Söze nereden başlayacağımı bilemedim bir an...
Ülkemizin geleceği adına her aydın gibi benim de endişelerim var. Gidiş iyi bir gidiş değil, hiç değil! Ancak referandum sonrası alınan % 42'yi de önemsiyorum. Bizim gibi toplumlarda azımsanmayacak bir sonuç.Önümüzde belki de son seçim şansımız var!
Tartışma bitmiyor CHP'de! Hem de ateş bacayı sarmışken!
Düşünüyorum; bir yanım iyi derken, öte yanım kötü diyor:
İyi diyen yanım bağırıyor: Doğru olan da bu değil mi? Hep demokrasi istemiyor muyuz? Ülkede, okulda, iş yerinde ve de parti içinde demokrasi... Doğru, diyorum yavaşça. Bu kadar iyi yetişmiş, birbirinden değerli partililerin hangisini "höt" diyince susturabilirsiniz? Susmazlar, susturamazsınız, kimse susturamaz! Susmasınlar zaten, herkes fikrini söylesin. Her biri ayrı değer. Bazı partilerdeki gibi kuzu kuzu, lider toplumun içinde kendisini azarlasa da alkışlayacak değiller ya...
Öte yanım atlıyor hemen: Yapsınlar yapsınlar da kendi içlerinde yapsınlar. Dost var düşman var, demokrasiye alışan var, alışmayan var. Zamanı mı şimdi? En acımasız eleştirileri birbirlerine yapmaları normal mi yani? Enerjilerini birleştirip seçime odaklanmaları gerekmez mi? Kişisel hırsı gözleri kör etmiş mi ne bazılarının? Oysa kişisel hırsa kapılacak gün değil. Gün toplumu kurtarma hırsını Önder etme günü. Atı alan yolun sonuna yaklaştı görmüyor musunuz? Kim dur diyecek onlara?
Bak ötekiler ne yapıyor? Liderleri öl dese ölecekler, bırakın söylediğine karşı çıkmayı! Terörle, teröristle, onların hapisteki lideriyle pazarlıklar yapılıyor da kimsenin gıkı çıkmıyor, çıkmaz da. Ordu duracak, İmralı'dan gelen haber bize yol gösterecek! Türkiye Cumhuriyeti devleti durmuş onun ağzına bakıyor! Bunun ne anlama geldiğini biliyor musunuz?
Cemaatler, tarikatlar, şeyhler, dervişler el üstünde tutuluyor; Mustafalar, Kemaller, Tuncaylar, Haberallar,Erollar ve diğerleri kodeslerde çürümeye bırakılıyor.
Siz ne yapıyorsunuz? Birbirinizin kuyusunu kazıyorsunuz.Öyküyü duymuşsunuzdur:
Kadın Allah'a yalvarıyormuş, bana bir inek ver, diye. Duası kabul olmuş: "Sana iki inek vereceğiz, küs olduğun komşusuna da bir inek..." müjdesi gelmiş masal bu ya. Bunu duyan kadın duasından vazgeçmiş, "iki ineği de istemiyorum, yeter ki o bir ineği komşuma verme!" demiş.
Kıssadan hisseyi çıkaracak kadar akıllısınız, bilirim. Ancak öfke gelir, yüz kızarır; öfke geçer, yüz sararır demiş büyüklerimiz.
Şu anda ne yazık ki tek seçenek sizsiniz. Ve de Kemal Kılıçdaroğlu. İnsancıl, saygılı, hoşgörülü... Baskıcı değil en azından.
Biz alışmışız baskıya, horlanmaya! Kim ki bizi adamdan saymıyor, onun kulu kölesi oluruz, en azından yüzüne karşı öyle davranırız. Padişahım çok yaşa, der, arkasından da söveriz! Bir kısmımız yüzüne karşı, ama içinden söver dururur, bir yandan da şirinlik yapar çaktırmamak için. Diğer kısmımız ise telefonla konuşurken bile önünü ilikler.
Bizi adam yerine koyan bir yönetici çıkarsa karşımıza, onun tepesine çıkarız. Şımarırız hemen, ben neymişim de haberim yokmuş modunda karşımızdaki kişiyi hafife almaya başlarız!
Öğretmense dersi kaynatmaya çalışırız, doktorsa onun tedavisine güvenmeyiz, mühendisse bu nasıl mühendis olmuşa getiririz.
Gazeteciyse yerden yere vururuz. Tartışma programlarında ağzından köpükler saçarak bağırsın, çağırsın, iftira atsın isteriz alkışlamak için. Onların ağzına her türlü kötü söz yakışır, yakıştığı için de kimse karşı çıkmaz, ya da şerrinden korkup kimse bulaşmak istemez. Tüm hataları kabul görür. Ancak efendiden biri ağzından bir şey kaçırmaya görsün, hep birlikte boğazına sarılırlar. Biri, "Helvasını yemek istiyoruuuuumm!" diyecek kadar azgınlaşabilir. Oktay Ekşi'nin başına gelenleri biliyorsunuz. Bir anda ağzı en bozuk olanlar bile ahlak abidesi kesildi, saldırının haddi hesabı yok. Bu sadece kişiye yapılan bir saldırı mı, yoksa tüm topluma yöneltilmiş bir tehdit mi? Artık hangi babayiğit gazeteci özgürce yazabilir? Sıranın kime geleceği belli mi? Hata aramaya kalkınca herkeste bir şeyler bulunur.
Basını bu çıkmazdan kim kurtaracak, dolayısıyla doğru haber alma özgürlüğümüzü kim sağlayacak?
Ülkemizin geleceği adına her aydın gibi benim de endişelerim var. Gidiş iyi bir gidiş değil, hiç değil! Ancak referandum sonrası alınan % 42'yi de önemsiyorum. Bizim gibi toplumlarda azımsanmayacak bir sonuç.Önümüzde belki de son seçim şansımız var!
Tartışma bitmiyor CHP'de! Hem de ateş bacayı sarmışken!
Düşünüyorum; bir yanım iyi derken, öte yanım kötü diyor:
İyi diyen yanım bağırıyor: Doğru olan da bu değil mi? Hep demokrasi istemiyor muyuz? Ülkede, okulda, iş yerinde ve de parti içinde demokrasi... Doğru, diyorum yavaşça. Bu kadar iyi yetişmiş, birbirinden değerli partililerin hangisini "höt" diyince susturabilirsiniz? Susmazlar, susturamazsınız, kimse susturamaz! Susmasınlar zaten, herkes fikrini söylesin. Her biri ayrı değer. Bazı partilerdeki gibi kuzu kuzu, lider toplumun içinde kendisini azarlasa da alkışlayacak değiller ya...
Öte yanım atlıyor hemen: Yapsınlar yapsınlar da kendi içlerinde yapsınlar. Dost var düşman var, demokrasiye alışan var, alışmayan var. Zamanı mı şimdi? En acımasız eleştirileri birbirlerine yapmaları normal mi yani? Enerjilerini birleştirip seçime odaklanmaları gerekmez mi? Kişisel hırsı gözleri kör etmiş mi ne bazılarının? Oysa kişisel hırsa kapılacak gün değil. Gün toplumu kurtarma hırsını Önder etme günü. Atı alan yolun sonuna yaklaştı görmüyor musunuz? Kim dur diyecek onlara?
Bak ötekiler ne yapıyor? Liderleri öl dese ölecekler, bırakın söylediğine karşı çıkmayı! Terörle, teröristle, onların hapisteki lideriyle pazarlıklar yapılıyor da kimsenin gıkı çıkmıyor, çıkmaz da. Ordu duracak, İmralı'dan gelen haber bize yol gösterecek! Türkiye Cumhuriyeti devleti durmuş onun ağzına bakıyor! Bunun ne anlama geldiğini biliyor musunuz?
Cemaatler, tarikatlar, şeyhler, dervişler el üstünde tutuluyor; Mustafalar, Kemaller, Tuncaylar, Haberallar,Erollar ve diğerleri kodeslerde çürümeye bırakılıyor.
Siz ne yapıyorsunuz? Birbirinizin kuyusunu kazıyorsunuz.Öyküyü duymuşsunuzdur:
Kadın Allah'a yalvarıyormuş, bana bir inek ver, diye. Duası kabul olmuş: "Sana iki inek vereceğiz, küs olduğun komşusuna da bir inek..." müjdesi gelmiş masal bu ya. Bunu duyan kadın duasından vazgeçmiş, "iki ineği de istemiyorum, yeter ki o bir ineği komşuma verme!" demiş.
Kıssadan hisseyi çıkaracak kadar akıllısınız, bilirim. Ancak öfke gelir, yüz kızarır; öfke geçer, yüz sararır demiş büyüklerimiz.
Şu anda ne yazık ki tek seçenek sizsiniz. Ve de Kemal Kılıçdaroğlu. İnsancıl, saygılı, hoşgörülü... Baskıcı değil en azından.
Biz alışmışız baskıya, horlanmaya! Kim ki bizi adamdan saymıyor, onun kulu kölesi oluruz, en azından yüzüne karşı öyle davranırız. Padişahım çok yaşa, der, arkasından da söveriz! Bir kısmımız yüzüne karşı, ama içinden söver dururur, bir yandan da şirinlik yapar çaktırmamak için. Diğer kısmımız ise telefonla konuşurken bile önünü ilikler.
Bizi adam yerine koyan bir yönetici çıkarsa karşımıza, onun tepesine çıkarız. Şımarırız hemen, ben neymişim de haberim yokmuş modunda karşımızdaki kişiyi hafife almaya başlarız!
Öğretmense dersi kaynatmaya çalışırız, doktorsa onun tedavisine güvenmeyiz, mühendisse bu nasıl mühendis olmuşa getiririz.
Gazeteciyse yerden yere vururuz. Tartışma programlarında ağzından köpükler saçarak bağırsın, çağırsın, iftira atsın isteriz alkışlamak için. Onların ağzına her türlü kötü söz yakışır, yakıştığı için de kimse karşı çıkmaz, ya da şerrinden korkup kimse bulaşmak istemez. Tüm hataları kabul görür. Ancak efendiden biri ağzından bir şey kaçırmaya görsün, hep birlikte boğazına sarılırlar. Biri, "Helvasını yemek istiyoruuuuumm!" diyecek kadar azgınlaşabilir. Oktay Ekşi'nin başına gelenleri biliyorsunuz. Bir anda ağzı en bozuk olanlar bile ahlak abidesi kesildi, saldırının haddi hesabı yok. Bu sadece kişiye yapılan bir saldırı mı, yoksa tüm topluma yöneltilmiş bir tehdit mi? Artık hangi babayiğit gazeteci özgürce yazabilir? Sıranın kime geleceği belli mi? Hata aramaya kalkınca herkeste bir şeyler bulunur.
Basını bu çıkmazdan kim kurtaracak, dolayısıyla doğru haber alma özgürlüğümüzü kim sağlayacak?
CHP'deki tartışmaların zamanlaması kötü oldu ülke için, ama belki de yeniden toparlanırlar. Yönetime gelenler hevesle çalışır. Yaşlıların deneyimlerinden, gençlerin enerjisinden yararlanılır. Ülke derin bir nefes alır. Olur mu ki?
Aslında tüm il yönetimlerinde, delege seçimlerinde de düzenleme gerekiyor bence... Küçük olsun benim olsun düşüncesindekiler, kimseyi partiye sokmak istemiyor, kendileri de yeterince çalışmıyor. Verilen oyların kendi başarıları olduğunu sanıyorlarsa yanılıyorlar. Onları başarılı bulduğumuz için değil, onlara değil, partiye oy veriyoruz çoğu kez... Böylelerini ayıklamak gerekiyor, taze kan şart. Şart, ama zaman hızla akıp geçiyor. Ne yapacaklarsa bir an önce kırmadan dökmeden yapmak zorundadırlar.
Aslında tüm il yönetimlerinde, delege seçimlerinde de düzenleme gerekiyor bence... Küçük olsun benim olsun düşüncesindekiler, kimseyi partiye sokmak istemiyor, kendileri de yeterince çalışmıyor. Verilen oyların kendi başarıları olduğunu sanıyorlarsa yanılıyorlar. Onları başarılı bulduğumuz için değil, onlara değil, partiye oy veriyoruz çoğu kez... Böylelerini ayıklamak gerekiyor, taze kan şart. Şart, ama zaman hızla akıp geçiyor. Ne yapacaklarsa bir an önce kırmadan dökmeden yapmak zorundadırlar.
Bu, ülke için son derece hayati bir durum. Şimdi sınav var. Kim kendini düşünüyor; kim ülkenin geleceğini düşünüyor belli olacak. Kendileriyle ilgili iyi şeyleri haber yapmayanların televizyonlarını, kanal kanal gezeceklerine, kendi haklılıklarını kanıtlamanın peşine düşeceklerine, ülkeyi yanmaktan kurtarmanın çarelerini arasınlar. Normal koşullar olsa hak verebilirdik bu yapılanlara, ancak koşullar çok ağır ve çok çalışmayı gerektiriyor.
Derdim çoktur hangisini yazayım?
Haydi CHP...
Derdim çoktur hangisini yazayım?
Haydi CHP...