28 Aralık 2007 Cuma

BABA

28 ARALIK 2007

"Annelik doğuştan, babalık sonradan kazanılır." diye bir söz var, belki duymuşsunuzdur. Bir bakıma doğru diyebiliriz; ancak bir yere kadar.
Bebekle anne arasında fizyolojik bir bağ vardır, dokuz ay birlikte, iç içe yaşarlar , doğru. İlk aylarda annelik sorunları çözmek için yeterlidir. Peki sonra?
Müzeyyen teyzemin anneciğime sık sık söylediği bir sözü ben de hiç unutmadım. "Bacıııı dur hele, büyüsünler ki dertleri de büyüye! "
Doğru söylüyormuş teyzem, bebekler çok çabuk büyüyor; büyüdükçe sorunları da tabii... O zaman, doğuştan geldiği söylenen, annelik gücüyle bunlarla başedebilmek sanıldığı kadar kolay değildir. Anne kendini yetiştirecektir.En azından İhsan Doğramacı'nın, Dr. Skot muydu adı, iyice hatırlayamadığım yazarın kitabının bir bölümünü alıp kendi yazmış gibi yayınladığı " Annenin Kitabı " nı iyice okuması gerekecektir. Ben ezberlemiştim, o kitabı.Çok da yararlanmıştım.
Görüyor musunuz , baba dedim, anneyi anlattım buraya kadar.
Annelik övülerek dövülmüştür bizim toplumda. Babalar burada da işin kolayına kaçmıştır, çoğu zaman... Oysa annelik de babalık da öğrenilen bir durumdur ihmal edilse de. El yordamıyla yapıldığı zaman sorunlu çocuklar yetiştirmiş oluyoruz.
Anadolu Teknik, Teknik Lise ve Endüstri Meslek Lisesinde uzun yıllar Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yaptım. Öğrencilerimin çoğu delikanlıydı. Disiplin Kurullarında çalıştım, yıllarca. Pek çok sorunlu öğrenciyle karşılaştım. Biraz eşeleyince sorunların kökeninde babaları gördüm.Bizlerin fazla sorumluluk vermediğimiz babalarımızı...
Evet anne çok önemli çocuk için, ama baba da en az anne kadar önemli bence. Bazen anneden de fazla...
Baba güven demek, güç demek çocuk için. Yaşama karşı dik durabilmesini sağlayacak bir güç kaynağı. Çocuğu bu duygudan yoksun bırakmaya babaların ne hakkı var? Sadece anne şefkatiyle olmuyor inanın... Yarım kalıyor, eksik kalıyor, yetersiz kalıyor. Anne çaresiz kalıyor... Bu kez çocuğu babayla korkutmalar başlıyor; anneyle çocuk arasında suç ortaklığı başlıyor. "Babana söylerim!" tehditleri ; "Babama söyleme!" yakarışları başlıyor. Zaten yeterince sağlam kurulamayan köprüler hepten yıkılıyor , babayla çocuklar arasında...
"Çocuklarımla arkadaş gibiyiz!" Bu söz çoğumuz için iyi ana- baba olma yoluymuş gibi görünüyor değil mi? Bir zaman ben de öyle düşünüyordum. Ama kızımla bir sohbetimizden sonra bu düşüncemde yanıldığımı anladım. Hayır, çocuklarımızla arkadaş gibi olmamıza gerek yok. Onlar arkadaşlarını kendileri seçebilmeliler. Yeni arkadaşlar edinmeliler. İstemedikleriyle arkadaşlıklarını bitirebilmeliler. Onların arkadaştan önce iyi ana- baba gereksinimleri giderilmelidir. Arkadaş çok, anne baba ise tektir ve çocuk için önceliklidir.
Zaman değişiyor, zamanla birlikte bizler de değişmeliyiz dostlar.Eskiden babalar dışarda, anneler içerde çalışırdı. Çoğu kez aile büyükleri de birlikte yaşardı. Artık anne de dışarda çalışıyor; dolayısıyla babalarımıza daha fazla sorumluluk vermeliyiz. Erkek çocuklarımıza da oyuncak bebekler almalıyız, "Al babası, bebek acıkmış! " demeliyiz belki de...Kızlarımızı nasıl anne olacak şekilde geleceğe hazırlıyorsak oğullarımızı da baba olacak şekilde eğitmeliyiz. İnanın mutlu olacaklardır.
Babam yanımda bu sıra... Onunla birlikte olmak, yaşamı paylaşmak öyle güzel ki... Aslında babamı anlatmak için yola çıktım, neler anlattım.
Bayramda "Beyaz Melek " i izledik eşimle, çok beğendik; izlemeyenlere öneriyorum. Son yıllarda mutluluk parayla ölçülür oldu çoğu zaman, değil, hiç değil... Mutluluk sevgide inanın. İnsanı sevmekle başlıyor her şey...
Yeni Yıl sevgi yılı olsun hepimize... Çocuklarımızı, annemizi, babamızı, ailemizi, varsa ninemizi, dedemizi, arkadaşlarımızı, doğayı, sanatı, insanlığı...
Sevgiyle kalın, insan gibi yaşayın...

5 Aralık 2007 Çarşamba

TÜRBAN MI TUR - BAN MI ?

5 ARALIK 2007

BAŞIM DÖNDÜ
Her gün önünden geçtiğim caminin yanından geçemiyorum son yıllarda... Yok yok kimsenin kimseyi rahatsız ettiği yok. Rahatsızlık veren insanlar değil... Birbirinden lüks arabalar... Özellikle cuma günleri... Yoldan geçmek olanaksız...
Geçen gün bir komşumla karşılaştık. Konuşurken söz döndü dolaştı trafik konusuna geldi. Ben de son seçimden sonra , bizim caminin önündeki arabalardan yakınacaktım. Cumaya gidenlerin sayısı ne kadar arttı ... diye söze başladım, komşum hemen atıldı... "Doğru dedi, benim eşimin de birden bire içine mi doğdu ne, artık o da gitmeye başladı! " diyiverdi, mahçup mahçup... O şimdi müdür oldu...
Yine bir tanıdık bayanla konuşuyoruz... Kendisi ip gibi askılı bulüzler, mini mini eteklerle dolaşıyor. Ne oturmasını ne de kalkmasını biliyor...Ben rahatsız oluyorum, onun duruşundan, giyinişinden. Durup dururken bana "Ben artık kapanacağım, türban takacağım! " dedi. Ardından da ekledi: "SEN ? " Ben mi, ben neden kapanayım ? Ben hiç açılmadım ki...
Bir arkadaş toplantısında sohbet ediyoruz. Daha doğrusu dedikodu yapıyoruz... Ortak bir tanıdığımızın eşi müdür olmuş yeni... İşini, eşi kotarmış , İş görüşmesine giderken türban taktığını anlatıyormuş övüne övüne...
Biliyorsunuz son yıllarda değişme, dönüşme moda... "İçmişim başım dönüyor dönüyor..." Eskiden öğrenci kardeşlerimize, türban taktırıp dolaşma karşılığı dolar - mark veriliyordu... Artık o gençler büyüdü, 50-100 markı ne yapsınlar? Makam, mevki lazım artık onlara...
Bakıyorum sayın İhsan Doğramacı unutuldu... Oysa bu modayı seksenli yıllarda O başlatmıştı... Bizim annelerimiz biraz yaşlanınca başörtüsü takarlardı. Bizler de mevlitlerde başımızı örterdik...
Son yıllarda türban modası çıktı... Çok da şıklar, kaliteli kumaştan , yırtmaçlı, dar bir pardüsü oluyor çoğu kez üzerlerinde... Tüm hatlar belli oluyor. Yürüdükçe yırtmaç açılıyor... Ya yüzleri... İnsan bakmaya kıyamıyor... Biraz ağır ama güzel bir makyaj, başta sıkma baş... İnanın mini etekliğe böyle bakılmıyor. Çoğu sevgilileriyle el ele , bazen sarmaş dolaş parklarda bahçelerde geziniyorlar... Bence hiç sakıncası yok, gençler gezmek dolaşmak hakları... Türban koca bulmanın da bir yolu mu oldu ne?
Televizyonlarda şarkı söyleyip, göbek atanların çoğu kapalı, yani türbanlı... Kapalı sözcüğü türbanlı anlamında kullanılıyor... Dini inanç gereği başın örtülecek... Dinimizin gereği kapanacağız! Peki bizim güzel dinimizin başka gereği yok mu ey müslümanlar... Yalan söylemeyeceksin, kimseyi kandırmayacaksın, haksız kazanca yönelmeyeceksin, harama el uzatmayacaksın, yetim hakkı yemeyeceksin,özü sözü aynı olacaksın, ahlaksızlık, dolandırıcılık yapmayacaksın, milletin malını kendi malından aziz bileceksin...
Hayır bunlar önemli değil, TAK TÜRBANI , AL MAKAMI!.. Bu gidişle makam kalmayacak...
Tarhan Erdem anket yapmış...Herhalde birileri istedi yapmasını... Bize göre boşuna yorulmuş, herkes görüyor bunu, yakınındakilerin nasıl değiştiğinin , nasıl dönüştüğünün farkında ... Bu sonradan dönüşenlerin , gün geçip devran dönünce yeniden nasıl kabuk değiştireceklerini de biliyor... Onun bilmediği ya da Tecahül-i Arif sanatına başvurarak bilmez göründüğü bu anketten birilerinin nemalandığı... Çok söylediler, çok kullandılar kendileri, şimdi birilerine söyletiyorlar. Bunu kimilerine makam karşılığı, kimilerine odun- kömür,kumanya, kimilerine de para karşılığı... Oysa demezler mi adama iki dönemdir , büyük bir çoğunlukla yönetimdesin; neden çözmedin türban sorununu? Çözerler mi? O zaman ne konuşacaklar? Bu konu hep gündemde kalmalı, sömürülmeli, her şeyin önüne geçmeli...Bunun sürmesi için her şeyi yaparlar, herkesi kullanırlar. Çözüm mü ? Çözüm, çözümsüzlük tabiki...
Yaşarsak göreceğiz. Türban değil asıl sorun! Asıl sorun TUR-BAN... Turlamaya devam etsinler şimdilik. Dönmekten onların da başı dönecek bir gün..."Dönen dönsün , ben dönmezem yolumdan...

4 Aralık 2007 Salı

EY AKIL NERELERDESİN?

4 ARALIK 2007

AKIL FİRARDA
Artık hiçbir şeye şaşırmayacağım diyorum, ama olmuyor...
Bir bilim insanı!.. Öyle olması gerekirdi ama olmuyor işte...
İşin ilginç yanı bunların da sayılarının giderek artması...
Önce Babuna olaylarını yaşadık... Baba oğul Babunalar kandırdı bu ulusu...
Baba Babuna elinde sopasıyla bir kanalda aldığı TIP eğitimine inat hastalıkların duayla nasıl iyileştirileceğini anlattı , uzun uzun... Hastaydı oğlu, kan lazımdı, uygun kan bulunamazsa ölecekti çocuk... Çocuk diyorum ama o da doktordu.. İnandık, kanımızı verdik...Binlerce kan yurt dışına gönderildi. Ne oldu bu kanlar? Bilmiyoruz...Atıldı mı ,satıldı mı haberimiz yok. Ama Altın Saraylarda oturan birileri çıktı ortaya, biz kandırıldığımızı anladık. Sonra oğul Babuna'yı ve diğer çocuklarını, hatta torunlarını kaptırınca kanal kanal gezip ağlamaya başladı Baba Babuna... Oysa insan ektiğini biçiyor sonunda... "Ne ektin ki, ne biçeceksin?!"
Şimdilerde Jinekolog doktor Nuhoğlu'ndan söz ediyor gazeteler... Kendisi Zeynep Tokuş'un eşiymiş. Peki Zeynep Tokuş kimmiş? O da meşhur "Buzda Dans Yarışması " varmış ,onun şampiyonu... Yok yok bu beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor...Yanlış anlaşılmasın. Benim derdim doktorla...
Doktor Bey , Kıbrıs'ta " Tüp Bebek Merkezi" açacakmış! Ben buna taktım. Kendi çocuklarını , Amerika'da misafir edilen çoooook büyük bir hocanın verdiği , duasıyla taçlandırdığı, altın kolye ile iyleştir, bizim çocuklarımızı bilimsel yöntemlerle tedavi etmek için TIP merkezi kur!
Olacak şey mi bu? Haksızlık yapıyorsun doktorcum, haksızlık... Farkında mısın? Hem bak ben doktorluktan anlamam, ama otuz küsür yıldır öğretmenlik yapıyorum... Öğretmenliğime ver söylediklerimi...
Her şeyi anladım da bu kadar masraf yapmanı anlayamadım... Ne gerek var bu kadar masrafa? Kolay mı açılıyor TIP Merkezi....Elinde bu kadar güçlü silah varken gidip Kıbrıslarda çalışmak niye?... Biraz kendini, biraz da bizi düşün!.. Sen demedin mi, "Hocaefendiyle görüşmek için insanlar birkaç ay önceden randevu alıp bekliyorlarmış. Biz Kalkavan'la gittik, Hocaefendi tarafından hemen kabul edildik, beni baş köşeye buyur etti, evinde birlikte yemek yedik..." diye ?.. İnan bizim bu şansımız hiç yok!...Gel, sen bırak tıpla mıpla uğraşmayı... Getir Hocaefendi'yi Türkiye'ye - çok da destekleyenin olur merak etme- oturt baş köseye... Kapatalım tüm Tıp Fakültelerini, Hastaneleri, Sağlık Kuruluşlarını... O okusun , sen üfle... Yardımcı isterseniz televizyonlarda birbirini yemekten bizi yemeye, ay pardon, bizi iyileştirmeye yetişemeyen Memo, Keko, Reco ...vd. de çağırırız. Hep birlikte ülkemizin canına okursunuz, üflersiniz de biz de kara kara düşünmekten kurtuluruz... Maliye Bakanımıza da para kalır... Bütçemiz dengini bulur...
İşte , böyle böyle güzel günler göreceğiz. Bir de şehit cenazelerinde, uçak kazasında kaybettiğimiz bilim insanlarımızın cenaze törenlerinde resimleri kaldırtan imamı da- unutmadan yazayım- uygun bir yerlere yerleştirirsiniz artık. Yoksa din elden gidecek!.. Nefesiniz boşa gitmesin, sevincimiz kursağımızda kalmasın.. "Doktor civanım, ah neler istiyor canım..."
EY AKIL GELDİNSE ÜÇ KERE ÜFLE...
Hoşça kalın, insanca yaşayın...

3 Aralık 2007 Pazartesi

BU DA MI MECZUP !

Bugün Maynet'te okuduğum haber doğru ise TBMM'de bazı milletvekillerine Haber Ajanda isimli bir dergi dağıtılmış.Dergide Abdurrahman Karakoç adlı birinin de karaladığı bir şeyler varmış.

Bu kendini bilmez, kadınları da kendi eşi gibi sanan kişi biz kadınlara saldırıyor. Zaten bu tiplerin tek derdi kadınlar. Akıllarını kadınlarla bozmuşlar. Bir kısmını köleleştirmek istiyorlar. Her alanda olduğu gibi bu konuda da yetersiz olduklarını saklarcasına diğer aydın kadınlara saldırıyorlar. Korkutarak, satın alarak kullandıkları kadınların uyanmasından korkuyorlar.

Bence bu tipleri zincire vurmak gerekiyor, giderek azgınlaşıyorlar. Akıllarını kadınlarla bozmuşlar. Sorunlarını insan gibi çözememenin ezikliği içinde çirkinliklerini meclise de taşımaya başladılar. Seçip gönderdiğimiz vekiller de bunları okuyor mu? Yoksa onların da mı kadınlarla başı dertte...

Aydın, ilerici kadınların ve onların eşlerinin böyle sorunları yok. Sorun sizlerde. Alnı açık , yüzü ak dolaşıyorlar sokaklarda... Herkes onları görüyor. Onlar da herkesi. Sapıklar dışında , aklını kadınla bozmuş olanların dışında kimse de rahatsız etmiyor... Diğerlerini , sizinkileri arıyorsanız, kuytularda, köşelerde sizin boşluğunuzu doldurmakla meşgul çoğu.Görülüp tanınmamak için de kara çarşafların arkasına sığınıyor.

Yazı müstehçen ötesi... Bu nedenle yazdıklarını burada tekrarlayamayacağım. Bu adam söylediği zaman müstehçenleşmiş. Çirkinleşmiş.
Millet Vekillerimiz ne yapıyor?.. Meclise bu dergi nasıl, neden gönderiliyor. Erkeklerimiz neredeler? Eşlerine hakaret ediliyor. Sadece maçlarda mı tepki göstereceksiniz? Gerçek dindarlarımız ne yapıyor? Bu adam, bu yazıyı ,din maskesi altında yazıyor. Dine saygısızlık yapıyor. Ya kadınlarımız?

Hala bu adamların kölesi olmaya devam mı edecekler?

MUTLU İNSAN YOK MUTLU GÜN VARDIR

GÜNLÜK
15 EKİM 1975

"En çok ne zaman mutlu oldun ?" diye sorsalar ; hiç düşünmeden "Bu Ramazan Bayramı'nda diye karşılık verirdim... Evet mutluluğun zirvesine eriştiğimi hissettim bir hafta boyunca...
6 Ekim- 11 Ekim...
Hayatımın dönüm noktalarından biri...
"Mutlu İnsan Yok, Mutlu Gün Vardır..." sözünü doğrularcasına kendimi çok mutlu hissettim. Şu an ne biçim , nasıl duygular içinde olduğumu tahlil edemeyeceğim. Yalnız büyük bir boşluk içinde hissediyorum kendimi...Evet evet boşluk.... Ya da karanlık bir kuyuda kaybolma duygusu... Arıyorum, özlüyorum... Özlemim büyüdükçe büyüyor, bazan katlanılmaz oluyor...
O gideli henüz dört gün oldu. Bana dört asırmış gibi geliyor. Bu sefer çok başka... İyice alıştık, yakınlaştık bu kez...Seviyorum onu, hep yanımda olsun istiyorum.Ama engel olamıyoruz bu ayrılıklara. "Ölüm Allah'ın emri , ayrılık olmasaydı..." Oluyor, biz istemediğimiz halde oluyor işte... Ne yapsam, ne yazsam anlatamayacağım. En iyisi burada bırakmak...

ZAMAN AKIYOR

GÜNLÜK
"Geçsin günler, haftalar
Aylar, mevsimler, yıllar...
Zaman , sanki bir rüzgar
Ve bir su gibi aksın...

Sen gözlerimde bir renk
Kulaklarımda bir ses
Ve içimde bir nefes
Olarak kalacaksın.

Ömrüm sensiz geçse de
Aşkın kalbimde kalsın
Gülen gözlerim bir
Teselli ile baksın...

Sen gözlerimde bir renk,
Kulaklarımda bir ses
Ve içimde bir nefes
Olarak kalacaksın... "
(Enis Behiç Koryürek)

PERŞEMBE...İkindi olmak üzere...Ağustos ayının güzel bir günü...Sessizliği radyonun sesi bozuyor. Elazığ'daki Bahçeli Evimizdeyim. Pencereden bakınca çam ağaçlarını, meyve ağaçlarını rahatça görebiliyorum. Biraz ilerde annemin diktiği sebzeleri ve kurumaları için düz bir tahtanın üzerine dizilmiş domatesleri de...
Seviyorum: Bu evi, bahçeyi, ağaçları, çiçekleri, sebzeleri; bahçede yaramaz yaramaz dolaşan o çirkin kedicikleri, artık civciv olmaktan çıkmış tavukları, köpek gibi bahçeye kimseyi yanaştırmayan, hatta annemden başkasından hoşlanmayan çılgın horozumuzu bile çok seviyorum.Ailemi ,insanları... Kısaca her şeyi, herkesi çok seviyorum. İlerde burayı, evimi, ailemi , arkadaşlarımı, bu şehri çok özleyeceğimi, çok arayacağımı da biliyorum... Biliyorum ama ... Bildiğim, sevdiğim, aradığım, özlediğim bir başka kuvvet beni çekiyor, uzaklaştırıyor buradan. Düşüncelerim uzanıyor çok uzaklara... İşte bundan sonrası hayalden öteye gidemiyor. Yazık...
Bekleyiş... Bekleyiş... Yine bekleyiş... İyiyi bekliyoruz, güzeli, doğruyu bekliyoruz. Hep bekleyeceğiz. Bulup bulamayacağımızı zaman gösterecek...
Koltuğumda şöyle bir kıpırdadım. Annemin bakışlarını üzerimde hissettim. Yooo hayır, yanılmışım , annem pencereye bakıyor. Evin perdelerini değiştirme düşüncesinde... Sanırım kaç metre kumaş gider diye hesaplıyor... Bilirim bu bakışı. Canım annem nasıl da yaşama bağlı, canlı, hareketli, coşkulu ve pratik zekalı...Sözlerine, uyarılarına aldırış etmediğimiz her konuda onun dediklerinin doğru olduğunu yaşayarak öğrenmişizdir çoğu kez... Şimdi yine elindeki işine döndü. Sessizce sürdürüyor işini. Tutak örüyor. Kırmızı beyaz iplerle, biraz önce bitirdiği mandal torbasından artan ipleri değerlendiriyor. Annem kızına çeyiz hazırlıyor... Canım anneciğim benim... Seni çok seviyorum.
Odada annem ve ben yalnızız.Başka kimse yok şu an. O ve ben... Bir de radyonun sesi... Haberler başladı. 30 Ağustos Zafer Bayramı , tören hazırlıklarından bahsediyor. Bugün 28 Ağustos olmalı... Evet evet öyle.
Biraz önce A. J. Cronin 'in "Yeşil Yıllar " romanını bitirdim, çok da beğendim. Mektup yazmam gerekiyor, çok birikti gelen mektuplar. Önce önemlilerden başlamalıyım yanıtlamaya. Önemli diyorum ama bu sözcük de az kalır bir arkadaşımın mektubu için. E.....'nin mektubu geleli çok oldu. Üstelik yazmakta, buraya yazmakta bile güçlük çekiyorum. On yedi yaşındaki kardeşi aniden ölmüş. Ona hemen yazmalıydım ama yapamadım, yazamadım. Ne diyebilirdim ki ... O öldü, siz yaşayın mı? "Başınız Sağolsun " un anlamı bu değil mi? Teselli için başka sözler bulmalı. Başınız sağolsun, demeyi sevmiyorum.
Ayrıca Bursa'ya N.......' e de yazmalıyım. Resimleri aldım. Hiç olmazsa bir teşekkür mektubu yazmalıydım .Çok ayıp...Ben böyle değildim eskiden.Bana bir haller oldu. Bu son haftalarda sanki hiç yaşamadım, Hayalet gibi dolaştım durdum. Hep üzülüyorum. Neden... Neden ? Onu da bilemiyorum...

BEN ONU SEVİYORUM ...

GÜNLÜK
15 AĞUSTOS 1975
Elazığ

"Bugün gönlümden dertliyim, yar uzakta..." diye bir şarkı var radyoda. Bundan sonrakini şansımıza tuttum. Bekliyorum...
"Ben onu seviyorum kime ne ? " diyerek başladı. Evet , güzel olsun , çirkin olsun, o yar benim kime ne ? Ben onu seviyorum, onunla mutlu olacağıma inanıyorum... O yar için varsın yansın, gönül benim kime ne? Sana ne...
Birazdan mektubunun cevabını yazacağım. Oldukça geciktirdim. Düşünüyorum, ne zaman evlenebileceğimizi düşünüyorum... Ekimde olsun , 1975 Ekimin'de olsun diye yazmış mektubunda... Evet bunu ben de isterim ama şu anda olanaksız gibi görünüyor bu...Bir kere askerliğin ne zaman olacağı kesinleşmedi daha. Evlendikten sonra askere gitme düşüncesinden hoşlanmıyorum. O zaman upuzun bir ayrılık dönemi yine başlayacak... Şimdi çekiliyor ama o zaman nasıl olur bilemiyorum. Tayin de sorun olur. Ne yapsak acaba? Ne yazsam bu konuda...Aksi gibi bugün de çok canım sıkılıyor...Dün çok kötü bir gün geçirdim. Üzülüyorum, her şeye çok üzülüyorum bu sıra...
Evde yalnızım bugün... Tam bir fırsat yazmak için. Ama bir türlü kafamı toparlayamıyorum. Yarına bıraksam diyorum, o zaman da ev çok kalabalık, iş çok, nerede, nasıl yazacağım!.. Mektup gecikecek...
Ahh A.....! Keşke bir kez olsun gelseydin, gelebilseydin... Ozaman daha kolay karar verebilirdik birlikte. Belki de gelmen iyi olmazdı, bilemiyorum.
Biliyor musun şu anda altı aylık nişanlıyız ve altı aydır birbirimizi görmüyoruz. Zaten ne biçim işse ayrılıkla başladı , ayrılıkla sürüyor.Korkarım öyle de devam edecek. En basiti, işte evlilik sorunu.Doluya koyuyorum almıyor, boşa koyuyorum dolmuyor...Aslında bunlar belki önemli değil ama bir yerde insanı sarsıyor, dayanma gücünü azaltıyor...
Ş.......... teyzemler buradaydı. Yeni gittiler. Ev iyice kalabalıktı.
Bugün H...... ile F.....'un düğün davetiyeleri geldi.Mutlu olsunlar. Darısı başımıza. Geç olsun da güç olmasın.
Şimdi mektup yazmak için bırakıyorum.

29 Kasım 2007 Perşembe

MUTLULUĞUN RESMİ

BUGÜN ve YARIN
"Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin ? Hem de işin kolayına kaçmadan... " diye sormuş büyük Ozan , usta ressamımız Abidin Dino'ya...
Mutluluğun resmi yapılabilir mi bilmiyorum...Ama ben mutluluğu tüm benliğimle yaşıyorum... Elimle dağıttığım davetiyeler bana mutluluğun resmiymiş gibi görünüyor. Mutluluğun resmi... Evet evet işte bu davetiyeler...
Kişi gençken tek mutluluk kendi güzel günleriymiş gibi düşünüyor... Ve yanıldığını yeni mutlulukları tadınca anlıyor benim gibi...
Davetiyeleri, düğün davetiyelerini hemen hemen dağıttık...Hayır hayır anılardaki davetiyeler değil bunlar, geçmişte yapılan düğünümüzün davetiyeleri değil...Bunlar mutluluğun resmi...Çok yakın bir zamanda gerçekleştireceğimiz kızımın düğününün davetiyeleri... Kızımın ve yeni oğlumun mutluluklarını sevenleriyle paylaşacakları düğünün davetiyeleri... Anneler anlar bu duygumu... Belki babalar da... Diğerleri sonra, çok sonra anlayacaklar...O mini mini sevmeye, öpmeye kıyamadıkları bebekleri, bir gün dostlarınıza vermeniz için elinize tutuşturduğu zaman davetiyeleri, işte o an...
"Annecim gel gucuma ..." diyen sesi kulaklarınızda yankılanırken düğün davetiyelerine bakmak... İnanılmaz güzel...Ne zaman büyüdü, ne çabuk büyüdü, nasıl büyüdü!.. Mutluluğun resmi... Abidin Dino yapmış mıdır "Mutluluğun resmi "ni ? Kimbilir belki de kendi mutluluğunun resmini yapmıştır...
Benim yaşadığım bu... Evet bunun adı "Mutluluğun Resmi"... Başka türlü tanımlayamıyorum bu duygumu... Başka yaşayabilir miyim böyle bir duygu... Tereddütsüz evet... Evet bir kızım daha var, dünya tatlısı... Güzeller güzeli... Onun davetiyelerinde de benzer duygular yaşayacağım . Eminim bundan...Henüz onun için erken biliyorum. Zamanı gelince o da olacak...
Ne güzel dostlar negüzel!.. Belki siz de yaşamışsınızdır, anlarsınız beni. İnanın abartmıyorum... Dileğim tüm anne ve babalar yaşasın bunu...
Düğün tarihine 15 gün kaldı... Yerimizde duramıyoruz. Sebepsiz gülümsüyoruz. Herkes güzel görünüyor , dost görünüyor...Mutlu görünüyor. Yakında mutluluk görünüyor...
Mutluluğun Resmi çekilecek yarın, 15 gün sonra... Sizler de gelin... Bu resimde sizler de bulunun... Mutluluklar paylaşılmalı. Dostlarla birlikte kutlanmalı...
Teşekkürler çocuklar, teşekkürler çocuklarımız bizlere bu mutluluğu yaşattığınız için... Sizler de görürsünüz umarım...
Sizleri seviyorum...

23 Kasım 2007 Cuma

ÖĞRETMENLERE ve ÖĞRENCİLERE MÜJDE

23 KASIM 2007

Müjdeler olsun sevgili öğretmen arkadaşlarım! Nihayet bizi de düşünen bir hükümetimiz var!.. Artık gönül rahatlığıyla ölebilirsiniz! Siz sevgili öğrenciler, kurtuluyorsunuz biz öğretmenlerden. Yaşadınız işte, ohh dersler boş geçecek! Yazılı yok, sözlü yok! Ben bu gece "Ölmeye Yatmak" romanını (Adalet Ağaoğlu'nun) bir kez daha okuyup ölmek istiyorum.

Duyduk duymadık demeyin ! Yarın 24 KASIM, Öğretmenler Günü. Yaşayanlara bir şey yok ama ölen öğretmenler için tüm yurttaki camilerimizde mevlit okutulacakmış. Sevinçten çıldırabilirim!.. İnsanın ölesi geliyor...

Hani bir Milli Eğitim Bakanımız, "Okullar olmasaydı Bakanlığı ne güzel idare ederdim..." demişti ya şimdi de en iyi öğretmen ölmüş olandır.Tabii bir de ölmeden önce ölenler... Fena- fillah seviyesine erişmişlerdir ki onlara insan-ı kamil( olgun insan) denirdi tasavvuf düşüncesinde. Şimdilerde bu ikinci grup öğretmenlik yapmıyor, onlar yönetici kademelerinde!Hızla sayıları artıyor, sonunda makam bulamayacaklar da çabaları boşa gidecek diye çok korkuyorum.

Biz öğretmen geldik, öğretmen olarak gideceğiz. Bir türlü akıllanmadık.Kaybettiğimiz sevgili öğretmenlerimizi saygıyla anıyoruz, yaşamayı, yaşatmayı sürdüren öğretmenlerimizin Öğretmenler Gününü kutlayıp başarılar diliyoruz...

Bu yazıyı Rıfat Ilgaz'ın " ÇOCUKLARIM " adlı şiiriyle tamamlarken sevgili öğrencilerimizin gözlerinden öpüyorum.
"
Yoklama defterinden öğrenmedim sizi,
Benim haylaz çocuklarım.
Sınıfın en devamsızını
Bir sinema dönüşü tanıdım,
Koltuğunda satılmamış gazeteler...
Dumanlı bir salonda
Kendime göre karşılarken akşamı
Nane şekeri uzattı en tembeliniz.
Götürmek istedi küfesinde, elimdeki ıspanak demetini,
En dalgını sınıfın...
Çoğunuz semtine uğramaz oldu okulun,
Palto, ayakkabı yüzünden.
Kiminiz limon satar Balıkpazarı'nda,
Kiminiz Tahtakale'de çaycılık eder.
Biz inceleyeduralım aç tavuk hesabı
Tereyağındaki vitamini,
Kalorisini taze yumurtanın...
Karşılıklı neler öğrenmedik sınıfta;
Çevresini ölçtük dünyanın,
Hesapladık yıldızların uzaklığını,
Orta Asya'dan konuştuk laf kıtlığında
Birlikte neler düşünmedik...
Burnumuzun dibindekini görmeden
Bulutlara mı karışmadık...
Güz yapraklarında dökülmüş
Hasta yapraklara mı üzülmedik...
Serçelere mi acımadık kış günlerinde
Kendimizi unutarak...
"
Yine de "GÜZEL GÜNLER GÖRECEĞİZ ÇOCUKLAR " diyerek sonlandırmak istiyorum yazımı. Yarın yorgun kişilerin değil rahatına kıyabilenlerindir....
Sevgiyle kalın, dostça yaşayın...
Aysema

16 Kasım 2007 Cuma

SEN DE DÜNYA MISIN HA !..

16 KASIM 2007

SEVGİLİ GÜNLÜĞÜM

Dünü anarken aklım, bilincim, duygularım hep bugünü yazmalısın diye zorluyor beni...
Evet yazmalıyım, paylaşmalıyım...Ama nasıl? Nasıl öfkelerimi, acılarımı, acılarımızı sağlıklı değerlendirebilirim ki...
Mehmet Kemal'in bir şiiri sürekli beynimde. Haykırmak istiyorum!
DÜNYA MISIN
Sen de güneş misin ha !..
Sen de demir misin ,
Sen de kaya mısın ,
Sen de toprak mısın ,
Sen de su musun?

GİDERKEN
BUNCA CAN
BUNCA CANAN
SUSMUŞSUN

SEN DE DÜNYA MISIN HA !..

Evet sustum, sustuk, susturulduk... Aydınlıklar yensin karanlıkları, ulus bilinçlensin istedik. İstedik ama olmuyor , olamıyor... Bir ileri iki geri gidiyoruz. "Acılara tutunarak " yaşamaya çalışıyoruz...
Bilmek istiyoruz , öğrenmek istiyoruz , ilerlemek istiyoruz.. Olmuyor..
Gücü elinde tutanlar korkuyor bundan. Zaten okuma özürlü bir toplum olduk son zamanlarda iyice... Tek haber kaynağımız TV oldu... Okuyanlar için de gazeteler... Lütfen söyleyin bana bir ikisi dışında güvenebileceğimiz kaç medya kuruluşu var?
Bugünkü sıkıntılarımızın sorumlusu kim? Bence hepimiz suçluyuz, ama en fazla da medya... Eskiden sadece gazetecilik yapılırdı ; şimdilerde her şeyi yapabilmek, yaptırabilmek için gazetecilik de yapılıyor...Yani "Al gülüm, ver gülüm..." hesapları...
Açın televizyonları... Ben uzun süredir haberler dışında artık açmamaya çalışıyorum... Evet açın da bakın... Görün annelerimizin,kadınlarımızın,
genç kızlarımızın nasıl da uyutulduklarını ! Önce onları uyutacaksınız ki onlar da geleceklerimizi ninnileriyle uyutsun, uyutarak büyütsünler karanlık yazgılarımızı... Yeter ki bozulmasın birilerinin çıkarları, kazançlarına kazanç eklensin...
Şimdilerde terör belasının tam ortasındayız... Geleceğimiz , ulusal geleceğimiz konuşuluyor bir yerlerde... Bölünmüş, yeniden çizilmiş haritalar dolaşıyor yaban ellerde... İlk ne zaman uyarmıştı Genel Kurmay Başkanımız ? Hatırladınız değil mi ! ? Nisan'dı... Şimdi Kasım'dayız... Çok zaman geçmiş... Tehlikenin farkında olanların söylediklerine kulak assaydık bugün sorunun çözümü için adımlar atılmaya başlanmış olacaktı... Olmadı, olamadı. Bekliyoruz, bekliyoruz, bekliyoruz... Neyi bekliyoruz, kimi bekliyoruz, neden bekliyoruz...Yoksa ört ki ölem mi diyeceğiz. Giderken bunca can, bunca canan susacak mıyız...!

Bugünü yazmadan önce dünlerde dolaşıyordum. Yakup Kadri'yi yitirişimizi anlatmşım 13 Aralık 1974'teki yazımda...
Bugün onun YABAN romanından bir bölümü paylaşmak istiyorum sizlerle...Lütfen okuyun, bugünü düşünerek dünü okuyun...

" Ordunun , Anadolu ordusunun umumi bir taarruza geçeceği söylentileri günden güne kuvvet buluyor. Memleketin hemen bütün gazetelerinde bu bekleniyor, bunun sözü oluyor.İstanbul hükümeti erkanının bir murahhas heyet halinde Ankara'ya gelişleri, milli teşkilatın gücünü bir kat daha ispat etti.
Bu adamlar, buraya ne söylemeye, ne istemeye geldiler? Mutlaka, bize temenni ve inkıyat tavsiye etmeye geldiler. BUNLAR , BİR ÖLÜM MAHKUMUNA , SON SAATİNDE TESELLİYE GİDEN PAPAZLARI ANDIRIYORLAR.
"CESARET EVLADIM, CESARET. BUNUN ÖTESİNDE BİR BAŞKA HAYATA, EBEDİ BİR HAYATA ERECEKSİN. ŞİMDİ, SÖYLE BAKALIM, SON EMELİN NEDİR?"

"ÖLMEMEK."

Papazlar irkiliyorlar. İçlerinden : "Ammada aksi bir idam mahkumuna çattık." diyorlar.

İşte , Anadolu'nun dediği , işte İstanbul hükümetinin vaziyeti...
Memleketin havası bu kadar haile ile yüklü olmasa, insan bu hale gülebilir. Lakin, çıplak ayaklı, çıplak göğüslü köylüler, gülle ve kurşun taşıyan kağnıları önlerine katmış gidiyorlar.
Bu , kirli , pırtıl yorgana sarılı şey ne ? Bir top arabası... Taa, orada, o hendeğin içinde birikmiş insanlar ne yapıyor? Bunlar, bir manda leşini yüzmekle meşguldür. Ne için? Derisinden askere, çarık olur.
Öbürleri , üzerimize, sağlam İngiliz kunduralarıyla yürüyorlar.Top arabalarını , etrafı keten bezli perdelerle örtülü Berliez otomobilleri içinde üluhiyet gibi taşıyorlar.

GENE İÇİME, O KURT DÜŞÜYOR. ZAFERE NASIL İNANMALI ?
Lakin, işte, asıl bu gördüğüm şeyler için zafere inanmalıdır. Türk askeri manda leşlerinin derisinden çarık yapıp giyiyor. Türk köylüsü , top arabalarını kendi yorganına sarıp taşıyor, işte, bunun için inanmalıdır.İşittim, Eskişehir'de , demiryolu raylarını söküp eriterek top kaması yapanlar varmış. Geçen gün , yakın istasyonların birinde bir trenin kömürsüz nasıl yürütüldüğünü gördüm. Tren durur durmaz, hemen bütün yolcular inip etrafa dağılıyorlar, rastgeldikleri ağaç dallarını kesiyorlar ve getirip lokomotifin platformuna yığıyorlardı..."
(Yaban, 1932)

Evet , dünü düşünerek bugünü yaşıyoruz...Ama unutmayalım ki bugünkü adımlarımız da yarınlarımızı hazırlıyor... Adımlarımızı doğru atmak zorundayız. Yurdu sevenler, ulusu düşünenler uyanın; uyandırın.Çığlıklarımız sizlere ulaşıyor mu? Duyuyor musunuz.Siz de dünya gibi misiniz! GİDERKEN BUNCA CAN , BUNCA CANAN SUSMUŞSUNUZ...

14 Kasım 2007 Çarşamba

ÜÇÜN

" Bir kelimenin yanına bir kelime gelince
Bir sesin yanına bir ses gelince
Bir insanın yanına bir insan gelince
Büyürler, büyürler, büyürler ölümden önce. "
Özdemir Asaf

DERT ORTAĞIM, GÜNLÜĞÜM,
Okul biteli bugün tam bir ay oldu. Evet 30 TEMMUZ 1974 tarihindeyiz şimdi...
Yazacak, anlatacak o kadar çok, o kadar önemli olaylar oldu ki hangisinden başlayayım. Aksi gibi bugün çok sıkılıyorum.Üzülüyorum.
Biraz da çaresizim. Evet çaresizim diyorum...
Şu anda pek çok sorunum var, onları halledememenin çaresizliği içindeyim. Moralim de son derece bozuk...
Son aylarında okulun bitmesini hiç istemiyordum. Sanırım içime doğmuş. Okul bitince her şeyin daha güç olacağını tahmin ediyordum...
Bugün okul biteli sadece bir ay oldu, sıkıntılar da başladı. Aslında okul da kesin olarak bitmedi. İngilizceden kaldım.Başımın belası oldu.Neyse
Eylül de bir kez daha gidip geleceğim Samsun'a...Sonra..... Sonrasını bilemiyorum....
28 Haziran' da annemler Samsun'a geldiler, 2 Temmuz'a kadar onları gezdirdim. Y..... Abiler, T......Amcalar yemeğe davet ettiler sağolsunlar.
29'unda son sınavım vardı. 30 Haziran gecesi de mezuniyet törenimiz oldu. Çok kalabalıktı, bir o kadar da sıcaktı. Yine de unutulmaz bir gündü bizler için...
Temmuz'un birinde Samsun Fuarı açıldı.Hep birlikte fuarı gezdik. Annem biraz halsizdi, zaman zaman o oturdu babamla ...Biz gençler dolaştık durduk. 2Temmuz'da da yağmur çiselerken Samsun'dan Ankara'ya hareket ettik. Samsun Eğitim Enstitüsü de anılarımın arasındaki özel bir yere yerleşmiş oldu. Gerçi son bir kez daha gideceğim ama o bu gerçeği değiştirmeyecek...
15 Temmuza kadar Ankara'da kaldık. Ankara'daki günlerin nasıl geçtiği hakkında şu anda hiçbir fikrim yok, herhalde fena geçmedi...Bu arada Ankara'da bir ev aldık.Benim tayinimin buraya olması da kararlaştırıldı gibi.
Daha sonra uzun ve yorucu bir tren yolculuğundan sonra Elazığ'a geldik.
Şu anda Elazığ'daki olayları düşündüm de az önemli olaylar olmamış. Sonucunu çok merak ediyorum. Ailemin tutumu beni çok endişelendiriyor. Bakalım Ağustos ayı bana, daha doğrusu bize neler getirecek. Her ne olursa olsun hayırlısı diyelim...
Zihnim çok yorgun, halsiz ve bitkin hissediyorum kendimi. Daha fazla yazamayacağım. Yalnız bütün bunlara rağmen her şeyin düzeleceğine inanıyorum.
İyi bir yaşantı sağlamamız bugünkü mücadelemizle mümkün olacak. Aslında bu mücadelemizin hayatımız boyunca devam edeceğini biliyorum. Zaten bir anlamda hayat mücadele değil mi ki...

13 Kasım 2007 Salı

EY' CİK

"
Öyle uzaktı ki o,
Sanki yarı karanlık
Ölsemdi.

Bir kez gördüm görmesemdi de
Kör olsam
Ölsemdi.

Uçtu uçacaktı göğsündeki güvercinler
Bir uçsa
Ölsemdi.

Korsan gemisi maviliğin
Açık deniz
Ölsemdi.

Dağ gecelerinde onun
Çoban uykularımla ben kaval dinlercesine
Ölsemdi.

Öyle yakın ki
Dayanamıyordum ey
Ölsemdi.

Sevgiyi özetliyordu yaşarken
Onu kapsamak üzre
Ölsemdi.... "
(F.H. Dağlarca)


22 HAZİRAN 1974
SAMSUN

SEVGİLİ GÜNLÜK,
Samsun'da yazdığım son sayfa olacak sanırım bu...Çünkü dönüş hazırlıklarına başladım bile...Son bir hafta kaldı.Hiç olmazsa kitaplarımı toplayayım dedim. Sen geldin elime... Vedalaşmadan bırakamazdım seni...Bugüne kadar her derdimi seninle paylaştık. Hiç yakınmadan dinledin beni. Dostluğu, sevgiyi, acıyı bölüştük seninle...
Bugünkü sınavım da çok güzel geçti. Bekle beni okullar, geliyorum.Geride dört sınav kaldı. Pazartesi Uygulama, salı Halk Edebiyatı, perşembe İngilizce, cumartesi de Sanat Tarihi...
Hayırlısıyla şonuçlar istediğim şekilde bitse....Annemlerin gelmesine bir hafta kaldı...Yaşasın.! Çok özledim hepsini...

Diğer konu....Şimdi hiç açmayayım o konuyu... Korkuyorum.

Elveda Samsun, elveda gençliğim, elveda öğrencilğim...
HOŞÇA KAL.....

SÖYLE SEVDA İÇİNDE TÜRKÜMÜZÜ

1 MAYIS 1974
SAMSUN

" Söyle sevda içinde türkümüzü,
Aç bembeyaz bir yelken,
Neden herkes güzel olmaz ,
Yaşamak bu kadar güzelken ?

İnsan dallarla, bulutlarla bir
Hep o maviliklerden geçmiştir.
İnsan nasıl ölebilir ,
Yaşamak bu kadar güzelken ?"
Fazıl Hüsnü Dağlarca

EVET GÜNLÜĞÜM .... Bugün I Mayıs... Bahar Bayramı... Aynı zamanda İşçi Bayramı...
Samsun'dayım...Gerçekten de bahara yaraşır bir hava var Samsun'da.
Odada yalnızım. Radyoda Zeki Müren : " Niçin a sevdiğim niçin? Seni sevdim budur suçum... " diye sürdürüyor şarkısını...
Defteri aldığımda ne çok şey vardı yazacak. Şimdi yazmakta zorlanıyorum.
Okuldan bazı sınıflar pikniğe gitti. Galiba "Mal Gölü' ne...Bizim sınıf geziye katılmak istemedi. Yalnız Resim Bölümü hocası B...... Hanım bizi "kısır " yemeğe davet etti. Saat 14.00 ' te oraya gideceğiz. Yurdun arkasında çok güzel bir tepe var, hep birlikte oraya çıkacağız. Buradan öyle güzel görünüyor ki... Sanki yemyeşil bir deniz... Hele hafif bir rüzgarla o çamların yeni gelin gibi salınması! Görmek gerekir. Aynı zamanda tepeden bakınca okulumuz ve deniz olaganüstü güzellikte.Ne o bakıyorum da birden güzellikleri görmeye başladım... Ayrılık yaklaştıkça elimizdeki değerlerin farkına daha çok varıyoruz sanırım. Mayıs, Haziran ... bi şey kalmadı vedalaşmamıza Samsun'la...
Daha fazla yazamayacağım, burada bırakıyorum.
EVET mi HAYIR mı ben de şaşırdım?


3 MAYIS

Hala bulamadılar zavallı adamı! Dünden bu yana aramalar devam ediyor... Şu anda denizde iki kayık aramayı sürdürüyor. İki kişi de mayolu denizin içinde, arıyorlar...Yok... yok... Giden gitti!...Kıyıda bir kadın ve iki çocuk, birbirlerine sığınmış bekleşiyorlar. Umut...Ah umut neredeysen gel...Ceset bulunur mu ki... Bulunsa ne olacak...O zaman umutlar denize düşüp yok olacak...Olsun umut kesilirse belki yaşama bir kıyısından tutunurlar...Nasıl ? Tutunamayanlar öyle çok ki...
Artık denize bakamıyorum, denizi sevmiyorum... Denizden korkuyorum,denize kızıyor muyum ne? Saçmalıyorum galiba , denizin suçu mu bu?
Adam , iki kardeşiyle bu havada denize girmiş. Dün yağmur yağmıştı sabah...Deniz odunları derleyip toplayıp getirmiş uzaklardan...Kıyıya yakın biriktirmiş... Yoksula umut olmuş. Onları toplamak için girmişler denize... Umuda yolculuk yarıda kalmış... Odunlar kenarda bekliyor... Ama gidenler geri dönemeyecekler. İlla o koca kütüğü de almak istemişti, bir hafta yak yak bitmezdi... Sonra yirmi dört yaşında yaşama veda. Geride iki çocuk ve bir eş bırakarak...Acaba bir işi, iş güvencesi olsaydı bu adam denizde boğulur muydu? Acaba sigortası var mı?
Bayramınız kutlu olsun!..

Çok içim sıkılıyor...Eskiden " Para mutluluk getirmez..." diye düşünürken şimdi " Parasız da mutluluk olmuyor..." diye düşünmeye başladım.
Dün akşam iyi ki "Yeşil Gece " romanını okumuşum Reşat Nuri 'nin . Aslı sen anlat diyince hazırlıklıydım...Defterimde de incelemesi vardı. Bu sıra epeyce kitap okudum. " İrlandalı Kız ", "Dokuzuncu Hariciye Koğuşu ", "Çöl "......
Okuldan arkadaş geldi, şimdilik bırakıyorum.

ÖĞRENCİ OLAYLARI III

68 GENÇLİĞİ

1968 Yılında Fransa'da başlamıştı "Gençlik Olayları"
Sonra dalga dalga tüm dünyaya yayıldı.Biz de payımıza düşeni aldık.
Şimdilerde "68 Kuşağı" diye anılan bu gençler tarihi yeniden yazmaya karar vermişlerdi.
"Gerçekçi Olun, İmkansızı İsteyin." sloganları buydu.
68 Olayları, gençlerin öncülük ettiği toplumsal bir başkaldırı olarak nitelendirilebilir. Gençler beklemekten vazgeçmiş kendileri düzeni yeniden kurmak istemişlerdi.
Eskiye karşı Yeninin,
Yanlışa karşı Doğrunun,
Sömürücüye karşı Sömürülenin savunusunu yapmak istemişlerdir.

Ancak sonuç onların istediği gibi olmadı. Çok acılar yaşandı, çok canlar yandı...Peki neden başaramadılar ? Çünkü yeterince hazır değillerdi. Coşku vardı , ama plan yoktu.Dağınıktılar. Yerleşik düzen anlayışsızdı.Gençleri anlamak, sorunları çözmek işlerine gelmiyordu. Ellerindekini yitirmek istemiyorlardı.Koyun gibi gütmek istedikleri gençlik toplumsal düzene başkaldırıyordu.Gençler eylem yapıyorlardı ama öncesinin ve sonrasının programını yapmamışlardı.Sosyal sınıfların hareketi olamamıştı bu. Şiddet bulaşmıştı, kan bulaşmıştı , gözyaşı bulaşmıştı.
Gençler üniversiteleri yönetemedi, sömürülenler sömürenlerin elinden yetkilerini alamadı.Gençlik bastırıldı, sindirildi yerleşik düzen yitirdiklerini yavaş yavaş geri aldı.Fırtına şimdilik dinmişti.
Peki, bütün bu çabalar bir hiç mi getirdi. Tabikii hayır.
Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.Yerleşik düzen sarsıldı, sorgulandı, hesap vermeye zorlandı. Toplum biraz daha bilinçlendi, biraz daha gelişti.Yeterli ölçüde değil ama toplum gerçekten eskisi gibi olamayacaktır artık.

12 Kasım 2007 Pazartesi

ÖĞRENCİ OLAYLARI II

1971 OLAYLARI:

1971 Başlarında eylemlerin niteliği tümüyle değişmişti.Bunlar artık öğrenci olayları olmaktan çıkmış anarşi hareketlerine dönüşmüştü.
1 OCAK'ta İş Bankası Emek Şubesi'nin soyulması,
Amerikalı polis çavuşu Jimmy R. Finley'in ve Ahlatlıbel Amerikan Radar Üssü'nden dönmekte olan dört Amerikan çavuşunun kaçırılması.

Bu ortam içinde Kuvvet Komutanları tarafından " 12 Mart Muhturası " verilerek, Demirel Hükümeti düşürüldü.

1 Ocak 1971'den 12 Mart 1971 arasında ne yazık ki çok sayıda "faili meçhul" "patlama" birbirini izlemiştir.
  • 6 Ocak: Ege Ü. Matbaasına bomba atılması.
  • 17 Ocak: Çapa Y. Öğret. Ok. patlama.
  • Edirnekapı Vatan Öğr. Yurdunda patlama.
  • 18 Ocak :Ankara Edebiyat Fak. anfisinde patlama.
  • 19 Ocak : Özel Yükseliş Kolejine dinamit.
  • 25 Ocak :Ankara Maltepe polis lokaline ve yatakhanesine bomba.
  • Ankara Mithatpaşa Türk Yükselme Cemiyetine bomba.
  • Çapa Yük. Öğret. bahçe duvarına dinamit.
  • 29 Ocak: Ankara Tuslog binası önündeki Amerikalılara ait otomobilin dinamitlenmesi.
  • Orman Fak.Öğr. Yurdunun dinamitlenmesi.
  • 30 Ocak: İstanbul Hilton Oteline saatli bomba.
  • 11 Şubat: Vietnam Büyükelçiliğine bomba.
  • 16 Şubat : Ankara Emniyet Sarayına bomba.
  • 19 Şubat:Hukuk Fak. patlama.
  • 20 Şubat: Gaziantep'te Genç Ülkücüler Derneği ile Çınarlı Camisine dinamit.
  • Ankara'da Ulucanlar semtinde patlama.
  • Ankara'da Odalar Birliği binasına molotof kokteyli atılması.
  • 22 Şubat:Meşrutiyet Caddesindeki Osmanlı Bankası şubesinde patlama.
  • Kurtuluş'taki Niğde Öğr. Yurdunda patlama.
  • Bahçelievler semtindeki patlama.
  • Askeri Yargıtay ve Türk Ocağı binası arasındaki boşluktabomba bulunması
  • 24 Şubat:Adalet Partisi Gençlik Kolları merkezine dinamit atılması
  • 3Mart:Erkek Tek. Yük.Öğret.Ok. dinamit patlaması.
  • 6Mart : Ege Ü. İ.T.B.Fak. dinamit atılması.
  • 12 Mart: Trabzon'da bir konser sırasında salona dinamit atılması.

AYRICA:

25 Ocak'ta SBF Yurdunda öğrenci polis çatışması, 12 Şubat' ta ZB Küçükesat Şubesi'nin soyulması,19 Şubat'ta HÜ bombalı çarpışma, 5 Mart'ta ODTÜ'deki aramada öğrenci - jandarma çatışması, 6 Mart'ta İzmir-Ankara yolunun trafiğe kapatılması ve dinamitler patlatılması...

12 Mart sonrası Nihat Erim Hükümetinin kurulması.

THKP/ THKC' nin İsrail Başkonsolosu Efraim Elrom''u kaçırması üzerine 26 Nisan günü 11 ilde SIKI YÖNETİM ilan edilmesi.

Anayasanın pekçok maddesi değiştirildi.Özgürlükler kısıtlandı. Yargılamalar başladı. İşkence söylentileri yaygınlaştırıldı. Acılar yaşandı.

"DENİZ' LERİN " İDAMI

Kaynak:Türkiye'de Gençlik Harekerleri

Alpay Kabacalı

ÖĞRENCİ OLAYLARI I

1967 YILI:

Eylemler: Açık oturum, toplantı, bildiri dağıtma. Zamları protesto, Temel Hak ve Özgürlükleri Koruma Kanunu Tasarısını protesto, Vietnam Savaşını protesto...En önemli eylemleri ise Amerikan 6. Filo'sunu protesto eylemleri ve Özel Yüksek okulları protesto gösterileridir.

1968 YILI:
Sağ- Sol Ç atışması
Dünyada ve Türkiye' de en yoğun öğrenci olayları bu yıl yaşandı.
Ocak 1968'de Fikir Kulüpleri Federasyonu'nun düzenlediği "Doğu Gecesi" nin basılması olayı ( Diyarbakır ekibi folklor gösterisi yaparken molotof kokteyler atılması. Tabancayla iki gencin yaralanması, bir gencin muşta ile gözünden yaralanması)
Şubat 68 'de Ankara'da "Anayasa Mitingi".Sağcı militanlar saldırarak elli kişiyi yaralaması,
Martta "İkinci Uyanış Mitingi"nde " Faşist saldırılar " denilerek kınama eyleminin düzenlenmesi,
29 Nisan 1968'de, 29 Nisan 1960 olaylarının yıldönümü nedeniyle Ankara'da gösteri düzenlenmesi ("Kahrolsun komünistler "diye bağıran taşlı sopalı grubun saldırısı sonucu çatışma çıkması. Toplum polisinin izinli gösteri yapan gençlere çok sert davranması, saldırganlara dokunmaması.)
7 Mart'ta Süleyman Demirel' in İstanbul Fen Fakültesinde düzenlenen AIESEC ( Ekonomi ve ticaret yapanlara staj olanağı sağlamak, uluslararası işbirliğine katkıda bulunmak gibi amaçlar taşıyan kuruluş) 20. genel kuruluna katılan 44 ülkeden 200 temsilcinin olduğu toplantıda konuşma yapacak olması protesto edildi, Demirel yerine Devlet Bakanı Seyfi Öztürk konuşma yaptı. Gençler "ülkede demokrasi olmadığını" göstermek istemişler delegelere.
14-19 Mayıs "Nato'ya Hayır" haftası
13 Mayıs gecesi caddelere yazı yazmaya , afişler asmaya başlayan öğrenciler sağcı grupların saldırısına uğradı.106 öğrenci gözaltına alındı.İfadeleri alındıktan sonra serbest bırakıldı, afişlerine el kondu.
Ertesi gün Taksim Meydanında basın toplantısı düzenleyen gençler , 6 metre boyundaki bir NATO amblemini yaktıktan sonra şu bildiriyi dağıttılar:
"Basın Bildirisi :
Varlığını yoksul ülkeleri sömürmekle sürdürebilen emperyalist Amerika bu çıkar düzenini devam ettirmek amacıyla askeri bir garanti aradı ve NATO'yu kurdu.1949.
Bir umacı yaratarak soyduğu ülkeleri "kominizm" tehlikesiyle korkuttu.Ve yandaş birer güç olarak bu örgüte kattı. Nitekim yeryüzünde emperyalizme karşı ilk kurtuluş savaşını vermiş olan Türkiye'miz, ne gariptir ki, bu oyuna düşerek, kurtuluş savaşlarının baş düşmanı ve emperyalizmin sömürü aracı NATO'ya girdi. 1952.
O günden bu yana NATO hep aleyhimize çalıştı. Emperyalizme karşı ilk kurtuluş savaşı veren ordumuz sonradan NATO'ya girmemiz nedeniyle Kıbrıs da bile kendi öz çıkarlarımızı korumaktan alıkondu.
Emperyalistlerin tepesine kurduğu merkeziyetçi NATO kumanda zincirinden dolayı Türkiye'nin NATO içinde kalıp yeni statüler arama olanağı yoktur.
Bu nedenlerden , emperyalist Amerika'nın hasta ekonomik yapısının askeri uzantısı olan NATO'ya hayır demek şarttır.
NATO'ya hayır diyoruz, çünkü Amerika'ya karşıyız.
NATO'ya hayır diyoruz, çünkü emperyalizme karşıyız.
NATO'ya hayır diyoruz, çünkü emekçi halk yığınlarının yani Türkiye'nin çoğunluğunun çıkarlarından yanayız.
14-19 Mayıs tarihleri arasını NATO'ya Hayır Haftası olarak ilan eden aşağıdaki örgütler bugün bağımsızlık kahramanı Mustafa Kemal'in anıtı önünde bizi bağımlı kılan NATO'nun amblemini yakarak haftayı açıyoruz.
Amacımız bağımsızlık sorununu , yalnızca biz gençlerin ve aydınların sorunu olmaktan çıkarıp emekçi halkımıza mal etmektir.
Çünkü her zaman halklar galip gelmiştir.Vietnam 'da böyle olmuştur, Türkiye'de de böyle olacaktır.
İTÜÖB, TÖS İst. şb., İÜ Fen Fak., ODTÜ İda. İl. Fak. Öğ. Dern., İTÜTOTB, FKF İst. Sekr. ,İÜ Orman Fak. Tal. C. , İÜ Cerrahpaş Tıp Fak. Öğr. C. ,ODTÜ Müh. Fak. Elk. Öğr. Dern. , İYTOTB ,İAYTDTB , İÜ Diş Hek. Fak. Tal. C. , SBF Öğr. Dern. ,Halk Ozanları Dern. , ODTÜ Mak. Müh. Öğr.Dern. "

BOYKOT ve İŞGALLER BAŞLIYOR.
  • Ankara'da İlahiyat Fak. 15 Nisan... Hatice Babacan adlı kız öğrencinin, hocaların uyarısına karşın başörtüsünü ( henüz türban denmiyor) dreste de çıkarmaması nedeniyle , uyarabir öğretmene hakaret eden Mustafa Demirsöz'ün de bu eyleminden dolayı fakülteden uzaklaştırılmaları üzerine, İslamcı yayınların kışkırtmasıyla başladı. 575 öğrenciden 100 kadarı boykota katılmıştır.
  • Ziraat Fakültelerinde başlatılan boykot sırasında tarım politikası ve eğitimle ilgili istemler.... Ege Üniversitesinde Tarım Bak. protesto. Ankara Ziraat Fakültesinden bir grup , davullu, inekli, traktörlü bir yürüyüş yaptılar. İneğin üzerinde "450 lira bana da yetmiyor" yazılıydı.Yürüyüş sırasında Bakan istifaya çağrıldı.Bazı istekler kabul edilince boykot 24 Haziran'da sona erdi.
  • Dil Tarih Coğrafya Fak. 10 Haziran'da boykot kararı aldılar. Bin kadar öğrenci, ellerinde pankartla Milli Eğitim Bakanlığı'na sessiz yürüyüşyaptılar. Pankartlarda: "Çoğumuz fakir halk çocuklarıyız.", " Hakkımızı almak için kararlıyız.", "Köhne sistemi istemiyoruz.", "Üniversitede reform.".......Milli Eğitim Bakanı İlhami Ertem'le görüşen öğrenci temsilcieri isteklerini bakana iletti. İsteklerden birçoğu kabul edilince 22Haziran'da boykot bitti.
  • Ankara HukukFakültesi 10 Haziran, AÜ Fen Fak. 12 Haziran, Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi, Gazi Eğitim Enstitüsü, Hacettepe Üniversitesi, Sağlık İdaresi Yüksek Okulu ve Erkek Teknik Öğretmen Okulu 14 Haziran' da boykot ve işgale başladılar.
  • İzmir'de Ziraat Fak. 'den sonra 14 Haziran'da Ege Özel Mimarlık O kulu ile İzmir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi, 15 Haziran'da Ege Ü. Fen Fak., 17 Haziran Ege Ü. Tıp Fak. boykot ve işgale gittiler.
  • Eskişehir İktisadi ve Tic. İlm. Akademisi 14 Haziranda boykot dedi. Eskişehir ve Ankara Kız Olgunlaşma Enstitüsü de boykota gitti.
  • İstanbul'da Florence Nightingale Yüksek Hemşirelik Okulu'nun 96 öğrencisi 16 Haziran gecesi okulu işgal etti.
  • Ankara'da SBF boykota katılmadı.Ancak 200 dolayında öğrenci 18 Haziran günü Kurtuluş-Kolej- Ziya Gökalp Cad.-Kızılay yoluyla MEB'ye kadar yürüdüler.Yolda katılanlarla sayıları 500'ü buldu. Bakanlığa üzerinde "Bugünler yarınları doğurur, bugünler yarını ezer." yazılı çelenk bıraktılar.
  • İst. Tek. Ü. Bağlı fak. ve yük. okullarda 13 Haziran'da işgaller başladı.

Burada etkin rolü oynayan İTÜ Öğrenci Birliği BaşkanHarun Karadeniz sonradan şu değerlendirmeyi yapar: "Bu eylemler sırasında hemen bütün üniversiteler, yüksek okullar sayısız bildiriler yayımladılar.Hepsinde ortak olan yan "Öğrencinin Yönetime Katılmasıydı."

Olaylar her geçen gün şiddetlenerek devam etti. 18Haziranda CHP Genel Başkanı İsmet İnönü basın yoplantısı düzenledi, TBMM 21 Haziran 1968 tarihli oturumunda genel görüşme yaptı.

ALTINCI FİLO OLAYLARI

Amerikan 6 Filosu 15 tEMMUZ 1968 'de İst. geldi.Teknik Ü.öğrencileri Dolmabahçe rıhtımındaki bayrakları yarıya indirdi.Polis okulu kuşattı, daha sonra Gümüşsuyu öğrenci yurduna gece baskın düzenledi.Gözaltılar soruşturmalar,eylemler devam etti. Öğrencilere çok sert davranıldı. Polis birçok genci öldüresiye dövdü. Vedat Demircioğlu, Alparslan Ertuğrul, ve Kerim Taşgören ağır yaralandıkları için yoğun bakıma alındılar. Aynı günlerde Ankara'da düzenlenen bir gösteri sırasında öğrencilerle toplum polisi arasında çatışma çıktı; olay yerinden kaçmaya çalışan Atalay Savaş bir minübüsün altında kalarak can verdi.Başka şehirlerde de eylemler de düzenlendi.

Toplum polisinin Teknik Ü. yurdunu bastığı sırada komaya sokulan ve on gün kadar Beyoğlu İlkyardım Hastanesinde yatan VedaDemircioğlu 24 Temmuz günü öldü.Polis cenazesini gizlice memleketine, Konya'nın Taşkent Bucağına gönderdi.

Haberin duyulmasından sonra olaylar çıktı, çok sayıda öğrenci yaralandı, tutuklandı.

Mustafa Kemal yürüyüşü

Adalet Partisinini Atatürk'e ve halka şikayet etmek amacıyla "Tam Bağımsızlık İçin Mustafa Kemal Yürüyüşü" düzenlendi. 29 Ekim sabahı Samsun'a gelen gençler ertesi sabah Samsun'dan 10 Kasım'da Ankara'da olmak için yürüyüşe geçtiler 4-5 km. sonra tutuklandılar ,geceyi Samsun Emniyetinde geçirdiler.İfadeleri alındıktan sonra serbest bırakıldılar. Ve yürüyüşe kaldıkları yerden devam ettiler. Ankara Kayaş'ta daha fazla gitmelerine izin verilmedi. Onlar da fazla direnmediler.

10 Kasım sabahı topluca Anıtkabire giderek çelenklerini koydular.

ABD elçisi Komer'i protesto, ODTÜ'de arabasının yakılması vb. ...

10 Ocakta ODTÜ bir ay süreyle kapatıldı.

Demokratik üniversiye talepleri,

Montaj Sanayi ve Ortak Pazar' a Hayır Haftası (24-30 Aralık-1968)

Solda ve Sağda örgütlenmeler

Komando Kampları

Mücadele Birliği

YİNE AMERİKA 6. FİLSU

Filo 10 Şubatta geldi. 11Şubatta İÜ. bahçesindeki Beyazıt kulesine Vedat Demircioğlu'nun resmi olan bayrak çekildi." Bayrağa Saygı Mitingi" düzenlendi.

KANLI PAZAR

16 Şubatta "Emperyalizme ve Sömürgeye Karşı İşçi Yürüyüşü" düzenlendi. Sonuç yüzlerce yaralı ve iki ölü...Duran Erdoğan, Turgut Aytaç.

İŞGALLERE DESTEK

VE OLAYLAR DEVAM...

1969 Aralık ayında şeriatçılar Yıldız Devlet Mimarlık ve Müh. öğrencisi Mehmet Büyüksevinç ile Battal Mehmetoğlu'nu öldürdüler.

ODTÜ'de M. T aylan Özgür'ün polisten kaçarken öldürülmesi, babası emekli binbaşı Hasan Özgür'ün izin vermesi üzerine Taylan Özgür'ün cenazesinin İstanbul'dan Ankara'ya getirilip ODTÜ 'de cenaze namazının kılınması,tören yağılması

İzmir 'de 6. Filo gösterileri

1970 OLAYLARI

Dev Genç Ocak 1970'te Akhisar'daki Tütün Ekicileri Sendikası ile birlikte " Tütün Sömürüsünü Protesto" mitingi düzenledi.

Yine Ocak ayında Ankara Belediyesinin okuyan ve çalışan öğrencilere paso vermemesi kararı karşısında otobüs işgali eylemleri

Mart ayında Ankara Yüksek Öğretmen Okulundaki çatışmada sağcı gruptan , Ziraat Fakültesi öğrencisi Süleyman Özmen 'in ölmesi

13 Nisan'da on iki silahlı komando Ankara Ü. Tıp Fak. bastı. Fikir Kulübü Başkanını alıp götürülmesine engel olan doktor asteğmen Necdet Güçlü'yü beyninden vurup öldürdüler. Daha sonra Türk Ocağı binasındaki Ülkü Ocakları merkezi polis tarafından basıldı ve Güçlü'yü öldüren İbrahim Doğan silahıyla birlikte ele geçirildi.

30 Nisanda AÜ Ziraat Fak. basan komandolarla fakülte öğrencileri arasında çatışma çıktı.Yaşar Serpin , sonradan sivil polis olduğu öne sürülen kişi tarafından tabancayla vurularak öldürüldü.

Milli Güvenlik Kurulu Nisan başında ilk kez kamuoyuna seslenen bildiri yayımladı.

Mayıs ayında AÜ. Hukuk Fak. öğrencisi Mustafa Kuseyri tabancayla vurularak öldürüldü. Okul 3 gün kapatıldı.

Toplum polisleri "Biz kimsenin değil , milletin polisiyiz."diyerek öğrencilerle karşı karşıya getirilmelerinden doğan üzüntülerini belirterek direnişe geçtiler.

8 Haziranda solcularla komandolar arasında çıkan çatışmada Yusuf İmamoğlu adlı öğrenci öldü.

15-16 Haziranda Sendikalar Kanununda yapılmak istenen değişiklikleri protesto eden işçilerin yürüyüşe geçmesi( sol öğrenciler de destekliyor) üzerine büyük çatışmalar çıktı ve SIKI YÖNETİM ilan edildi.

21Ağustos'ta Dil Tarih komandolarca işgal edildi.10 Aralık'ta Çapa Yüksek Öğretmeni basan komandolar Hüseyin Aslantaş'ı tabancayla vurarak öldürdüler.

25 Aralık'ta Ankara Fen Fak. önünde sağ-sol öğrenciler çatıştı. Eğitim Fak. öğrencisi Nail Karaçam öldü.Mehmet Demir ve Recep Sakın ağır yaralandı.Cenaze töreninde Amerikalılara ait bir kamyonet tahrip edildi.10 öğrenci gözaltına alındı.

27 Aralıkta İlker Mansuroğlu adlı öğrenci Fen Fak. önünde vurularak öldürüldü.

28 Aralıkta MGK toplandı.

Ertesi gün Amerika Büyükelçiliği önünde nöbet tutan toplum polislerine ateş açıldı. İki polis ağır yaralandı.

Kaynak:Türkiye'de Gençlik Hareketleri

Alpay Kabacalı

10 Kasım 2007 Cumartesi

BÜYÜK ATATÜRK



NE
SENDEN
GEÇERİZ

ATAM

NE
SENİN

ESERİNDEN

10 KASIM


"Ankara' nın taşına bak
Gözlerimin yaşına bak
Uyan uyan Gazi Kemal
Şu feleğin işine bak

Kılıncımı vurdum taşa
Taş yarıldı baştan başa
Uyan da bak Gazi Kemal
Başımıza gelen işe

Ankara' nın dardır yolu
Düşman aldı sağı solu
Sen gösterdin Paşam bize
Böyle günde doğru yolu "

" BU ANADOLU VAR YA BU ANADOLU
BU SAPSARI SITMA , BU MASMAVİ GURUR
NE TOSUNLAR DOĞURURMUŞ NE TOSUNLAR
BAK DAHA NELER DOĞURUR......"
(B.R.Eyüpoğlu)

9 Kasım 2007 Cuma

ATATÜRK'Ü ANLAMAK

"
Ben ışığım
Halk ışığı efendiler
Sevginin büyük ışığı

İçinize akmamışsa eğer
Yıkanmamışsa yürekleriniz
Mutluluğun kapıları
Kapanmışsa halkın yüzüne

Bir sabah
Hiç ummadığınız bir sabah
Kucağımda binlerce güneş
Kapınızı vuracağım
Tarihin kulakları çınlayacak

Benim yolum
Bilim yolu efendiler
Evrimlerin, devrimlerin yolu
Ayaklarınız çalışmamışsa eğer
Uygarlığın kapıları
Kapanmışsa yüzünüze
Nasıl varacaksınız nasıl
Benim gösterdiğim yere

Bir sabah
Hiç ummadığımız bir sabah
Kucağımda binlerce güneş
Kapınızı vuracağım
Duran saatlerin ibresi
Dönmeye başlayacak

Benim halkım
Barışın özgürlüğün anası
Tohumla süt kardeş
Toprakla yaşıt sevdası
Sopasıyla ordular kovalamış
Cepheler yarmış kağnısıyla
Büyüdükçe güzelleşmiş kavgası
Destan olmuş efendiler

Bir sabah
Hiç ummadığınız bir sabah
Kapınızı vuracağım
Üreten yaratan halkın yüzü
Gülmeye başlayacak

Ben ulusumun halkımın oğlu
Mustafa Kemal Atatürk
Savaşta asker barışta öğretmen
Okulumuz halk yolu
DERSİMİZ BAĞIMSIZLIK EFENDİLER
EN GÜZEL DERSİMİZDİR BAĞIMSIZLIK
ANLADIK MI EFENDİLER...
"

HALK OZANLARIMIZI DİNLEYELİM BİRAZ DA...


"
Fabrikalar yaptık döşedik rayı
Ayrı ayrı sardık her bir yarayı
Ankara'da kurduk ölmez sarayı
Merkez tazelendi, il tazelendi.
"

"Tekkeler kapandı saraylar söndü
Dedelik dervişlik torbaya kondu
KAZANIN DA YİYİN, YAĞMA YOK dendi
Bu yıllara derler toplu er yılı."

"Gericilik derman olmaz bir derde
Yurdun cennet, softa gözünde perde
Anadolu dediğimiz bu yurda
Fabrikalar kurun dedi Atatürk."

"Kimisi istiyor kurak şeriat
Kimisi gel der , yürütek tarikat
Bugün aya gitmek büyük marifet
İleriyi görün dedi Atatürk."

"Bildik ki gönüller hürlüğü özler
Kaldırdık peçeyi açıldı yüzler
Bir yeni kıyafet kuşandı kızlar
Kemer tazelendi bel tazelendi."

ATATÜRKÇÜLERE


" Öyle sırtüstü yatıp dinlenecek gün değil
Daha yapacağımız çok şeyler var , çocuklar !
Ne kadar erken yağdı, gördünüz ya, yeniden
Nice güvendiğimiz "dağlara kar " çocuklar !
İlerden , ta uzaydan el ediyor durmadan
Batılı arkadaşlar ; vaktimiz dar , çocuklar !
Toplandık mı baş başa , verdik mi el ele biz ,
Su çekilir, dağ çöker, bora susar, çocuklar !
SİZİ BİR BİR TANIYIP ALNINIZDAN ÖPMEYE,
MUSTAFA KEMAL YOLDA, HEY BAHTİYAR ÇOCUKLAR !"
(B.K.Çağlar)

Atatürk aydınlığında barışa , birliğe çağırıyorum sizi... Büyük Türk Ulusunun mutluluğu için uzatın ellerinizi... Kinden, kavgadan, kıskançlıktan, bölücülükten sıyrılın yeter... Ohhh desin ulus, huzura kavuşsun gönüller. Kötülük çiçekleri açmasın... Savaşınız iyiliğin savaşı olsun, güzelliğin, sanatın, bilimin.... Tüm engeller aşılır önünde, Atatürk Birliğinin......

" Atatürk Devrimleri " , yozlaşmaların getirdiği uyuşukluğu, yeryüzü nimetlerine sırt çeviren kaderci eğilimi , Batı'nın ( AB, ABD...vb)
üstün gücü karşısında KAYITSIZ, KOŞULSUZ BOYUN EĞME FELSEFESİNİ ORTADAN KALDIRARAK Ulusumuzu gerçek aydınlığa , kendine güvene , bilim ve sağduyuya yeniden kavuşturma olgusudur.

Düşüncelerini özetleyecek olursak Atatürkçülük:

  • Devlet düzeninde.............. CUMHURİYETÇİ
  • Devlet anlayışında............ LAİK
  • Yükselişte......................... DEVRİMCİ
  • Toplum düzeninde.............MİLLİYETÇİ
  • Ekonomik düzende.............DEVLETÇİ
  • Kişi haklarında..................ÖZGÜRLÜKÇÜ, SOSYAL ADALETÇİ
  • Uygarlık yolunda............... AKILCI
  • İnanışında..........................OLUMLU, BİLİMCİ
  • Amacı..................ÇAĞDAŞ UYGARLIK DÜZEYİNE ÇIKMAKTIR.
  • Hareket noktası...................VATANDIR
  • Güç kaynağı .........................ULUSÇULUKTUR
  • Özü ......................HALKTAN YANA , HALK İÇİN, HALK YÖNETİMİNİ KURMAKTIR.
  • Bu da...............................CUMHURİYETTİR
  • Yöntemi.................BİLİM-TEKNİK-METOT GİBİ ÜÇ BÜYÜK GÜÇ KAYNAĞI İLE YAPILACAK OLAN ÇAĞDAŞ ATILIMDIR.
  • İlkesi......................GELİŞME, DEĞİŞME, YENİLEŞME KURALIDIR.

" Benim ölümlü can varlığım bir gün elbet toprak olacaktır. Ama Türkiye Cumhuriyeti sonsuza değin yaşayacaktır." diyor.

Geleceğe inandığından Atatürk , Cumhuriyeti kendi varlığıyla eş tutmuyor...Türk Ulusunun sonsuzluğa akan varlığına bağlıyor...

Söylevin son bölümünde:

"Ey Türk Gençliği! Birinci görevin Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini sonsuzluğa dek korumak ve savunmaktır." diyerek sesleniyor bizlere...

Bu ses Türkiye'nin sesi; Türkiye'nin sesi Atatürk'ün sesidir. Atatürk'ün ardından milyonlarca Türk'ün görevi bu sese kulak vermek, bu sesin çevresinde Mustafa Kemal yolunda ant içmektir. Atatürk'ü anmanın anlamanın en güzel, en doğru yolu budur. Gönülden söz vermeliyiz.

" Türk Gençliği olarak

Özgürlüğün, Bağımsızlığın, Egemenliğin,

Cumhuriyet ve Devrimlerin

Yılmaz Bekçisiyiz....

Her zaman

Her yerde

Ve her durumda

Atatürk ilkelerinden ayrılmayacağımıza

Çağdaş uygarlığa geçmek için

Bütün güçlükleri yeneceğimize

Namus ve şeref sözü verir

Kendimizi Türk Ulusuna Adarız.

ATATÜRK DİYOR Kİ...


"Gerici düşünceleri güdenler belli bir sınıfa dayanacaklarını sanıyorlar.
Kesin olarak bu bir aldanmadır. Aldatıcı bir düştür.İlerleme yolumuzun üstüne dikilmek isteyenleri ezip geçeceğiz.Yenilik yolunda duracak değiliz."
"Dünya ürkütücü, coşkun bir akımla ilerliyor. Biz bu ahengin dışında kalabilir miyiz?"

" Kadınlarımız, eğer ulusun gerçek anası olmak istiyorlarsa , erkeklerimizden daha aydın olmaya çalışmalıdırlar. Şuna inanmak gerekir ki, dünya yüzünde gördüğünüz her şey kadının eseridir.Bizim toplumumuzun başarısız olmasının nedeni , kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlikten doğmaktadır. Yaşamak demek etkinlik demektir. Bunun için bir toplumun bir öğesi etkinlikte bulunurken, diğer öğesi eylemsizlik içinde olursa o toplum felçtir. "

" Sizler, Yeni Türkiye'nin Genç Çocukları, yorulsanız da beni izleyeceksiniz.Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler , hiç bir zaman yorulmazlar.

Gençler, yürekliliğimizi güçlendiren ve sürdüren sizlersiniz.Siz almakta olduğunuz eğitim ve aydınlıkla, insanlık ve uygarlığın, yurt sevgisinin, düşünce özgürlüğünün en değerli simgesi olacaksınız.Yükselen yeni kuşak; gelecek sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz..."

"Öğretmenler, yeni kuşağı Cumhuriyetin özverili öğretmen ve eğiticileri sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni kuşak sizin eseriniz olacaktır.Hiçbir zaman akıllardan çıkmasın ki, Cumhuriyet sizden "fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür " nesiller ister..."

" Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimlerin amacı Türkiye Cumhuriyeti halkını tam anlamıyla çağdaş ve tam anlam ve biçimiyle uygar bir sosyal toplum durumuna getirmektir. Devrimlerimizin temel amacı budur. Bu gerçeği kabul etmeyen düşünceleri dağıtmak zorunludur."

"Efendiler ve Ey Ulus , iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müridler ülkesi olamaz. En doğru, en gerçek yol gösterici bilimdir..."

"Benim ölümlü can varlığım birgün elbet toprak olacaktır.Ama Türkiye Cumhuriyeti sonsuza değin yaşayıp gidecektir."

"Beni görmek demek, yüzümü görmek demek değildir.Benim düşüncelerimi anlıyorsanız. bu yeterlidir."

Bugün Türkiye'de herkes Atatürk diyor. Yarın törenlerle Atamız anılacak. Atatürk'ü sadece anmakla yetinmemeliyiz, anlamaya da çalışmalıyız. Evet.. Atatürk'ü anmanın, anlamanın,en güzel, en doğru yolu onun söylev ve demeçlerini yeniden okumaktır.

Atatürk gözlerini yaşama kapadığı zaman Genç Cumhuriyet on beş yaşındaydı. Bu on beş yıl yoğun biçimde yaşanmış ; üst üste gerçekleştirilen devrimlerle, çağdaş devletin temeli atılarak ilkeleri saptanmıştır. O yıllarda ulusun çoğunluğunun toplumsal nitelikleri düşünüldüğünde Atatürk'ün çapı ve karekteri daha iyi anlaşılır.

19. yüzyılın son çeyreğinde doğan bu büyük insan, 20. yüzyılın ilk çeyreğinde gerçekleştirdiği devrimlerle 21. yüzyıla ışık tutuyorsa ...

İşte ATATÜRK'Ü sevmek ve yaşatmak ülküsü bu noktada kendini göstermektedir. Bugün genç fikirli, gerçek fikirli olanlar, " AYDIN" niteliği taşıyanlar Atatürk saflarındadır. Bütün yurtta Atatürkçü düşüncenin, Atatürk devrimlerinin savaşını vermektedir. Bu konudaki kararlılığımız, sadece Atatürk'e saygımızdan, sevgimizden değil; Türkiye Cumhuriyeti Yurttaşı olarak bütün dünya ülkeleri önünde özgür ve bağımsız yaşama isteğimizden kaynaklanmaktadır.

Bugün ulusal bütünlüğümüzü bozmak isteyen ; ayrımcılık, bölücülük yapan eşkiya çeteleri, bazı Atatürk düşmanları, sahte Atatürkçüler.... Ne kadar Atatürk'e dil uzatsalar da O'nun devrimlerini yozlaştırmak isteseler de amaçlarına ulaşamayacaklardır. Çünkü aydınlıklar karanlıkları kesin olarak yener.

Atatürk'ün ulusumuza getirdiği aydınlıklar yaşıyor, yaşayacaktır. Cumhuriyet ve devrimlerin inançlı bekçileri, genç ve gerçek fikirli olanlar, Atatürkçü aydınlar bu inanç ve kararlılıklarını, kuşaklar boyu sürdüreceklerdir.

Yarın 10 Kasım...Her ne kadar O'nun sağladığı ortamın olanaklarından yararlanarak, onu ve ilkelerini ortadan kaldırmaya çalışanlar olsa da bunu başaramayacaklar. Eğitim ordusu, Atatürk'ü anlatmaktan , gerçekleri dile getirmekten asla vazgeçmeyecektir.

DÜNÜ DÜŞÜNEREK

9 KASIM 2007

Bin dokuz yüz on dörtler:

"Yaslı gittin , şen geldin"
Akın akın , ordu ordu gittiler
Takım takım, bölük bölük döndüler
"Aç koynunu ben geldim."

Bin dokuz yüz on sekizler:

Güneşsiz kara günler
Gülmeyen ağlayan yüzler

Bin dokuz yüz yimiler:

"Egemenlik Ulusundur."
Anadoludan parlayan
Kemaller, İsmetler, Mehmetler
Ardından şarkılar, türküler

Bin dokuz yüz yirmi üçler:

"Ölmez bu Cumhuriyet..."

Bin dokuz yüz yirmi altılar:

" Efendiler buna şapka derler..."

Bin dokuz yüz yirmi sekizler:

Sarayburnu' nda bir BAŞÖĞRETMEN
Tahtada yeni harfler

Bin dokuz yüz otuz üçler:

Atamızdan ilkeler:
"Halkçıyız, Cumhuriyetçiyiz, Laikiz."

Kucaklarda sevgiler
Saçarak dört yanımıza
On yılda on beş milyon
Genç yarattık her yaştan

Anımsayarak on yılın bayramlarını
Söyleyerek gençliğin gürleyen marşlarını

Güneş ufuktan doğdu
Koşalım arkadaşlar
Bize durmak yaraşmaz
Türk Gençliği ileri....
(M. Ofluoğlu)

8 Kasım 2007 Perşembe

SONUNA KADAR SAVAŞ

8 KASIM 2007

Sevgili Günlüğüm,

Dün dersanedeydim. S.......Hanım, A.......... Hanım ve ben...
Öğretmenler odasında sınav sonuçlarını konuşuyorduk. İçeri genç bir arkadaşımız girdi. Biyoloji öğretmeni , sanırım otuz yaşlarında.
Oldukça da sevimli.Bizi görünce , büyük bir coşkuyla :
" Selam Gençler ! " diye seslenerek yanımıza oturdu. Yüzünde iyi iş yapmış insanların mutlu bir ifadesi vardı...Oysa biz...
Üçümüz de çeşitli okullarda öğretmenlik yaptıktan sonra emekli olmuş, dersaneneye öyle başlamıştık.Yani ikinci baharımızı yaşıyorduk öğretmenliğimizin...Başladık konuşmaya:
"Ne demek istiyorsun, bize yaşlı mı demek istedin ? Ooooo biz...."
Çocuk bin pişman, olur mu öyle şey, ben öyle şey söyler miyim? diyip durdu.Bu konuyla epeyce eğlendik. Sonunda "Biz yetmişinde ne gençler gördük, on sekiz yaşında da yaşlılar..."dedik. Arkasından da " Önemli olan "Genç düşünceli " olmak diye de ekledik...Odaya gelen diğer arkadaşlar da eğlencemize katıldı.

Aslında şaka yapmak istemişti genç arkadaşımız...Şakaydı gerçekten.
Ama her şakanın altında bir gerçeğin olduğunu da bilecek yaştaydık.
Uzun bir süredir artık ÖĞRETMENLİKLE, mesleğimle vedalaşma zamanımın geldiğini düşünüyordum. Dershaneye de geçiş kolaylığı sağlasın diye başlamıştım zaten...Usul usul, yavaş yavaş, alıştıra alıştıra.
Kurbağa testini bilirsiniz. Kısaca hatırlatayım.Bilim insanları iki kubağa üzerinde deney yapıyorlarmış. Birini içinde kaynar su olan kazanın içine atmışlar. Kurbağa ani bir refleksle dışarı fırlamış..Bu kez ikinci kurbağayı içinde soğuk su olan kazanın içine bırakmışlar, altını da yakmışlar kazanın. Su yavaş yavaş ısınmaya başlamış , kurbağacık hayatından memnun.Tatlı bir uyuşukluk kurbağadaki...Ve su kaynadığında kurbağa için artık yapacak bir şey kalmamış. Şimdilerde kiminle sohbet etsem bu yıl son, artık bırakacağım, diyorum. Kendimi
bu düşünceye alıştırmak istiyorum. İstiyorum diyorum çünkü henüz hazır değilim. Yıl sonuna kadar zamanım var..Alışırım, alışıyorum, alışacağım. "Doymadım doyamadım ... Sevmelere seni ben...Kimseyi koyamadım yerine...
Geçenlerde tesadüfen açtığım bir TV.kanalında film vardı.Başlayalı epey olmuştu sanırım.Ancak ilgimi çekti.Anladığım kadarıyla, beş erkek arkadaş ,içlerinden biri evlenmek üzere... Bekarlığa veda partisi yapmak isterken bir kadının ölümüne sebep oluyorlar. Suçluluk psikolojisi içinde yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Tabi ki olmuyor, sonunda birbirlerini yiyorlar.Bu arada gelin hanım da azimli, "Ne olursa olsun o gelinliği giyeceğim!" diyor da başka bir şey demiyor. Gerçekten de giyiyor ama ne pahasına. Son sahne traji- komik bir şekilde tamamlanıyor.
Ne ilgisi var demeyin. Bu filmi benim için izlenir kılan bir cümleydi...
Arkadaşı gidip teslim olmak istiyor,tüm yaşamı bu suçun ezikliği içinde perişan.Ailesiyle ilişkilerini düzenlemekte zorlanıyor.Saklayamıyor,İki yüzlü davranmaktan sıkılıyor. Onun bu sıkıntılarını dinleyen karşısındaki arkadaşı: "KİŞİLİKLİ OL , ROL YAP!..." diyiveriyor.

Evet .... Kişilikli ol , rol yap.....Şimdilerde geçerli olan sanırım bu. Yeni başlayanlar daha çabuk uyum sağlıyorlar bu düzene, yaşlılardan da başaranlar var. Ben bu konuda başarısızım. Rol yapamıyorum, rol yapmak da istemiyorum. Özel bir iş yerinde çalışanlar "Kişilikli ol , rol yap!" sözünün ne anlama geldiğini benden iyi bilirler. Ben daha beşinci yılımı tamamlamaya çalışıyorum özel dershanede...
Tabii ki kişilik başka bir şey...Yazımın başındaki genç- yaşlı ilişkisine dönecek olursak....Bence gençler güçlü, dinamik, coşkulu, teknolojiye uyumlu....Eee ne yapalım yaşlıları atalım mı bir kenara ? Hayır, bin kere hayır....Yaşlılar da deneyimli....O zaman yapılacak iş gençlerin gücüyle yaşlıların deneyimini birleştirmek. Başarmak istiyorsak...
Sözlerimi Robert Service 'den aldığım bir şiirle tamamlamak istiyorum.
Gençler ve Genç düşüncelilerin okuması dileğiyle...

"Çölde kaybolup çocuk gibi korktuğunda,
Ve ölüm gözlerinin içine bakınca,
Ve çıban gibi hassas olduğunda Hayle'a göre
Tabancanın tetiğini çekip ... gitmelisin ölmeye.
Ama insanlık kanunu " Sonuna kadar savaş " der.
Ve ölüm engellenir böylece.
Açlık ve kederde kolaydır böbürlenmek,
Asıl zoru ölümle burun buruna gelmek.

Bu oyundan usandın! " İşte şimdi ayıp ettin. "
Gençsin, cesursun ve zekisin.
"Hakkını yediler ! " biliyorum ama sızlanma,
Harekete geç , elinden geleni yap, savaşmaktan kaçma.
Dişini tırnağına takıp çalışırsan gün senindir.
Öyleyse yaşlı bir ördek olma .
Sadece cesaretini topla ; vazgeçmek kolaydır ;
Zor olan başını dik tutmaktır.
Kolaydır yenilgiye ağlamak ve ölmek.
Kolaydır böcek gibi yaşayıp dalkavukluk etmek.
Ama ümit yokken dövüşmek ve dövüşmek
İşte hepsinin en iyisi bu oyundur.
Ve her yorucu yarıştan çıktığında,
Yıkılmış, yenilmiş ve yaralı olsan da,
BİR KERE DAHA DENE, ÖLMEK ÖLESİYE KOLAYDIR.
ASIL ZOR OLAN HAYATTA KALMAKTIR..."

Sevgiyle kalın, dostça yaşayın.....

BİZE BAĞLI

Bu akşamda gönlünce bitmediyse gün
Demek tümü bizim omuzlarımızda yükün
Gelin buna bir çare bulalım
Bunca olduğumuz gayri yetmiyor
Yarın daha iyi adam olalım
Yarın daha sağlam daha akıllı
Yarın daha sevdalı daha haklı
GÜNÜN BİZE BAĞLI OLDUĞUNU BİLELİM.
(M. C. Anday)

7 Kasım 2007 Çarşamba

ATATÜRK

Bir karanlık bir ucu sende, bir ucu tarihinde
Vurdu bir boz kartal kanadı, kırdı, parçaladı
Işıdı bir ara, bir tan kısacık
Bir çeyrek yüzyıl, işte bu ATATÜRK derler;
Hani adına dizeler dizdiğimiz
Hani adına türküler çağırdığımız
Hani adına antlar içtiğimiz
Atatürk bu derler, bu kadar derler, daha yok derler
Hani o dilimizde, gönlümüzde, söylevlerimizde
Hani o yasalarla korumaya çalıştığımız
Hani o tanıyamadığımız, anlayamadığımız

Derler ki övelim Atatürk'ü, ama ölsün
Derler ki sevelim Atatürk'ü, ama gömelim
Atatürk bir bayrak olsun, altında mutlu törenlerle kutladığımız
Mutlu yalanlar kıvırdığımız, mutlu düşler kurduğumuz
Bilmezler mi çarmıha geriştir bu Atatürk'ü
Ve işte bir tapınak Atatürk için, Anıtkabir
Yaptıklarıyla sınırlar Atatürk'ü, ne aldanış
Yapacaklarını, yaptıracaklarını unutarak

Sığar mı Atatürk Anıtkabir'e sığar mı?
Sığar mı sizin hiç o sınırlı yüreklerinize
Sığar mı hiç sizin o dalkavuk tarihinize.

ATATÜRK BİR ÇIKIŞTIR, bir varış değil
Varmak tüketmek demek, ATATÜRK TÜKENMEZ
Varmak ölüm demek, ATATÜRK ÖLMEZ
Ben ölürüm, benimle bir eksilir Atatürk
Sen doğarsın, o doğar, başkaları doğar
Sizinle sürer, yaşam sürer, SÜRER ATATÜRK.

Atatürk bir yönün adı özgürlüğe, uygarlığa, ileriye...
Bir parlamış, bir sönmüş, AHA YOLUN DEMİŞ!
ATATÜRK BİR UFKUN ADI, dağın değil.
Dağ durur, oysa ufuk yürür
Her ufukta ATATÜRK BÜYÜR
Her ufukta yenilenir bir kez
Atatürk bir ilk hızdır doğadaki
Tohumu çatlatan ilk güç
Kozayı delen ilk vuruş
Kuşun kanadındaki ilk güdü
KOŞ , DEMİŞ SANA , ATIL DEMİŞ, durulur mu?
ATATÜRK DURMUŞ MU Kİ SEN DURASIN
ATATÜRK SUSMUŞ MU Kİ SEN SUSASIN
ATATÜRK ÖLMÜŞ MÜ Kİ SEN ÖLESİN.

Atatürk bir kavganın adı, her gün yenilenen
Her gün değişen düşmana karşı
BİLGİSİZLİKTİR bu düşmanın adı çoğu kez
GERİLİKTİR , APTALLIKTIR , DÖNEKLİKTİR
ÇIKARCILIK, NEME GEREKÇİLİK, VURDUMDUYMAZLIK
KORKAKLIK, EYYAMCILIK, YALANCILIK.
Bir bakarsın gülücüklerle, okşamalarla ..........
Bir bakarsın topla tüfekle yürür üstüne
Bir bakarsın ta içinden seni kemirir bir kurtçuk

Atatürk bir ak törenin, bir buluncun adı
Her gün bizi bir kez daha yönelten doğruluğa
Doğruluğa, yiğitliğe, namusluluğa
Her gün bir kez daha yarışalım diye kendisiyle
O en güzele, o en iyiye, o en yüceye...

( O. Asena )

YAŞLANMAYAN ANANIN YAŞLANMAYAN MEKTUBU

Sen hep Samsun' a mı çıkarsın ay oğul, ay KEMAL' im
Hele bir de buralara
Çık hele bir
Çık hele bir
Kemal'im.
Yol uzak
Hane viran
Dersen eğer Kemal'im
Dilediğin yere çık.
Çık hele bir
Çık hele bir
Kemal'im

Gör ki ne haldedir "Ey Türk Gençlik " in
Gör ki ne haldedir "Bu yurdun efendisi"
Gör ki ne haldedir " Bursa'da dediklerin "
Sen hep Samsun 'a mı çıkarsın ay oğul, ay Kemal'im
Hele bir de oralara
Çık hele bir
Çık hele bir
Kemal'im

Karadeniz derler bir kara derya
Abanmış üstüne Kozlu'da çocukların
Kömür müdür yürek midir ocaklardaki
Ağıt mıdır fiğan mıdır bacalardaki

Zonguldak Zonguldak vurur yüreğim
Zonguldak dertlerim günde beş öğün
Katarlarım al bayraklı cenazelerim
Kimi ağlar ekmek ekmek ne bilem
Kimi ağlar okul okul ne bilsin

Ne bilsin grizuyu, grevi, sendikayı Kemal'im
Ne bilsin yoksul, yetim.

Sen hep Samsun 'a mı çıkarsın ay oğul , ay Kemal'im
Hele bir de kömürlere
Çık hele bir
Çık hele bir
KEMAL'İM.

(H. H. Korkmazgil)

UYUYAMAYACAKSIN

TELGRAFHANE
Uyuyamayacaksın
Memleketinin hali
Seni seslerle uyandıracak
Oturup yazacaksın
Çünkü sen artık o sen değilsin
Sen şimdi ıssız bir telgrafhane gibisin
Durmadan sesler alacak
Sesler vereceksin
Uyuyamayacaksın
DÜZELMEDEN MEMLEKETİN HALİ
DÜZELMEDEN DÜNYANIN HALİ
GÖZÜNE UYKU GİRMEZ Kİ
Uyuyamayacaksın
Bir sis çanı gibi gecenin çanı içinde
Ta gün ışıyıncaya kadar
Vakur metin sade
Çalacaksın

( M. C. Anday)


Bu şiiri sizlerle paylaşmak istedim.
Şu andaki duygularımı çok güzel özetliyor.

6 Kasım 2007 Salı

21. BAHARIM

7 NİSAN 1974


Tam bir bahar havası var Samsun' da.. Deniz, masmavi .Çarşaf gibi...
Her şey sütliman burada.Yurdun bahçesindeki ağaçlar çiçek açmış.Özellikle şeftali ağaçları görülmeye değer...Herhalde bizim bahçemizdeki ağaçlar da öyledir.Ağaçlarımızı özleyeceğim aklıma gelmezdi bir zamanlar.
E...... karşı ranzada ders çalışıyor. N......... da mektup yazıyor.Odamız temiz, huzur verici. Radyomuz pazar olduğu için eğlence programı yayınlıyor, dinliyoruz.

Ben bugün yirmi birinci baharımı yaşıyorum Samsun' da...Mutluyum, huzurluyum. Yalnız özlemim büyüdükçe büyüyor...
"Bahar gelmiş neyleyim , neyleyim baharı yazı, sen olmayınca..." diyor şarkı . Bir başkası : "Sen varsan içerimde , gelen bahar güzeldir..." . Hangisine inansak acaba ?
" Erişir menzil-i maksuduna (amaç) ; aheste(yavaş) giden..." diyerek geçiyorum bu konuyu.
Şu anda radyoda "Elbet bir gün buluşacağız." çalıyor.
Dün cumartesiydi. Dersten çıktıktan sonra çarşıya indim arkadaşlarla. Önce terziye gittik. Oradan pastaneye gidip pasta vb şiparişi verdim. Sonra da Y........ Abilere gittim. Çok iyi insanlar, daha ben söylemeden teybi getirdiler, çalarsınız diye.Bu arada ne lazımsa istememi söylediler. Ben varsa büyük bir çaydanlık, üç de servis tabağı aldım. Y...... Abi bizi yurda getirirken bir kutu pasta da kendisi aldı , benim için.Tabii çok mahçup oldum. Kızları Mücella' yı da bizimle bırakıp gitti.
Akşam etüt salonunda kutladık doğum günümü. Arkadaşlarla çok da eğlendik.Resimler çektirdik. Canım arkadaşlarım bana çok güzel bir oda takımı almış, anlaşılan beni evlendirmeye niyetliler. Artık çeyizim yok , evlenemem diyemeyeceğim. Oda arkadaşlarım da epeyce yoruldu,ev sahibi olduklarını kanıtladılar.Hepsini seviyorum.
Bana güzel bir doğum günü kutlattığınız için hepinize teşekkürler...

KEREM ile ASLI

5 NİSAN 1974

Bu adam da iyice bozdu Kerem ile Aslı'yla... Nereden de beni Aslı' ya benzetti bilmem ki...
Bugün yine derse geldi, yanımdaki kolçağa güzelce yerleştikten sonra : "Dün Aslı' yı konuşturmuştuk ,bugün kimi konuşturalım ? " diye başladı söze...
Bizim sınıf üç yıldır okulun en yaramaz sınıfı...Uygun ortamı hiç kaçırır mı? " Kerem'i " sesleri yükselmeye başladı.
"İyi güzel ama arkadaşlar Kerem de yok ki....Nerden bulup getirelim Kerem'i... "bir şeyler söyledikten sonra dönüp bana : "Yoksa Kerem , E..............'da mı diye sordu. Şaşırdım kaldım, eyvah ben ne diyeyim şimdi..! Şaşkınlığım fazla uzun sürmedi : "Evet Hocam, E..........'da " diyiverdim.Sınıfı görecektin sevgili günlük, gülüşmeler... konuşmalar.. Kerem şurdaydı, burdaydı tartışmaları...
Derken M...... Bey başladı Kerem ile Aslı öyküsüne...
Kerem' in babası padişahmış. Tek derdi , çocukları olmuyormuş .O zamanlarda bir keşiş varmış , keşişin de aynı derdi varmış. Neyse uzatmadan yazmak istiyorum, Bir gün ikisinin de karısı hamile kalır; ağaçta olan tek elmayı paylaşırlar. Sonra da çocukları olunca birbirleriyle evlendirmek için sözleşirler. Gün tamam olur çocuklar dünyaya gözlerini açar....Keşişin kızı , padişahın oğlu olmuştur.
Zaman geçtikçe keşişin kızı güzelleşerek büyür , dillere destan! Keşiş kızı padişahın oğluna vermekten vazgeçer ; onlar kaçarlar padişah oğlu iz sürer. Sora sora onları bulmaya çalışır. Bir gün , bir bahçede , bir güzel görür ...Tanır ama emin değildir, sorar ?
" Söyle güzel kız sen hangi bahçenin sümbülüsün ?
Kız:
"Isfahanlı babam keşiş , Kerem eyle bırak beni , babam görmesin....
Delikanlı:
"Aslı nedir, söyle bana salıvereyim ...." der.
Kız:
"Kerem eyle bırak beni..."
Delikanlının (Mirza bey gerçek adı) aklına bir şey gelir:
" Benim adım Kerem, seninki de Aslı olacak bundan sonra. Birbirimizi böyle çağıracağız. " der. Başlar sazıyla türkü söylemeye:

" Keşişin bahçesinde bir güzel gördüm
Aklımı başımdan aldı ne çare
Taramış zülfünü dökmüş yüzüne
Serimi sevdaya çaldı ne çare "

Tabii keşiş de duymuş türküyü... Tekrar kaçıp kavalamaca başlamış. Aslı' nın annesi dişçiymiş. K erem Aslı 'yı görme uğruna 32 dişini de çektirmiş.Uzatmayalım, keşiş bakmış kurtuluş yok , tamam demiş sizi evlendireceğim, yalnız bir koşulum var. Evlendiğiniz gün benim diktirteceğim elbiseyi giyecek Aslı demiş; onlar da kabullenmişler.Düğün dernekten sonra Aslı elbiseyi giymiş , giymiş ama meğer elbise büyülüymüş!.. Olur mu demeyin, masal bu... Kerem düymeleri çözdükçe düymeler kendiliğinden kapanıyormuş...Denemiş... Denemiş...D enemiş.....Yok açamıyor Kerem düymeleri...Bir ahhhhhhh demiş ki ne ah! Ahının ateşinden yanıp kül olmuş.Aslı ağlamış,üzülmüş, günlerce külün başından kalkmamış.Sonra bir gün bu külü eşelerken meğer içinde bir kor parçası kalmışmış, Aslı'nın saçlarını tutuşturmuşmuş....Evet böylece Aslı da yanarak ölmüş. İki sevgilinin külleri kavuşmuş.

Ders çıkışı erkek kardeşimin mektubunu aldım, çok sevindim. Merak etmeye başlamıştım. Yılbaşında birlikte çektirdiğimiz fotografı göndermiş ; güzel çıkmadığımız için yırtmamı istemiş.Hiç yırtar mıyım canım kardeşimle birlikteyiz resimde. Ankara' da gittiğimiz fotoğrafçıyı anımsadım birden.Ne nemrut adamdı o öyle... Bize kuşkulu kuşkulu baktı ...Çok da suratsızdı. Kardeş olduğumuza inanmamış gibi davrandı .Sana ne be adam! Kim olursak olalım ,sen işini doğru yap.Çektiğin resme bak ?! Bir de resmi ortadan kesilecek şekilde ayarlamış ,resmin arkasını da çizgiyle ayırmış. Çok kızdım şimdi, kardeşimle de benzeriz ...Kafasındaki örümceklerden kurtulsa bakacak ve görecek...Bence sen başka iş yap. Çünkü fotograf da bir sanat, estetik ister. Ohhhh rahatladım. Görüyorsun defterim ah demiyorum. Kerem'in başına gelenleri gördük....İyi ama "Sen yanmasan ben yanmasam , nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa...." Ne ilgisi var demeyin , fotografçı gibiler için bu şiiri hatırladım Nazım Hikmet'ten...
Şu anda Nilüfer ' in Hatıra Defteri isimli parçası aklıma takıldı. Ne diyordu? Tamam, tamam hatırladım:
"Yine beni benden aldı hatıralar
Yine beni derde saldı hatıralar......'
Ben de hatıralara daldım yine.Ama benimkiler mutluluk veriyor bana. Ailemi; annemi, babamı,ablamı ve canım H.........'imi ve N..........'ımı düşünüyorum.Kim bilir şu an ne yapıyorlardır?
Babam işte, ablam okuldadır. Annem ya güne gitmiştir ya da evdedir .En küçüğümüz H.........'im de ders çalışıyordur sanırım.N........ Ankara'da okuldadır.
Tüm sevdiklerime karşı şu an içim özlemle dolu.Yine de diyorum ki sağ olsunlar da mutlu olsunlar da uzakta olsunlar...
Bursa 'daki arkadaşım Nigül de akdeniz bölgesinde gezideymiş su sıralar.
Bizim yeni yılın ilk günlerinde gezdiğimiz yerleri geziyorlar.Alanya'dan kart göndermiş bugün aldım.

Yarın Doğum Günüm...Sınıf arkadaşlarımı yurda davet ettim birlikte kutlayacağız, bir de oda arkadaşlarımı...Diğer odadakileri çağıramadım, çok kalabalık olunca da bir şeye benzemiyor. E....... ile N....... gizli gizli bir işler çeviriyorlar. Bugün çarşıya gittiler. Ben de geleceğim desem istemezler gitmemi. Hepinizi çok seviyorum. Kendimi çok iyi hissediyorum. Okulu yurdu her şeye rağmen arayacağımı düşünüyorum.

Yemekten bugün çıktık....Yemekler güzel değil, dağıtımda adalet yok... Pahalı bir de...Geçen akşam Mehmet Bey ( yeni yurt müdürü) ile Ş........ Bey (yurdun sahibi) etüt salonunda toplantı düzenlediler. Her odadan bir temsilci seçildi, bizim odadan da ben seçildim. Toplantıya temsilciler katıldı.Aman ne cahil, görgüsüz adam yurt sahibi.Parayla her şeyi satın alacağını sanıyor. Birici sınıflardan bir arkadaş 300 lira yemek parasının pahalı olduğunu söyledi. Gerçekten verilen yemeklere karşın o para fazla...Yurt sahibi şöyle bir kabardı, kasıldı, tüm ihtişamıyla : " Veremeyenler söylesin , ben onların yerine vereyim ." dedi.Benim de tepem attı. Zaten savunma avukatıyım ya ! ..Kimsenin bunu kabul etmeyeceğini, herkesin gururu olduğunu, tavrını beğenmediğimi , zaten yemeklerin de bir şeye benzemediğini ..... Söyledim de söyledim. O anladı mı bilmem ama Mehmet Bey anladı, ne de olsa öğretmen, "Tabii okul bitince ödemek koşuluyla.... " dedi. Yemeklerin düzeleceğini söylediler, bekledik, sözlerinde durmayınca biz de yemekten çıktık.Şimdi yine, kendin pişir kendin ye , yapacağız.
E........ ile N ....... Çarşıdan döndüler ben hala yazıyorum. Bırakayım bari...

"BİR MEKTUP BEKLİYORUM

4 NİSAN 1974


Bir Mektup Bekliyorum

" Bir mektup bekliyorum,
"Yavrum" diye başlayan,
"Sevgilim " diye biten...
Bir mektup bekliyorum
Dün gelmesi gerekirken
Bugün hala gelmeyen. "


"Maksat bir sevgi uğruna ölmek değil; uğruna ölünecek sevgili bulmaktır... "

Yunus Emre ne güzel söylemiş : " Sevdiğimi demez isem _ Sevmek derdi beni boğar " .Sanırım ben de yazmazsam boğulacağım, bu da söylemenin bir çeşidi.
Şu anda okulda olmam gerekirdi dersimiz boş olmasaydı. Bazen yaramazlık işe yarıyor. İngilizce öğretmenimiz B.....Bey , okuldaki adı Sarı Koç bizden kurtuldu. Gece bölümü açılınca onların dersini aldı. İlk sene dersimize gelen Ü..... Hanıma teklif etmişler ,kabul etmemiş. Haksız da sayılmaz hani... Az mı çekmişti bizden? Biz de bu durumdan şimdilik memnunuz da sınavlarda ne yapacağız onu bilmem...
Bu sabah ilk üç dersimiz Halk Edebiyatı idi. Bayburtlu Zihni 'yi işledik. Bir yandan not tuttum; bir yandan da Erol Toy ' un "İmparator" romanını okudum. İkisini aynı anda yapmak biraz zor ama neylersin ki çok çalışkanım.?
Dördüncü dersimiz Yeni Türk Edebiyatı'ydı.M....... Bey derse geldi " Bugün de Aslı' yı dinleyelim dedi. Konu Çalıkuşu.Biraz kem küm ettikten sonra başladım anlatmaya.Okudun mu romanı sorusu sinirlendirdi beni, iki kez okudum dedim.( Birincisi ortaokulda iken) Bu sefer başladı "kez" sözcüğünü kullanmamla dalga geçmeye...
Aslı hocamızın bana taktığı isim. Gezideyken, Adana'da sordum , neden Aslı diye?...Kerem ile Aslı kitabının kapağındaki Aslı'ya benzetiyormuş beni. Neyse dersi Kerem, Aslı derken bitirdik.
Dün A........'ten kart aldım, doğum günümü kutluyor ; çok sevindim. Mektuplar gecikiyor , PTT grevde.

"Umut da bir mutluluktur ; belki de mutlulukların en büyüğü."
(Samuel Jansın)

"Başkalarını bilen kimse bilgili ; kendini bilen kimse akıllıdır."
(Lao Toze)
Görüşürüz.....

SEVİYORSUN... SEVİYORSUN

"Durup durup sebepsiz yere ağladığın olur mu?
Gözyaşların bir sel misali boşanıyor mu gözlerinden?
İçinin bir deniz gibi kabardığını hissediyor musun?
Sonsuz özlemin alevler halinde fışkırıyor mu yeniden?
SEVİYORSUN , SEVİYORSUN, SEVİYORSUN... "
(Ümit Yaşar)

Biraz sonra Batı Edebiyatı çalışacağım, hiç de canım istemiyor. Hep yazmak, yazmak yazmak geliyor içimden Bu defteri doldurmak istiyorum. Yıllar sonra bakınca ne hissederim acaba?
Evet günlüğüm, koca üç yılı devirdik neredeyse...
İyiden , güzelden , doğrudan yana ne varsa tümünün yitirilmeye çalışıldığı bir dünyada yaşıyoruz. Bizler bu değerleri korumak için savaşacağız. Bunların yanında olacağız her zaman.
Ne dedi dün M.........Bey, gelecek yıl hepiniz bir yıllık öğretmen olacaksınız... Şaka değil, çok büyük sorumluluklar bekliyor bizi. Düşününce iyice büyüyor gözümde, bu kadar büyük sorumlulukların üstesinden gelebilecek miyim?
Bahar geliyor, hatta geldi bile Samsun ' a... İki gün sonra, 6 Nisan'da
bir yaş daha büyüyeceğim. Birkaç yıl sonra yaşlandım mı diyeceğim.?
Şimdi gencim, mutluyum ve gelecekten umutluyum. Tüm insanları seviyorum.Mutlu bir dünya düşlüyorum hayatımın 21. baharında...

Güzel bir, yok yok iki sözle bitireyim bu sayfayı da....

" İyiliği yalnız iyiler anlar; fenalığı herkes ..." ( C.Şehabettin)

İYİ GÖRÜNECEĞİNE İYİ OL... (Jallust)

4 Nisan 1974

5 Kasım 2007 Pazartesi

TAKDİR

3 NİSAN 1974
Samsun

Bu sıra okumaya verdim kendimi...Beğendiklerimi paylaşmalıyım.Güzel bir söz önce:

"Hayat onu sevdiğin ve ona yaklaştığın müddetçe tatlıdır. "
Ben de seviyorum hayatı ve insanları... Mutluyum.

Şimdi de Cemil Sena' nın Büyük Adam Olmak kitabından bir bölümü yazalım:
"Bana bilim ve sanatın takdir edilmediğinden bahsediyor ve bu takdirsizlik yüzünden çalışamadığını ve yeis içinde olduğunu söylüyorsun.
Genç okuyucu ! Etrafımızdaki insanlar bizi takdir etmek , beğenmek için yaratılmış değillerdir. Sen , beğenilecek bir iş yaptığın gün bile alkıştan mahrum kalabilirsin. Nice büyük bilim ve sanat dehaları nankör ve kurak devirlerde yetiştiler ve ne büyük açlık ve hakaret içinde mahvoldular. Onları kendi zamanları değil, biz takdir ediyoruz. Fakat onlar gene çalıştılar. Kısır ve kurak olanlara hayat vermek için, bugünü ve kendilerini değil yarını ve bizimkileri düşüneceksin. "

Nedense bu yazı beni çok etkiledi... Sık sık okunması gereken bir yazı.Yazara katılıyorum. Keşke öyle olmasa yetenekler zamanında anlaşılsa, beğenilse, alkışlansa....Bunlardan geçtim, şöyle yazarlarımıza, şairlerimize baktım da hapisaneden geçmeyen yok gibi... Yazık!

Biraz önce pencereden postacının güçlükle yurdun yokuşunu çıktığını fark ettim. Yorulmuş belli. Sabah sabah , neyin nesi diye kapıya koştuk. İki tane telgraf getirmiş. Biri yıldırım!...Umalım iyi haberdir. Sahiplerine haber vermeye gitti, yakın arkadaşları.
Düşünüyorum da geçen hafta bugün.........."Nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım ( günlerim ) ."
Biraz içim sıkılıyor. Hep düşünüyorum.
" Dağbaşında " diye başlıyor Orhan Veli ve devam ediyor:
Dağbaşındasın
Derdin günün hasretlik
Akşam olmuş
Güneş batmış
İçmeyip de ne halt edeceksin "

İşte böyle. Tek başınasın, başında bir yığın dert, bir yığın ders ve de özlem içindesin...Düşünmeyip de ne halt edeceksin...
Şimdi bırakıyorum yazmayı .Kitap okuyacağım.

EVLİLİKTE MUTLULUK

2 NİSAN 1974

"Bir melek sev
Bir güzel sev
Fakat bir tane sev "

Sevgili günlüğüm bugün okuduklarımdan kısa bölümler paylaşmak istiyorum seninle... Bakalım beğenecek misin?

" Şikago hakimlerinden Joseph Sabbath : "Evliliklerdeki mutsuzlukların en önemli sebebi hep ufak- tefek ihmallerdir.Bir kadının sabahleyin işine giden kocasını güler yüzle uğurlaması bir çok sorunu sorun olmaktan çıkarır.
Bir çok insan küçük dikkatlerin kıymetini bilemez. Ve bu ihmaller birike birike büyük sorunlara neden olur. Aile hayatınızı mesut etmek için küçük dikkatleri ihmal etmeyiniz ! "

Doğru söylüyor da sanırım O da dikkatsizlik yapmış. Ya da yaşadığı döneme göre konuşmuş. Artık işe sadece kocalar gitmiyor değil mi?
Bence evlilikte karşılıklı sevgi saygı olmazsa olmazı... Diğerleri nasıl olsa gerçekleşir bunlar olduktan sonra. İnsan sevdiğini kırmak istemez sanırım...Tabii ki özen gösterilmeli, karşılıklı....

"Saadet de telakkiye bağlıdır. Bazen en basit ihtiyaçların tatminiyle yetinen , mesuttur da ; İhtiyaçlarının fazlasına sahip olan bedbahttır."


" Rüzgar ateş için ne ise , ayrılık da aşk için odur.Ufak ateşi söndürür, büyük alevi canlandırır. " Bussy

" Hayatın sırrı şudur : Beğendiğinizi yapmayın ; fakat yaptığınızı beğenin. " İngiliz Atasözü

"Haksızlık önünde eğilmeyiniz. Çünkü hakkınızla beraber , şerefinizi de kaybedersiniz. " Hz. Ali

" Helak olacağınızı bilseniz dahi doğruluktan ayrılmayınız. Kurtulmak için tek ümit dahi olsa yalana başvurmayınız. " Hz. Muhammet


ADAK
Sana şiirler okuyacağım , gitme.
Güneşler doğacak yalnızlığımdan
Sana bir ışık getireceğim
Büyük aydınlığımdan.
( Hatırlayamadım şairini , bilen söylesin, lütfen...)


GERÇEK SEVGİ
Sevdik aşınmaz yüreklerle
Sevdik gerçekten
Yıllar aldı başını gitti
Biz aşkı beklerken
Ayrılık hep bizde yaşadı
Yalnızlığı bağrımıza bastık
Yenilmedik çaresizliğe, yasaklara
Çünkü gerçek aşıklardık.
Sevmeyi kutsal bildik
Beklemeyi vazife
Ruhumuz insan olsun dedik
Vücudumuz değilse.
Ve şimdi sarı bir alyans
Işık saçıyor parmağımızda
Onunla bulacak gibiyiz
Giden yılları aradığımızda

Ne zaman ne mesafe
Kıramadı sabır küreklerimizi
Sonunda özlediği mutluluğa
Kavuşturduk yüreklerimizi (Z. Değirmendereli)

"
Ve şimdi sarı bir alyans
Işık saçıyor parmağımızda...
"
Yok .... yok.....Yanlış anlaşılmasın....Biz nişanlanmadık....Nerede o günler...Hani sen bu iş iki imzaya bakar demiştin ya ...Ondan dikkatimi çekti bu şiir. Benim için çooook uzak bir hayal o.
BEN BU ŞİİRİ ŞU ANDA EVLENMEYİ DÜŞÜNEN NİŞANLILARA, NİŞANLANMA AŞAMASINDAKİ SEVENLERE Armağan ediyorum.Tüm kalbimle mutluluklar diliyorum onlara. Tabii darısı da
TÜM sevenlerin başına.


Son söz: " İyi bir koca yaratmasını bilen kadınlar dahidir."


"Seni severim
Seni sevenleri severim
Seni benim kadar sevenleri
ASLA..."

Son olmadı , devam.....

"Güzel bir kadın göze hoş;
İyi bir kadın kalbe hoş görünür. " ( Tersini de erkekler için düşünmek istiyorum. Güzel yerine Yakışıklı dersek olur sanıyorum. Her şey kadınlardan mı ne bekleniyor? )

"Aşkın dili gözlerdir."
"Kalp bir servettir.Fakat ne alınır ne de satılır. O sadece bağışlanır."

En son:


" Söz bilirsen söz söyle
Sözünden örnek alsınlar
Söz bilmezsen söz dinle
Seni adam sansınlar. "

Hoşça kal günlük. Görüşeceğiz....

HERKES ÖLÜNCEYE DEK YAŞAR

31 MART 1974

Samsun



Bugün pazar.Dolabımı yerleştirirken günlüğümle göz göze geldik.Bir iki satır karalayayım istedim. Hani benim için çok önemli anılar var da...

En önemlisi mi ?Tabii ki senin gelişin.Çok çok mutlu oldum.Hayatımın mutlu günlerinden üçü...Öyle ki hala onun mutluluğuyla sarhoşum.Tabii sen de bunları bilemezsin ki...Tıpkı senin günde iki kez şehre inip beni boş yere beklemelerini benim bilmediğim gibi.

Salı günü ,yani 26 Martta telgrafını aldım. Ne çok sevindiğimi görmeliydin. Bu nedenle E......... ile N........'a goflet bile ısmarladım. Müjde istediler...

Sonra çarşamba günü Merkez Ortaokulunda ilk dersi dinledik, ikincisi boştu , bahçeye indik arkadaşlarla...Keşke inmeseymişim.Tam o sırada aramışsın telefonla. Şu anda radyoda istekler var ,şansıma tuttum.

"Açık bırak pencereni

Örtme perdeni bu gece

Sana yazdım bu şarkıyı

Rüzgarlar, rüzgarlar getirebilsin

***

Aç artık avuçlarını

Yum gözlerini iyice

Ağlayıp yalvarmak için

Ellerim uzanabilsin."



Evet.......Ne diyorduk.Telefona Sevgili C.........çıkmış. Hemşehrin...Onu seviyorum. Çağırdılar koşa koşa çıktım , yetişemedim. Görüyor musun şu anda ne çalıyor? "Elbet bir gün buluşacağız." Meğer okulları sırayla aramışsın. Mithatpaşa Kız Lisesi ve Namık Kemal Ortaokulundan da arandığım haberleri ulaştırıldı bana. "Ben seni unutmak için sevmedim, gülmen ayrılık demekmiş bilmedim . Bekledim sabah akşam yollarda, ölmek istedim,bir türlü ölmedim. Aşk bu mu ,sevda bu mu, hayat bu mu...Kalp acı ,dünya hüzün gözyaşı dolu. " Kusura bakma günlüğüm... Bir başkayım bu akşam.... Çıkan her şarkı etkiliyor beni. Araya şarkılar girebilir, hazırlıklı ol diye yazıyorum.

Geleceğini biliyordum ; telgrafın gelmişti ,ama zaman belli değildi . Neyse okuldan çıktım doğru PTT' nin yanına geldim, biraz bakındım sen yoktun; çaresiz okula döndüm.

Sonra saat 13.00 sıraları tekrar geldim PTT ' ye . İçerde oturdum . Bekledim, bekledim bekledim......Yok, gelmedin.Sıkıldım kalktım gitmek için . Nasıl olduysa gözüm pencereden dışarı kaydı. Aaaaa o da ne ? Sen de dışarda bekliyordun ,seni gördüm!.. Geldim, tokalaştık, selamlaştık, konuştuk.... konuştuk ..... konuştuk. Tüm biriktirdiklerimizi anlattık. Biraz dolaştık. Biraz dedim ama pek de az değildi hani. İlk kez ikimiz yollarda yan yana birlikte dolaştık. İnanılır gibi değil.Akşam yurda geldiğimde oldukça yorgundum.Tatlı bir yorgunluk...

Perşembe günü 11 ' de Fuar' ın orda buluştuk. E.......'yle N........ da tanışmaya geldiler.Sizleri tanıştırdım. Onlara "Nasılsınız ? " diye sormadığın için biraz bozulmuşlar. Neyse o gün Fuar ' da uzun uzun dolaştık, banklarda oturduk , konuştukça konuştuk. Sen anlattın ben dinledim , ben anlattım sen dinledin...Sonra tekrar yürümeye başladık, birden omzuma güm diye kolun düştü ...Ben de ani bir refleksle tuttuğum gibi aşağı gönderdim... Bunu yapmamalıyız, yeri değil, zamanı değil...Kızdım sana , artık dönmeliyim dedim. Pastanede biraz oturmayı teklıf ettin , peki dedim. Melodi Pastanesine gittik. Saat 17.00 'de yurda geldim. Baktım yemekten sonra herkes sinemaya gitmek için hazırlanıyor, okulu götüreceklermiş. Ben de sinemaya gittim.



Saat 18.00'de film başladı. " Her Devrin Adamı " isimli ödüllü bir film.İngilizce idi ; ben de fazla dikkatimi veremedim, ama yine de beğendim.Erken bitti. Samsun Sinema Severler Derneği getirtmişti filmi. Bizden de giriş ücreti alınmadı. Neyse saat 20.20 sıralarında otobüsle Konak Sinemasının önünden geçerken pencereden seni gördüm; afişlere bakıyordun .Meğer sen de sinemaya gitmişsin o akşam.



Ertesi gün , son günümüzdü... Okuldan sonra Melodi Pastanesine geldim ,biraz bekledim ; sen gelmeyince yanlış anladığımı fark ettim Samsun Fuarının önüne geldim.Gerçekten de orada beklıyordun. Birlikte Sümer Pastanasine gittik. Nedense oradan pek hoşlanmadık, çok az oturduktan sonra kalktık, saat 13.00 ' e kadar sokaklarda yan yana dolaştık. ( Bu şarkı bizim olsun.) : " Bir kere bakanlar unutur derdi,günahı.... Görmez gözünün ufkuna baktıkça sabahı......"

15.30 ' da tekrar Melodi ' de oturduk. Burada sana bir itirafta bulunmak istiyorum. Hani sana hiç vakit geçmiyor diyordum ya , aslında geçmesin istiyordum, üzüldüğümü belli etmemeye çalışıyordum. Ama istesem de istemesem de gidecektin. Nitekim öyle oldu . Akşam durakta dolmuşa beni bindirdiğinde üzüntüden ne diyeceğimi bilememiştim. Dolmuş köşeyi dönünceye, sen gözden kayboluncaya kadar baktım arka camdan....
Ayağını banka dayamış öylece bakıyordun dolmuşun arkasından...
Ertesi gün bir an belki de gitmemiştir diye düşündüm, kendim de inanmadım buna. Dün arkadaşlarla pazara giderken onlara çaktırmadan , Melodi'nin önünden geçmemizi sağladım.İçeri baktım, yoktun yok...
Şimdi mektubunu bekliyorum. Biliyor musun şu PTT ' ye de öyle bir kızıyorum ki......Tam da grev yapacak zamanı buldular....

Ne dersin A........ ? Bu iş senin dediğin gibi iki imzayla mı biter ?Hayırlısı olsun diyelim biz yine de...

HERKES ÖLÜNCEYE DEK YAŞAR

Aha ! ... Şuracığımda yara,
Şuracığımın sızısı durmaz.
Bıkmadım sevmekten, hiç bıkmadım,
Yoruldum biraz.
Görünmez benim ağladığım,
Ben bilir, ben duyarım yüreğimin yasını.
Seven yakınmaz yalnızlığından,
Gönlündekiyle sürdürür yaşantısını.
Kırgın değilim sana , kahretmiyorum da
Bilirim alın yazısı nedir kader ne...
Bilmeli alınyazısının değişmeyeceğini insan,
Boyun eğmeli geleceğine...
İnsan bu ya !...
Kimi dertle, kimi kederle
Kimi saadetle dolup taşar.
Ama bir yerde hepsi de aynı işte ;
Herkes ölünceye dek yaşar.

(Arif Güler)

SEVGİLİ GÜNLÜK

30 MART 1974
Cumartesi- 20.50

SEVGİLİ GÜNLÜK

Şu anda odada yalnızım.Radyoda dinleyici istekleri var.Şarkıcı coşkuyla:
"
Dane dane benleri var yüzünde
Can alıcı bakışları gözünde...
"
diyor, arkasından da " Dünyada yardan tatlı var'mola... diye sürdürüyor.
Oldukça da coşkulu. Kim bilir belki doğrudur söyledikleri.
Bu akşam Gececi Öğrenciler için çay var. Gitmek istemedi canım.Güya ders çalışacaktım...Ben seninle dertleşiyorum.
Üç hafta uygulamalarla geçti. Bugün son gündü. Öğretmenliğe bayıldım. Yalnız öğrenciliğe dönüş biraz zor gelmeye başladı. Eeeeee ne demişler " El atına binen tez inermiş. " bizimki de öyle oldu. Çaresiz kendi atımıza bineceğimiz günü bekleyeceğiz sabırla.
Sevgili günlüğüm bilsen neler neler oldu bu son hafta da. O buraya geldi biliyor musun? Nasıl mutlu oldum anlatamam. 27-28-29 Mart, çarşamba, perşembe ve cuma.... benim için unutulmaz günler olacak.
Bu sabah uyanınca biraz canım sıkıldı , fakat asıl akşam bu güzel günlerin bitişine üzüldüm, yalnız kalmak istedim.
Sabah Namık Kemal Ortaokulunda ders dinledim, sonra Merkez Ortaokulunda N....... ile buluştuk. E........ Mithatpaşa Kız Lisesindeydi,
onun gelmesini bekledik. Gelince hep birlikte pazara gittik. Sebze, meyve bir de hamsi aldık. Hamsileri E....... temizledi, ne de olsa Karadeniz kızı. Giresunlu. Ben de salata yaptım. N....... masayı hazırladı. Sonra da afiyetle yedik. Ama nedense içime sinmedi.
Yemekten sonra epeyce iş yaptık. Bulaşık,çamaşır,temizlik, banyo...canımız çıktı. Ah anneciğim seni nasıl özlüyorum bir bilsen.Nasıl da uğraşırdın bizler için...
Yurtta da hiç kimse kalmadı neredeyse. Çoğu çaya gitti. E........ de okuldaki sinemaya gitti. "Dönüş " oynuyormuş, Türkan Ş oray'ın.Ben daha önce izlemiştim bu filmi. Gerçi izlemesem de gidecek değildim. Dedim ya bu gece canım bir şey yapmak istemiyor.
T........ babası geldi biraz önce. Ordulu... Yakın olunca böyle oluyor işte. Evdekileri çok özledim. Hepinizi çok seviyorum.

N........odaya geldi, biraz sohbet ettiğimiz için ara vermiştim. Şimdi yine baş başayız. Nerede kalmıştık. Haaaa evet ailemi gerçekten çok özledim. Geleli bir ay oldu...
Yurtta 15 günden beri yemek verilmeye başladı, önce katılmayı düşünmemiştik ama sonradan vazgeçtik bu düşüncemizden. Çok zaman harcıyoruz bu işlerle, dersler de çok yoğun. Bir de tez çalışmaları var. En iyisi katılalım dedik. Bakalım nasıl olacak.
Öğrenciliğim bu yıl bitecek. Sonra......sonrasını bilemiyorum. Yalnız her insan gibi mutlu olmak, mutlu etmek istiyorum... Şu anda çok mutluyum , devamını diliyorum. Tabii benimle birlikte tüm sevdiklerimin de mutluluğunu istiyorum. Zaten öyle olmazsa , mutlu bile olsam, eksik bir yanı kalır.
Şimdi sonlarken tüm insanların iyiden, güzelden,doğrudan yana olan rüyalarının gerçek olmasını diliyorum.