11 Eylül 2009 Cuma

BAŞBAKANI KUTLUYORUM


Vallahi de kutluyorum, billahi de kutluyorum. Haklı, yerden göğe kadar haklı...

"Susun!" , diyor. "Konuşmayın!" diyor. "Tartışma Programlarına Aman ha Katılmayın! diyor...

Dün akşam, Adalet Bakanı televizyonun birinde konuştu. Tek başınaydı. Monolog halindeydi. Kimse onu sıkıştırmadı, tek başına rahat rahat anlattı,anlattıkça battı, ama hiç bir şey söylemedi. Söyleyemedi, bilmiyor çünkü! Sadece muhalefetten yardım dilendi, üstelik onları suçlayarak...

Bugün, biraz önce de, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı basın toplantısı yaptı. Keşke yapmasaydı! Acıdım kendisine... Olamaz ya, bu kadarı da olamaz! Siyaset Meydanına Ali Kırca'nın çıkardığı çocuklardan birini getirselerdi, ondan daha aklı başında konuşurdu. Bilmiyor, hiç bir şeyi bilmiyor, inanın bilmiyor! Sel nedeniyle, başbakanla, helikopter turu atarken görmüş bazı yanlışlıkları! Gözlerini açarak talimatı verdim, diyor. Başbakanımız da talimat verdi, takip edecek yaptıklarımızı, diyor.

Hep şu CHP suçlu, diyor! Biz bir şey yapmadık, diyor! Niye bu kadar zamandır düzeltmediniz, diyenlere: Yargı suçlu, diyor. Bilim insanları suçlu, bilir kişiler, bilen kişiler, suçlu diyor. Yazık ya, üzüldüm gerçekten!

O, buraya bilmediği için seçilmedi mi zaten? Bilse susar mıydı bu kadar zaman? Bilse, her emre eyvallah der miydi ki? Bilmediği için, eyvallah diyeceği için oturtulmadı mı o koltuğa, diğer koltuklarda oturtulanlar gibi...

O, muhallebi imparatorluğunu kurdu, biliyor bu işi... Bir de laleler, laleler, laaaleeeleer dikti her köşeye, kısa sürede solsa da!

Başka da bir şey bilmiyor, bilmediği için de yapmıyor! Ama bu kez kızdı! Kimsenin gözünün yaşına bakmayacakmış, yıkacakmış, ruhsatsız, plansız her yeri yıkacakmış! Hadi kolay gelsin!.. İstanbul'da ve Türkiye'nin her köşesinde yıkılacak çok yer var...

Önceliği "Alidibolara!" versin, isterse...

Siz başbakan olsanız, bu kişilerin konuşmasına izin verir miydiniz? Tek başlarına rahat rahat konuşurken bile batıyorlar. Bir de karşılarına muhalefetten kişileri koyup gazetecilerle birlikte, halkın gözü önünde tartıştırmaya kalksanız ne olur durumları?

Haklı başbakan, vallahi de haklı, billahi de haklı. Bu milleti uyandırmanın ne gereği var! Kendisi çıkıyor mu tartışma programlarına? Onlar da çıkmasın. Kapalı kapılar ardında apaçık açılımlar koyarız önlerine, olup biter nasılsa! Yiyenlere, afiyet olsun...

10 Eylül 2009 Perşembe

ZONGULDAK' TA MADENDE GÖÇÜK


Bir acı haber de Zonguldak' tan düştü yüreklere! Zonguldak'ın Kilimli Beldesindeki Türkiye Taşkömürü Kurumu'na ait maden ocağında göçük oldu, iki işçi mahsur kaldı derinlerde...

Derinler derken sözde değil özde derinlikten söz ediyoruz. Maden ocağının eksi 260 ve eksi 360 kotu arasında bu ülke için çalışan insanlar var.Yan gelip yatmayan! Hani ülke kaynaklarını torba torba yandaşlarına dağıtıp da sıra çalışanlara gelince yüzde bir mi desem, yüzde iki mi desem diye bin dereden su getirdiklerinizden... Çalışan, üreten, emeğiyle geçinenler, haklarını çaldıklarınız, emeğinin karşılığını vermemek için direndikleriniz!

Şu anda kurtarılmayı bekliyor iki tanesi
! Tavan çöktü gece vardiyasında çalışan işçilerin tepesine, dördü kaçtı; ikisi hala içerde. Ali Ziya Kısaboyun ve 2009 yılında işe giren Caner Albuzlu' ya ulaşabilmek için TTK kurtarma ekipleri canla başla çalışıyor şu sıralarda... Dilerim kurtulurlar, ama...

Bu konuda birkaç yazı yazmıştım. Çok şey söylemiştik birlikte. Merak edenler için işte onlardan biri ve yapılan yorumlar:

Zonguldak Zonguldak Vurur Yüreğim

SAKLAN KAÇ SOBEEE

Dün gece üç gibi balkona çıktım. Şiddetli yağmur uyarısı yapılmıştı Batı Karadeniz için, bakayım da, önlem alayım diye...

Havada kara kara bulutlar vardı, ama ılık bir geceydi, güzeldi. Denizden gelen iyot kokusunu ciğerlerime çektim. Yatmadan günün sıkıntısını, yaşanan acıların yaralarını hafifletmek istedim kendimce belki de...

Denizde, bir yük gemisi ,tüm ışıklarını yakmış, demir attığı yerde genç bir kız edasıyla sabahı bekliyordu.Işıl ışıl bakıyor,ama görmüyordu etrafı. Sanki görmekten çok görünmekti derdi...

Deniz fenerinin ışığı çevreyi yalayıp geçiyor, kısa süre sonra tekrar geliyordu. Göz kırpıp kaçan, saklanan, beni yakalayamazsın diyen saf bir çocuk gibiydi.

Rahatladım biraz. Gecenin sessizliğinde huzur doldu içim. Daha sakin düşünmeye başladım. Evet , sorunlarımız var, acılar yaşanıyor, yürekler dağlanıyor, ulusumuzun geleceğiyle oynanıyor, işler iyi gitmiyordu. Ama batmıyoruz. İçerden ve dışardan bunca yıpratmaya karşın ayaktayız hala...

Ayaktayız, çünkü birileri özveriyle çalışıyor, gecesini gündüzüne katıp bu ulus için , bu ülke için çalışıyor. Hem de üç kuruş maaşa çalışıyor. Üç kuruş etmeyenlerin parayla oynadığı bir ülkede, ülkenin aleyhine işlerden pay kapma yarışına girmişken birileri hem de...

Onlara rağmen çalışıyor bilim insanlarımız, prof.larımız, doktorlarımız, mühendislerimiz, cumhuriyet savcılarımız, öğretmenlerimiz, memurlarımız, işçilerimiz sanatçılarımız, üretken insanlarımız... Yurt içinde, yurt dışında ulusunu sevenler emekleriyle, yürekleriyle ayakta tutuyor bizi. Mehmetçiklerimiz sınırlarımızı canı pahasına koruyor. Hepsine kocaman teşekkürler gönderdim içimden. İyi ki varsınız, iyi ki pes etmiyorsunuz. Umut sizsiniz...

Rahatlamıştım. Aklıma, balkona önlem almak için çıktığım, geldi, gülümsedim. Ne yapabilirdim ki? Daha önce depreme karşı hazırladığımız çantayı düşündüm, günlerce kapının yanında durmuştu. Yiyecek, içecek koymuştuk içine. Bir de fener, ilaç falan... Aynısını mı yapsam? Komik geldi sonra, bu kez ciddi ciddi güldüm halimize... (Özgür Annenin dediği gibi, bütün tedbirleri biz alacaksak belediyelere ne gerek var!) Hem bizim yapabileceklerimiz ne kadar da sınırlı...

Bir kez daha denize baktım. Yemyeşil ağaçlarımıza baktım. Mutlu, huzurlu hissettim bir an için kendimi. Yatmalıyım artık, derken aman Allahım o da ne!

Dan dan dana dan dan! diye davulcumuz çıktı ortaya! Ona uzak mahalle davulcuları da katıldı. Davulun sesi yakından da uzaktan da hiç hoş gelmedi, inanın... Ne ritim, ne makam, ne müzik, ne ses, ne söz, ne estetik hiçbir şey yok! Sadece dan dan dan... Tokmak elde rastgele vura vura geldi geçti davulcumuz. Diğerleri de... Baktım kimsenin ışığı yanmadı o geçerken de, geçtikten sonra da... Artık uyanmak için kimse davulcuyu beklemiyordu ki... Ama davulcumuz ilk bahşişini almak için geçen gün gelmişti kapıya, ikincisini de bayramda alacak biliyorum, geçmiş yıllardan...

Yazıma ara vermek zorundayım, kapı çaldı.

Gelen yaşlıca, bir amca: "Fatih Öğrenci Yurdu İçin bağış topluyoruz!" dedi. Geçen sene de aynı zamanlarda bu amaçla kapım çalınmıştı. Ben de geçen seneki gibi: "Biz zaten öğrencilere yardım yapıyoruz." dedim. Gitti, yan komşunun kapısını çalıyor şimdi de... Kapı kapı dolaşıyor birileri, yılmadan, usanmadan. Siz bunu yapabilir misiniz?

Değişen bir şey yok görüyorsunuz. Yine birileri yardım topluyor, yine birileri birilerinin üstünden para kazanıyor.

Gece balkonda dikilip kalan bana, Deniz Feneri göz kırpıp, bir görünüp bir yok olan ışıklarıyla saklambaç oyununa devam edelim mi diyor? Ne zaman sobeleneceksin, sorusu yanıtsız kalıyor...

9 Eylül 2009 Çarşamba

ADI BARIŞ KENDİ SAVAŞ


"Aydınlığa versek elimizi,
Uzuyor koyu bir katranla yapışkan
Parmakların ucunda ip gibi.
Ak bir güvercin alsak avucumuza,
İnim inim karayel yerine,
Güvercinin tüylerinde batak. Batak
En uzun ışıltılı yıldızda.

Çektik kentin yorganını üstümüze,
Düşler kurduk, düşlerimiz batak.

Ve batak kişiler sardı yöremizi:

Suratları insana boyalı
Bütün o alıp satanlar, üleşenler;
İçimizde açan karanfilli
Kara tırnaklı yıldızla kirleterek
Sıkınca bir irin çıksın diye,

Yalnızlığa gömenler,
Ün tacirleri,
Bağnazlar,
Despotlar,
Ve ödlekler;
Havasız odalarda duman kişiler;

Yoksulun cebinden aşırılmış
Beşlikleri yutturanlar altın diye.

Durgun batak, leş kokulu batak!

Atımı getirin benim, kır atımı!
BATAKTAN DÖRT NALA ÇIKMAK GEREK!
(O.Rifat)


Şehitlerimize, sel felaketinde yitirdiklerimize rahmet diliyorum. Yakınlarıyla birlikte tüm ulusumuza sabır dilesem mi bilmiyorum. Sabır sabır sabır... Nereye kadar!

Doğal felaket mi sayacağız bütün bunları?

Daha dün yapılan Silivri Cezaevinin bacası çökmüş. Yağmur, ülkenin en büyük davasının görüldüğü sırada savcıların üstüne üstüne yağıyormuş. Dava bu nedenle ertelenmiş. İçerdekiler suçlu mu değil mi henüz belli değil! Bu gidişle daha uzun süre de bilinmeyecek. Sanıklar istediği kadar bağırsın:

Suçumuz ne! Suçumuzu söyleyin ki savunmamızı ona göre yapalım!

Evet, dava ucu açık bir şekilde sürüyor. Bekleyip -belki- göreceğiz.

Ancak dışardaki suçlular ne olacak? Silivri Cezaevini kim yaptı? Neden bu kadar kısa sürede yıkıldı?

Dere yataklarına yapılan evler için hangi belediyeler izin veriyor? Koca koca binaları dikenler alt yapı hizmetlerini neden gözardı ediyor? Akacak yol bulamayan sular sele dönüşüp can alınca doğal afet mi diyeceğiz?

Ormanları yakanlar, yakılan orman alanlarını paylaştıranlar daha mı az suçlu?Doğanın dengesini bozarak bizleri de dengesiz insanlar topluluğuna dönüştürenler ne diyorsunuz ha, hala susuyor musunuz, hala duruyor musunuz oturduğunuz koltuklarda?

İnsanlar dengesini yitirdi, dedim. Evet selle boğuşan insanların eşyalarını yağmalamanın başka nasıl bir açıklaması olur ki? Açlık mı, yoksulluk mu, tüm değerlerin yitirilişi mi? Hepsi mi?

Tecrübe Konuşuyor! adı altında -Diyarbakır Cezaevinin önünde- program yaptırıp "İşte tüm sorunlar burada yapılanlarla başladı, burada çok acılar yaşandı!!! " diyenlere ne diyeceğiz? O kadar insan bu nedenle mi öldü? Art niyet konuşuyor, demek daha çok yakışmaz mıydı bu programı yapanlara? Adına Barış" dedikleri "Savaş" hala sürmüyor mu? Bu son şehitlerimizi " BARIŞ!" a mı kurban verdik?

Açılım, açılım diye caka satanlar , açılımın ne menem bir şey olduğunu merak eden milletten, bunu esirgeyerek kapalı oturumlara sığınmak isterken ulusun geleceğiyle oynadıklarının bilincindeler mi? Hem bu acele niye? Nereye yetişeceksiniz?

Daha dün randevu vermediklerinizle canciğer olmanızın sebebi ne?

Demokratik Açılımı tüm ulusu kapsayacak şekilde yapalım mı? Ekonomik sorunlarımızı çözmeye ne zaman başlanacak? Sağlık sorunlarımızı - ilaç katkı payını yükseltme dışında- çözme konusunda ne yapacaksınız? Ya eğitim sorunlarının çözümü? Kürt Dili ve Edabiyatı Bölümü açarak tüm eğitim sorunlarımızı çözdüğünüzü mü sanıyorsunuz?

Yeter diyorum artık, biraz da tüm ulus için çalışın!

"Bir tuz ki aşımıza karışmış,
Oyar köstebekleriyle etimizi.
Kelepçelidir kirpiklerimiz,
Acır bir ışığa dönsek yüzümüzü.

AYDINLIĞA VERSEK ELİMİZİ."



7 Eylül 2009 Pazartesi

BU REKLAMI DUYAN VAR MI?

"İlkokul mezunu olanlara, bir gözü kör olanlara ve renk körü olanlara ehliyet verilir!"

Siz duydunuz mu bilmiyorum, ama ben ilk kez duydum.

Pazar günü evden kaçtık. Bir hafta oldu geleli, sürekli evle boğuşuyorduk. İş tam olarak bitmedi, ama biz bittik. Baktık hava da güzel, denize gidelim dedik. Ege'den sonra Karadenize veda etmeden olmaz değil mi? İyi ki gitmişiz. Gözünü sevdiğimin Karadenizinin tadı da bir başka oluyor. Denizin suyu ılıktı. Tatlı bir dalga vardı. Uzun uzun yüzdük, çıktık, sonra tekrar girdik. Yazdan bir gün çalmak inanılmaz iyi geldi.

Düşündüm de yazlığı bu kadar sevmemin nedeni sadece deniz değil. Ben yazlık komşularımızı seviyorum, onların dostluğuyla güzelleşiyor her şey...

Dönüşte, arabada yerel radyoyu dinlerken yukarıda sözünü ettiğim reklamı duydum, inanasım gelmedi. Renk körü olanları geçtim de tek gözü olmayanlara ehliyet verilmesi de neyin nesi çözemedim. Çözen varsa beri gelsin...

6 Eylül 2009 Pazar

BLOGLAR ALEMİNDE NELER OLUYOR VE DEMOTİKE HASTANEDE


Sevgili Demotike hastanede!

Gerçekten çok üzüldüm. Dostuma buradan geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum... Dilerim en kısa zamanda sağlığına kavışur da aydınlatıcı yazılarına devam eder...

Sevgili dost blogerler, evet başlık dikkatinizi çekmiştir. Blog aleminde neler oluyor, dedim. Çünkü bugün bir dost blogun yönlendirmesiyle "Sihirli Eller" diye bir blogla tanıştım.

Arkadaş Bloglarda yazılanları eleştiriyor. Giyimden kuşamdan, alışverişten,kişisel zevklerden söz eden blogları kıyasıya eleştiriyor, bu türde izlediği blogları sildiğini; bütün bu yazdıklarınızdan "bana ne" diyor. Ve blogların artık tek düze olduğundan yakınıyor.

Bunda ne var, diyebilirsiniz. Ben de ilk anda aynen öyle düşündüm.Eleştiri herkesin hakkı. Madem ki yazıyoruz, her türlü eleştiri yapılabilir.Arkadaş da eleştiri hakkını kullanmış. Hoşuma da gitti. Ülkenin bu kadar önemli sorunları varken, tek satır bunlara değinmeyen, sadece laylaylom yapan bir blog bana da sıkıcı geliyor bazen... Ancak sadece kişisel yazdığı halde severek okuduğum bloglar da var. Kendinden hareketle insanı anlatıyor, insan ilişkilerine ışık tutuyor. Ve son olarak şunu da belirtmek istiyorum: Herkes yeter ki yazsın, hem de istediğini, istediği şekilde yazsın. Okuyan- yazan insan sayısının az olduğu ülkemizde bu çok önemli. Başka hayatları öğrenmek az şey mi?

Ancak eleştirdiğiniz şeylerin aynısını siz yapıyorsanız, o zaman durum değişir. Merakla arkadaşın yazdıklarını okudum. Poz poz kendi resimlerini koymuş, giydiklerini göstermiş, en şık o imiş, ojeleri de kırmızıymış, bu yıl modaymış, gözlerini de mavi boyamış, eşini seviyormuş, ama pis herifin biriymiş, tek oruç tutan oymuş, bu nedenle çok ilgi görmüş, miş miş miş... Tek satır topluma dair bir şey bulamyınca çıktım blogundan, daha fazla kalamadım. Beni bloguna götüren yazısı yüz (100) yorum almış. Arkadaş uyanıkmış gerçekten. Ben bile okudum ve bunları yazdım.

Evet bunları yazdım. Çünkü Sevgili Demotike'nin Hastanede olduğuyla ilgili yazıyı gördüm. Sizler belki de onun bloguyla hiç tanışmadınız. Ülkemizi ve ulusumuzu ilgilendiren çok uyarıcı yazılar yazıyor kendisi. Bizleri aydınlatmak için sağlığını hiçe sayacak kadar özverili...

Sihirli Eller'e bir öneri: Uykusu kaçtığı gecelerde Demotike'nin bloguna da bir uğrasın. Kendisi bu sıralar yazamasa da eski yazıları çok önemli. Okursa onun için çok iyi olabilir. Sıkıldığı bloglardan çok farklı...

Kusura bakmayın lütfen, gerçekten çok üzüldüm. Sevgili Demotike'ye tekrar geçmiş olsun diyorum. Yeniden aramıza dönmesini sabırsızlıkla bekliyorum.

4 Eylül 2009 Cuma

UNUTMA


"Dünya kötülük yapanlar yüzünden değil, sayıları daha çok olduğu halde , seyirci kalıp hiç bir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdedir." (Eınsteın)

KAPATAMADIK AÇILIM VERELİM BARİ


Birkaç yılımız, kadınların başını kapatalım, tartışmalarıyla geçti. Yapamadılar, en azından, resmi olarak... Kapatamadık, açalım bari mi dediler, nedir?

Bir "Açılım" lafıdır gidiyor son zamanlarda!.. Pandoranın kutusu gibi açıldıkça bizim için kötülükler saçılıyor her tarafa:

Kürt Açılımı, dediler. Kazanan kim olacak dersiniz? Kürtler mi, Türkler mi? İkisi de değil bence. Sadece daha çok ayrışacağız.

Ermeni Açılımı, diyorlar. Aldığımız bir şey var mı?

Kıbrıs'ta neler neler kaybediyoruz?

Şimdi de "Su" açılımı yapıyoruz. Bakın bakalım, Çevre ve Orman Bakanımız Veysel Eroğlu, televizyonlara yansıyan konuşmasında ne diyor:

''Irak ile Suriye'yi rahatlatmak ve susuz bırakmamak için enerjiden bile feragat ettik. Su, enerjisi alınarak sizlere veriliyor. 2007 ve 2008 yıllarında suyun Irak ve Suriye açısından ne derece önemli olduğu anlaşılmıştır...

Tabii ki komşu ülkelerin sıkıntı çekmemesi için enerjiden feragat etmek pahasına Türkiye'nin en büyük rezerv hacmine sahip Atatürk Barajı boşaltılmıştır. Atatürk Barajı'ndaki doluluk oranı yüzde 10 seviyesine düşmüştür.''


İlginç değil mi?

Yine bize fedakarlık düşüyor gördünüz mü? Kullanmadığımız doğalgazın parasını bile bize ödetiyorlar. Elektrike yüklüce zam yapmaktan çekinmiyorlar. Komşularımızı düşündükleri kadar bizi düşünmüyorlar! Atatürk Barajı boşaltılmış, Irak ve Suriye için... Peki karşılığında biz ne alıyoruz? Bilen var mı? Küçük bir şişe suya verdiğimiz parayı düşününce!..

Yoksa biz üvey evlat mıyız? Veren taraf hep biz oluyoruz nedense?

Ya da alınan bir şeyler var da bizden mi gizleniyor?

3 Eylül 2009 Perşembe

BİR MUM DA SEN YAKAR MISIN?


Özgür Anne, Okuyamazsın, Deniz Kabuğu ve Elçin'in bloglarını okudum içim titreyerek... Siz de okuyun ve bir mum da siz yakın.

Ramazan ayındayız. Bayram geliyor biliyorsunuz. Sadece iftar çadırı kurmakla, birkaç torba kumanya dağıtmakla kendinizi rahatlatmayı bırakın artık. Açın gözlerinizi, çevrenize alıcı gözlerle bakın biraz da.

Acılar yaşanıyor bu ülkede, hastalar var, hastalıklar var... Sağlıklı yaşamak her geçen gün daha da zorlaşıyor. Hastalardan alınan katkı payı artacak, bütçe açıkları yine halkın sırtına yüklenecek duydunuz mu?

Evet tek tek yardım yapmaya çalışıyoruz, yapmalıyız da. Bir çocuğu sevindirmek az şey mi? Ama çözüm bu değil baylar , bayanlar!

ÇÖZÜM: Sağır sultanları uyarmak, sesimizin duyulması için hep birlikte, her sorunda gürlemek! Bunu yapabiliyor muyuz? Yapsaydık, yapabilseydik bu durumlara düşer miydik hiç?

Halk her geçen gün yoksullaşırken birileri palazlanıyor. İşsizler ordusu çığ gibi büyüyor. Ülke elden gidiyor a dostlar, görmüyor musunuz? " Bütün orduları dağıtılmış, bütün tersanelerine girilmiş, bütün kaleleri zaptedilmiş. Bundan daha elim ve daha vahim olmak üzere ... "

Üstüne titrediğimiz çocuklarımız savaş ortasında kalırsa ne yapacağız? Bizi birbirimize kırdırmanın planları yapılıyor, susuyorsunuz!

Ne zaman konuşacaksınız?

2 Eylül 2009 Çarşamba

HIZLA DÜŞÜYORUZ


Aklı başında bir insan, bindiği dalı keser mi? Kesmez kesmez de bu resim de ne oluyor, diyebilirsiniz. Evet Nasrettin Hoca bunu yapmış. Yapmış, ama niye yapmış? Bir düşünün bakalım.

Ders alalım, aklımızı başımıza toplayalım diye, değil mi?

Aldık mı dersimizi? Neeerdeeee?

"Düşeceğimi bildin, ne zaman öleceğimi de bil!" demiş, merhum.

Ölmesek de hızla düşüyoruz. Tek tek dallarımız budanıyor. Tüm arı kovanlarına çomak sokuluyor.Kimseye faydası olmayacak bilesiniz. Balını başkaları yiyecek, bizse birbirimizi!

Koca çınar dayanır mı bu kadar sarsıntıya? Dayanır, dayanır da içten içe kemiren fareler ne olacak?

Gaflet, dalalet, hatta hıyanet içinde olanlar, düşenin dostu olmaz biliyorsunuz değil mi? Her yüze güleni dost sanıyorsanız, yanılıyorsunuz.

"Hele bir düş de gör! Hayalde gör, düşte gör!
Hiç bilmedin kıymetim on parmağı kınalı (hileli),
Bir kötüye düş de gör!"

Bindiği dalı kesmek, başka çıkarlar peşinde değilseniz, akıllıların yapacağı iş değil! Hiç değil...

Zafer bayramımız kutlu olsun.
Dünya barış günümüz de...

BİTTİ



Döndüm, ama gönlüm Ege'de kaldı.

Yaz bitmiş, sonbahar gelmiş buralara! Yağmur, rüzgar, düşen, sararan yapraklar...

Ve bir de birikmiş işler! Kurumayan çamaşırlar! Haberler...

Söyle, iyi mi kötü mü, haber ver!

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...