işsizlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
işsizlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Şubat 2011 Cumartesi

KORKUDAN ÖLMEK

Çöl ortasında bir kervan ağır ağır ilerlemektedir. Ters yönden de veba gelmektedir hızlı hızlı...
Kervancıbaşı :
-Nereye böyle?
diye sorar vebaya.
-Bağdat'a gidiyorum, beş bin kişinin canını alacağım.
diye yanıt verir veba...

Bir süre sonra dönüş yolunda yeniden karşılaşırlar.
Kervancıbaşı vebaya:
-Sen bana yalan söyledin. Duyduğuma göre beş bin kişinin değil, elli bin kişinin canını almışsın.
-Ant içerim ki beş binden bir tek fazla can almış değilim. Ötekiler korkularından öldüler!
diye karşılık verir veba...



Korkak bir insanın insan gibi yaşama olanağı yoktur. Böyle bir kişi, korkunun karanlığı ve çirkinliği içinde yaşayabilir ancak. Korkunun karanlığı ise, her türlü saçmalığı yaptırabilir. Acılara neden olabilr.

Şu son günlerde ne çok ölüm konuşuyoruz farkında mısınız? Televizyonlar naklen ölüm yayınları yapıyor.
İki ünlü insan barda tanışıp eğlenmişler, sonra da erkek olanın evine gitmişler... Kadın fenalaşmış. Bu durumda ne yapılır? Telefonla en kısa sürede sağlık ekiplerine ulaşılır değil mi? Ama öyle olmamış. Ailesi yazar kaynayan, kendisi de babasının, çok konuşulan gazetesinin, yazı işleri müdürü olan bu genç adam korkmuş, duyulsun istememiş, paniklemiş, örtbas edeceği bir doktor aramak için yollara düşmüş ve geç kalmış... Korkmasaydı, hemen arasaydı belki de kurtulacaktı genç kadın... Ve basına da malzeme olmayacaktı, en azından bu acıyla...

Ünlü sunucu öldü, kendini savunamaz. Gerçekten çok üzüldüm. Her şey çok başka da olabilir.Tüm yazılıp okunanlar bu genç erkeğin anlatımları üzerinden kurgulanıyor... Ünlü bir aile olduğu için de fazla ileri gitmiyor çoğu, gidenlerin hesabı başka biliyorsunuz...

Burada aldatma üzerine de düşünmek durumundayız. Kadınlar aldatır, erkekler çapkınlık yapar anlayışından vazgeçmek zorundayız. Kadın olsun, erkek olsun, evli ya da bekar aldatmak da bir çeşit korkaklık değil midir? Aldatmanın her çeşidi kötü değil midir? İlişkiler yürümüyorsa bitirmeyi göze almak gerekir. Hem düzenim sürsün hem keyfime göre yaşayayım, erdemli insan davranışı mıdır? Bunu tüm insan ilişkileri için söylüyorum.

Ankara Ostim'de işçilerimiz fena şekilde yanarak öldü, anaların feryadı yüreklerimizi paraladı değil mi? Üstelik bu ne ilk ne de son olacak, hepimiz biliyoruz. Sigorta,emek, ruhsat, işçi, işveren, başbakan, bakan, belediye başkanı, kaçak... gibi sözcükler sık sık dillerde dolaştı... İçim çok yandı kayıplarımıza,inanın.
Ama aynı zamanda Ankara'da başka emekçiler, sokaklara düşmüş yüreklice hak,emek, ekmek, insanca yaşam, iş güvenliği diye haykırıyordu... Hükümetin,'Torba Yasa' adını verdiği, referandum benzeri cinlikle hazırladığı yasaya karşı olduklarını duyuruyorlardı. Çünkü yeni haklar veriyormuş izlenimi vererek emekçilerin kazanılmış haklarını da ellerinden alan onlarca maddeyi doldurmuşlardı torbanın içine. Direne direne kazanacağız diyen emekçiler, polis şiddeti altında, hepimiz için mücadele ediyordu.

Koca ülkedeki emekçiler sadece onlar mıydı? Diğerleri korkudan sinmişlerdi, işini kaybetmekten, rahatına kıyamamaktan orada değillerdi. Korktukları, sindikleri için de yürekli emekçilerin çabaları yetersiz kalıyordu.Ve emekçilerin kaderi değişmiyordu. Ölüm kalleşçe insan avlıyordu. Korkunun ecele faydası olmadığı gibi sigortasız, sendikasız ölenlerin geride bıraktıklarına da bir faydası olmuyordu.

Mısır'ın devlet başkanı, diktatörce kullandığı koltuğunu korktuğu için bırakamadığını duyuruyordu...

Her yerde ve her çağda karşımıza çıkan kötülüklerin nedenine baktığımızda kökeninde korkunun bulunduğunu görürüz. Bazı hükümdarların, sultanlıklarını yitirme korkusuyla ülkelerini yakıp yıktıklarına, bazı devlet adamlarının da kişisel çıkarları yüzünden halkı kırıp geçirdiklerine, toplumu ateşe verdiklerine tanık oluruz ne yazık ki...

"Yüreklilik yıldızlara, korku ise ölüme götürür insanları." der Seneca.

Çok eski zamanlardan beri korku,insanları, bunalımlara itmiştir, sorunları içinden çıkılmaz felaketlere dönüştürmüştür. Çağlar ötesinden Epiktetos şöyle seslenir bize:
"Yoksulluktan, tutsaklıktan, sürgünden ve ölümden korkmamalıdır. Yalnız korkudan korkmalıdır."
Haksız mı?

4 Mart 2008 Salı

NE ÇARE

Off oğul off !
Demek okuldan kaçıyorsun ?
Etme oğul, gitme oğul !
Bak kitapların ne güzel,
Defterlerin, üstün başın...
Hepsini hepsini
Kemik parasıyla aldık
Grizoda ölen babanın...

Off oğul off...
Çalış derslerine,
Bitir, okulunu bitir...
Bak madende ölenlerin çocuklarına
Madende iş vereceklermiş.
Seni de koruz bu işe !
Ölen babanın yerine !
Offffff oğul offffff !..

(Mart, 1992 -Aysema )

18 Şubat 2008 Pazartesi

SİGORTA EVLİLİĞİ ve BİR HASTA

Konuşmanın bu kadar yorucu olduğunu onu tanıyınca anladım... Konuşma değil artık bu , hiç susmama!.. Durmadan konuşuyor, konuşuyor, konuşuyor... Kim ağzını açsa ona dönüyor, sözünü tamamlamasına olanak tanımadan başlıyor anlatmaya... Hiç bir şey bulamasa elindeki magazin gazetesindeki ipe sapa gelmez haberleri yüksek sesle okuyor. Her konuda yarım yamalak da olsa bilgisi var. Ben şöyleyim, ben böyleyim diye diye anlatıyor. Başka bir ortamda olsa belki çekilir ama burada insanın elinin kolunun bağlanmasına, gücünün kuvvetinin çekilmesine , beyninin uğuldamasına neden oluyor. Uyuyan hastaları "horluyorsun!" diye uyandırıp başlıyor anlatmaya...
Sabaha karşı ışıkları yakıp yüksek sesle "Kuran" okuyor. Hastalar hep birlikte uyanıyor, " Allah'a şükrediliyor ." Sohbet başlıyor.
Sonunda :
"Biliyor musunuz, Amerika da müslüman yapılacak!.." sözü beni çıldırtıyor. Tüm öfkemi dizginleyerek :
" Nasıl? " diyorum.
"Nasılını bilmem, ama göreceksiniz; onlar da bizim gibi huzuru bulacak, rahatlayacak! Bizimkiler boşuna mı oraya gidip geliyor! "
Gülsem mi ağlasam mı bilemiyorum...
Elli sekiz yaşında bir kadın. İkinci evliliğini yapmış.
Hastam:
"Eve gidince çiçeklerimi de sulayın..."
der demez başlıyor söze:
" Benim de çiçeklerim var, yeni kocam çiçek sevdiğimi anlayınca kamyonla çiçek getirdi bana!?" diyiveriyor.
Sonra da hastam için arkadaşlarının getirdiği çiçekleri görür görmez ziyaretçilerin yanında:
"Odaya koymayın! Bana dokunuyor, çabuk çıkarın! " diye söyleniyor.
"Hani bir kamyon..." sözleri istem dışı dökülüyor dudaklarımdan.
"Onlar başka, onların çiçeği yok !"
Güzelim karanfiller, nergizler ve güller salondaki pencerenin önüne konularak sorun çözülüyor.Suçlu çiçekler tutuklanıyor! Çiçek getiren ziyaretçilerin mahçup bakışları altında dertler paylaşılmaya çalışılıyor.
Hasta kadınların çoğu kocasından dertli... Çoğu işsiz... Çalışmayı da pek sevmiyormuş.
" Allah devletimizden razı olsun! Kömürümüzü , kumanyamızı gönderiyor da yaşıyoruz."
Konuşkan hastamız hemen atılıyor:
"Ben bu yaşta kocayı ne yapayım! Bu yaşlı adamla evlenmezdim ama , şu kart var ya şu kart... onun için kahrını çekiyorum!"
Kart dediği sigorta kartı...

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...