farklı olanı anlamak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
farklı olanı anlamak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Eylül 2008 Pazar

EĞİTİME KENDİMİZDEN Mİ BAŞLASAK?


Onun başına gelenleri blogları dolaşırken tesadüfen öğrendim.

İçim cız etti ! Acıdım ona da ailesine de... Ne yazık ki bu tek örnek değil toplumumuzda.

O bir eşcinsel. Bu yüzden acı çekiyor şu sıralar. Sadece o değil, annesi de, başkaları da...

Bir anne düşünün ! Bilgisayarın başına oturuyor şiir araştırmak için. Ve karşısına sevgili oğlunun blogu çıkıyor. Okuyor ve oğlunun eşcinsel olduğunu öğreniyor ! Kolay mı ?

Hiç kolay değil. Baba ve kardeş kabullenmişler durumu. Anne de kabullenecek, ama biraz sancılı olacak bu süreç anlaşılan.

Toplumumuzda eşcinsel olmak zor. Farklı cinsel tercihi olanları sadece bu nedenle mutsuz etmek için elimizden geleni esirgemiyoruz. Oysa herkes hayatını yaşar, mutluluğu kendince yakalamaya çalışır. Normal sandıklarımızın ne yaşadıklarını bilebilir miyiz? Hem artık çoğumuz biliyoruz ki bu biyolojik bir olay...

Normal, kime göre neye göre normal ?

Sadece onları mı mutsuz ediyoruz? Hayır, herkesi herkesi mutsuz edecek nedenler var bizde...

Okumuyoruz, öğrenmiyoruz, araştırmıyoruz.

Birileri ahlak polisi gibi tepemize dikilmiş şu ayıp, şu günah, şu haram... Oysa cinsel eğitimin gereği kimsenin aklına gelmiyor. Bu eğitime sadece çocukların değil, biz büyüklerin de gereksinimi var, unutulmasın.

Yasaklayarak, yok sayarak, eve kapatarak, görmezden gelerek gençlerimize de biz büyüklere de acılar yaşatarak nereye varabileceğimizi sanıyoruz.

Cinsellik var. Yemek içmek kadar önemli hem de. Biz konuşsak da konuşmasak da gençlerin hatta yetişkinlerin böyle bir sorunu var. O zaman üzerinde biraz daha düşünelim istedim hiç olmazsa...

Bakın Monteıgne, Denemeler de " Cinsel Yanımız " konu başlığı altında cinselliğin çok önemli olduğunu belirttikten sonra şunları söylüyor :

***

"Yasa koyucularımız bunu böylece bilip ona göre gereğini düşünmelidirler :

Cinsel gerçeğin erkenden öğretilmesi daha iffetli ve daha verimli olmasını sağlar, yoksa herkes onu hayal gücünün keyfine ve ateşine göre bulmaya kalkar.

Kadınları ( insanlarımız demek daha doğru)türlü yollardan aldatıp azdırıyoruz. Durmadan hayallerini çoşturuyor, dürtüklüyoruz. Sonra da dişiliklerine (tüm cinsel tercihlere) lanet okuyoruz.

Doğrusunu söyleyelim :

Biz erkeklerin hemen hepsi kendi günahlarından çok karısının günahlarından gelecek ayıptan korkar. Kendi vicdanından çok karısının vicdanın üstüne titrer ( Aman ne fedakarlık !)... Tek karısı ondan daha iffetli kalsın da hırsız olmaya, yemin bozmaya, karısının adam öldürmesine , afaroz edilmesine razıdır herkes (çocuklarımız için de aynı)...

Kötülükleri ne haksızca değerlendirmek bu ! Kadınlar da biz de cinsel taşkınlıktan daha zararlı, daha insanlık dışı binbir ahlaksızlığa düşebiliriz. Ama kötülükleri doğaya göre değil, kendi çıkarımıza göre ölçüyoruz. Bu yüzden de tutarsız türlü biçimler alıyor kötülükler."

***

Evet Monteıgne böyle söylüyor. Son cümlesini bir kez daha dikkatinize sunmak istiyorum.

"Kötülükleri doğaya göre değil, kendi çıkarımıza göre ölçüyoruz. "

Kimisi namusu türbana sokarak koruduğunu düşünüyor. Ne büyük bir yanılgı !

Platon: "Namusları, uzun eteksiz, yeterince örtüyordu onları."

"Augustinus'un sözünü ettiği birtakım adamlar çıplaklığı öyle akıl dışı bir baştan çıkarma gücü olarak görmüşler ki, kadınların mahşer günü kendi cinsellikleriyle mi, yoksa , o kutsal ülkede bizi baştan çıkarmamak için, erkek olarak mı dirileceklerinden kuşkuya düşmüşler!"

Ne komik değil mi?

Hani cennete giden erkeklerimize "huriler" hizmet edecekmiş dendiğinde tatlı tatlı gülen erkeklerimiz; kadınlara da "nuriler" diyince kala kalması gibi...

Ahlak kurallarımızın sertliği, cinselliği içinden çıkılmaz büyük bir sorun durumuna getiriyor ve ne yazık ki mutsuz insanlar türetiyor.

Farklılıkları anlamak zorundayız. Onlarla çatışarak bir yerlere varamayız. Öyle ya da böyle, onlar bizim çocuklarımız. Onları dinlemek zorundayız. Tercihlerini ister kendileri seçmiş olsun, isterse seçmek zorunda kalsın kabul etmek zorundayız. Cinselliği farklı yaşıyor diye tüm güzel özelliklerini görmezlikten gelemeyiz. Geleceğin yazarları, sanatçıları belki de onlardır. Bunu ne hakla engelliyoruz .

Zeki Müren'i "Sanat Güneşi" yapan sesini, bestelerini cinsel kimliğine kurban mı edeceğiz?

Ne dersiniz eğitime önce kendimizden mi başlasak ?

12 Eylül 2008 Cuma

FARKLI OLANI ANLAMAK


Bizim ülkemizde sıradanlık prim yapıyor çoğunlukla.

Sıra dışı olanı ya yargılıyoruz, dışlıyoruz ya da görmezden gelerek rahatladığımızı sanıyoruz !
Oysa birçok güzelliği de o sıra dışı dediğimiz insanlar sayesinde yaşıyoruz.

Adı Gaykedi... Onu, yazılarımdan birine yaptığı yorumu sayesinde fark ettim. Blogunu ziyaret ettim o zaman, ama zamanım sınırlıydı, yeterince tanımadığım için yorum yapma hakkını kendimde bulamadım.

Konu bana çok uzaktı. Bilmediğim,
tanımadığım bir dünyanın yazarıydı. Bana göre farklıydı. Şimdi bir şekilde tekrar bloguna gittim. Okudum yazdıklarının bir kısmını...

Okudum ve anlamaya çalıştım. Okudukça sevdim onu... Dürüsttü her şeyden önce, sağlam bir düşünce yapısı, tutarlı kişiliği vardı. Yaşadıklarını , düşündüklerini, hissettiklerini paylaşıyordu dürüstçe. Önyargıları yıkıyordu biraz da...

Benim önyargım yoktu bu konuda. Fazla bilgim de yoktu. Sadece biyolojik bir durum olduğunu biliyordum.

Cinsellik çok karmaşık bir konu. Herkes farklı farklı yaşıyor. Başkalarına zarar vermediği sürece kimseyi ilgilendirmez de insanların neyi nasıl yaşadığı.

Başkalarına zarar vermemek ! Asıl önemli olan bu...

Yıllar önce bir yakınımın başından geçen iki yıllık evlilik deneyimi geldi aklıma. Çocuk; yakışıklı , meslek sahibi idi ve çok da aşık görünüyordu. Ailesi, her şey her şey çok olaganüstü görünüyordu. Nişandan sonra çocuk, sevinç içinde önüne çıkan dilencilere yüklüce diyebileceğimiz paralar dağıtmıştı. Neyse evlendiler.

Bir iki kez ziyaretlerine gittik. Mutlu görünüyorlardı. 1,5 yıl sonra yakınım anlaşamadıklarını, ayrılmak istediğini söyleyince şaşırdık. Gittik evlerine, konuşmaya çalıştık. Amacımız ikisini aynı zamanda dinlemek. Önce yakınım konuştu:

Evlendik, " Benden bir şey bekleme!" dedi, diye gerekçe gösterdi.

Neden diye sorunca karşı taraf yanıtladı:

Fazla gezip dolaşacak zamanımız yok, diye öyle söyledim , dedi.

Yakınım: Bir erkek arkadaşı var, her gün geliyor. Saatlerce odaya kapanıp çıkmıyorlar! Benimle ilgilenmiyor. Kızdım, neden benimle evlendin dedim: Benim evlenmem lazımdı , sen çık gez dolaş, dedi...

Karşı taraf: Asker arkadaşım, ne var bunda ! Arkadaşım gelince sıkılma; gezmeye git dedim, dedi.

Sık sık işten de ayrılıyordu. Yakınım da biz de anlayamamıştık. Çocuk bunalım geçiyor diye düşünmüştük. Bir süre daha devam etti bu evlilik.

Bu süre içinde çocuk gece kalkıp sabaha kadar namaz kılıyormuş, kendimi öldürsem de nasıl yapsam bunu, iple mi yapsam,ilaçla
mı ! diyip duruyormuş. Arkadaşı da gelmeye devam ediyormuş.

Yakınım bunalımda diye her yolu denemiş, düzelir düşüncesiyle. Olmayınca doktora götürmeyi denemiş, gitmemiş doğal olarak. Yakınım kendisi gidip konuşmuş doktorla, doktor eşin de gelmeden bir şey söyleyemem , demiş. Ailesini çağırmış, aile "Aman, ayrılma ! Sana ev veririz, dükkanları üstüne yaparız vb." demişler ama olay iki sene sonunda bitti. Geriye yaşanan acılar, hayal kırıklıkları kaldı...

Çocuğun gay olduğunu, ayrılma aşamasında anlatılan ayrıntılardan çıkarıyoruz. Yakınım biz farkettikten sonra gerçeği anlıyor. Üzerinde durmadığı olayları anımsıyor.

Lütfen yanlış anlamayın. Bu anıyı herkesi suçlamak, karalamak amacıyla yazmadım. Benim suçladığım dürüst olmayanlar. Tercihi ne olursa olsun, bu beni de kimseyi de ilgilendirmez. Ama dürüst olmayan insanlar, başkalarını kandıranlar beni öfkelendiriyor.

"Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol !

Bunu söylemek kolay da uygulamak zor bizim toplumumuzda. Toplumsal baskılarla işleri daha da karmaşıklaştırmıyor muyuz ?

Farklı olarak gördüklerimizi anlamaya çalışmak zorundayız... Öyle değil mi ?

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...