sigorta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sigorta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mart 2008 Salı

KARAELMAS DİYARI ZONGULDAK


263 Maden işçisi , 263 can... 16 yıl geçmiş aradan. Zonguldak-Kozlu'da yaşanan dünya madencilik tarihindeki en büyük kazadan...
Grizo Patladı ve öldüler ! Ne kolay yazılıyor değil mi ? Ya acılar... Babasız kalan yavrular...
Zonguldak Emeğin Kenti... Öyleydi eskiden. Büyük madenci direnişini izlerken gözyaşlarımızı tutamamıştık. Şimdilerde ise Emeklinin kenti oldu.
Sendika denince Zonguldak akla gelirdi... Bitirdiler sendikacılığı da... Babadan oğula hesabı burada da sürdü. Her gelen ne yazık ki bir öncekini arattı. Şimdilerde ise sendika demeye bin tanık ister... Sendikacıları izlerken üzülmemek elde mi ?
Bu kadar can, bu kadar canan boşuna mı yanıyor?
Maden ocaklarımız, doğal kaynaklarımız birilerine hibe ediliyor. Birileri zenginleşirken ulus yoksullaşıyor. Kaçak ocaklarda yaşamlar yitiriliyor. Sigortasız çocuklar ölüme gönderiliyor...
Kulaklarımız sağır, gözlerimiz kör yaşıyoruz. El yardımıyla nereye kadar gideceğiz...
Son olsun , acılar son olsun... Gözler kör , kulaklar sağır olmasın...

TEMİZLİK

Temizlik...Ne güzel sözcük değil mi? Güzel olması çağrıştırdıklarıyla ilgili sanırım.
Temiz dünya, temiz ülke, temiz il, temiz sokak, temiz ev... Ve temiz insanlar...
Aslan yattığı yerden belli olur, diyerek işe ev temizliğiyle başladım... Diğerleri bu kadar kolay değil. Birlikte başarabiliriz ancak...

Aslında ev temizliği de sanıldığı kadar basit değil. Bence en ağır işçiler ev hanımlarıdır, dersem abartmış mı olurum? Belki...
Bugün benim boş günüm. Aynı zamanda en çok yorulduğum günler nedense hep bu boş günlerim oluyor. Hani, "Annen ne iş yapıyor ?" sorusuna verilen yanıt gibi. " Hiç ! Annem çalışmıyor, ev hanımı !
Bugün ben de evimin hanımı oldum. Dershaneye gitmedim. Boş günümdü anlayacağınız!..

Sabah erkenden kalktım. Sekizde temizlik için yardımcım gelecekti. O gelmeden temizlik araç gerecinin hazırlanması , ortalığın toparlanması gerekiyordu. Fazla zamanımı almadı, çabucak tamamladım. Daha sonra çayı koydum, kahvaltı masasını hazırlamıştım ki zil çaldı. Ayşe Hanımla kahvaltımızı yaparken sohbet ettik biraz.

Ayşe Hanım dertli... Büyük oğlu askerden döndükten üç ay sonra bir iş bulmuş çalışıyor, ama çok az para veriyorlarmış. Evlere su götürüyor. Küçük oğlu bir mağazada tezgahtarlık yapıyormuş, sigortamı yapsanız artık, diyince işine son verilmiş. Kocası gemide çalışıyor, eve arada bir uğruyor. Hayırsızın biri zaten, diyor. Devlet iki kez elli bin yardım vermiş. Biri Kurban Bayramı öncesi, biri de yakınlarda... Ama o, bana para değil, çocuklarıma sigorta versinler , diye yakınıyor.

Neyse kahvaltı sonrası evin içinde maraton başladı. Yardımcım camlara asılırken bende mutfaktaki masayı topladım. Bulaşık makinasındaki temizleri çıkarıp yerlerine dizdim, kirlileri makinaya yerleştirdim. Perdeler çıkmıştı, doğal olarak . Onları da çamaşır makinasına koydum, makinayı perde ayarına getirip çalıştırdım. Ohhhh iyi ki bu makinalar var... Artık temizlik çok kolay...
Tekrar mutfağa döndüm. Öğlen ve akşam için yemek yaptım. Salata malzemelerini yıkadım, bu iş kolay gibi görünse de kolay değil. Tertemiz yıkamak gerekiyor , özellikle marolları. Bir kısmını akşam için ayırdım. Kalanı salata haline getirdim. Masayı hazırladım, ama henüz acıkmamıştık. Ben de bu arada börek içlerini hazırladım. Kıymalı ve peynirli börek yapacaktım, konuklar için...
Öğlen yemeğinden sonra börekleri pişirdim. Onlar pişerken bir de kek çırptım. Mikserle çırpmakta ne var? Güzel de kabarınca yorgunluk falan hissetmiyor insan.
Mutfak da iyice karıştı tabi... Temizlemek gerekli. Ben de öyle yaptım. Pirille her yer pırıl pırıl oldu. Yalnız tepsiler kalmıştı. Soğuyunca, börekleri , keki tabaklara yerleştirdim. Tepsileri ve kek kalıbını elde, diğerlerini makinada yıkadım.
Salonun yıkanan perdelerini astık, diğerlerini çamaşır makinasına koydum,alt kata indim.
Dolap içlerini yerleştirdim, nevresimleri değiştirdim. İki odanın tozunu aldım. Geldim bilgisayar odasına... Kitaplığı yerleştirdim. Kitap okumak yararlı da, yerleştirmek yararlı mı bilmiyorum. Çabuk karışıyor nedense... Buradaki işi biten kitapları salondaki kitaplığa, oradakilerden bazılarını buradaki kitaplığa taşıdım. Bu odanın da tozunu aldım. İşimin bir kısmı bitmişti, ama ben de bitkin görünüyordum.
Bilgisayarı açtım. Suçluluk duygusu içinde beğendiğim bir iki şiiri yazdım. Kaçamak bir bakış attım yeni siteme... Yok henüz kimse gelmemişti. Ne bir ses, ne bir nefes, ne de bir yorum vardı. Mahsunlaştım, sonra da kendime kızdım. Daha dün bir, bugün iki... Çocukların işi gücü var... Senin gibi boş günleri var mı bakalım . Öğrenci Günlükleri sayfama da kısa bir not yazdıktan sonra kapattım bilgisayarı. Ayşe Hanıma yardıma gittim. Akşam yaklaşıyordu ve o daha üst katları yeni bitirmişti. Camlar, kapılar, halılar, koltuklar, yerler say say bitmeyecek kadar çok iş...

Sonunda akşam oldu, iş de bitti... Evimiz temizlenmiş, tertemiz olmuştu. Ayşe Hanım evindeki işlere gitmişti. Ben de akşam yemeğinden sonra yapmam gerekenleri planlamaya başlamıştım bile...
Evet, bir boş günüm de böylece geçmişti. Sizin boş gününüz var mı ?

18 Şubat 2008 Pazartesi

SİGORTA EVLİLİĞİ ve BİR HASTA

Konuşmanın bu kadar yorucu olduğunu onu tanıyınca anladım... Konuşma değil artık bu , hiç susmama!.. Durmadan konuşuyor, konuşuyor, konuşuyor... Kim ağzını açsa ona dönüyor, sözünü tamamlamasına olanak tanımadan başlıyor anlatmaya... Hiç bir şey bulamasa elindeki magazin gazetesindeki ipe sapa gelmez haberleri yüksek sesle okuyor. Her konuda yarım yamalak da olsa bilgisi var. Ben şöyleyim, ben böyleyim diye diye anlatıyor. Başka bir ortamda olsa belki çekilir ama burada insanın elinin kolunun bağlanmasına, gücünün kuvvetinin çekilmesine , beyninin uğuldamasına neden oluyor. Uyuyan hastaları "horluyorsun!" diye uyandırıp başlıyor anlatmaya...
Sabaha karşı ışıkları yakıp yüksek sesle "Kuran" okuyor. Hastalar hep birlikte uyanıyor, " Allah'a şükrediliyor ." Sohbet başlıyor.
Sonunda :
"Biliyor musunuz, Amerika da müslüman yapılacak!.." sözü beni çıldırtıyor. Tüm öfkemi dizginleyerek :
" Nasıl? " diyorum.
"Nasılını bilmem, ama göreceksiniz; onlar da bizim gibi huzuru bulacak, rahatlayacak! Bizimkiler boşuna mı oraya gidip geliyor! "
Gülsem mi ağlasam mı bilemiyorum...
Elli sekiz yaşında bir kadın. İkinci evliliğini yapmış.
Hastam:
"Eve gidince çiçeklerimi de sulayın..."
der demez başlıyor söze:
" Benim de çiçeklerim var, yeni kocam çiçek sevdiğimi anlayınca kamyonla çiçek getirdi bana!?" diyiveriyor.
Sonra da hastam için arkadaşlarının getirdiği çiçekleri görür görmez ziyaretçilerin yanında:
"Odaya koymayın! Bana dokunuyor, çabuk çıkarın! " diye söyleniyor.
"Hani bir kamyon..." sözleri istem dışı dökülüyor dudaklarımdan.
"Onlar başka, onların çiçeği yok !"
Güzelim karanfiller, nergizler ve güller salondaki pencerenin önüne konularak sorun çözülüyor.Suçlu çiçekler tutuklanıyor! Çiçek getiren ziyaretçilerin mahçup bakışları altında dertler paylaşılmaya çalışılıyor.
Hasta kadınların çoğu kocasından dertli... Çoğu işsiz... Çalışmayı da pek sevmiyormuş.
" Allah devletimizden razı olsun! Kömürümüzü , kumanyamızı gönderiyor da yaşıyoruz."
Konuşkan hastamız hemen atılıyor:
"Ben bu yaşta kocayı ne yapayım! Bu yaşlı adamla evlenmezdim ama , şu kart var ya şu kart... onun için kahrını çekiyorum!"
Kart dediği sigorta kartı...

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...