29 Kasım 2007 Perşembe

MUTLULUĞUN RESMİ

BUGÜN ve YARIN
"Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin ? Hem de işin kolayına kaçmadan... " diye sormuş büyük Ozan , usta ressamımız Abidin Dino'ya...
Mutluluğun resmi yapılabilir mi bilmiyorum...Ama ben mutluluğu tüm benliğimle yaşıyorum... Elimle dağıttığım davetiyeler bana mutluluğun resmiymiş gibi görünüyor. Mutluluğun resmi... Evet evet işte bu davetiyeler...
Kişi gençken tek mutluluk kendi güzel günleriymiş gibi düşünüyor... Ve yanıldığını yeni mutlulukları tadınca anlıyor benim gibi...
Davetiyeleri, düğün davetiyelerini hemen hemen dağıttık...Hayır hayır anılardaki davetiyeler değil bunlar, geçmişte yapılan düğünümüzün davetiyeleri değil...Bunlar mutluluğun resmi...Çok yakın bir zamanda gerçekleştireceğimiz kızımın düğününün davetiyeleri... Kızımın ve yeni oğlumun mutluluklarını sevenleriyle paylaşacakları düğünün davetiyeleri... Anneler anlar bu duygumu... Belki babalar da... Diğerleri sonra, çok sonra anlayacaklar...O mini mini sevmeye, öpmeye kıyamadıkları bebekleri, bir gün dostlarınıza vermeniz için elinize tutuşturduğu zaman davetiyeleri, işte o an...
"Annecim gel gucuma ..." diyen sesi kulaklarınızda yankılanırken düğün davetiyelerine bakmak... İnanılmaz güzel...Ne zaman büyüdü, ne çabuk büyüdü, nasıl büyüdü!.. Mutluluğun resmi... Abidin Dino yapmış mıdır "Mutluluğun resmi "ni ? Kimbilir belki de kendi mutluluğunun resmini yapmıştır...
Benim yaşadığım bu... Evet bunun adı "Mutluluğun Resmi"... Başka türlü tanımlayamıyorum bu duygumu... Başka yaşayabilir miyim böyle bir duygu... Tereddütsüz evet... Evet bir kızım daha var, dünya tatlısı... Güzeller güzeli... Onun davetiyelerinde de benzer duygular yaşayacağım . Eminim bundan...Henüz onun için erken biliyorum. Zamanı gelince o da olacak...
Ne güzel dostlar negüzel!.. Belki siz de yaşamışsınızdır, anlarsınız beni. İnanın abartmıyorum... Dileğim tüm anne ve babalar yaşasın bunu...
Düğün tarihine 15 gün kaldı... Yerimizde duramıyoruz. Sebepsiz gülümsüyoruz. Herkes güzel görünüyor , dost görünüyor...Mutlu görünüyor. Yakında mutluluk görünüyor...
Mutluluğun Resmi çekilecek yarın, 15 gün sonra... Sizler de gelin... Bu resimde sizler de bulunun... Mutluluklar paylaşılmalı. Dostlarla birlikte kutlanmalı...
Teşekkürler çocuklar, teşekkürler çocuklarımız bizlere bu mutluluğu yaşattığınız için... Sizler de görürsünüz umarım...
Sizleri seviyorum...

23 Kasım 2007 Cuma

ÖĞRETMENLERE ve ÖĞRENCİLERE MÜJDE

23 KASIM 2007

Müjdeler olsun sevgili öğretmen arkadaşlarım! Nihayet bizi de düşünen bir hükümetimiz var!.. Artık gönül rahatlığıyla ölebilirsiniz! Siz sevgili öğrenciler, kurtuluyorsunuz biz öğretmenlerden. Yaşadınız işte, ohh dersler boş geçecek! Yazılı yok, sözlü yok! Ben bu gece "Ölmeye Yatmak" romanını (Adalet Ağaoğlu'nun) bir kez daha okuyup ölmek istiyorum.

Duyduk duymadık demeyin ! Yarın 24 KASIM, Öğretmenler Günü. Yaşayanlara bir şey yok ama ölen öğretmenler için tüm yurttaki camilerimizde mevlit okutulacakmış. Sevinçten çıldırabilirim!.. İnsanın ölesi geliyor...

Hani bir Milli Eğitim Bakanımız, "Okullar olmasaydı Bakanlığı ne güzel idare ederdim..." demişti ya şimdi de en iyi öğretmen ölmüş olandır.Tabii bir de ölmeden önce ölenler... Fena- fillah seviyesine erişmişlerdir ki onlara insan-ı kamil( olgun insan) denirdi tasavvuf düşüncesinde. Şimdilerde bu ikinci grup öğretmenlik yapmıyor, onlar yönetici kademelerinde!Hızla sayıları artıyor, sonunda makam bulamayacaklar da çabaları boşa gidecek diye çok korkuyorum.

Biz öğretmen geldik, öğretmen olarak gideceğiz. Bir türlü akıllanmadık.Kaybettiğimiz sevgili öğretmenlerimizi saygıyla anıyoruz, yaşamayı, yaşatmayı sürdüren öğretmenlerimizin Öğretmenler Gününü kutlayıp başarılar diliyoruz...

Bu yazıyı Rıfat Ilgaz'ın " ÇOCUKLARIM " adlı şiiriyle tamamlarken sevgili öğrencilerimizin gözlerinden öpüyorum.
"
Yoklama defterinden öğrenmedim sizi,
Benim haylaz çocuklarım.
Sınıfın en devamsızını
Bir sinema dönüşü tanıdım,
Koltuğunda satılmamış gazeteler...
Dumanlı bir salonda
Kendime göre karşılarken akşamı
Nane şekeri uzattı en tembeliniz.
Götürmek istedi küfesinde, elimdeki ıspanak demetini,
En dalgını sınıfın...
Çoğunuz semtine uğramaz oldu okulun,
Palto, ayakkabı yüzünden.
Kiminiz limon satar Balıkpazarı'nda,
Kiminiz Tahtakale'de çaycılık eder.
Biz inceleyeduralım aç tavuk hesabı
Tereyağındaki vitamini,
Kalorisini taze yumurtanın...
Karşılıklı neler öğrenmedik sınıfta;
Çevresini ölçtük dünyanın,
Hesapladık yıldızların uzaklığını,
Orta Asya'dan konuştuk laf kıtlığında
Birlikte neler düşünmedik...
Burnumuzun dibindekini görmeden
Bulutlara mı karışmadık...
Güz yapraklarında dökülmüş
Hasta yapraklara mı üzülmedik...
Serçelere mi acımadık kış günlerinde
Kendimizi unutarak...
"
Yine de "GÜZEL GÜNLER GÖRECEĞİZ ÇOCUKLAR " diyerek sonlandırmak istiyorum yazımı. Yarın yorgun kişilerin değil rahatına kıyabilenlerindir....
Sevgiyle kalın, dostça yaşayın...
Aysema

16 Kasım 2007 Cuma

SEN DE DÜNYA MISIN HA !..

16 KASIM 2007

SEVGİLİ GÜNLÜĞÜM

Dünü anarken aklım, bilincim, duygularım hep bugünü yazmalısın diye zorluyor beni...
Evet yazmalıyım, paylaşmalıyım...Ama nasıl? Nasıl öfkelerimi, acılarımı, acılarımızı sağlıklı değerlendirebilirim ki...
Mehmet Kemal'in bir şiiri sürekli beynimde. Haykırmak istiyorum!
DÜNYA MISIN
Sen de güneş misin ha !..
Sen de demir misin ,
Sen de kaya mısın ,
Sen de toprak mısın ,
Sen de su musun?

GİDERKEN
BUNCA CAN
BUNCA CANAN
SUSMUŞSUN

SEN DE DÜNYA MISIN HA !..

Evet sustum, sustuk, susturulduk... Aydınlıklar yensin karanlıkları, ulus bilinçlensin istedik. İstedik ama olmuyor , olamıyor... Bir ileri iki geri gidiyoruz. "Acılara tutunarak " yaşamaya çalışıyoruz...
Bilmek istiyoruz , öğrenmek istiyoruz , ilerlemek istiyoruz.. Olmuyor..
Gücü elinde tutanlar korkuyor bundan. Zaten okuma özürlü bir toplum olduk son zamanlarda iyice... Tek haber kaynağımız TV oldu... Okuyanlar için de gazeteler... Lütfen söyleyin bana bir ikisi dışında güvenebileceğimiz kaç medya kuruluşu var?
Bugünkü sıkıntılarımızın sorumlusu kim? Bence hepimiz suçluyuz, ama en fazla da medya... Eskiden sadece gazetecilik yapılırdı ; şimdilerde her şeyi yapabilmek, yaptırabilmek için gazetecilik de yapılıyor...Yani "Al gülüm, ver gülüm..." hesapları...
Açın televizyonları... Ben uzun süredir haberler dışında artık açmamaya çalışıyorum... Evet açın da bakın... Görün annelerimizin,kadınlarımızın,
genç kızlarımızın nasıl da uyutulduklarını ! Önce onları uyutacaksınız ki onlar da geleceklerimizi ninnileriyle uyutsun, uyutarak büyütsünler karanlık yazgılarımızı... Yeter ki bozulmasın birilerinin çıkarları, kazançlarına kazanç eklensin...
Şimdilerde terör belasının tam ortasındayız... Geleceğimiz , ulusal geleceğimiz konuşuluyor bir yerlerde... Bölünmüş, yeniden çizilmiş haritalar dolaşıyor yaban ellerde... İlk ne zaman uyarmıştı Genel Kurmay Başkanımız ? Hatırladınız değil mi ! ? Nisan'dı... Şimdi Kasım'dayız... Çok zaman geçmiş... Tehlikenin farkında olanların söylediklerine kulak assaydık bugün sorunun çözümü için adımlar atılmaya başlanmış olacaktı... Olmadı, olamadı. Bekliyoruz, bekliyoruz, bekliyoruz... Neyi bekliyoruz, kimi bekliyoruz, neden bekliyoruz...Yoksa ört ki ölem mi diyeceğiz. Giderken bunca can, bunca canan susacak mıyız...!

Bugünü yazmadan önce dünlerde dolaşıyordum. Yakup Kadri'yi yitirişimizi anlatmşım 13 Aralık 1974'teki yazımda...
Bugün onun YABAN romanından bir bölümü paylaşmak istiyorum sizlerle...Lütfen okuyun, bugünü düşünerek dünü okuyun...

" Ordunun , Anadolu ordusunun umumi bir taarruza geçeceği söylentileri günden güne kuvvet buluyor. Memleketin hemen bütün gazetelerinde bu bekleniyor, bunun sözü oluyor.İstanbul hükümeti erkanının bir murahhas heyet halinde Ankara'ya gelişleri, milli teşkilatın gücünü bir kat daha ispat etti.
Bu adamlar, buraya ne söylemeye, ne istemeye geldiler? Mutlaka, bize temenni ve inkıyat tavsiye etmeye geldiler. BUNLAR , BİR ÖLÜM MAHKUMUNA , SON SAATİNDE TESELLİYE GİDEN PAPAZLARI ANDIRIYORLAR.
"CESARET EVLADIM, CESARET. BUNUN ÖTESİNDE BİR BAŞKA HAYATA, EBEDİ BİR HAYATA ERECEKSİN. ŞİMDİ, SÖYLE BAKALIM, SON EMELİN NEDİR?"

"ÖLMEMEK."

Papazlar irkiliyorlar. İçlerinden : "Ammada aksi bir idam mahkumuna çattık." diyorlar.

İşte , Anadolu'nun dediği , işte İstanbul hükümetinin vaziyeti...
Memleketin havası bu kadar haile ile yüklü olmasa, insan bu hale gülebilir. Lakin, çıplak ayaklı, çıplak göğüslü köylüler, gülle ve kurşun taşıyan kağnıları önlerine katmış gidiyorlar.
Bu , kirli , pırtıl yorgana sarılı şey ne ? Bir top arabası... Taa, orada, o hendeğin içinde birikmiş insanlar ne yapıyor? Bunlar, bir manda leşini yüzmekle meşguldür. Ne için? Derisinden askere, çarık olur.
Öbürleri , üzerimize, sağlam İngiliz kunduralarıyla yürüyorlar.Top arabalarını , etrafı keten bezli perdelerle örtülü Berliez otomobilleri içinde üluhiyet gibi taşıyorlar.

GENE İÇİME, O KURT DÜŞÜYOR. ZAFERE NASIL İNANMALI ?
Lakin, işte, asıl bu gördüğüm şeyler için zafere inanmalıdır. Türk askeri manda leşlerinin derisinden çarık yapıp giyiyor. Türk köylüsü , top arabalarını kendi yorganına sarıp taşıyor, işte, bunun için inanmalıdır.İşittim, Eskişehir'de , demiryolu raylarını söküp eriterek top kaması yapanlar varmış. Geçen gün , yakın istasyonların birinde bir trenin kömürsüz nasıl yürütüldüğünü gördüm. Tren durur durmaz, hemen bütün yolcular inip etrafa dağılıyorlar, rastgeldikleri ağaç dallarını kesiyorlar ve getirip lokomotifin platformuna yığıyorlardı..."
(Yaban, 1932)

Evet , dünü düşünerek bugünü yaşıyoruz...Ama unutmayalım ki bugünkü adımlarımız da yarınlarımızı hazırlıyor... Adımlarımızı doğru atmak zorundayız. Yurdu sevenler, ulusu düşünenler uyanın; uyandırın.Çığlıklarımız sizlere ulaşıyor mu? Duyuyor musunuz.Siz de dünya gibi misiniz! GİDERKEN BUNCA CAN , BUNCA CANAN SUSMUŞSUNUZ...

14 Kasım 2007 Çarşamba

ÜÇÜN

" Bir kelimenin yanına bir kelime gelince
Bir sesin yanına bir ses gelince
Bir insanın yanına bir insan gelince
Büyürler, büyürler, büyürler ölümden önce. "
Özdemir Asaf

DERT ORTAĞIM, GÜNLÜĞÜM,
Okul biteli bugün tam bir ay oldu. Evet 30 TEMMUZ 1974 tarihindeyiz şimdi...
Yazacak, anlatacak o kadar çok, o kadar önemli olaylar oldu ki hangisinden başlayayım. Aksi gibi bugün çok sıkılıyorum.Üzülüyorum.
Biraz da çaresizim. Evet çaresizim diyorum...
Şu anda pek çok sorunum var, onları halledememenin çaresizliği içindeyim. Moralim de son derece bozuk...
Son aylarında okulun bitmesini hiç istemiyordum. Sanırım içime doğmuş. Okul bitince her şeyin daha güç olacağını tahmin ediyordum...
Bugün okul biteli sadece bir ay oldu, sıkıntılar da başladı. Aslında okul da kesin olarak bitmedi. İngilizceden kaldım.Başımın belası oldu.Neyse
Eylül de bir kez daha gidip geleceğim Samsun'a...Sonra..... Sonrasını bilemiyorum....
28 Haziran' da annemler Samsun'a geldiler, 2 Temmuz'a kadar onları gezdirdim. Y..... Abiler, T......Amcalar yemeğe davet ettiler sağolsunlar.
29'unda son sınavım vardı. 30 Haziran gecesi de mezuniyet törenimiz oldu. Çok kalabalıktı, bir o kadar da sıcaktı. Yine de unutulmaz bir gündü bizler için...
Temmuz'un birinde Samsun Fuarı açıldı.Hep birlikte fuarı gezdik. Annem biraz halsizdi, zaman zaman o oturdu babamla ...Biz gençler dolaştık durduk. 2Temmuz'da da yağmur çiselerken Samsun'dan Ankara'ya hareket ettik. Samsun Eğitim Enstitüsü de anılarımın arasındaki özel bir yere yerleşmiş oldu. Gerçi son bir kez daha gideceğim ama o bu gerçeği değiştirmeyecek...
15 Temmuza kadar Ankara'da kaldık. Ankara'daki günlerin nasıl geçtiği hakkında şu anda hiçbir fikrim yok, herhalde fena geçmedi...Bu arada Ankara'da bir ev aldık.Benim tayinimin buraya olması da kararlaştırıldı gibi.
Daha sonra uzun ve yorucu bir tren yolculuğundan sonra Elazığ'a geldik.
Şu anda Elazığ'daki olayları düşündüm de az önemli olaylar olmamış. Sonucunu çok merak ediyorum. Ailemin tutumu beni çok endişelendiriyor. Bakalım Ağustos ayı bana, daha doğrusu bize neler getirecek. Her ne olursa olsun hayırlısı diyelim...
Zihnim çok yorgun, halsiz ve bitkin hissediyorum kendimi. Daha fazla yazamayacağım. Yalnız bütün bunlara rağmen her şeyin düzeleceğine inanıyorum.
İyi bir yaşantı sağlamamız bugünkü mücadelemizle mümkün olacak. Aslında bu mücadelemizin hayatımız boyunca devam edeceğini biliyorum. Zaten bir anlamda hayat mücadele değil mi ki...

13 Kasım 2007 Salı

EY' CİK

"
Öyle uzaktı ki o,
Sanki yarı karanlık
Ölsemdi.

Bir kez gördüm görmesemdi de
Kör olsam
Ölsemdi.

Uçtu uçacaktı göğsündeki güvercinler
Bir uçsa
Ölsemdi.

Korsan gemisi maviliğin
Açık deniz
Ölsemdi.

Dağ gecelerinde onun
Çoban uykularımla ben kaval dinlercesine
Ölsemdi.

Öyle yakın ki
Dayanamıyordum ey
Ölsemdi.

Sevgiyi özetliyordu yaşarken
Onu kapsamak üzre
Ölsemdi.... "
(F.H. Dağlarca)


22 HAZİRAN 1974
SAMSUN

SEVGİLİ GÜNLÜK,
Samsun'da yazdığım son sayfa olacak sanırım bu...Çünkü dönüş hazırlıklarına başladım bile...Son bir hafta kaldı.Hiç olmazsa kitaplarımı toplayayım dedim. Sen geldin elime... Vedalaşmadan bırakamazdım seni...Bugüne kadar her derdimi seninle paylaştık. Hiç yakınmadan dinledin beni. Dostluğu, sevgiyi, acıyı bölüştük seninle...
Bugünkü sınavım da çok güzel geçti. Bekle beni okullar, geliyorum.Geride dört sınav kaldı. Pazartesi Uygulama, salı Halk Edebiyatı, perşembe İngilizce, cumartesi de Sanat Tarihi...
Hayırlısıyla şonuçlar istediğim şekilde bitse....Annemlerin gelmesine bir hafta kaldı...Yaşasın.! Çok özledim hepsini...

Diğer konu....Şimdi hiç açmayayım o konuyu... Korkuyorum.

Elveda Samsun, elveda gençliğim, elveda öğrencilğim...
HOŞÇA KAL.....

SÖYLE SEVDA İÇİNDE TÜRKÜMÜZÜ

1 MAYIS 1974
SAMSUN

" Söyle sevda içinde türkümüzü,
Aç bembeyaz bir yelken,
Neden herkes güzel olmaz ,
Yaşamak bu kadar güzelken ?

İnsan dallarla, bulutlarla bir
Hep o maviliklerden geçmiştir.
İnsan nasıl ölebilir ,
Yaşamak bu kadar güzelken ?"
Fazıl Hüsnü Dağlarca

EVET GÜNLÜĞÜM .... Bugün I Mayıs... Bahar Bayramı... Aynı zamanda İşçi Bayramı...
Samsun'dayım...Gerçekten de bahara yaraşır bir hava var Samsun'da.
Odada yalnızım. Radyoda Zeki Müren : " Niçin a sevdiğim niçin? Seni sevdim budur suçum... " diye sürdürüyor şarkısını...
Defteri aldığımda ne çok şey vardı yazacak. Şimdi yazmakta zorlanıyorum.
Okuldan bazı sınıflar pikniğe gitti. Galiba "Mal Gölü' ne...Bizim sınıf geziye katılmak istemedi. Yalnız Resim Bölümü hocası B...... Hanım bizi "kısır " yemeğe davet etti. Saat 14.00 ' te oraya gideceğiz. Yurdun arkasında çok güzel bir tepe var, hep birlikte oraya çıkacağız. Buradan öyle güzel görünüyor ki... Sanki yemyeşil bir deniz... Hele hafif bir rüzgarla o çamların yeni gelin gibi salınması! Görmek gerekir. Aynı zamanda tepeden bakınca okulumuz ve deniz olaganüstü güzellikte.Ne o bakıyorum da birden güzellikleri görmeye başladım... Ayrılık yaklaştıkça elimizdeki değerlerin farkına daha çok varıyoruz sanırım. Mayıs, Haziran ... bi şey kalmadı vedalaşmamıza Samsun'la...
Daha fazla yazamayacağım, burada bırakıyorum.
EVET mi HAYIR mı ben de şaşırdım?


3 MAYIS

Hala bulamadılar zavallı adamı! Dünden bu yana aramalar devam ediyor... Şu anda denizde iki kayık aramayı sürdürüyor. İki kişi de mayolu denizin içinde, arıyorlar...Yok... yok... Giden gitti!...Kıyıda bir kadın ve iki çocuk, birbirlerine sığınmış bekleşiyorlar. Umut...Ah umut neredeysen gel...Ceset bulunur mu ki... Bulunsa ne olacak...O zaman umutlar denize düşüp yok olacak...Olsun umut kesilirse belki yaşama bir kıyısından tutunurlar...Nasıl ? Tutunamayanlar öyle çok ki...
Artık denize bakamıyorum, denizi sevmiyorum... Denizden korkuyorum,denize kızıyor muyum ne? Saçmalıyorum galiba , denizin suçu mu bu?
Adam , iki kardeşiyle bu havada denize girmiş. Dün yağmur yağmıştı sabah...Deniz odunları derleyip toplayıp getirmiş uzaklardan...Kıyıya yakın biriktirmiş... Yoksula umut olmuş. Onları toplamak için girmişler denize... Umuda yolculuk yarıda kalmış... Odunlar kenarda bekliyor... Ama gidenler geri dönemeyecekler. İlla o koca kütüğü de almak istemişti, bir hafta yak yak bitmezdi... Sonra yirmi dört yaşında yaşama veda. Geride iki çocuk ve bir eş bırakarak...Acaba bir işi, iş güvencesi olsaydı bu adam denizde boğulur muydu? Acaba sigortası var mı?
Bayramınız kutlu olsun!..

Çok içim sıkılıyor...Eskiden " Para mutluluk getirmez..." diye düşünürken şimdi " Parasız da mutluluk olmuyor..." diye düşünmeye başladım.
Dün akşam iyi ki "Yeşil Gece " romanını okumuşum Reşat Nuri 'nin . Aslı sen anlat diyince hazırlıklıydım...Defterimde de incelemesi vardı. Bu sıra epeyce kitap okudum. " İrlandalı Kız ", "Dokuzuncu Hariciye Koğuşu ", "Çöl "......
Okuldan arkadaş geldi, şimdilik bırakıyorum.

ÖĞRENCİ OLAYLARI III

68 GENÇLİĞİ

1968 Yılında Fransa'da başlamıştı "Gençlik Olayları"
Sonra dalga dalga tüm dünyaya yayıldı.Biz de payımıza düşeni aldık.
Şimdilerde "68 Kuşağı" diye anılan bu gençler tarihi yeniden yazmaya karar vermişlerdi.
"Gerçekçi Olun, İmkansızı İsteyin." sloganları buydu.
68 Olayları, gençlerin öncülük ettiği toplumsal bir başkaldırı olarak nitelendirilebilir. Gençler beklemekten vazgeçmiş kendileri düzeni yeniden kurmak istemişlerdi.
Eskiye karşı Yeninin,
Yanlışa karşı Doğrunun,
Sömürücüye karşı Sömürülenin savunusunu yapmak istemişlerdir.

Ancak sonuç onların istediği gibi olmadı. Çok acılar yaşandı, çok canlar yandı...Peki neden başaramadılar ? Çünkü yeterince hazır değillerdi. Coşku vardı , ama plan yoktu.Dağınıktılar. Yerleşik düzen anlayışsızdı.Gençleri anlamak, sorunları çözmek işlerine gelmiyordu. Ellerindekini yitirmek istemiyorlardı.Koyun gibi gütmek istedikleri gençlik toplumsal düzene başkaldırıyordu.Gençler eylem yapıyorlardı ama öncesinin ve sonrasının programını yapmamışlardı.Sosyal sınıfların hareketi olamamıştı bu. Şiddet bulaşmıştı, kan bulaşmıştı , gözyaşı bulaşmıştı.
Gençler üniversiteleri yönetemedi, sömürülenler sömürenlerin elinden yetkilerini alamadı.Gençlik bastırıldı, sindirildi yerleşik düzen yitirdiklerini yavaş yavaş geri aldı.Fırtına şimdilik dinmişti.
Peki, bütün bu çabalar bir hiç mi getirdi. Tabikii hayır.
Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.Yerleşik düzen sarsıldı, sorgulandı, hesap vermeye zorlandı. Toplum biraz daha bilinçlendi, biraz daha gelişti.Yeterli ölçüde değil ama toplum gerçekten eskisi gibi olamayacaktır artık.

12 Kasım 2007 Pazartesi

ÖĞRENCİ OLAYLARI II

1971 OLAYLARI:

1971 Başlarında eylemlerin niteliği tümüyle değişmişti.Bunlar artık öğrenci olayları olmaktan çıkmış anarşi hareketlerine dönüşmüştü.
1 OCAK'ta İş Bankası Emek Şubesi'nin soyulması,
Amerikalı polis çavuşu Jimmy R. Finley'in ve Ahlatlıbel Amerikan Radar Üssü'nden dönmekte olan dört Amerikan çavuşunun kaçırılması.

Bu ortam içinde Kuvvet Komutanları tarafından " 12 Mart Muhturası " verilerek, Demirel Hükümeti düşürüldü.

1 Ocak 1971'den 12 Mart 1971 arasında ne yazık ki çok sayıda "faili meçhul" "patlama" birbirini izlemiştir.
  • 6 Ocak: Ege Ü. Matbaasına bomba atılması.
  • 17 Ocak: Çapa Y. Öğret. Ok. patlama.
  • Edirnekapı Vatan Öğr. Yurdunda patlama.
  • 18 Ocak :Ankara Edebiyat Fak. anfisinde patlama.
  • 19 Ocak : Özel Yükseliş Kolejine dinamit.
  • 25 Ocak :Ankara Maltepe polis lokaline ve yatakhanesine bomba.
  • Ankara Mithatpaşa Türk Yükselme Cemiyetine bomba.
  • Çapa Yük. Öğret. bahçe duvarına dinamit.
  • 29 Ocak: Ankara Tuslog binası önündeki Amerikalılara ait otomobilin dinamitlenmesi.
  • Orman Fak.Öğr. Yurdunun dinamitlenmesi.
  • 30 Ocak: İstanbul Hilton Oteline saatli bomba.
  • 11 Şubat: Vietnam Büyükelçiliğine bomba.
  • 16 Şubat : Ankara Emniyet Sarayına bomba.
  • 19 Şubat:Hukuk Fak. patlama.
  • 20 Şubat: Gaziantep'te Genç Ülkücüler Derneği ile Çınarlı Camisine dinamit.
  • Ankara'da Ulucanlar semtinde patlama.
  • Ankara'da Odalar Birliği binasına molotof kokteyli atılması.
  • 22 Şubat:Meşrutiyet Caddesindeki Osmanlı Bankası şubesinde patlama.
  • Kurtuluş'taki Niğde Öğr. Yurdunda patlama.
  • Bahçelievler semtindeki patlama.
  • Askeri Yargıtay ve Türk Ocağı binası arasındaki boşluktabomba bulunması
  • 24 Şubat:Adalet Partisi Gençlik Kolları merkezine dinamit atılması
  • 3Mart:Erkek Tek. Yük.Öğret.Ok. dinamit patlaması.
  • 6Mart : Ege Ü. İ.T.B.Fak. dinamit atılması.
  • 12 Mart: Trabzon'da bir konser sırasında salona dinamit atılması.

AYRICA:

25 Ocak'ta SBF Yurdunda öğrenci polis çatışması, 12 Şubat' ta ZB Küçükesat Şubesi'nin soyulması,19 Şubat'ta HÜ bombalı çarpışma, 5 Mart'ta ODTÜ'deki aramada öğrenci - jandarma çatışması, 6 Mart'ta İzmir-Ankara yolunun trafiğe kapatılması ve dinamitler patlatılması...

12 Mart sonrası Nihat Erim Hükümetinin kurulması.

THKP/ THKC' nin İsrail Başkonsolosu Efraim Elrom''u kaçırması üzerine 26 Nisan günü 11 ilde SIKI YÖNETİM ilan edilmesi.

Anayasanın pekçok maddesi değiştirildi.Özgürlükler kısıtlandı. Yargılamalar başladı. İşkence söylentileri yaygınlaştırıldı. Acılar yaşandı.

"DENİZ' LERİN " İDAMI

Kaynak:Türkiye'de Gençlik Harekerleri

Alpay Kabacalı

ÖĞRENCİ OLAYLARI I

1967 YILI:

Eylemler: Açık oturum, toplantı, bildiri dağıtma. Zamları protesto, Temel Hak ve Özgürlükleri Koruma Kanunu Tasarısını protesto, Vietnam Savaşını protesto...En önemli eylemleri ise Amerikan 6. Filo'sunu protesto eylemleri ve Özel Yüksek okulları protesto gösterileridir.

1968 YILI:
Sağ- Sol Ç atışması
Dünyada ve Türkiye' de en yoğun öğrenci olayları bu yıl yaşandı.
Ocak 1968'de Fikir Kulüpleri Federasyonu'nun düzenlediği "Doğu Gecesi" nin basılması olayı ( Diyarbakır ekibi folklor gösterisi yaparken molotof kokteyler atılması. Tabancayla iki gencin yaralanması, bir gencin muşta ile gözünden yaralanması)
Şubat 68 'de Ankara'da "Anayasa Mitingi".Sağcı militanlar saldırarak elli kişiyi yaralaması,
Martta "İkinci Uyanış Mitingi"nde " Faşist saldırılar " denilerek kınama eyleminin düzenlenmesi,
29 Nisan 1968'de, 29 Nisan 1960 olaylarının yıldönümü nedeniyle Ankara'da gösteri düzenlenmesi ("Kahrolsun komünistler "diye bağıran taşlı sopalı grubun saldırısı sonucu çatışma çıkması. Toplum polisinin izinli gösteri yapan gençlere çok sert davranması, saldırganlara dokunmaması.)
7 Mart'ta Süleyman Demirel' in İstanbul Fen Fakültesinde düzenlenen AIESEC ( Ekonomi ve ticaret yapanlara staj olanağı sağlamak, uluslararası işbirliğine katkıda bulunmak gibi amaçlar taşıyan kuruluş) 20. genel kuruluna katılan 44 ülkeden 200 temsilcinin olduğu toplantıda konuşma yapacak olması protesto edildi, Demirel yerine Devlet Bakanı Seyfi Öztürk konuşma yaptı. Gençler "ülkede demokrasi olmadığını" göstermek istemişler delegelere.
14-19 Mayıs "Nato'ya Hayır" haftası
13 Mayıs gecesi caddelere yazı yazmaya , afişler asmaya başlayan öğrenciler sağcı grupların saldırısına uğradı.106 öğrenci gözaltına alındı.İfadeleri alındıktan sonra serbest bırakıldı, afişlerine el kondu.
Ertesi gün Taksim Meydanında basın toplantısı düzenleyen gençler , 6 metre boyundaki bir NATO amblemini yaktıktan sonra şu bildiriyi dağıttılar:
"Basın Bildirisi :
Varlığını yoksul ülkeleri sömürmekle sürdürebilen emperyalist Amerika bu çıkar düzenini devam ettirmek amacıyla askeri bir garanti aradı ve NATO'yu kurdu.1949.
Bir umacı yaratarak soyduğu ülkeleri "kominizm" tehlikesiyle korkuttu.Ve yandaş birer güç olarak bu örgüte kattı. Nitekim yeryüzünde emperyalizme karşı ilk kurtuluş savaşını vermiş olan Türkiye'miz, ne gariptir ki, bu oyuna düşerek, kurtuluş savaşlarının baş düşmanı ve emperyalizmin sömürü aracı NATO'ya girdi. 1952.
O günden bu yana NATO hep aleyhimize çalıştı. Emperyalizme karşı ilk kurtuluş savaşı veren ordumuz sonradan NATO'ya girmemiz nedeniyle Kıbrıs da bile kendi öz çıkarlarımızı korumaktan alıkondu.
Emperyalistlerin tepesine kurduğu merkeziyetçi NATO kumanda zincirinden dolayı Türkiye'nin NATO içinde kalıp yeni statüler arama olanağı yoktur.
Bu nedenlerden , emperyalist Amerika'nın hasta ekonomik yapısının askeri uzantısı olan NATO'ya hayır demek şarttır.
NATO'ya hayır diyoruz, çünkü Amerika'ya karşıyız.
NATO'ya hayır diyoruz, çünkü emperyalizme karşıyız.
NATO'ya hayır diyoruz, çünkü emekçi halk yığınlarının yani Türkiye'nin çoğunluğunun çıkarlarından yanayız.
14-19 Mayıs tarihleri arasını NATO'ya Hayır Haftası olarak ilan eden aşağıdaki örgütler bugün bağımsızlık kahramanı Mustafa Kemal'in anıtı önünde bizi bağımlı kılan NATO'nun amblemini yakarak haftayı açıyoruz.
Amacımız bağımsızlık sorununu , yalnızca biz gençlerin ve aydınların sorunu olmaktan çıkarıp emekçi halkımıza mal etmektir.
Çünkü her zaman halklar galip gelmiştir.Vietnam 'da böyle olmuştur, Türkiye'de de böyle olacaktır.
İTÜÖB, TÖS İst. şb., İÜ Fen Fak., ODTÜ İda. İl. Fak. Öğ. Dern., İTÜTOTB, FKF İst. Sekr. ,İÜ Orman Fak. Tal. C. , İÜ Cerrahpaş Tıp Fak. Öğr. C. ,ODTÜ Müh. Fak. Elk. Öğr. Dern. , İYTOTB ,İAYTDTB , İÜ Diş Hek. Fak. Tal. C. , SBF Öğr. Dern. ,Halk Ozanları Dern. , ODTÜ Mak. Müh. Öğr.Dern. "

BOYKOT ve İŞGALLER BAŞLIYOR.
  • Ankara'da İlahiyat Fak. 15 Nisan... Hatice Babacan adlı kız öğrencinin, hocaların uyarısına karşın başörtüsünü ( henüz türban denmiyor) dreste de çıkarmaması nedeniyle , uyarabir öğretmene hakaret eden Mustafa Demirsöz'ün de bu eyleminden dolayı fakülteden uzaklaştırılmaları üzerine, İslamcı yayınların kışkırtmasıyla başladı. 575 öğrenciden 100 kadarı boykota katılmıştır.
  • Ziraat Fakültelerinde başlatılan boykot sırasında tarım politikası ve eğitimle ilgili istemler.... Ege Üniversitesinde Tarım Bak. protesto. Ankara Ziraat Fakültesinden bir grup , davullu, inekli, traktörlü bir yürüyüş yaptılar. İneğin üzerinde "450 lira bana da yetmiyor" yazılıydı.Yürüyüş sırasında Bakan istifaya çağrıldı.Bazı istekler kabul edilince boykot 24 Haziran'da sona erdi.
  • Dil Tarih Coğrafya Fak. 10 Haziran'da boykot kararı aldılar. Bin kadar öğrenci, ellerinde pankartla Milli Eğitim Bakanlığı'na sessiz yürüyüşyaptılar. Pankartlarda: "Çoğumuz fakir halk çocuklarıyız.", " Hakkımızı almak için kararlıyız.", "Köhne sistemi istemiyoruz.", "Üniversitede reform.".......Milli Eğitim Bakanı İlhami Ertem'le görüşen öğrenci temsilcieri isteklerini bakana iletti. İsteklerden birçoğu kabul edilince 22Haziran'da boykot bitti.
  • Ankara HukukFakültesi 10 Haziran, AÜ Fen Fak. 12 Haziran, Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi, Gazi Eğitim Enstitüsü, Hacettepe Üniversitesi, Sağlık İdaresi Yüksek Okulu ve Erkek Teknik Öğretmen Okulu 14 Haziran' da boykot ve işgale başladılar.
  • İzmir'de Ziraat Fak. 'den sonra 14 Haziran'da Ege Özel Mimarlık O kulu ile İzmir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi, 15 Haziran'da Ege Ü. Fen Fak., 17 Haziran Ege Ü. Tıp Fak. boykot ve işgale gittiler.
  • Eskişehir İktisadi ve Tic. İlm. Akademisi 14 Haziranda boykot dedi. Eskişehir ve Ankara Kız Olgunlaşma Enstitüsü de boykota gitti.
  • İstanbul'da Florence Nightingale Yüksek Hemşirelik Okulu'nun 96 öğrencisi 16 Haziran gecesi okulu işgal etti.
  • Ankara'da SBF boykota katılmadı.Ancak 200 dolayında öğrenci 18 Haziran günü Kurtuluş-Kolej- Ziya Gökalp Cad.-Kızılay yoluyla MEB'ye kadar yürüdüler.Yolda katılanlarla sayıları 500'ü buldu. Bakanlığa üzerinde "Bugünler yarınları doğurur, bugünler yarını ezer." yazılı çelenk bıraktılar.
  • İst. Tek. Ü. Bağlı fak. ve yük. okullarda 13 Haziran'da işgaller başladı.

Burada etkin rolü oynayan İTÜ Öğrenci Birliği BaşkanHarun Karadeniz sonradan şu değerlendirmeyi yapar: "Bu eylemler sırasında hemen bütün üniversiteler, yüksek okullar sayısız bildiriler yayımladılar.Hepsinde ortak olan yan "Öğrencinin Yönetime Katılmasıydı."

Olaylar her geçen gün şiddetlenerek devam etti. 18Haziranda CHP Genel Başkanı İsmet İnönü basın yoplantısı düzenledi, TBMM 21 Haziran 1968 tarihli oturumunda genel görüşme yaptı.

ALTINCI FİLO OLAYLARI

Amerikan 6 Filosu 15 tEMMUZ 1968 'de İst. geldi.Teknik Ü.öğrencileri Dolmabahçe rıhtımındaki bayrakları yarıya indirdi.Polis okulu kuşattı, daha sonra Gümüşsuyu öğrenci yurduna gece baskın düzenledi.Gözaltılar soruşturmalar,eylemler devam etti. Öğrencilere çok sert davranıldı. Polis birçok genci öldüresiye dövdü. Vedat Demircioğlu, Alparslan Ertuğrul, ve Kerim Taşgören ağır yaralandıkları için yoğun bakıma alındılar. Aynı günlerde Ankara'da düzenlenen bir gösteri sırasında öğrencilerle toplum polisi arasında çatışma çıktı; olay yerinden kaçmaya çalışan Atalay Savaş bir minübüsün altında kalarak can verdi.Başka şehirlerde de eylemler de düzenlendi.

Toplum polisinin Teknik Ü. yurdunu bastığı sırada komaya sokulan ve on gün kadar Beyoğlu İlkyardım Hastanesinde yatan VedaDemircioğlu 24 Temmuz günü öldü.Polis cenazesini gizlice memleketine, Konya'nın Taşkent Bucağına gönderdi.

Haberin duyulmasından sonra olaylar çıktı, çok sayıda öğrenci yaralandı, tutuklandı.

Mustafa Kemal yürüyüşü

Adalet Partisinini Atatürk'e ve halka şikayet etmek amacıyla "Tam Bağımsızlık İçin Mustafa Kemal Yürüyüşü" düzenlendi. 29 Ekim sabahı Samsun'a gelen gençler ertesi sabah Samsun'dan 10 Kasım'da Ankara'da olmak için yürüyüşe geçtiler 4-5 km. sonra tutuklandılar ,geceyi Samsun Emniyetinde geçirdiler.İfadeleri alındıktan sonra serbest bırakıldılar. Ve yürüyüşe kaldıkları yerden devam ettiler. Ankara Kayaş'ta daha fazla gitmelerine izin verilmedi. Onlar da fazla direnmediler.

10 Kasım sabahı topluca Anıtkabire giderek çelenklerini koydular.

ABD elçisi Komer'i protesto, ODTÜ'de arabasının yakılması vb. ...

10 Ocakta ODTÜ bir ay süreyle kapatıldı.

Demokratik üniversiye talepleri,

Montaj Sanayi ve Ortak Pazar' a Hayır Haftası (24-30 Aralık-1968)

Solda ve Sağda örgütlenmeler

Komando Kampları

Mücadele Birliği

YİNE AMERİKA 6. FİLSU

Filo 10 Şubatta geldi. 11Şubatta İÜ. bahçesindeki Beyazıt kulesine Vedat Demircioğlu'nun resmi olan bayrak çekildi." Bayrağa Saygı Mitingi" düzenlendi.

KANLI PAZAR

16 Şubatta "Emperyalizme ve Sömürgeye Karşı İşçi Yürüyüşü" düzenlendi. Sonuç yüzlerce yaralı ve iki ölü...Duran Erdoğan, Turgut Aytaç.

İŞGALLERE DESTEK

VE OLAYLAR DEVAM...

1969 Aralık ayında şeriatçılar Yıldız Devlet Mimarlık ve Müh. öğrencisi Mehmet Büyüksevinç ile Battal Mehmetoğlu'nu öldürdüler.

ODTÜ'de M. T aylan Özgür'ün polisten kaçarken öldürülmesi, babası emekli binbaşı Hasan Özgür'ün izin vermesi üzerine Taylan Özgür'ün cenazesinin İstanbul'dan Ankara'ya getirilip ODTÜ 'de cenaze namazının kılınması,tören yağılması

İzmir 'de 6. Filo gösterileri

1970 OLAYLARI

Dev Genç Ocak 1970'te Akhisar'daki Tütün Ekicileri Sendikası ile birlikte " Tütün Sömürüsünü Protesto" mitingi düzenledi.

Yine Ocak ayında Ankara Belediyesinin okuyan ve çalışan öğrencilere paso vermemesi kararı karşısında otobüs işgali eylemleri

Mart ayında Ankara Yüksek Öğretmen Okulundaki çatışmada sağcı gruptan , Ziraat Fakültesi öğrencisi Süleyman Özmen 'in ölmesi

13 Nisan'da on iki silahlı komando Ankara Ü. Tıp Fak. bastı. Fikir Kulübü Başkanını alıp götürülmesine engel olan doktor asteğmen Necdet Güçlü'yü beyninden vurup öldürdüler. Daha sonra Türk Ocağı binasındaki Ülkü Ocakları merkezi polis tarafından basıldı ve Güçlü'yü öldüren İbrahim Doğan silahıyla birlikte ele geçirildi.

30 Nisanda AÜ Ziraat Fak. basan komandolarla fakülte öğrencileri arasında çatışma çıktı.Yaşar Serpin , sonradan sivil polis olduğu öne sürülen kişi tarafından tabancayla vurularak öldürüldü.

Milli Güvenlik Kurulu Nisan başında ilk kez kamuoyuna seslenen bildiri yayımladı.

Mayıs ayında AÜ. Hukuk Fak. öğrencisi Mustafa Kuseyri tabancayla vurularak öldürüldü. Okul 3 gün kapatıldı.

Toplum polisleri "Biz kimsenin değil , milletin polisiyiz."diyerek öğrencilerle karşı karşıya getirilmelerinden doğan üzüntülerini belirterek direnişe geçtiler.

8 Haziranda solcularla komandolar arasında çıkan çatışmada Yusuf İmamoğlu adlı öğrenci öldü.

15-16 Haziranda Sendikalar Kanununda yapılmak istenen değişiklikleri protesto eden işçilerin yürüyüşe geçmesi( sol öğrenciler de destekliyor) üzerine büyük çatışmalar çıktı ve SIKI YÖNETİM ilan edildi.

21Ağustos'ta Dil Tarih komandolarca işgal edildi.10 Aralık'ta Çapa Yüksek Öğretmeni basan komandolar Hüseyin Aslantaş'ı tabancayla vurarak öldürdüler.

25 Aralık'ta Ankara Fen Fak. önünde sağ-sol öğrenciler çatıştı. Eğitim Fak. öğrencisi Nail Karaçam öldü.Mehmet Demir ve Recep Sakın ağır yaralandı.Cenaze töreninde Amerikalılara ait bir kamyonet tahrip edildi.10 öğrenci gözaltına alındı.

27 Aralıkta İlker Mansuroğlu adlı öğrenci Fen Fak. önünde vurularak öldürüldü.

28 Aralıkta MGK toplandı.

Ertesi gün Amerika Büyükelçiliği önünde nöbet tutan toplum polislerine ateş açıldı. İki polis ağır yaralandı.

Kaynak:Türkiye'de Gençlik Hareketleri

Alpay Kabacalı

10 Kasım 2007 Cumartesi

BÜYÜK ATATÜRK



NE
SENDEN
GEÇERİZ

ATAM

NE
SENİN

ESERİNDEN

10 KASIM


"Ankara' nın taşına bak
Gözlerimin yaşına bak
Uyan uyan Gazi Kemal
Şu feleğin işine bak

Kılıncımı vurdum taşa
Taş yarıldı baştan başa
Uyan da bak Gazi Kemal
Başımıza gelen işe

Ankara' nın dardır yolu
Düşman aldı sağı solu
Sen gösterdin Paşam bize
Böyle günde doğru yolu "

" BU ANADOLU VAR YA BU ANADOLU
BU SAPSARI SITMA , BU MASMAVİ GURUR
NE TOSUNLAR DOĞURURMUŞ NE TOSUNLAR
BAK DAHA NELER DOĞURUR......"
(B.R.Eyüpoğlu)

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...