7 Haziran 2013 Cuma
23 Aralık 2010 Perşembe
AŞK GİBİ BİR ŞEY OLDU BEKLEMEK

ne çok mektup getirirdi postacı
kimi yurt içindendi, kimi dışından
ne çok dergi, ne çok kitap, ne çok gazete
renk renkti pulları hepsinin de
ben mi çok severmişim dostlarımı o zamanlar
yoksa onlar mı beni
aşk gibi bir şey oldu beklemek...
Vedalar beni hep etkilemiştir. Hala da etkiliyor. 2010 yılına güle güle demeye hazırlandığımız şu günlerde daha duygusal mıyım neyim? Yanlış anlamayın lütfen, 2010 yılı çok iyi geçti demek istemiyorum.
Toplum olarak hop oturup hop kalktığımız bir yıldı 2010...
Şimdi 2011'i bekliyoruz. Eski yılın götürdüklerini biliyoruz da yeni yılın ne getireceğini bilmiyoruz. Ama gelenin gideni aratmasından da korkuyoruz. En azından ben korkuyorum.
yıllar var ki yoksunum o dost mektuplarından
sanki savaş, sanki deprem
bir anda hepsi birden göçüp gitmişler sanki
ne çok selam getirirdi postacı bir zamanlar
aşk gibi bir şey oldu selam beklemek şimdi
Not: Şiir H.H.Korkmazgil'in (Bir Zamanlar)
27 Ekim 2010 Çarşamba
ANNEANNEMMMMM

Güne onunla başlıyorum.
Anneanemmm!
Elaaammmmm!
Sonra sarmaş dolaş bir yaşam başlıyor.
"Erken yatarım, erken kalkarım, bir yumurtayı sütle çırparım, kızarmış ekmek biraz da peynir, amannnn efendiiiimm ne güzel yenir."
Anneanne yine... Baştan başlıyoruz...
İki elimizi üst üste getirip yanağımızın altına yerleştiriyoruz. Karşılıklı başlıyoruz şarkıya: 'Erken yatarım'ı derken gözlerimizi sımsıkı kapatıyoruz; 'erken kalkarım' da açıyoruz. Biter bitmez sağ elinin işaret parmağını kase gibi yaptığı sol avucuna getirip yumurtayı sütle çırpmaya başlıyor, büyük bir ciddiyetle. Bir gözüyle de beni denetliyor. Yapıyor muyum diye! Kızarmış ekmek peynir... Başlıyoruz yemeye. Hangi gerçek yemek bu kadar lezzetli olur, hangisi bu kadar mutluluk yükler yüreklere...
Etkinliklere yetişmek zor. Biri bitmeden diğeri başlıyor. Evdekiler ayrı güzel. Ayrıca oyun-müzik grubuna (Take Gymboree- Music Home) gidiyor küçük hanım. Cumartesi ve salı günleri ben de katıldım bu etkinliğe...
Sabah on bir otuzda başladı. Minik çocuklar ve anneler, bir iki de baba vardı...
Sembolık oyunlar oynanıyor birlikte... Cumartesi günü postacı ve mektup konusu oyunlaştırıldı. Hem de " Bak postacı geliyor." şarkısı eşliğinde... Mektup hala güncelliğini koruyormuş, diye sevindim doğrusu.
Mektuplar salonun her köşesine saklandı, çocuklar koşa koşa mektup aradı. Bulan, öğretmenin yanına koştu, hayali posta kutusuna mektuplar atıldı. Çocuklar kaydıraktan kaydılar, tunellerden geçtiler, basket topunu potaya attılar. Şarkı söylemeye çalışarak hep birlikte dans ettiler...
Salı günü, daha önce gidemediği bir dersin yerine gittik.O saatte başka çocuk gelmediği için gönlümüzce oynadık.Tüm salon bize aitti. Bu kez fotoğraf çektik, ama onları sonra yükleyebileceğim.
Ela Yağmur'lu günler devam ediyor. Çocukluk güzel, çok güzel...
16 Haziran 2009 Salı
BİSTRO ALATURKA'DAN MEKTUP
Sevgilim,
"Hatırlar mısın beni? Bir zamanlar ne kadar çok severdim seni." hele,
"Gözlerinin içine başka hayal girmesin" diye nasıl da korkar, verdiğin
"Bir demet yasemeni aşkımın tek hatırası" diye nasıl da saklardım. İsteseydin;
"Bir gül çıkarırdım sana kalbimdeki külden..." Ya şimdi?
"Ayrılmak ne kadar zor, unutulmak ne acı"ymış! Ama inan ki,
"Unutturamaz seni hiçbir şey, unutulsam da ben". Sanki
"Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar" gibiyim.
"Gözümde özleyiş, gönlümde acı " var. Yine de,
"Kimseye etmem şikayet, ağlarım ben halime..."
"Yine bu yıl ada sensiz" di, "İçime hiç sinmedi." Bir ara
"Körfezdeki dalgın suya bak" tım.
"Geçmiş gecelerden biri" duruyor mu diye? Ama,
"Sensiz her gecenin sabahı olmayacak" mış meğer.
"Gözleri aşka gülen " sevgililer el ele
"Yıldızların altında" dolaştılar bütün gece... Onları
"Kıskandım, kıskandım." Artık iyice inandım ki
"Ayrıldı gönül şimdi yine bir tek eşinden..."
"Mihrabım diyerek sana yüz vurdum..."
"Ne olur, anla artık, anla beni..."
"Ağlamakla, inlemekle" geçen bu ömrün,
"Gündüzü seninle, gecesi seninle..." Bana
"Aşka gönül verme!",
"Kadın bir gül, aşk bir mevsim" dediler. Ama,
"Kalbe dolan o ilk bakış, unutulmaz ki!" Hem daha
"Doymadım sana, ağlarım yana yana..."
"Günlerdir içime çöktü ayrılık..."
"Artık senin adını, zehir saçan aşkını, unutmak istiyorum." Unutamazsam,
"Bir ihtimal daha var, o da ölmek mi" bilmiyorum.
"Sensiz yaşamam, bil ki bu söz bence yemindir."
"Fırtınalar koparsa kopsun..."
"Elveda hatıralar, elveda bütün gençliğim."
Elime ne zaman, nerede, nasıl, neden, kimden geçti hiçbir fikrim yok. Sadece dolapları yerleştirirken karşıma çıktı. Atmadan paylaşmak istedim. Bir hoşluk olsun. Rahatlamaya gereksinimiz var değil mi? Sevgilerimle...
31 Ekim 2007 Çarşamba
DÖNÜŞ
Aşkımızın, sevgimizin üstünden
Sene geçti, mevsim geçti, ay geçti
Ne birleştik ne ayrıldık
Biz senle.....
Evet A......., senin de dediğin gibi koskoca bir yıl, 365 gün geçti, tanışalı.
Bu uzun süre içinde kaç kez görüşebildik....İki elin parmakları kadar bile değil....Ama mektuplarla buluştuk bir anlamda...
Bu şubat tatilinde ,18 Şubatta birkaç saat konuşabildik. Son kez de 22 Şubatta çok ama çok kısa oldu, hatırlıyorsun değil mi?
Ve yine ayrılıklar,özlemler... Bakalım nereye kadar..
Şubat tatilinden bugün döndüm. Biraz önce senin mektuplarını sırayla okudum.Şimdi uyuyacağım.
30 Ekim 2007 Salı
YARIN BAŞKA BİR GÜNDÜR
Bugün 29 Ocak, Salı, yurttayım.Önce Ahmet Hamdi Tanpınar' ın Bursa'da Zaman' ını bitirdim . Beş Şehir adlı eserinden. Oh dedim. Ne zamandır elimdeydi.Şindi de Reşat Nuri Güntekin'in "Değirmen " inine başlayacağım fakat başaramadım. Yattım, kalktım , tekrar yattım yine kalktım.Bu yıl yurt odasının pek tadı yok. Oda bir hayli kalabalık. Gülüşmeler, bağırarak konuşmalar, radyonun rahatsız edecek şekilde açılmış sesi....Uyarsam daha kötü olacak. Arkadaşın misafirleri... Hiç saygı kalmamış.Odada uyuyan biri mi var umurlarında değil...Ah o konuşmalar bu kadar bayağı, seviyesiz şeyleri de nerden buluyorlar ki..
İnsan üzülüyor.Bazıları aile baskısından uzaklaşınca iyice şaşırıyor.Biraz da yetişme koşulları galiba..
Neyse onları kendi hallerine bırakıyorum.İyi ki üst ranzadayım. Nerede kalmıştık. Ha.... Evet yarın evime yuvama dönüyorum.Dört ay dile kolay, dört ay oldu görüşmeyeli. Özledim, çok özledim hepsini.
Yarın akşam 21.00 'de M......... ile Ankara'ya gideceğiz. Kardeşimle terminalde buluşacağız. Birlikte gara gideceğiz. Saat 7.15'de kalkan Van Gölü Ekspresine bineceğiz.Ver elini E....... .Kısmetse sabah 6 veya 7'de oradayız.
Ne diyorduk.? Evime aileme kavuşacağım için çok seviçliyim. Fakat isimlendirmek istemediğim sıkıntılarım da var.Sebebi tabii ki O...
Tatil 24 gün... Aynı şehirdeyiz. Görüşmek bir dert, görüşmemek ayrı bir dert .Rahatım huzurum kaçtı.Bakalım ne olacak...Çok tedirginim
6 Şubatta tam bir yıl olacak . Toplam ne kadar görebildik birbirimizi..
Çok karışık bir durumdayım.
Yarın ola hayrola....Yeni ufuklara doğru yarın yelken açacağız.Yarınlar bizim. Yarın başka birgündür......Ne olacağını yaşayıp göreceğiz... Şimdilik elveda sevgili günlüğüm. Dönüşte sana anlatırım ...
KARACAOĞLAN
Dün gece okulun spor salonunda Karacaoğlan'ı anma gecesi düzenledik.
Çok güzel oldu, çok beğeni topladı.Çok da alkış aldık...Yorgunluklarımıza değdi.F.........., Karacaoğlanı canlandırdı,
ben de GELİNİ...
O şiirlerden birkaç örnek yazmak istiyorum, günlüğüme... Suya giden allı gelin
Niçin böyle salınırsın
Gelin bir su ver içeyim
Gelin kimin gelinisin
Su değildir senin derdin
Görmek ise yeter gördün
Oğlan burda çokca durdun
Ağam gelir dövülürsün
Dövülürsem dövüleyim
Sövülürsem sövüleyim
Gelin sana kul olayım
Ölürüm kanlım olursun
Yaylalara göçmedin mi
Soğuk sular içmedin mi
Güzel görüp geçmedin mi
Beni görüp delirirsin
Türlü yaylayı görünce
Soğuk suları içince
Kocayıp vaktin geçince
Taşlar alır dövünürsün
Evlerinin önü solgan
Ağamı görünce korkan
Telli perçemlisin oğlan
Ne dedim ki darılırsın
Karac'oğlan sana vurgun
Döşlerin almadan dolgun
Sevindirdin beni bugün
İnşallah cennet görürsün.
KORO Türkülerimizin de birer dörtlüğünü yazayım:
Bir daracık yerim de yok
Oturup derdim dökecek
Bir münasip yarim de yok."
**************
"Kadir Mevlam senden bir dileğim var
Muhannes kuluna muhtaç eyleme
Cennet-i alayı nasip et bana
Sırat köprüsünden yolum bağlama"
***********
"Ela gözlerini sevdiğim dilber
Ben güzel görmedim senden ziyade
Bilmem huri misin göklerden inen
Bugün güzelliğin dünden ziyade "
************
"Gel gönül gurbete gitme
Ya gelinir ya gelinmez
Her güzele meyil verme
Ya sevilir ya sevilmez"
********
"Güzel ne güzel olmuşsun
Görülmeyi görülmeyi
Siyah zülfün halkalanmış
Örülmeyi örülmeyi."
YENİ YIL - 1974- AKDENİZ
Evet.....Bir yılı daha geride bıraktık. Düşünüyorum da neler değişmedi geçen yılla birlikte.Beni hem mutlu eden bir o kadar da üzülmeme sebep olan Ayşe sensin..
Radyoda "Madem küstün, dargındın niye geldin ağladın; rıhtımda boynu bükük bana mendil salladın..." diyerek sitem ediyor sevdiğine sanatçı.
Ayşe ile tanışalı 6 Şubatta bir yıl olacak.Gittiğimde onunla belki de hiç görüşmeyeceğiz.İyice yalpalamaya başladım. Bir gün öyle bir gün şöyle diyorum onunla ilgili kendime.Bazen mektup yazıp her şeyi bitirmek istiyorum. Bir yandan da sabırsızlıkla mektubunu bekliyorum.Kendimi tanıyamaz oldum. Bu hal pek normal değil ama hadi hayırlısı. En iyisi zamana bırakmak...Zaman en iyi ilaçmış...
1974 Yılına çok hareketli girdim.Saat tam 24 'te otobüsteydik.
Akdeniz gezisine çıkmıştık...31 Aralık 1973'te Samsun'dan hareket ettik.Adana, Mersin,Silifke,Anamur,Alanya, Antalya ve son olarak da Isparta... Gezdiğimiz yerler.
Antalya'da Sevgili Fatoş ve arkadaşı Apo bizi karşıladı.Sayelerinde çok güzel gezdik.Teşekkürler Fatoş. Seni çok seviyorum.
Daha sonra 4 Ocakta İsparta'ya güller diyarına geldik.Geldik ama bizi güllerle karşılayan olmadı. Otobüsten inerken bu kadar genç kızı bir arada gören gençlerin attığı , adını şimdi hatırlayamadığım,ama acısını bacağımda hala hissettiğim sapan gibi bir şeyle tenimize batan tellerle karşılandık.( civ mi ne atılan)
İsparta'ya Eski Türk Edebiyatı hocamızı ziyarete gedik.Hocamız bizden ayrıldı, tayini buraya çıkmış. Bizleri çok güzel ağırladı.İnanılacak gibi değil ama onu özlemişim, ayrılırken hüzünlendim bile diyebilirim.Şu insanları anlamak galiba uzmanların işi, ben kendimi çözemedim daha...Belki de alıştıklarımızı arıyoruz bazen.
Daha sonra Ankara'ya geldik.Arkadaşlar saat 24'te Samsun'a hareket ettiler.Ben Ankara'da teyzemlerde kaldım.Ocağın yedisinde kardeşimle gezdik.Sinemaya gittik.Birlikte resim çektirdik.7 Ocak saat 16.00 'da Samsun'a hareket ettim.O geceyi okulda geçirdim.Ertesi gün derse girdik.Böylece monotun yaşantımıza kaldığımız yerden başlamış olduk.
Şubat tatiline de bir şey kalmadı.Ailemi çok özledim. Hepsini çok seviyorum. Yeni Yıl mutluluk getirsin herkese....
AYIP BU YAPTIĞIM
Bugün oldukça canım sıkılıyor.Biraz önce çarşıdan geldik. M......yatakhaneye gitti. Çamaşır yıkayacakmış. Ben de yurda geldim. Şimdi yatağımın üzerinde bu satırları karalıyorum.
Odada yalnızım. Radyoda İngilizce dil dersi var. Birazdan roman okuyacağım.
A............'e mektup yazsam iyi olurdu ya biraz daha bekleyeyim bakalım nasıl olacak. Mektubunu yazalı bugün tam 20. gün oldu. Hala cevabını yazmadım. Amacım onu denemek. Pek iyi etmedim ama mademki bekledim bir iki gün daha bekleyeyim. Acaba ne düşünüyor? Çok kararsızım. Her şeye bu sıra çok üzülüyorum. Hayırlısı artık.
Tez olarak Dadaloğlu' nu aldım. Halk Edebiyatı dersinden. Henüz başlayamadım...
"ULUSUN TÜRKÜSÜ"
Saat: 21.15
Şu anda yatağımda oturuyorum. radyoda bu parça çalıyor... Bir yandan şarkıyı dinlerken bir yandan da " Ulusun Türküsü " isimli yapıtı incelemeye çalışıyorum. Bugün Zafer Sinemasında oyunu izledim.Çok da beğendim. İlgiyle izledim. Savunulan düşünceler bana göre doğru ve güzel. Fakat beğenmediğim yönleri de oldu. Tiyatro çıkışında kitap olarak şatışa çıkardıklarını görünce kitabı da aldım. Okudum...
Evet kitap bilime önem veriyor. Çok iyi. Biz de bilimi savunuyoruz. En gerçek yol gösterici bilimdir, diyoruz Atamız gibi. Bunun yanında gelenek , göreneklerimiz; manevi değerlerimize de saygılı olmalıyız. On ları da hepten yok sayamayız ki...
Bir evlat ne kadar başarılı olursa olsun evlattır. Babası da baba...
Eserde oğlu odaya girince babası ayağa kalkıyor ve:
" Baba olmak başka , genç olmak başka... Biz bilime ayağa kalkarız, senin bilimin bizden öte olduğundan ayağa kalkarız; baban olduğumuz için bundan kıvanç duyarız..." diyor. Bilimin önemini vurgulamak istemiş ama beni rahatsız etti.
Bugünler A.........'i sık sık düşünmek istiyorum. Her seferinde büyük bir yorgunluk, karamsarlık kaplıyor her yanımı...Bilmem neden zaman zaman pişmanlık duyuyorum. Kuşkulanıyorum. Kesin olarak inansaydım belki böyle olmazdı. Kim bilir? Acaba gerçekten seviyor muyum onu? Bu düşünce zaman zaman aklıma takılıyor. Mektubu gelirse belki düzelir. Daha bir hafta var mektubun gelmesine...Ya o ne düşünüyor şu anda?
KASIM 1973
EYVAH
Bu sabah uyanır uyanmaz ablamın mektubu geldi aklıma...Yataktan kalkmak istemedim.Çok üzgünüm.
Ahh ablacığım böyle bir şeyi hiç beklemiyordum. En azından bu şekilde öğrenmenizi...
Dün ablamın mektubu geldi. Her zamanki gibi sevinçle açtım.İçinden bir mektup daha çıkmaz mı? İkinci mektup Ü......'mdendi. Çok sevindim.
Samsun'a gelir gelmez hemen ona mektup yazmıştım, çünkü daha önce yazdığım mektubun cevabını alamamıştım. Babası hastaydı. Çok merak ediyordum durumunu. Meğer o yazdığı mektubu E.........' a göndermiş. Mektup ben ayrıldıktan sonra oraya gitmiş. Erkek kardeşim de yeni bir zarfa koyup göndermek için açmış zarfı...Babasının hastalığını o da merak ettiği için mektuba bakmak istemiş....İşte bütün kıyamette ondan sonra kopmuş...."Kim bu Ayşe ? "diye tutturmuş... Ablam ikna etmeye çalışmış ,arkadaşlarıdır, şakalaşıyorlardır , diye ama pek yararı olmamış.
Ah ablacığım, inan ben de çok üzüldüm. Sizleri üzdüğüm için üzüldüm. Böyle bir şeye ben sebep olduğum için üzüldüm. Özür dilerim. Ü........... de bilse ne çok üzülür.
29 Ekim 2007 Pazartesi
YENİ GÜNLÜĞÜM
Yitip gitmede olan günlerin ardından bir an durup geçmiş anılara , ılık ılık yaşantıların yer ettiği yerlere bakıvermek az şey değildir saanırım.
Bu düşünce ile öğrenim hayatımın son yılında böyle bir defter tutmaya karar verdim. Ne denli başarılı ve yararlı olacağını zaman gösterecek. Dileğim bunun olumlu bir yönde gelişmesi ve yıllar sonra bu defteri açtığımda tüm rüyalarımın gerçekleştiğini görmek.... Kim bilir ilerde bir roman yazarım ve kaynağı da bu defter olur.
"Ama zaman , bu tereddütlerin, bu şüphelerin üstünden durmaksızın akıp gidiyordu. Yıllar bir selin dalgaları gibi birbirini kovalayarak, birbiri ardı sıra inip çıkarak ve kıyılarda ne bulursa alıp sürükleyerek başdöndürücü bir hızla, bilinmeyen bir yere doğru atılıyordu.
Bilinmeyen bir yere... Baş döndürücü bir hızla..."
( Yakup Kadri Karaosmanoğlu_ Ankara )
Bugün Ekim ayının on dokuzuncu günü... Sınıftayım. Hocamız kürsüde ders anlatıyor ama hiç dinlemeye niyetim yok... Arkadaşlar not tutuyor ,onlardan alırım sonra. Sıram sınıfın en arkasında, pencere kenerında.Dışarıyı rahatça görebiliyorum.Kulağıma rüzgarın uğultusu geliyor.Denizin küçük bir bölümünü görebiliyorum oturduğum yerden. Dalgalı..Beyaz köpükler oluşturmuş. Saat 11.30. Uzaktan ezan sesi buraya ulaşıyor. Eski Türk Edebiyatı Hocası olsaydı susar, dersi bırakır , ezanın bitmesini beklerdi...Karnım da acıktı. Neyse şurada ramazanın bitmesine de bir şey kalmadı. Bugün üçüncü hafta oluyor. Şöyle böyle bir hafta kaldı bayrama. Hiç olmazsa bayramda evimde olmayı çok isterdim.
Düşünüyorum da bu Samsun'daki üçüncü yılım..İki yıl nasıl geçti bilemiyorum. Bir yığın acı tatlı anı... Ben tatlılarını hatırlamak istiyorum...
Bu yıl Cumhuriyetin kuruluşunun 50. yılı.. Çok büyük hazırlıklar yapıldı.Ben de bu yılda bir roman yazmak isterdim ama nerde? Ben kim ,roman yazmak kim? Tatilde yazmaya yeltendim de bir şeye benzemedi. Öylece duruyor.
Bu yıl Türkçe Öğretmeni olacağım. Daha 20 yaşındayım. Roman yazmayı çok istiyorum. Ama bu yıl beni yoğun bir çalışma bekliyor. Kendimi öğretmenliğe hazırlamam gerekiyor. Diğer taraftan tez çalışmalarım da var.Henüz hangi konuyu seçeceğimi belirleyemedim.Artık bayramda bakarım. Çoğu konu önceden seçilmiş. Bu yılın sonuna kadar bitirmem gerekiyor. Sınavlardan önce teslim etmemiz gerekiyor.
Dün şehre inmiştim. Bayram için kartpostal aldım. A......... için alırken özellikle çok dikkat ettim. Zil çaldı, öğlen tatili ama oruçlu olduğum için yurda gitmeyeceğim. Yakup Kadri' nin Yaban romanını okuyacağım.
On dakikadır okumaya çalışıyorum ama boşuna. Her satırda sanki A.....yazılı. Bir an için aklımdan çıkmıyor. Artık kesin olarak biliyorum, onu çok sevdiğimi.Fena tutulmuşum. Şubat tatilinde tanışmıştık.Bir anda aşık olmuştuk. O andan sonra sık sık şüpheye düşüyordum. Ya yanılıyorsam, ya gerçekten sevmiyorsam, bu kadar kısa sürede aşık mı olunurmuş diye... Haksız da sayılmazdım hani!
Çok ani oldu...Hiç beklemediğim bir anda onunla karşılaştık. Ancak iki kez konuştuk, üç sefer de birbirimizi uzaktan gördük. Tatil bitti ve ben okula döndüm... Hepsi hepsi bu kadar. Ama ilk kez böyle bir duyguyla tanışıyordum.Pek çok kez teKlifler olmuştu. Burada ortam çok uygundu, ama değil arkadaşlığı kabul etmek , aklımın ucundan bile geçirmiyordum!
Şairin biri ilk sevgi için: "Geçse de hayatın en güzel çağı , başkadır ilk sevgi ilk göz ağrısı..." demiş. Gerçekten öyle... Bu konuda daha pek çok kişi pek çok şey söylemiş. Boşuna mı?
Şu anda A..........ile ilk karşılaşmamız geldi aklıma....
KİMSE YOK MU
"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...
-
ANKETİN SORUSU ŞU: Sizce Türkiye'nin en ÖNEMSİZ sorunu nedir? Seçeneklerden sadece birini tıklayacaksınız. Şimdiden teşekkürler...
-
Eşime sordum: "57" dedi, inanamadım! Şaka yapıyorsun, dedim. Hesapla bak, dedi. Hesapladım, hesapladım işin içinden çıkamadım......