31 Mart 2009 Salı

DUMANLI DAĞLAR



"Siz söyleyin ey dumanlı dağlar!
Gönlüm neye gizli gizli ağlar?"


Muhsin Yazıcıoğlu'nun cenaze töreni yapılıyor bugün...

Bu güne değin ne Büyük Birlik Partisine ne de Yazıcıoğlu'na yakın oldum. Düşüncelerine de zaman zaman kızdım, eleştirdim.

Sivas Madımak otelindeki aydınlarımızı , insanlık dışı yaratıkların bilerek, isteyerek çıkardıkları yangınla canlı canlı yaktıkları olayla birlikte geldi aklıma bu parti. Kaçmak, canını kurtarmak amacıyla BBP'nin pencerelerinden içeri girmek isteyenlerin engellenmesi, hatta itilmek istenmesi, ölüme terk edilmesi hiç aklımdan çıkmadı.(Basından, TV'lerden öğrendik.)

Ama şimdi Muhsin Yazıcıoğlu'ndan ve Kahramanmaraş'ın Göksun ilçesinde düşen helikopter kazasında ölen ; donarak ölen, zamanında yetişemeyen yardım nedeniyle ölen insanlarımızın anısı karşısında utanıyorum. İnsanlık adına utanıyorum! Üzülüyorum...

Hiç kimse yanarak da , donarak da ölmesin... İki olayda da beklenen yardım gelmedi, gelemedi!..

Madımak, Sivas şehrinin göbeğindeydi, hava sıcak mı sıcaktı, 2 Temmuz'du...
Göksun, dağlar arasındaydı, hava soğuk mu soğuktu, 25 Mart'tı...


Kazada ölenlerin ailelerine, yakınlarına, sevenlerine, partililerine sabır diliyorum. Böyle utançlar yaşamak istemiyoruz toplum olarak. Kurtarmalıydık, kurtarabilmeliydik...


"Siz söyleyin ey dumanlı dağlar!
Gönlüm neye gizli gizli ağlar?"

30 Mart 2009 Pazartesi

AKLIMA İLK GELEN CÜMLELERİ YAZDIM (MİM)



Karşımda bir Türkiye haritası
Uzun uzun bakıyorum...

Üç tarafı deniz,
Denizin kıyıları aydınlık
Aydınlık yayıldı, yayılacak...


Aklıma ilk gelen cümleleri yazmak istiyorum.

Seçim, seçim, seçim
ve
Geçim, geçim, geçim
Diyor iç sesim, dış sesim durmadan.

Hiç aklımdan çıkmıyor ki!..

Bugün seçim, yarın geçim konuşulacak.
Bundan sonra daha zor mu olacak ?
Seçim için ertelenen geçim...

Biraz önce başbakanı dinledim televizyonda.

Sözleri bal, yüzü sirke satıyordu,
Yüzüne mi, sözüne mi inanacağımı bilemedim.


"Ankara Ankara güzel Ankara!"
Işıklar birden söndü baksana
Bilgisayarlar çöktü, anlasana!

"İstanbul'un orta yeri sinema
Garipliğim mahsunluğum duyurmayın anama"
Oğlu Kılıçdar coşmuş,
Durdursana!

"İzmir'in kavakları, dökülür yaprakları"
Bize de gavur diyenler
Toplasın sandıkları!

"Karadır kaşların ferman yazdırır"
Bu oy beni derin derin bezdirir.

Zonguldak Zonguldak vurur yüreğim...

"Yüz karası değil,
Kömür karası!
Böyle kazanılır,
Ekmek parası..."

Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az mı gelecek yine?

Seçip seçip atıyordu çöplüğe...

" Amanı da tatlım benim amanı
Amanı da gül demetim amanı

Şu denizler şu göller
Akarsular akmazsular ülkesinde şu balık
Var da niçin
Tra lal la
Yok da neden
Tra lal lam"

Seçim seçim...

"Mühür mühür üstüne
Bu mühürün aslı ne?
Kim eğitmiş bu toprağı?

Vay benim ekmek ekmek dilenciliğim
Süt kuzusu suçsuzluğum vay benim.

Kilit kilit üstüne
Bu kilidin aslı ne?
Yağma talan korku kuşku!

Masal masal üstüne
Bu masalın aslı ne?
Yetmez mi türkülerim,
Masal benim neyime?

Vay benim düşazması kurtuluşlarım
Yol üstünde yolsuzluğum vay benim...

Mim'in mim'im üstüne
Bu mim'in aslı ne?
Gayyor beni sobelemiş,
Mim'i başım üstüne...

Aklına ilk gelenleri yaz, demiş.

Bugün pazar, 29 Mart
Karşımda Türkiye haritası,
Bakarım bakarım
Denizi görürüm,
Denizlerden yükselen güneş her yere yansısın derim...

Parpali, Rüyayla, pRncfrn, Günceran da
Mim'e katılsın isterim...


26 Mart 2009 Perşembe

BÜYÜK DÜŞÜN TÜRKİYE


Ben düşünemiyorum, oysa ne çok isterdim büyük düşünmeyi, düşünebilmeyi...

İstanbul'da iyiydim. Hem kişisel olarak, hem de toplumsal olarak. Televizyonu pek açmıyorduk. Kendi hayatımızı, kendi mutluluklarımızı yaşıyorduk. İçimden karar vermiştim. Dönünce de haberlerden uzak duracaktım. Deneyimlerimden biliyorum, ülkemizdeki haberler sağlığa zararlı, hele de ruh sağlığına!

Olmadı, tutamadım sözümü yine! Daha otobüste hastalık belirtileri başladı. İstanbul sokaklarını aklıma getirip rahatlamaya çalıştım. Her tarafta kocaman kocaman başbakanın resimleri , "Büyük Düşün Türkiye" uyarıları ve eskimiş, kirlenmiş seçim afişleri dalga dalga üstüme üstüme geliyordu düşüncelerimde! Karşımda da CNN televizyonu, hiç susmadan önce Ergenekon haberleri, ardından Muhsin Yazıcıoğlu'nu taşıyan helikopterin düşüş haberleri...Bin çeşit farklı haber! Öldü, yok ölmedi yaralı, ulaşıldı, az kaldı, Kayseri Valisi nefes alıyor, yola çıktı dedi. O dedi, bu dedi, ne dedi, uydur uydur söyle !

Akşam evde Uğur Dündar'ın çığlıkları, isyanı... Eşi Brezilya'ya hiç gitmediği halde Ergenekon savcısı ,dedikoduları da yazdığı için, Uğur Dündar'ın eşinin sık sık Brezilya'ya gittiği yalanı da eklemiş raporuna! Gel de büyük düşün ! Ben düşünmek istiyorum düşünemiyorum...

Başlayış o başlayış...

Bugün yine kanaldan kanala haber turları... En etkili ve yetkili büyük mü büyük görevlilerimiz açıklama yapıyor. Muhsin Yazıcıoğlu ve yanındakileri taşıyan helikopterin bulunması için devletin tüm olanakları seferber edilmiştir! Kardeşim bu uçak Sibirya'da mı düştü? Bu ülke bizim ülkemiz değil mi? Bütün olanaklar bu kadar aciz mi? Gazeteci telefonla hemen 112 acil servisi aramış, acil servis konuşmaları hiç de acil değil. Şarjım bitiyor, diyor tlf verimsiz kullanılıyor...

30 Saat sonra bile henüz helikoptere ulaşamamış bir büyük ülke, küçük insanların elinde böyle oluyormuş. Bu komedi bir parti başkanı ve milletvekili ile ilgili yaşanıyor. Sıradan bir insan olsaydı, durumun vahametini varın siz düşünün artık!

Bazı insanlar küçük makamlara da gelseler orayı büyütürler; bazıları da büyük, çok büyük makamlara da gelseler küçülür çok küçülürler...

Ben büyük düşünmek istiyorum, düşünemiyorum. Ancak pazar günü herkesin oy kullanmasını, kullanırken de çooookkkk derin düşünmesini istiyorum.

Geçen seçimde "oy kullanmayanlar partisi"olsaydı birinci parti olarak seçimi onlar kazanacaktı. Herkes yurttaşlık bilinciyle oyunu kullansın derim ben. Siz kullanmayınca hiç istemediklerinizi seçmiş olacaksınız...

"MİM" LERKEN MİMLENMEK


İlk kez bir mim başlattım. Üstelik blog listemdeki herkesi mimledim.
Bir ara ,ben de yazmalıyım, diye düşündüm, ama doğrusu zor geldi. Öğretmen kurnazlığına başvurayım, dedim tutmadı. Öğretmen kurnazlığı da neymiş diyenler için , meslek sırrı demeden, açıklayayım bari.

Öğrencilerimiz bilmediğimiz bir konuda soru yöneltince, "Aaa bunu bilmiyor musun? Sana ödev, araştır gel, arkadaşlarına da anlatırsın!" diye zaman kazanma yöntemi vardır. Bu arada öğretmen de konuyu araştırıp gerekli yanıtı hazırlamış olur. Ben de bu kurnazlığa yöneldim, ama kaçamadım.

Önce Özgür Anne, sonra da Cesetizleri beni uyardı. "Mimleyip yazmamak olmaz, biz de seni mimledik!" diyiverdiler. Çaresiz ben de yanıtlıyorum kendi mimimi...




"Yeteneğe çok saygı duymuyorum. Yetenek genetiktir. Önemli olan onunla ne yaptığınızdır." Martin Ritt



Alıştırma:

Genellikle çok derinlerde sakladığımız kazarak ortaya çıkarabileceğimiz yönlerimiz vardır. Kim ne derse desin hiçbir zaman çok geç değildir.

Eksiklerimiz kadar olumlu yönlerimizi de kabul etmek oldukça önemlidir.

Cümleleri tamamlayın lütfen:


1. Çocukken .filmlerin ilk sahnelerini hep kaçırırdım. Çünkü annem sinemaya giderdi, biz de okuldan çıktıktan sonra sinemaya giderdik, kapılar açık olurdu, filmin sonlarına yetişirdik. Biraz daha büyüyünce cumartesi günleri arkadaşlarımızla sinemaya giderdik, ama bu kez de babamdan izin almak büyük sorundu. Nedense hep son anda "Hadi gidin! derdi, gittiğimizde film başlamış olurdu. Şimdilerde çocuklarla evde film izlerken de birkaç kez başa almak zorunda kalıyorlar. Ocağı kısayım, çayları doldurayım diyerek mutfak seferleri yapıyorum. Alışkanlık mı yaptı nedir? İyi ki başa alma gibi teknoloji harikası var. Evet ben çocukken filmlerin başını hep kaçırdım.


2. Çocukken .
kendime ait bir odadan............ yoksundum.


3. Çocukken kendime ait odam olmadığı için belli bir saatten sonra elektriği kapamam gerekiyordu, oysa okuduğum kitabı elimden bir türlü bırakamıyordum. Sokak lambasının ışığında, pencere kenarında hem okuyup hem de roman kahramanlarının acılarına ağlarken ............... yaralanmış olabilirim.


4. Çocukken........yazar
.............. olmayı hayal ederdim.


5. Çocukken ...daha çok kitabımın olmasını............ isterdim.


6. Evimizde asla yeterli ....paramız...... olmadı.


7. Çocukken daha fazla ....ilgiye....... ihtiyaç duyardım.


8. Bir daha asla ...annemi....... göremeyeceğim için üzgünüm.


9. Yıllar boyunca ....ülkemizin hak ettiği güzel günlere ulaşıp ulaşmayacağını..... merak ettim.


10. Annemin son günlerinde yanında olamadığım için, birlikte geçiremediğimiz zaman............. kaybımdan dolayı hep kendimi suçladım.


Ohhh işte ben de yanıtladım, artık gönül rahatlığıyla sizlerinkini okuyabilirim. Bu arada mimi yanıtlayan ve yanıtlayacak olan bloger arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Ve şunu asla aklımızdan çıkarmayalım diyorum...

Hiçbir şey için çok geç değil.



23 Mart 2009 Pazartesi

HİÇBİR ZAMAN GEÇ DEĞİL (mimlendiniz)


"Yeteneğe çok saygı duymuyorum. Yetenek genetiktir. Önemli olan onunla ne yaptığınızdır." Martin Ritt



Alıştırma:

Genellikle çok derinlerde sakladığımız kazarak ortaya çıkarabileceğimiz yönlerimiz vardır. Kim ne derse desin hiçbir zaman çok geç değildir.

Eksiklerimiz kadar olumlu yönlerimizi de kabul etmek oldukça önemlidir.

Cümleleri tamamlayın lütfen:


1. Çocukken ............... kaçırdım.
2. Çocukken ............... yoksundum.
3. Çocukken ............... yaralanmış olabilirim.
4. Çocukken ............... olmayı hayal ederdim.
5. Çocukken ............... isterdim.
6. Evimizde asla yeterli .......... olmadı.
7. Çocukken daha fazla ........... ihtiyaç duyardım.
8. Bir daha asla .......... göremeyeceğim için üzgünüm.
9. Yıllar boyunca ......... merak ettim.
10. ............. kaybımdan dolayı hep kendimi suçladım.




Not: İçinizdeki Yaratıcıyı Keşfedin (Julia Cameron) -
Tamamlanacak Cümleler alıntıdır.


Kimleri mi mimledim? "Blog Listem" de olan herkesi mimledim. Uygun olanlar yazsın lütfen...

Sevgilerimle...

19 Mart 2009 Perşembe

BANYO KEYFİ


Bir küçük insan banyo yapmayı bu kadar çok sever mi ki?
Yağmur Bebek çok seviyor.
Anneannesi de onu...

Banyodan sonra havlusıyla anneannesinin gucunda.
Bol bol öpüyorum, kokluyorum...
Doyamıyorum.

Doyulur mu ki?

17 Mart 2009 Salı

KUTLU OLSUN


Öğretmenlerden şikayet etmeyen mi var? Hele de o öğretmen bizim çocuğumuzun öğretmeniyse!

Oysa öğretmen sizin bizim gibi insan! Hani eskiden "Öğretmen bir mumdur; kendisi erir, ama etrafını aydınlatır..." denirdi ya o devri sona erdi.

Mum gibi eriyip ışık yayan öğretmenler yok artık. Eridi onlar, yok oldu. Yandı bitti kül oldu!..

Köy Enstitüleri kapatıldı. Sustuk!
Öğretmen okulları kapatıldı. Sustuk!
Eğitim Enstitüleri kapatıldı. Sustuk!

Artık öğretmen yetiştiren okulların diğerlerinden bir farkı kalmadı. Onlar da herkes gibi bir meslek sahibi olmak, işsiz kalmamak, çok çok para kazanmak isteğiyle yetiştiriliyor.

Herkes ektiğini biçiyor sonunda... Şimdi herkes gibi yetiştirilen 20-25 yaşındaki genç insandan mum gibi eriyen öğretmen olmasını beklemenin aymazlığını yaşıyoruz...

En yakınımızda, ulaşabileceğimiz kim var? Öğretmen! Eh o zaman vurun abalıya! O yine de elinden geleni yapmak için çırpınan genç insana! Asıl sorumluları yargılamak tehlikeli ve yasak!

Siz kolay olanı seçin! Ve rahatlayın...

16 Mart Öğretmen Okullarının Kuruluş Yıldönümüydü, herkese kutlu olsun!
Keşke kapatılmasaydı değil mi?

16 Mart 2009 Pazartesi

YAĞMUR BEBEKTEN YAĞMURLAR PRENSİNE



Sevgili PRCNDRN Abiciğim,

Ben çok büyüdüm biliyor musunuz? Anneannem, senin benim için yazdığın şiiri bana okudu, çok beğendim. Lütfen bana bir yeni şiir daha yazar mısın? Ama biraz bebekçe olsun, ben büyüdüm, ama o kadar da büyümedim sonunda... Hepsini anlayamadım.

Önceki şiir için de çok teşekkür ederim... Seni seviyorum Prncfrn Abicim...

Merakla senden haber bekliyorum. Biraz çabuk olur musun lütfen... Bak uyumadan bekliyorum... Hadiii ama...

15 Mart 2009 Pazar

OHHH İSTANBUL ve YAĞMUR



Yok çağırmadılar! Bekledik bekledik çok bekledik... Ha bugün çağıracaklar, ha yarın çağıracaklar diye diye bir ay olmuş buradan gideli. Beceremezler, yapamazlar, yorulurlar, sıkılırlar; çağırırlar dedik, ııhh yok çağırmadılar! Biz kendiliğimizden kalktık geldik...

Biz iyiyiz, ama isterseniz gelin, özledinizse gelin!

Özlenmez mi? Özledik, çok özledik; kalktık geldik işte. Gördük ki her şey yoluna girmiş, düzenler kurulmuş, işler tıkır tıkr yürüyor. Yağmur Bebek mutlu,annesi- babası mutlu ve de huzurlu...

Resimlerle, videolarla bir yere kadar oyalanıyor insan, avunuyor. Ama ya kokusu? Kokusu gelmiyor resimlerden, sadece buram buram özlem kokuyor, Yağmur kokmuyor, burnumun direğini sızlatıyor...

Öpmek, koklamak isteği dayanılmaz olunca kalktık geldik, kendiliğimizden. İsterseniz gelin dediler, istedik geldik işte... Üçüncü gün bugün, bugün pazar...

İstanbul çok güzel, Yağmur Bebek ondan da güzel (benim için)... Konuştu, konuşacak duygusu uyandırıyor ağız hareketleri. Bir çaba bir çaba ki sormayın gitsin. Sesler çıkarıyor, selerimize bebekçe yanıt veriyor, gülümsüyor, kahkaha atıyor.

Mutluluktan uçuruyor bizleri, mutluluk sarhoşu yapıyor...Haberlerden uzak kalmayı başarabilsek, ahh bunu başarabilsek...

Dedesi şu anda Yağmur Bebek'le oynuyor, ona şarkılar söylüyor:(Birini yazayım bari.)

"İstanbul'un Kız Kulesi , aman Allah!
Aşıklar iskelesi,
Kıyısında cananın ışıldıyor küpesi
(Kucağımda Yağmur'un ışıldıyor gözleri)

İstanbul'un Moda Koyunda
Canan benim boyumda
Kıskananlar kıskansın
Alacağım sonunda!

Canan ey, canan ey,
Yağmur ey, Yaaaağğmurr eyyy..."


Urfalı Babi, bir zamanlar söylüyormuş bu şarkıyı. Ben hiç dinlemedim, eşimden duydum sadece... Sizlerden duyan var mı?
İşte bu şarkı ,dedesi tarafından Yağmur Bebek için ninni haline dönüştürülmüş oldu. Umarım telif melif istemezler bizden...

Şimdi Yağmur'un sesini dinlemek istiyorum, izninizle...

13 Mart 2009 Cuma

BEN DELİ MİYİM?



Yoksa belamı mı arıyorum?

Şu sıralar bazı bloglarda 'mutluluk' sorgulanıyor, ben de keyifle okuyorum. Okurken de düşünüyorum. Sahi mutluluk nedir? Sonra da , Sen mutlu musun, sorusunu yöneltiyorum kendime. Ben mutlu muyum?

Tanıyanlar imrendiklerini söylüyor çoğu kez! Seni örnek alıyoruz, diyenler bile var arkadaşlarım arasında. Lütfen yanlış anlaşılmasın, bunu övünmek için söylemiyorum. Onlar beni mutlu sanıyor.

Oysa ben mutlu olamıyorum, olacağım da yok gibi görünüyor!..

Aslında mutlu olmam için her şey var. Ama deli miyim nedir, bir türlü mutluluğu tam anlamıyla yakalayamıyorum.

Şöyle hayatımı gözümün önünden geçiriyorum sorgulayan bakışlarımla, bir neden bulamıyorum mutsuzluğuma. Türk filmi gibi yaşamışım.

Sevdiğim meslekte otuz küsür yıl çalıştıktan sonra kendi isteğimle emekli olmuşum.

Kaç kişi bu kadar şanslı olabilir bilemiyorum. Eskiden neyse de günümüzde meslek seçimi tesadüflere bağlı. Ne bulursan artık! Hatta ne iş olsa yaparım, yeter ki iş olsun, a geldi dayandı, meslek seçimi...

Burada mutsuz olmamı gerektirecek bir durum göremiyorum kendi adıma.Siz görebiliyor musunuz?

Eş konusuna gelince, orada da durum parlak görünüyor.

Aşık olarak evlendiğim kişiyle otuz küsür yıl sevgiyle yürüyen bir beraberlik... Dile kolay geliyor, ama uzun bir süre, kolay değil. Kırılmalar, incinmeler olsa da kavgaların olmadığı bir yaşam... Mutlu sonla biten türk filmi tadında.

Biri yazlık, biri kışlık iki ev ,bir araba... Fazlasını ne yapayım ben, başa bela...

İki de en saygın üniversitelerden mezun olup hemen işe başlayan evlat... Bir de iyi mi iyi damat! Ohhh tatlı hayat.

Ve en önemlisi dünya tatlısı bir torun, Yağmur Bebek...

Ben deli miyim, neyim? Mutlu olmam için bu kadar güzel neden varken her şeye boşverip mutluluğumun tadını çıkaramıyorum. Neden neden neden?

Neden yetmiyor kişisel mutluluklarım? Mutlu olmam için başka ne lazım?
Söyler misiniz yoksa ben deli miyim?



Not: Bu yazımı Siyaset Meydanı'nda Erdal Sarızeybek'i dinledikten sonra yazdım.

11 Mart 2009 Çarşamba

YAŞASIN KEY KEY




Genç arkadaşlarım duydu mu bilmiyorum. Duysalar da ilgilenirler mi bunu da bilmiyorum. İlgilenseler ne işlerine yarayacak onu hiç bilmiyorum...

Gençlerin çoğu işsiz!.. İşleri olanlar da memur değil; özel takılıyorlar. Öğrenciler için değişen bir şeyler belki olur...

Yine de bencillik etmeyin lütfen. Bizim sevincimize siz de katılın!

Memura ve emekliye sıra gelmiş. Bir seferlik de olsa 300 TL yardım parası vereceklermiş! Duydum, çıldırdım! Ne zaman ne zaman diyip evin içinde turlamaya başladım. Başbakan bizi de 'yiğit' olarak görmeye başlamış. Halimizi anlamış!

"Yiğit muhtaç olmuş." dedi, gözlerim doldu. Hele bir de "Yoksulun sırtından doyan doyana!" deseydi kendimi artık hiç tutamazdım. Hüngür hüngür ağlamaya başlardım. Acıdı da "Yoksulun sırtından doyan doyana " bölümünü atladı çok şükür...

Padişahım Çok Yaşa, diyeceğim, diyemiyorum. Bu kadar iyilikten sonra "Bilmem söylesim mi söylemesem mi?"

Ayıp olacak ama ben yine de söyleyeceğim. Unutmuşlarsa belki anımsarlar.

Arkadaşlar, benim devletten alacağım var. Devlet bana borçlu! Borcunu ödemediği gibi, ne zaman ödeceğini de söylemiyor. Siz bilmezsiniz bunu, ama belki büyükleriniz de aynı durumdadır. Sorun onlara, bin ahh işitin.

Şu konut edindirme yardımından, yani KEY'lerden söz ediyorum. Bu bizim hakkımız. Hak edenlerin bir kısmının parasını verdiler, bir kısmınınkini vermediler...

Acaba diyorum bir kusur mu ettik ki hakkımız olan parayı vermediler? O parayı verselerdi şimdi yardıma bu kadar muhtaç olmazdık. Ağrıma gidiyor anlayacağınız.

Sonra da sırada kimler var diye düşünüyorum. Sanırım iş adamlarında sıra... Yandaşları demiyorum. Onlar sırasını baştan savdı. Aldılar alacakları kadarını...
Yandaş olmayanlar iş yerlerini kapatmaya başladı, çalışanları işten çıkardı ya, onlara da bikaç kuruş vermek lazım değil mi? Onların da çocukları var...

Ne güzel milletçe sadakaya muhtaç gül gibi geçinip duruyoruz!..


Bu arada anahaberleri izliyorum. Müzik dikkatimi çekiyor birden, Tolga Sağ söylüyor:

"Bunu duyan yürek nasıl dayana, nasıl dayana, dayana...

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...