sadece bloglarda değil... Yeter ki görelim, sessizlikleri asaletlerindendir, biraz dikkat lütfen, biraz özen...
Ben insanlardan da insanlıktan da ulusumuzdan da umudumu yitirmedim henüz. Bana bu duyguları yaşatan herkese yürek dolusu sevgiler, saygılar...
18 Ocak 2009 Pazar
HABERİN VAR MI?
İÇERDE
Haberin var mı taş duvar?
Demir kapı, kör pencere.
Yastığım, ranzam, zincirim.
Uğruna ölümlere gidip geldiğim
Zulamdaki mahzun resim,
Haberin var mı?
Görüşmecim, yeşil soğan göndermiş.
Karanfil kokuyor cigaram
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin...
ahmed arif
Haberin var mı taş duvar?
Demir kapı, kör pencere.
Yastığım, ranzam, zincirim.
Uğruna ölümlere gidip geldiğim
Zulamdaki mahzun resim,
Haberin var mı?
Görüşmecim, yeşil soğan göndermiş.
Karanfil kokuyor cigaram
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin...
ahmed arif
"Dağlarına bahar gelmiş memleketimin..." Evet, toz duman içindeki ülke haberlerini izlemekten bunaldığım bir sırada bugün ben bunu hissettim:
"Dağlarına bahar gelmiş memleketimin..."
Haberin var mı?
Bugün Sevgili Parpali (Tülay) bize geldi...
Bahar getirdi,
Mutluluk getirdi,
Dostluk getirdi,
Yağmur'a birbirinden güzel üç giysi getirdi...
Bu kadar mı?
Yetmez mi?
Yeterdi,
Gelmesi
Yeter de artardı bile...
Ama
Haberin var mı?
Zulamdaki mahzun resim,
Haberin var mı?
Bu kadar da değil!
Taaaa Rize'den GALENİ dayısı da güzel mi güzel bir battaniye göndermiş Yağmur'uma...
Şimdi siz olsanız ne hissedersiniz?
Sözcükler boğazınızda düğümlenmez mi?
Benim öyle oldu.
Konuşmak, yazmak anlatmak istiyorum.
Olmuyor!
Sadece hissediyorum.
Umutlanıyorum...
"Dağlarına bahar gelmiş memleketimin...
Haberin var mı?
Haberin var mı?
Bugün Sevgili Parpali (Tülay) bize geldi...
Bahar getirdi,
Mutluluk getirdi,
Dostluk getirdi,
Yağmur'a birbirinden güzel üç giysi getirdi...
Bu kadar mı?
Yetmez mi?
Yeterdi,
Gelmesi
Yeter de artardı bile...
Ama
Haberin var mı?
Zulamdaki mahzun resim,
Haberin var mı?
Bu kadar da değil!
Taaaa Rize'den GALENİ dayısı da güzel mi güzel bir battaniye göndermiş Yağmur'uma...
Şimdi siz olsanız ne hissedersiniz?
Sözcükler boğazınızda düğümlenmez mi?
Benim öyle oldu.
Konuşmak, yazmak anlatmak istiyorum.
Olmuyor!
Sadece hissediyorum.
Umutlanıyorum...
"Dağlarına bahar gelmiş memleketimin...
Haberin var mı?
15 Ocak 2009 Perşembe
SEVGİ BÜTÜN
Yağmur'dan sonraki hayatım:
Uyku,
Yarım yamalak.
Yemek,
Yarım yamalak.
Okumak,
Yarım yamalak.
Dinlenmek,
Yarım yamalak.
Blog,
Yarım yamalak.
Her şeyden biraz
Her şey yarım yamalak.
SEVGİ
Sevgi bütün
Yürek bütün
SÖZÜ MÜ OLUR YARIM TUTKULARIN?
Yarım yamalak.
Yemek,
Yarım yamalak.
Okumak,
Yarım yamalak.
Dinlenmek,
Yarım yamalak.
Blog,
Yarım yamalak.
Her şeyden biraz
Her şey yarım yamalak.
SEVGİ
Sevgi bütün
Yürek bütün
SÖZÜ MÜ OLUR YARIM TUTKULARIN?
13 Ocak 2009 Salı
YANARIM YANARIM
Bir büyük dava...
İçinde Susurluk var!
Kanlı katiller var!
Adi suçlular var!
Toplumda saygınlık kazanmış insanlarımız var!
Atatürkçüler var!
Hükümete karşı olanlar var!
Suçlular var!
Suçsuzlar var!
Ve
Bu kadar büyük
Bu kadar karmaşık
Bir davaya
Üç savcı mı bakıyor?
Neden?
Neden birkaç savcı daha görevlendirilmez ki?
Çabuk sonuçlandırılması isteniyorsa
Bu olamaz mı?
Bence ACİLEN sonuç alınmalıdır!
Hukuka güven için,
Topluma huzur için,
Suçsuz yere içerde tutulanlar için
Davanın selameti için,
Sonuca gidilmeli,
Bitirilmeli, hemen bitirilmeli, çabuk bitirilmeli...
Pardon diyeceğiniz insanlar için,
Yapılmalı gerekenler neyse...
Yanarım, yanarım!
Pardon diyeceklerinize...
Suçsuz yere hapislerde çürüteceklerinize...
Atatürk Türkiyesinden yana olmaktan başka suçu olmayanlara...
Gerçek Atatürkçülere...
Yanarım.
Yoksa:
"İnanın Mustafa Kemaller Tükenmez!"
İçinde Susurluk var!
Kanlı katiller var!
Adi suçlular var!
Toplumda saygınlık kazanmış insanlarımız var!
Atatürkçüler var!
Hükümete karşı olanlar var!
Suçlular var!
Suçsuzlar var!
Ve
Bu kadar büyük
Bu kadar karmaşık
Bir davaya
Üç savcı mı bakıyor?
Neden?
Neden birkaç savcı daha görevlendirilmez ki?
Çabuk sonuçlandırılması isteniyorsa
Bu olamaz mı?
Bence ACİLEN sonuç alınmalıdır!
Hukuka güven için,
Topluma huzur için,
Suçsuz yere içerde tutulanlar için
Davanın selameti için,
Sonuca gidilmeli,
Bitirilmeli, hemen bitirilmeli, çabuk bitirilmeli...
Pardon diyeceğiniz insanlar için,
Yapılmalı gerekenler neyse...
Yanarım, yanarım!
Pardon diyeceklerinize...
Suçsuz yere hapislerde çürüteceklerinize...
Atatürk Türkiyesinden yana olmaktan başka suçu olmayanlara...
Gerçek Atatürkçülere...
Yanarım.
Yoksa:
"İnanın Mustafa Kemaller Tükenmez!"
11 Ocak 2009 Pazar
GENÇ ANNE-BABALARA ARMAĞANIM OLSUN
NİNNİLER Yağmur Yağar Sere Serpe |
| Yağmur Yağar Sere Serpe Kulağında Elmas Küpe Uyuturum Kızımı Koka Öpe E…… E…… Ninni Ninni Benim Nazlı Kızım Sana Ninni Yağmur Yağar Lüle Lüle Oğlum Gelir Güle Güle Ter Bıyığını Sile Sile E…. E…. Ninni Ninni Benim Güzel Oğlum Sana Ninni |
| Uyusun Da Büyüsün |
Uyusun Da Büyüsün Ninni Tıpış Tıpış Yürüsün Ninni E…. E….. Uyu Yavrum Ninni Dandini Dandini Danalı Bebek Elleri Kolları Kınalı Bebek E…… E….. Uyu Yavrum Ninni |
| Dandini dandini danalı bebek-1 |
| Dandini dandini danalı bebek Elleri kolları kınalı bebek Benim de yavrum cicili bebek Uyusun da büyüsün ninni... Dandini dandini dastana Danalar girmiş bostana Kov bostancı danayı Yemesin lahanayı... Lahanayı yemez kökünü yer Benim de kuzum lokum yer Uyusun da büyüsün ninni Tıpış tıpış yürüsün ninni... |
Hu hu hu kuşu |
| Hu hu hu kuşu Ben çıkmadım yokuşu Yokuş bülbül yuvası Mmamalar pişirir hanım ninesi Yavrum yesin büyüsün Hem büyüsün hem yürüsün Mini mini yavruma Küçücük yavruma hu ninni Hu hu hu kuşu Derenin tepenin baykuşu Enginlerde yuvası Mamalar getirir babasi Yavrum yesin büyüsün Hem büyüsün hem yürüsün Mini mini yavruma ninni Küçücük yavruma ninni Hu, huu, huuu kusu Men çıkamam yokuşu Çalılıklar yuvası mama getirir bebeğimin babası E e, eeeeeeeeeeeeeeee, e Ninni benim yavruma ninni Huu huu Dervişler bir gelini almışlar Kürklerine sarmışlar Opüyüp kokuyum derken Devrik dingile kalmışlar E e, eeeeeeeeeeeeeeee, e Ninni benim yavruma ninni |
BEBEĞİM
Bebeğim kocaman, onu tutamam.
Ninniler söylerim, hiç uyutamam.
Oynayıp gülüyor, bizi süzüyor.
Mamasını yemiyor, beni üzüyor.
Evcilik oynarken bana eş olur.
Hem anne hem baba hem kardeş olur.
Oynayıp gülüyor, bizi süzüyor.
Mamasını yemiyor, beni üzüyor.
NİNNİ
Çocuğum geceler yatağın
Çağırır bir ninniye vücudunu
Bu sesler gecelere
Sanki bir ninni söyler
Gece ninni gibi dinler
Uyusun da büyüsün ninni.
Çocuğum geceler yatağın
Çağırır bir ninniye vücudunu
Bu sesler gecelere
Sanki bir ninni söyler
Gece ninni gibi dinler
Uyusun da büyüsün ninni.
NİNNİLER
Ninnilerin benim olsun
Uykularım senin olsun
Akan sular ömrün olsun
Ninni yavrum, kuzum ninni
Ninnilerin benim olsun
Uykularım senin olsun
Akan sular ömrün olsun
Ninni yavrum, kuzum ninni
NİNNİ
Hey develer develer
Peynirlidir pideler
Yedi yedi dedeler
Hani bize dediler
Oğluma uyku verdiler.
Hey develer develer
Peynirlidir pideler
Yedi yedi dedeler
Hani bize dediler
Oğluma uyku verdiler.
NİNNİ
Gökte yıldız oynuyor
Gözüm yavruma doymuyor
Ellerde yavruma doymuyor
Ellerde yavru çok amma
Benim yavrum uyumuyor
Ninni, ninni bebeğim ninni
Gökte yıldız oynuyor
Gözüm yavruma doymuyor
Ellerde yavruma doymuyor
Ellerde yavru çok amma
Benim yavrum uyumuyor
Ninni, ninni bebeğim ninni
NİNNİ
Derin gölde biter kamış
Uzar gider vermez yemiş
Benim oğlum safi gümüş
Kuzum nenni yavrum nenni
Derin gölde biter kamış
Uzar gider vermez yemiş
Benim oğlum safi gümüş
Kuzum nenni yavrum nenni
E E ESİNE
Yavrum gitti teyzesine
Teyzesi çok kibar hanım
Altın koymuş çevresine
Uyusun da büyüsün ninni,
Tıpış tıpış yürüsün ninni
Yavrum gitti teyzesine
Teyzesi çok kibar hanım
Altın koymuş çevresine
Uyusun da büyüsün ninni,
Tıpış tıpış yürüsün ninni
NİNNİ
Dandin dandin danadan
Doğmuş bebek anadan
Böyle güzel doğar mı?
Öyle çirkin anadan.
Dandin dandin danadan
Doğmuş bebek anadan
Böyle güzel doğar mı?
Öyle çirkin anadan.
NİNNİ
Al babası al babası
Yağlığımı sar babası
Oğlun mektebe hazırla
Kitap al da sal babası
Al babası al babası
Yağlığımı sar babası
Oğlun mektebe hazırla
Kitap al da sal babası
NİNNİ
Minik minik kolları,
Düşmüş iki yanına,
Başı düşmüş yastığa,
Uyuyor mışıl mışıl,
E bebeğim ee ee ee
E bebeğim ee ee ee
Düşmüş iki yanına,
Başı düşmüş yastığa,
Uyuyor mışıl mışıl,
E bebeğim ee ee ee
E bebeğim ee ee ee
NİNNİ
Kavak gibi boylanasın ninni
Söğüt gibi dallanasın ninni
Kazanılmış mal yiyesin ninni
Ninni benim yavrum ninni
NİNNİ
Karga seni tutarım
Kanadını yolarım
Yelpazeler yaparım
Hanımlara satarım.
Uyuyacak yavrum ninni
Büyüyecek yavrum ninni
Ninni benim yavruma ninni
Karga seni tutarım
Kanadını yolarım
Yelpazeler yaparım
Hanımlara satarım.
Uyuyacak yavrum ninni
Büyüyecek yavrum ninni
Ninni benim yavruma ninni
NİNNİ
Tilki duymasın ninni
Tilki duyarsa yavrum
Hem seni yer hem beni
Ninni yavrum ninni
Tilki duymasın ninni
Tilki duyarsa yavrum
Hem seni yer hem beni
Ninni yavrum ninni
NİNNİ
Ninni ninni ninnice
Akşam baban gelince
Hani yavrum deyince
Seni önüne koyunca
Öpüp garnı doyunca
Ninni yavrum ninni
Ninni ninni hu ninni
Ninni ninni ninnice
Akşam baban gelince
Hani yavrum deyince
Seni önüne koyunca
Öpüp garnı doyunca
Ninni yavrum ninni
Ninni ninni hu ninni
NİNNİ
Yola giden yolcu baba
Bizde giyerik aba
Osmancıkta Koyun baba
O da sana himmet versin
Allah sana ömür versin ninni
Yola giden yolcu baba
Bizde giyerik aba
Osmancıkta Koyun baba
O da sana himmet versin
Allah sana ömür versin ninni
NİNNİ
Ninni de ninni demekten
Ben kesildim yemekten
Hastayım annem yürekten
Doktor gelsin frekten
Ninni benim yavruma ninni
Ninni benim kuzuma ninni
Ninni de ninni demekten
Ben kesildim yemekten
Hastayım annem yürekten
Doktor gelsin frekten
Ninni benim yavruma ninni
Ninni benim kuzuma ninni
NİNNİ YAVRUM NİNNİ
Ninni çaldım beşiğine
Devlet konsun eşiğine
Düşman ölsün keşiğine (sırasına)
Ninni yavrum ninni
Devlet konsun eşiğine
Düşman ölsün keşiğine (sırasına)
Ninni yavrum ninni
NİNNİ
Asmaya kurdum salıncak
Eline de verdim oyuncak
Yine de uyumadı gitti
Şu küçücük yumurcak.
Eline de verdim oyuncak
Yine de uyumadı gitti
Şu küçücük yumurcak.
NİNNİ
Dandini dandini danalı bebek
Elleri kolları kınalı bebek
Benim de yavrum cicili bebek
Uyusun da büyüsün ninni...
Dandini dandini danalı bebek
Elleri kolları kınalı bebek
Benim de yavrum cicili bebek
Uyusun da büyüsün ninni...
Dandini dandini dastana
Danalar girmiş bostana
Kov bostancı danayı
Yemesin lahanayı...
Danalar girmiş bostana
Kov bostancı danayı
Yemesin lahanayı...
Lahanayı yemez kokunu yer
Benim de kuzum lokum yer
Uyusun da büyüsün ninni
Tıpış tıpış yürüsün ninni
Benim de kuzum lokum yer
Uyusun da büyüsün ninni
Tıpış tıpış yürüsün ninni
Pazarda da kuzu
Yükü de kırmızı
Ananın bir kızı
Uyu kızım ninni
Pazarda da ceviz
Kırarım da karpuz
Nişanlım da yavuz
Uyu kızım ninni
Pazarda da bal var
Nişanlına yalvar
Kız başında şal var
Uyu kızım ninni
Evimizin önü kiraz
Kirazdan aldım biraz
Yine mi öttü ilk horoz
Uyu kızım ninni
Evimizin önü kuyu
Kuyudan alırlar suyu
Küçüksün var daha uyu
Uyu kızım ninni
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
KİMSE YOK MU
"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...
-
ANKETİN SORUSU ŞU: Sizce Türkiye'nin en ÖNEMSİZ sorunu nedir? Seçeneklerden sadece birini tıklayacaksınız. Şimdiden teşekkürler...
-
Eşime sordum: "57" dedi, inanamadım! Şaka yapıyorsun, dedim. Hesapla bak, dedi. Hesapladım, hesapladım işin içinden çıkamadım......
