İstanbul'dayım. Yoğun, çok yoğun bu tatil de bitti.Herkese "HAYIR" lı günler...
ÖZLEMİŞİM HEPİNİZİ.
Şimdi Blogları dolaşma zamanı, evde misiniz?


Çok zor günlerden geçiyoruz. Oyun içinde oyun oynanıyor.
FİLİSTİN için yırtındınız da...
Şimdi niçin ortalıkta yoksunuz?..
Niçin sesiniz çıkmıyor?..
Niçin televizyonları çağırıp iki parmağınızı birden sallamıyorsunuz?.. Niçin dünyayı ayağa kaldırmıyorsunuz?..
Nerdesiniz?..
*
Dün kadın okurum, attığı e-mail’de “Yaban güvercinlerini vurdular yine” diyordu...
Her şartta Mavi Marmara gemisinde ölenlerden kat be kat fazla gelen ilk haberlere göre vurulan Mehmetçiklerin sayısı...
Tabii ki onlara da yanmıştı yüreği, vicdanı olan herkes gibi... Ama yaban güvercinleri; bir pis siyasi planın, gemiye doldurulmuş kurbanları olarak ölmediler...
Ya da Filistin toprakları için...
Onlar; yurt topraklarını beklerken, Türkiye rahat uyusun diye, o gece karanlığında vatanları için canlarını verdiler...
*
İyi ama niçin o yeşil bayraklı kalabalıklar Kızılay’a-Taksim’e çıkıp bağırmıyorlar?..
Niçin yurdun dört bir yanında aynı anda mitingler başlamıyor?..
Niçin dinci yazarlar megafonları alıp tepinmiyorlar?..
Niçin toplu gıyabi namazlar kılınmıyor?..
Niçin sesi çıkmıyor mollanın?..
*
Niçin “Dünyayı başlarına yıkarız” diye parmağını dört bir yana sallamıyor ve acele hastanelere koşmuyor Başbakan?..
Hani “van minüt” mü ne?..
Bülent Arınç niçin televizyona çıkıp ağlamıyor?..
Dün “Genelkurmay’dan açıklama bekliyorum” diyebilen TBMM Başkanı, niçin o açıklamayı “açılım”ın mimarı Başbakan’dan isteyemiyor?..
O iktidar milletvekilleri niçin gözlerini sile sile koşup birer çılgına dönmüyorlar?..
Niçin acil kriz toplantıları yapılmıyor?..
Niçin belediye otobüsleri, şehirlerin meydanlarına sembolik “cihat” için bedava insan taşımıyorlar?..
Nerdesiniz?...
Nerde?..
Düş Molası, Zonguldak'ta düş gibi bir yer... Daha önceki birkaç yazımda da buradan söz etmiştim. Yolunuz Zonguldak'tan geçerse uğrayın derim, memnun kalacaksınız.
Tavası da yapılıyormuş, ama onun için bir şey diyemeyeceğim. Sotesine bayıldım. Tadı, tam karşılamasa da, midyeyle mantar karışımı bir şey... Deneyin, olanak bulursanız, seveceksiniz... Ayrıca rapananın sayısız faydası varmış, fotoğrafı tıklarsanız, sanırın okuyabileceksiniz.
Benim gibi bilmeyenler için, "rapana" yukarıdaki fotoda gördüğünüz deniz salyangozuymuş, efendim.
Rapanayı yedik, ama balıktan da vazgeçemedik. Bana göre her zaman tazeliğinden endişe edemeyeceğiniz tek balık olan mezgitleri de afiyetle mideye taşıdık.
Bu balıklar yenmez mi? Gerçekten çok güzel kızartıyorlar. Diğer balıkları eşim de çok güzel yapıyor. Mezgiti dağılmadan kızartmak ayrı bir ustalık gerektiriyor bence. Ortadakiler de havyarı...
Sanırım Çinli konuklarımız da hallerinden çok mumnun, balıklarını yiyor...
Sayın Can Gürzap ve Devlet Tiyatroları Sanatçılarının da Düş Molası'na uğramış olmalarından onur duymuş, duvarlarını bu fotoğrafla süslemişler, bakın.
Zonguldak olur da "madenci heykeli" olmaz mı? O da Düş Molası'nda hak ettiği yeri almış.
Balık sevenleri balıkla buluşturan Düş Molası'na bizi dadandıran Sayın Kadir Bey ve sevgili eşi ricamı kırmadılar. İşte çektiğm fotoları:
Ellerinize sağlık. Kendimizi dost evinde hissettirdiğiniz için de çok teşekkür ederim.
Çevremizi, denizlerimizi temiz tutmak zorundayız. Gelecek kuşakların bunları tatma hakları olmalı değil mi?
"bulut mu olsam,
deniz olunmalı oğlum,
Bugün benim küçük kızımın doğum günü... O, kaç yaşına gelirse gelsin hep bizim minik kızımız olacak...
Senin yaptığın bu resim okulunun sergisinde duvarları süslemişti, hatırladın mı?






Büyük yazar Rıfat Ilgaz, senin için kitabını imzalarken...
Benim güzel kızım, anaokulunda pazarcı olmuş, sebze-meyve satarken...

Seni çok seviyoruz...
" 1919 yılı Mayıs'ının 19'uncu günü Samsun'a çıktım.
Damat Ferit Paşa başkanlığındaki hükümet, güçsüz, onursuz, korkak, yalnız padişahın isteklerine uymuş ve onunla birlikte kendilerini ayakta tutabilecek herhangi bir duruma boyun eğmiş.
Temel ilke Türk ulusunun onurlu ve saygın bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu ancak tüm bağımsız olmakla sağlanabilir.
Ne denli zengin ve gönenmiş olursa olsun bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar toplumlar karşısında uşak durumunda kalmaktan öteye gidemez.
Yabancı bir devletin koruyuculuğunu ve kollayıcılığını istemek insanlık niteliklerinde yoksunluğu, güçsüzlüğü ve beceriksizliği açığa vurmaktan başka bir şey değildir.
Samsun gezimde Atatürk'ün yukarıdaki sözlerini anımsamadan edemezdim. Ben konuşmadan önce O konuşmalıydı söz konusu Samsun olunca. Çünkü onu yeni baştan öğrenmeye bugün her zamankinden daha fazla gereksinim olduğuna inanıyorum. 
Samsun Eğitim Enstitüsü yok artık. Okulumuz Ondokuz Mayıs Üniversitesi Atakum Kampüsüne dönüşüvermiş. 



Şu üst kat pencerelerinden nasıl da gelen geçen otobüslere bakıp "Ahh bir bitse!" diye iç geçirmiştik. Kaç yazar, kaç şair konuk oldu sınıfımıza. Romanlarda ağladık, şiirlerle duygulandık, özlem yüklü mektuplar yazdık sayfalar dolusu... 





Mazhar Hocam, canım hocam, sevgili öğretmenim, değerli büyüğüm... Seninle şu anı yaşamak tüm yorgunluğa değer. Her şey için çok teşekkür ederim. Emeklerin boşa gitmedi, inan...
Otobüsle Samsun turu attık bir de... Belediye otobüsü şöförüne de teşekkür ediyorum bu gezi için.

Okul lokaline çıkan merdivenlerde arkadaşlarım.





Sevgili Aysel, hepimize kolye, küpe, yüzük almış. Ben de takıp poz verdim işte böyle...
Herkes hediyesini seçmeye çalışıyor. 






Samsun Fuarı da yok artık. Hem de on beş yıl olmuş fuar kaldırılalı. Yerine Kurtuluş Parkı ve içinde sıcaktan beş dakika kalabildiğim Yabancılar Pazarı açılmış.
Deniz, doldurulduğu için şehirden uzaklaşmış mı ne? Dolgu alanları parklarla bezenmiş, ama doğa verdiğini geri almazsa tabi! Biz eskiden okulun bahçesinde denizle buluşuyorduk, şimdi araya yol bile yapmışlar doldurarak...
Tütün Fabrikasının terk edilmiş görüntüsüne bakar mısınız? Ahh eskiden buralarda çoğu kadın tütün işçileri vardı bizim zamanlarda. Şimdi pek çok fabrika gibi harebe halinde yıkılacağı günü bekliyor.
Fabrikanın dış cephesindeki pencereler kağıt ya da bezlerle kapatılmış, önü para arkası madara desem biraz kaba mı kaçtı, bilmem. Ama işsizlik can sıkıcı, fabrikaların, iş yerlerinin birer birer kapanması üzücü değil mi?
O, heybetli Konak Sineması bu kez gözüme çok küçük göründü. Ben mi büyüdüm, yoksa o zaman da mı böyleydi? Nedense hayal kırıklığı oldu bende. Tanımakta güçlük çektim doğrusu.

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...