sobelendiniz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sobelendiniz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Aralık 2010 Cuma

KENDİNİ DİNLE (MİM)


Sevgili Zuzular'ın Annesi beni mimlemiş. Teşekkür ederek hemen yanıtlamaya başlıyorum. Bugüne değin yanıtlamamış olanlardan arzu edenleri mimliyorum ben de...

En sevdiğiniz kelime: Günaydın
Nefret ettiğiniz kelime: Bakarız!
Ne sizi heyecanlandırır: Geç saatte çalan telefonun sesi.
Heyecanınızı ne öldürür: Başlamak için acele etme, dur hele!
En sevdiğiniz ses: Eya'nın sesi (Son zamanlarda özellikle söylediği şu şarkı: "Eya'nın başında bir kuş var la la la laaa..."
Nefret ettiğiniz ses:Rte'nin, bağırarak, kendi yaptıklarını başkası yapmış gibi anlattığı demagoji sesi...
Hangi mesleği yapmak istemezsiniz: Yetkisiz bir Bakan...
Hangi doğal yeteneğe sahip olmak isterdiniz: Güzel bir sesim olsun isterdim.
Kendiniz olmasaydınız kim olmak isterdiniz: Bunu hiç düşünmedim, en iyisi kendim kalayım...
Nerede yaşamak isterdiniz: Sevdiklerimin olduğu her yerde...
En önemli kusurunuz: Sigara alışkanlığım...
Size en fazla keyif veren kötü huyunuz:"Gibi" yapamıyorum! Bazen gerekiyor...
Kahramanınız kim: Atatürk
En çok kullandığınız kötü kelime:Aptal mı bunlar?
Şu anki ruh haliniz: Ilımlı... Özlem var bir de...
Hayat felsefenizi hangi slogan özetler:Kırıl düş; eğilme sakın. Tek başına da kalsan doğru bildiğini söyle... Dünyayı sevgi kurtaracak...
Mutluluk rüyanız: Herkesin insanca yaşayabileceği bir dünya; en azından çocukların, tüm çocukların mutlu olacağı bir düzen...
Sizce mutsuzluğun tanımı: Kendinden, içinde bulunduğu durumdan memnun olmama hali, sevgisiz bir yaşam...
Nasıl ölmek isterdiniz: Mümkünse acı çekmeden, acı çektirmeden,kimseye yük olmadan...
Öldüğün zaman cennete giderseniz Allah’ın size ne söylemesini istersiniz:"Hoşgeldin"...

Zuzuların Annesine tekrar teşekkür ediyorum. Yavrularıyla hep mutlu olsun...
İnsanın kendini yazması zormuş gerçekten...
Sevgili Okuyucu, farkında mısın bilmiyorum, ama şu anda seni mimledim. Hadi kolay gelsin...

Herkese gönüllerince yaşayacağı güzel yıllar diliyorum.

28 Haziran 2010 Pazartesi

SOBELENDİM



Sevgili Ada'm beni sobelemiş. (manikdunya.blogspot.com) Çok teşekkür ediyorum. Tam yazayım diye düşünürken baktım Sevgili Zihni'den de (Sezi-yorum) aynı sobe gelivermiş. Alfabe sırasına göre seçilivermişim. Ehh bir taşla iki sobeyi yanıtlamış oluyorum böylece...

Kural gereği sizi mimleyenin ya da sobeleyenin linkini veriyorsunuz; soruları yanıtlıyorsunuz ve siz de beş kişiyi linkini de vererek sobeliyorsunuz...

İşte o sorular ve yanıtları:

*Hangi işleri yarım bırakırsın, ya da yarım bıraktığın neler var? Yarım bıraktığım örgüler var.

*Yakın zamanda kaybettiğin biri var mı? En son öğretmen arkadaşımı kaybettim.

*En ağır bulduğun, sana dokunan yemek var mı? Yağlı yemekleri sevmiyorum.

*Cinsellik ve aşk anlamında unutamadığın biri var mı? Böyle biri yok, ben aşık olduğum kişiyle evlendim. Otuz dört yıl olacak neredeyse...

*Çocukken sevdiğin çizgi filmler? Bizim çocukluğumuzda çizgi romanlar vardı gazetelerde, çizgi film yoktu. Ancak çocuklarımla birlikte onların sevdikleri tüm çizgi filmleri ben de izledim. Şeker Kız, Şirinler, Haidi, Pinokyo...

Ha biz çocukluğumuzda tommiks, teksas gibi çizgi romanlar okuduk. Bir de resimli fotoromanlar vardı... Daha sonraları Gırgır'ı takip etmeye başladık.

*Blogger'e ne zaman kayıt oldun, kim vesile oldu, nereden duydun? Ekim, 2007'den bu yana yazıyorum blogumda. Kızım yazıyordu, ondan gördüm önce. Ben de bir deneyeyim derken baktım oluverdi. İyi ki de olmuş. Blog yazmayı da blogları okumayı da çok seviyorum. Çok da bilgileniyorum bu sayede. Olayları birebir yaşamış insanların içten anlatımları çok güvenilir geliyor bana. Arada yanılmalar olsa da, çoğunun iyi insanlar, duyarlı insanlar olduklarını hissediyorum.

*Çok paran olsa ne yapardın? Çok param olsa kocaman bir apartman alırdım. Tüm sevdiklerimi oradaki dairelere yerleştirirdim. Herkes kendi hayatını özgürce yaşasın, kimse kimseye karışmasın; ancak zor anlarda yardımına kolayca koşabilsin isterdim. Yaşlanıyor muyum nedir? Son zamanlarda bunu istiyorum. Kimse kimseye karışmamak koşuluyla diye de ekliyorum. İyiyken kötü olmak da var böyle bir ortamda. Hem uzak gibi hem de çok yakın... Çok şey mi istiyorum?

Eveeet, sanırım görev tamamlandı; şimdi en zor kısım, o beş kişiyi seçmekte sıra...

Portakalı soydum, baş ucuma koydum, ben bir yalan uydurdum. Dıma, dıma dım, kırmızı mum... Yok olmadı. Baştan sayacağım:
Oooo piti piti çikolata sepeti... Yok yok bu da değil, en iyisi fotoğrafta gördüğünüz tavşana çektirmek, şansınıza artık...
Hah tamam, açıklıyorum...

*Funda
*BİR
*Gönül Çelen(Şanslı)
*Sokak Kedisi
*Hayat İzlerim

Hadi sıra sizde, kolay gelsin.


Not: Bu arada kendi rekorumu kırdım. Bir güne üç yazı sığdırdım.

20 Mart 2010 Cumartesi

YARATICI BLOGGER ÖDÜLÜ






RÜYAYLA
İçimdeki Ucu Bilenmemiş Kelimelerim
ve
HARUN BARIŞ
Barış Zamanı

Blogumu Yaratıcı Blogger olarak seçmişler ve ödüllendirmişler. İkisine de çok teşekkür ederim.

Rüyayla, kendine özgü anlatımıyla beni etkiliyor; bulunduğum ortamdan alıp başka dünyalara götürüyor.

Barış Zamanı ise durup soluklandığım, müzikle ruhumu dinlendirdiğim, yıkayıp arındırdığım
, kendimle barıştığım bir blog...


Benim de başkalarını ödüllendirmem gerekiyor. İşin en zor yanı da sanırım bu. Çünkü birbirinden değerli, birbirinden yaratıcı o kadar çok blog var ki hangisini seçmeli? Önce yazan-okuyan herkesi tüm içtenliğimle kutluyorum. Hepiniz her türlü övgüyü inanın hak ediyorsunuz. Özellikle de anne blogları ve yoğun çalışma ortamı içinde bloguna da zaman ayıranlar, ödüllendirdim sizleri.

Ancak aranızdan yedi(7) blogu seçmem gerekiyor kural gereği. İşte seçtiklerim:


1
KIRMIZI GÜNLÜK
"Bir elinde cımbız, bir elinde ayna, dünyanın umrunda değil, ama dünya O'nun umrunda" dese de kendisi,
Sevgili BEENMAYA blog dünyasında önemli bir kalem. Benim severek izlediğim yaratıcı bir blogger...

2
JİVAGO
"Bu Vatan'dan başka bir vatan yok, arama!
Bizden başka düşünen yok, arama!
Vazgeç ötelerden, yorma kendini!,
Bu Vatan'dan güzeli yok, arama!"

diyen ve güzel şiirleriyle yaratıcı bloger ödülünü hak eden Dr Jivago kalemin hiç susmasın...

3

OİP
Olmadık İşler Peşinde

Çok yeni tanıdığım bir blog OİP...
Bir gittim saatlerce çıkamadım içinden. Çizgilerle anlattığı "Bir Bloggerin Anatomisi" serisi hem eğlendirdi, hem de düşündürdü beni. Hepimizi zekice eleştiren bu blog da ödülü fazlasıyla hak ediyor bence.

4
ÖZGÜR ANNE

Benim en çok zaman geçirdiğim, gözümü açar açmaz ilk olarak ona koştuğum; yeni yazı göremeyince endişelendiğim, yazılarını tekrar tekrar okumaktan bıkmadığım, fotoğrafların karşısında kendimden geçtiğim bu blog, benim için çok özel. Özgür Anneyi, dünyaya merhaba demeden öncesinden beri izliyorum, izledikçe de hayranlık duyuyorum. Onu seçme nedenim sadece bu değil, onun kişiliğinde tüm Anne Bloglarını ödüllendiriyorum. Hangisini seçsem diye düşünürken ayrım yapamayacağımı anladım ve böyle bir çözüm buldum. Ödül, her anlamda "YARATICI" olan annelere gitsin, kendi aralarında üleştirsinler.

5
FACEBLOG
Ali İkizkaya

Nam-ı diğer Petit Prince(Güccük Prens). En çok sevgi yoksulu olmaktan korktuğunu söylese de ne kadar zengin olduğunu hepimiz biliyoruz. Hem birbirinden zengin içerikle yazdığı yazıları, çektiği fotoğraflardaki yeteneği ve teknik konulardaki başarılı çalışmalarıyla bu ödülü Sevgili Dost Ali İkizkaya'ya gönderiyorum...


6
SUFİ SAJA

Onu anlatmaya sözcüklerim yetersiz kalıyor. Her yazısı birbirinden güzel, birbirinden öğretici. Başlıbaşına bir okul O. Kocaman yüreğiyle herkesi kucaklayacak kadar sevgi yüklü bir bilge kişi... Hızına yetişmek zor olsa da bu ödülü fazlasıyla hak ettiğine inanıyorum.


7
LA PARAGAS
Fuayeden Yazılar

Konu çeşitliliği, bilgi birikimiyle beni kendine çeken bir blog. Kitaba, sanata,sinemaya,spora dair her konuda zevkle okuyabileceğimiz yazıların kahramanı başarılı bir bloger ödüllendirilmez mi?

Bu kadar değil, çok hem de pek çok ödülü hak eden blog var, siz de biliyorsunuz. En azından izlemeye aldıklarımız bu ödülün sahibi aynı zamanda.

Ödülün uyulması gereken kuralları da şöyleymiş efendim:


1)Sizi ödüllendiren blogun linkini veriyorsunuz.
2)Teşekkür ediyorsunuz.
3)Ödülün logosunu yayınlıyorsunuz.
4)Yedi Yaratıcı Bloger seçiyorsunuz.
5)Seçtiğiniz blogların linkini veriyorsunuz.
6)Ödüllendirdiklerinizi haberdar ediyorsunuz.

Hadi bakalım sıra sizde, kolay gelsin. Susmayın lütfen. Şekerbank reklamındaki sloganla veda edeyim size. "Üreten susarsa Türkiye susar. Üretenin yanındayız." Sevgilerimle...

18 Aralık 2008 Perşembe

MİM MASA ÜSTÜNÜ GÖRÜNTÜLE

Sevgili Rüyayla mimlemiş beni. Çok teşekkür ederim. İşte bu da benim bilgisayarım efendim.





Lalenin Bahçesi, Parpali , Galeni SOBEEEEEEEE!

4 Aralık 2008 Perşembe

AH ÇANTAM VAH ÇANTAM MİMİ GELDİ

İşte benim şu sıralar kullandığım çantam... Sizler için bir şey ifade etmese de benim için çok önemli. Küçük kızımın armağanı. Büyük kızımın aldığı çantalarım da var.Haksızlık yapmamak için söylüyorum bunu... Neden alışveriş sevmediğim de anlaşılmıştır sanıyorum. Onlar benden zevkli.

Kaç zamandır , şunu bir düzeltsem diyordum. Sevgili Rüyayla mimlemiş beni! "Yüreğinizi açtınız; çantanızı da dökün bakalım!" demiş. Nasıl da fark etti bu karışıklığı? Onun sayesinde düzeltmiş olacağım. Son olarak eşim "Şu gereksiz şeyleri ne tutuyorsun, at gitsin!" diye söylenerek ayıkladığından eskiye oranla daha az şey var içinde, ama yine karışık. Saatlerce telefonum çalıyor ben buluncaya kadar. Anahtar da bir türlü elime gelmiyor... Sizin de oluyor mu bilmiyorum?

Resimleri beğenmeyeceksiniz biliyorum. Ben de beğenmedim. Fotoğraf makinesine nicedir film almayı unuttuk. En kısa sürede almalıyız. Cep telefonumu değiştireceğim zaman, kameralı alacağım. Bunu sadece size söylüyorum. Öğrencilerim, çocuklarım duymasın, aramızda kalsın! " Ne gereği var!" demişliğim çok da... "Büyük lokma ye, büyük konuşma!" boşuna söylememiş atalarımız...

Haaa yukarıdaki bilet dün akşam girdi çantama. Küçük kızımın dönüş bileti, buradan aldık. Bayramda geliyor da... Yaşasın!..

Resimler güzel olmadı, ama inanın çok uğraştım. Önce böyle çektim bilgisayarın kamerasıyla... Bilsisayarı yatırarak, olmadı. Karanlık çıktı! Yok yok çiçek çantadan çıkmadı. Fiskos masasında zaten duruyordu, dekor olur diye kaldırmadım. Önüne dizdim çantamdakileri, utandılar mı ne? Görünmüyorlar...

Sonra saçtım büyük masanın üstüne bir de böyle çektim. Tek tek çekmeyi denedim, ben de çıktım perişan halimle vazgeçtim onlardan.

Efendim, görünenleri özetleyeyim. Kitabım, ilaçlarım (sadece tansiyon hapı var kullandığım. Diğerleri Parol ağrı kesici ve aspirin), telefonum, iki tane pilot kalem, biri siyah, diğeri kahverengi tokam, otobüs bileti, gözlük kabım,tarağım ön sıralarda...

Arkada cüzdanım var. Açık, ama uzak koydum onu. Yok yok parayla ilgili değil, çocuklarla birlikte resmimiz var, iyi seçilmesin diye öyle uzaklaştırdım. Kasıt var bunda.

Kimliklerim, banka kartım, kimlik gibi kullandığım ehliyetimin içinde bulunduğu ikinci cüzdanın ucu görünüyor sadece... Bunda kasıt yok, acemi fotoğrafçılığımdan öyle çıkmış anlaşılan.

Makyaj malzemelerim de var. Biri yeşil, diğeri siyah iki göz kalemi, üç tane de ruj görüyorum resimde...El kremi ve şemsiye de varmış çantamda. Karadenizin havası belli mi olur, değil mi?

Islak mendil paketi var, bir tane de Kervan restaurant Cafe'den çantama attığım tek kullanışlık ıslak mendil çıktı çantamdan...

Hepsi bu kadar. Ben neler gördüm, bir bilseniz! Çok çanta karıştırmışlığım vardır. ÖSS, Açık Öğretim Sınavlarında bayan polis gelemeyince aramayı bana da yaptırdılar yıllarca... Özellikle türbanlıların çantasında inanın yok, yok! Kaç kez elim makyaj çantalarındaki kremlerin içine girdi yanlışlıkla... Diğer çocuklar bir küçük cüzdanla gelirken, türbanlılar içi tıka basa dolu,neredeyse, valizle...

Kimleri sobelesem ki... Haydi Parpali, Laleninbahçesi,aydanatlayan kedi,kitapkurdu, Handanınkaleminden, Prncfnc, sobelendiniz! Kolay gelsin hepinize...

27 Kasım 2008 Perşembe

SOBE MUTLULUK NEREDE?


"Sizin Mutluluğunuz Nerede ? On resimle anlatınız." diyerek sobelemiş Galeni beni... Kolay mı bunu yapmak? Zor oldu benim için,ama başardım. Açtım yüreğimi sizlere, neden fotoğraf olmasın ki? Eşimle çıktım karşınıza. Çünkü tüm mutlulukları birlikte yarattık...

Çocuklarımız, babam , ailem de var bu ortamda ama onlar görünsün istemedim. Onların da istemeyeceğini biliyorum ...




Obur biri sanmayın lütfen beni... Deniz ürünlerini severim . Yerken sevdiklerim de olursa daha bir keyfalırım...


Sebzeler, meyveler... Onlarsız mutluluk eksik kalır değil mi?




Salatasız olmaz!



Salatadan vazgeçmeyin lütfen... Hadi üşenmeyin! İki ayrı leğen kullanıyorum ben. Sırayla birkaç kez leğenden leğene aktarıyorum yıkarken. Sonra tek tek yıkıyorum. İyi yıkanmazsa yarardan çok zarar getirebilir. Benden hatırlatması!





Çocukların sağlık, mutluk ve başarılarından daha çok ne mutlu eder ki ana-babayı? Kızımızın mezuniyet töreninde onu yüreğimizle alkışlamak için bekliyoruz...

Ve doğa...



"Kitapsız hayat kör, sağır, dilsiz yaşamaktır." demiş büyüklerimiz.

Kitapsız mutluluk olur mu?



Deniz... Şöyle uzanıp güneşlenmeyi öğrenemedim hiç. Denize girdim mi çıkmak bilmem. Yüzerim, yüzerim, yüzerim...




İşte bu! Beni "Çılgın Anneanne" yapan minik terlikler! Alanya'dan aldım, henüz doğmamış olan torunuma...

O, doğacak, büyüyecek, bikinisini giyecek ve sonra da bu terlikleri giyecek. Elinden tutup denize gideceğiz birlikte! Yüzdükten sonra kumdan mutluluk kuleleri kuracağız beraber... Çılgınlık değil de nedir bunun adı? Kaçıklık olabilir mi?


Kendimize de zaman ayırmalıyız . Kendimizi dinlemeli, kendimizle barışık olmalıyız. Kendimizi mutlu etmeliyiz önce. Bu olmadan mutluluk paylaşılmaz ki...




Hoşgeldiniz sevgili okurlar... Evimize de bekleriz . Rahat ettirmeye çalışırız inanın. Mutluluklar paylaşıldıkça artarmış. Ben de ondan cesaret alarak açtım tüm yüreğimi sizlere...


Ve şimdi sıra sizde... Sevgili Laleninbalçesi, Gayyor, Rüyayla, Handan'ınkaleminden sobelendiniz...

Ve ben de yazmak istiyorum, diyenler... Sobe!




26 Kasım 2008 Çarşamba

TAKINTILARIM


Gayyor beni sobelemiş. Sevindim, ama ne yazacağımı da bilemiyorum. Konu
" takıntılar".

Takıntılarım?! Düşünüyorum...

Son zamanlarda bilgisayar takıntım var desem olur mu? Olmaz .
Çarşıda gezerken canımın hiçbir şey istemediğini, sadece çerez dükkanlarının önünde alsam mı almasam mı ikilemi yaşadığımı söylesem, ve çoğunlukla da eve çerez paketiyle döndüğüm takıntı olabilir mi? Yoo sanmıyorum.

Ya sevdiklerim yolculuğa çıktığında haber alıncaya kadar uyuyamadığım! Dur bununla ilgili bir de komik anım var, onu anlatayım bari.

Eşimle nişanliydık. O, Mardin'de askerdi, ben Elazığ'da öğretmen... Elazığ'a beni görmeye gelecekti. Gecikti, ya da bana öyle geldi. Dayanamadım, meraktan ölmek üzereyim. Açtım otobüs firmasının telefonunu evdekilerden gizlice:
" Firmanızın şu şu şehirler arasında sefer yapan otobüslerinde kaza oldu mu?" diyiverdim. Görevli: " Neeee! Kaza mı olmuşşşş?!" diye öyle bir bağırdı ki hala kulaklarımda sesi... Ama şimdi cep telefonları sayesinde daha rahatım eskiye oranla. Bu da galiba takıntı değil.

Batıl inançlarım hiç olmadı, makas- bıçak alıp vermeyle de sorun yaşamadım. Çizgilerle de... Tırnak yemedim, dudağımı kemirmedim.

Sigara takıntı olabilir mi? Yoksa çok kötü bir alışkanlık mı? Ahh bir kurtulabilsem!..

Çocuklar küçükken onlarla ilgili endişelerim vardı, ama bu da geçti mi ne?

Ya ben ne biçim insanım, bir takıntım bile yok?



Şimdi kimleri sobelesem? En hoş yanı galiba bu. Ben de topu Sevgili Galeni'ye, Parpali'ye ve Denizanası'na gönderiyorum. Hadi bakalım, kolay gelsin...

10 Ekim 2008 Cuma

MİM Mİ SOBE Mİ ?



SevgiliParpa
li beni sobelemiş. İlk kez sobeye yakalanıyorum.

Daha önce bazı bloglarda "mimlendiniz" diye geçiyordu. Bu söylem bana itici geliyordu. "Sobe" daha sevimli bir sözcük değil mi? Kim "mimlenmek !" ister ki...

Buraya kadar iyi de bundan sonrası biraz zor. Başlayalım bakalım:

İsminiz: Nihal
Nerelisiniz: Elazığ
Yaşadığınız yer: Zonguldak
Mesleğiniz: Emekli Yazın Öğrt. (Türk Dili ve Edb.)
Hobileriniz: Bu konuya çalışamadım öğretmenim...
Evli misiniz: Evet. Dünya tatlısı iki kızım var. Üçüncüsü yolda(anneanne olacağım yakında)
En sevdiğiniz yemek: Sevdiklerimle yediklerim.
Sevdiğiniz müzik: Güzel olan her çeşidi dinlerim. Ama türküler daha çok etkiliyor sanırım beni. Ve Seven Aksu şarkıları...
Nerelere gitmek istersiniz: Doğu Karadeniz'i görmek istiyorum. Ülkemizde gitmediğim tek bölge olduğu için.


Sanırım pek açık olmadı. Daha sonra belki... Bu arada bugün eski defterlerimi ayıklamaya çalışırken lisede arkadaşlarıma yazdırdığım iki de anket defteri elime geçti. Birazını okudum. Çok güldüm. En son sayfaya da kendi yanıtlarımı yazmışım. Onlardan da bir ikisini yazmak istiyorum :

(Sevdiğiniz yerli - yabancı şarkıcı ve şarkı:
Ajda Pekkan, Behiye Aksoy... "Menekşe Gözlerde Hiç Vefa Yokmuş"
Mary Hopkin, Tom Jones. "Those were the days"

Görmek istediğiniz yer: Fransa, Japonya.)


Evet... Defterde çok ilginç sorular var .Tam elli üç soru... Ben altıncı sorudakiyle bu yazıyı okuyup yanıtlamak isteyen herkesi sobelemek istesem kimler evet der ki... Deneyelim bakalım...

Sobelendiniz efendim... Konu mu ? Buyrun bakalım:

"Parayı mı, şöhreti mi, sanatı mı tercih edersiniz ? " Neden?

O dönemde ben ve arkadaşlarım "SANAT" demişiz...


KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...