
Telefonon zili çaldığında, Mehmet Haberal'ın tutuklu kaldığı hastanenin, polis tarafından basıldığı haberlerini okuyordum.
Akşam yatmadan önce de ulaşım sorunları gerekçesiyle eylem yapan gençlerin bir bölümünün,polislerce, binanın mescidine kapatıldığını, dışarda kalan gençlerin, arkadaşları için, feryat edişlerini duymuştum TV ekranlarında, görüntüler üzücüydü.
Bir de telefonla işten atıldıklarını öğrenen Karabük-Kardemir işçilerinin, açlık grevi görüntülerini... Sendika değiştirdikleri bahane edilerek işten atılmışlardı. Yerlerine daha ucuza yeni işçiler alınacağı söyleniyordu...
"Hazırlan, gelip alacağım, emniyet müdürlüğüne gitmemiz gerekiyor, parmak izimiz alınacakmış." diyen eşimin telefondaki sesini duyunca donup kaldım bir anda.İrkildim. Ödüm patladı sandım. Az korkak değilmişim hani!
Eşim, sustuğumu anlayınca, "İyi misin?" diye sordu? Ben, "Neden?" diyebildim hafifçe...
Pasaportlarımızın değiştirilmesi gerekiyormuş. Aslında bayramdan önce fotoğraf da çektirmiştim bu amaçla.Unutmuşum, birden boşta bulundum.
Pasaportlardaki fotoğraf konusunda çok titizlik gösteriyorlar haberiniz olsun. Belli kuralları var, sıradan çekilenleri işleme koymuyorlar; tekrar çektirmeniz gerekebiliiyor fotoğrafı. Bir iki kişiyi geri gönderdiler. İlle koca kafalı olacak, unutmayın.
Neyse gittik. Çok da iyi karşılandık. Espiriler yapa yapa parmak izlerimiz alındı. Benimki biraz zor oldu, pek çok kez yinelendi. Olmadı, bu kez polis memuru kolonya döktü ellerimize. Hem de: "Misafirlerimize kolonya dökmemiz gerekirdi." diye de espri yaptı. Bir de "Hocamı çok çalıştırmışsınız!" diye eşime takıldı. Her işe ellerimle girişiyorum, eldiven meldiven de kullanmıyorum, haksız sayılmazdı, ama sanırım sorun bu değildi. Evden çıkarken el kremi sürmüştüm, belki de ondandır. Sonunda başarıyla parmaklarımın tek tek izi alınmış oldu. Götürdüğümüz ıslak mendiller boşa çıktı. Çünkü teknoloji burada da işi kolaylaştırmış. Bilgisayar ekranına yansıyor her bir parmak izimiz...
Boşuna korkmuşum anlayacağınız. Birkaç gün içinde , yeni, çipli pasaportlarımız postayla gönderilecekmiş.
Buradaki polisler şeker gibiydi...
Ama ekranlarda gördüğümüz polislerin gençlere karşı gösterdikleri tutum ürkütücüydü. Aslında onlar da emir kulu, ne görev veriliyorsa onu yapıyorlar. Polislerin de çocukları var, onlar da ana baba...
Kendi kendilerine hastane basacak değiller ya...
Prof. Mehmet Haberal'ın henüz suçu kesinleşmemiş. Sağlık gerekçesiyle hastanede yatıyor. Hastane basılınca aklıma Necmettin Erbakan geldi.
Erbakan hocamız " Kayıp Tirilyonlar" davasında mahkum olmuştu. Yani suçlu olduğu kesinleşmişti. Cezasını, Altınoluk'taki yazlığında çekmesine izin vermişlerdi. Ziyaretçileri gidip geliyordu, bahçede toplu namaz kılabiliyorlardı. Daha sonra, aynı suçtan yargılandığı söylenen, cumhurbaşkanı tarafından -yaşlı olduğu gerekçesiyle- affedilmişti bu suçu. O şimdi parti başkanı...Vay garibanların başına!
Aşağıdaki yazımda bu konuya değinmişim.
Özgürlükten Sıkıldım