barış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
barış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Aralık 2011 Salı

SEVGİ DOSTLUK BARIŞ KÖPRÜSÜ







Denizin mavisi,
Ormanın yeşili,

Güneşin sarısının
Orjinal renkleri,
Dünyada sadece
Kdz. Ereğli'sinde
Vardır.

Karadeniz Ereğli'yi
Görmeden ölmek
Öbür dünyaya
Eksik gitmektir.

Diyor Ereğlililer.
Hafta sonunda Zonguldak'ın ilçesi Ereğli'deydik. Pek çok kez gittiğim bu şirin ilçemizi size de göstermek istedim.



Burası Ereğli Halk Kütüphanesi...

Burası da Atatürk Kültür Merkezi.



Herkül'e bakar mısınız? Koca fili tuttuğu gibi kaldırıvermiş de bana mısın demiyor.


Ereğli denince ünlü Osmanlı çileği akla gelir. Alıştığımız çilekten küçük ve çok lezzetlidir Ereğli çileği. Ancak son yıllarda sepetin altına kocaman hormonlu çilekleri doldurup üstüne de bir avuç Ereğli çileğini koyup halkı aldatanlara dikkatinizi çekmek istiyorum.

Milli Mücadele döneminde Karadeniz'de büyük başarılara imza atan kahraman gemilerimiz vardı. Onlardan biri de Alemdar gemisiydi. Şimdi o gemi Ereğli sahilinde müze olarak halkın hizmetine sunulmuştur.

Atamızın denizlerimiz ve denizciliğimizle ilgili özlü sözü. Bir lider ancak bu kadar ileri görüşlü olur.
Ne yazık ki bugün biz denizlerimizden yeterince yararlanamıyoruz. Cumhuriyetin ilk yıllarında örülen demir ağları geliştiremediğimiz gibi...

Ve her gün, savaştan beter, kara yollarındaki trafik kazalarında yitirdiğimiz insanlarımıza üzülüyoruz. Yollar için, yollardaki arabaları yürütecek petrol için paralar harcıyoruz ekmeğimizden kısarak...

Şimdi petrol savaşlarının içine balıklama atlama heveslilerinin tarihe yeniden bakmasında sayısız yarar var.




Kurtuluş Savaşı'nın ilk ve tek deniz şehitinin Rizeli Recep Kahya olduğunu biliyor muydunuz? Deniz şehitimizi ve tüm şehitlerimizi saygıyla anıyoruz.

Fotoğrafa dikkatli bakanlar cama yansıyan görüntüleri fark etmişlerdir sanırım. İstesem olmazdı, eşim ve ben iki ayrı pencereye girivermişiz. Ben fotoğraf çekerken yakalanmışım.

İşte Alemdar gemimiz:




Kahramanlarımızı saygıyla anarken bir kez daha "Savaşa Hayır" diyorum. Hem de bizi komşularımızla düşman edecek, başkalarının çıkarları için yapılması düşünülen kirli savaşa hayır, bin kez hayır diyorum...


Savaş ulus tehlikedeyse kaçınılmaz olur.Bağımsızlık için yapılır. Kurtuluş Savaşı'mız kaçınılmazdı, haklı gerekçelerimiz vardı...

Onun dışındaki savaşlar cinayettir. Ulusal hedefimiz "Yurtta ve dünyada barış." olmalıdır.


Çınar Altı'na uğramadan olmazdı. Ereğli'nin her türlü övgüyü hak eden pidesinden yemek isterseniz buyurun gelin.Balık ise her sahil kentinin olduğu gibi buranın da vazgeçilmezlerindendir.
Sevgi, Barış, Dostluk buluşma noktamız olsun...

7 Şubat 2011 Pazartesi

DİLERİM "BARIŞ" ve "BEYN" KAZANIR


Barış Ünver, 22 yaşında üniversite öğrencisi bir genç.
Başarılı bir Blog yazarı.
Beyn adını verdiği blogunda kişisel ve toplumsal görüş ve düşüncelerini yazıyor. Katılırsınız, katılmazsınız;beğenirsiniz, beğenmezsiniz o ayrı; ancak bu genç insanın düşüncelerini internet ortamında özgürce söylediği için hakkında dava açıldığını öğrenince çok üzüldüm. Bu, bir anlamda diğer bloglara da gözdağı anlamını taşıyor.
Dilerim Barış kazanır...

DOĞAN NADİ'DEN BİR FIKRA:
(1946-1948 yıllarından...)

MUHARRİR ARANIYOR

Genç veya ihtiyar, kadın veya erkek, bunların pek önemi yok. Hatta öyle uzun boylu okuyup yazma bilmese de olur;
Bilirse, okumasa da olur.
Yazarsa, okunmasa da olur.
Okunursa, anlaşılmasa da olur.
Anlaşılırsa, kulak asmasa da olur.
Evet, bütün bunlar kabul.

Yalnız bir şartımız var: Kimseyi kızdırmayacak.
Muharrir yapacağız da...

Bu fıkra çoook eskilerden... Bugün "İleri Demokrasi"ye geçtiğimiz söylenmiyor mu?

EK:EYVAH! SIRA BLOGLARDA
Milliyet-Gülgün Karaoğlu yazdı.

4 Mart 2008 Salı

KÜLTÜR SANAT EĞİTİM

Cumhuriyetimizin kuruluşu siyasal, toplumsal, dinsel alanlarda olduğu kadar, Türk kültür yaşamımızın her alanında da gelişim başlatmıştır.

Atatürk 'ün "Sanatsız kalan bir ulusun yaşam damarlarından biri kopmuş demektir." sözü , bir ulusun ayakta kalabilmesi için sanatın önemini belirtirken, O'nun sanatın toplum yaşamı için temel gereksinimlerden biri olduğunu bildiğinin de en güzel örneğidir.

İnsan gibi düşünmesini, insan gibi yaşamasını, çağdaş insanlar arasında başını öne eğmeden dolaşmasını bilen " Atatürk Türkiye "si Cumhuriyetin eseridir.

Namık Kemal:

"Yüksel ki yerin bu yer değildir
Dünyaya geliş hüner değildir."

derken insanın amacının ne olması gerektiğini etkili bir şekilde dile getirmiştir.

İnsan yaşam savaşı içinde , yaşamını kolaylaştırmak için değişik araçlar üretmiştir. Bu araçların öncelikle işe yarar olmasına özen göstermiştir.
Daha sonra ise duygulara hoş geleni bulmak, güzel olanı yaratmak gereksinimi duymuştur.
Böylece başlangışta iş, sonra sanat insanda insani özellikleri geliştirmiştir.

Gelişmiş ülkelere lütfen bakınız. Oralarda kültür ve sanat etkinliklerine duyarlık ve sorumluluk daha yaygındır. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde ise kültür sanat etkinliklerine gereken önem verilmediğinden insan ve çevresi arasında olması gereken denge yeterince kurulamıyor.
Ve bizler ne yazık ki çevremizde iyi, güzel, doğru... ne varsa yok etmek; çirkin' i, yoz' u , geri ' yi egemen kılmak için elimizden geleni yapıyoruz.
Açın günlük gazeteleri ya da TV 'yi , göreceksiniz. Kültür ve sanata yer veren yok denecek kadar azdır.
Ama yine de ne yaparsak yapalım ülkemizde ille de güzellikler yaratacağız diye direnen inatçıların kökünü kazıyamıyoruz.
Yolsuzluğun, çıkarcılığın, gericiliğin egemen kılınmaya çalışıldığı bir ortamda pırıl pırıl bir iş yapılıyorsa onun değerini iyi bilelim, sahip olduğumuz değerlere biraz dikkatle eğilelim.

Önemsememiz gereken konulardan biri de eğitimdir. Atatürk 1923 yılında Cumhuriyeti ilan etmiş. bir yıl sora 3 Mart 1924 tarihinde de Tevhid-i Tedrisat Kanununu çıkarmıştır. Yani Eğitim Birliğini sağlamak istemiştir.
Bugün yaşadığımız pek çok sorunun kaynağı sonradan bu kanunun gereklerini yerine getirememizden kaynaklanıyor.
Toplumun çocuklarını farklı eğitimden geçirirseniz doğal olarak farklı düşünecek, farklı yorumlayacak, farklı bir bakış açısı geliştirecektir. Hem de bu farklılık öyle sıradan bir farklılık da değil. Karşısındakini düşman belleten bir beyin yıkama eğitimi... Ondan sonra birlikten, bütünlükten söz edilecek ! Buna çocuklar bile güler.
Biri soran, araştıran, sorgulayan, eleştiren bir eğitim sistemi; diğeri her söylenene kayıtsız koşulsuz, sorgusuz sualsiz inanılması istenen , ezberci bir eğitim modeli...
Olacak iş mi ? Kendi ellerinizle toplumunuzu ateşin içine atma değil de nedir bu ?
Bu çılgın gidişten tez zamanda vazgeçmek zorundayız. Bu konuda öğretmenlerimize büyük görev düşmektedir.

Öğretmen, insan denen varlığı kafasıyla, ruhuyla ikinci kez yaratandır. İnsan insanlığını onun eğitimi ve öğretimiyle algılar. Dünyayı değiştiren görüşler, bilimsel buluşlar onun sayesinde kitlelerin malı olur. Unutmayalım ki hiç bir yetenek , emeksiz, disiplinsiz meyvesini vermez.
Bir insanın oluşmasındaki emek ve duygu tüketimini görmemek için kör olmak gerekir. Ama bu körlük , aynı zamanda geleceğe uzanan bir körlüktür. Emekle ve sevgiyle insanın değişebileceğini de görmemek demektir.
Karşıt düşüncedekini öldüren kişi, kendi düşüncesinin inandırıcılığından ve gelecekteki başarısından da umut kesmiş sayılmaz mı ? Öldürmek aynı zamanda önerilen çözümlerin geçersizliğini kanıtlamak değil midir ?

Geleceğimize, gençlerimize sevgiyi, barışı, özgürlüğü öğretmeliyiz. Bunu da sanatsal etkinliklerle başarabiliriz. Onlara yaşama sevinci aşılamalıyız.
Bilgi ve bilim yoluyla korkularını yenerek, doğru düşünmeyi engelleyen her türlü bağnazlıktan arınmış, kişiliğini geliştirme, sonra da toplumsal yaşamda birer değer olma nitelikleri kazandırmalıyız.
Tiyatrolarıyla, orkestralarıyla, operalarıyla, modern üniversiteleriyle; kültürüyle, sanatıyla; öğretmeni, doktoru, savcısı, mühendisi, teknisyeni, memuru, müdürü ile tüm ulus sever insanımızla başımız dik, umutla geleceğe baktığımız bir Türkiye 'ye ulaşmak dileğiyle...

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...