inanç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
inanç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Şubat 2008 Cuma

KUŞKU

" Kuşlar arasında yarasa ne ise düşüncelar arasında kuşku da odur:
İkisi de hep alaca karanlıkta uçarlar. Kuşkularımızı baskı altına almak, hiç değilse gözaltında bulundurmak zorundayız; çünkü kafamızı bulandırır, arkadaşlarımızı yitirmemize yol açar, işimizi alt üst eder, çığrından çıkarırlar. Kralları zorbalığa, kocaları kıskançlığa, bilge kişileri bocalamalara , kara düşüncelere sürükler kuşku. Gönlümüzün değil, kafamızın bir yetersizliğidir kuşkular. Kuşku, en yiğit yaradılışta bile kendini gösterir. Yalnız bu yaratılıştaki kişilere kuşkunun pek zararı dokunmaz. Çünkü böyleleri çoğunlukla enine boyuna düşünür, haklı bir neden bulmadıkça bir konuda kuşkuya kapılmazlar. Korkak yaradılışlarda ise kuşku çok kolay kök salar.
İnsanı, az bilmek kadar kuşkulandıran hiçbir şey yoktur. Onun için kuşkuyu bilgimizi artırmakla yenmeye çalışmalıyız, sürekli içimizde taşımakla değil. Ne istiyor insan? Çalıştırdığı ya da birlikte iş gördüğü kimseleri birer ermiş mi sanıyor ? Onların da kendi çıkarlarına bakacaklarını , her şeyden önce kendilerine çalışacaklarını bilmiyor mu ? Bu bakımdan, kuşkularımızı gidermenin en iyi yolu, bu kuşkular gerçekmiş gibi işlerimizi görmek, yanılmışım gibi de dizginlemektir.
Kuşkularımızdan, kuşku duyduğumuz şey gerçekmişçesine tetikte olmaktan yararlanmalı, ancak bundan zarar da görmemeliyiz. İnsanın içinde kendiliğinden doğan kuşkular, sinek vızıltısını andırır; ama başkalarınca içimize sokulan , yapay yoldan beslenen , dedikodularla, fısıltılarla uyandırılan kuşkular çok can yakar. Gerçekte, böyle bir kuşku ormanına düşen kimsenin yolunu bulabilmek için başvurabileceği en doğru şey, kuşkulandığı kişiyle açıkça konuşmaktır. Böylece, hem insan gerçeğin iç yüzünü eskisinden daha iyi öğrenmiş olur, hem de karşısındakinin kuşku uyandırabilecek davranışlardan bundan böyle sakınmasını sağlar. Ama, bayağı yaratılışta kimselere bu yol uygulanamaz, çünkü onlar kendilerinden bir kez kuşku duyuldu mu bir daha hiçbir zaman içtenlik göstermezler. İtalyanlar :
" Kuşku inancı başından savar. " derler. Oysa gerçekte kendini haklı çıkarabilmek için , inancı körüklemesi gerekir."
(Bacon-Denemeler)
.

26 Ocak 2008 Cumartesi

LAİKLİK NE DEĞİLDİR



"Dünyanın başka uygar toplumlarında olduğu gibi Atatürk Türkiyesinde de laiklik, bireylerin birey olarak diledikleri dinsel inanca sahip olmalarına ya da hiçbir dinsel inanca sahip olmamalarına başta devlet, hiç kimsenin karışmaması olarak anlaşılır.
Ancak yine başka toplumlarda olduğu gibi Türkiye'de de laik düzene karşı olanlar kendi dinsel tutumlarının topluma zorla benimsetilmesi amacında olduklarını açıkça ortaya koyamadıkları ve makullük dışına çıkmayı göze almadıkça laiklik ilkesine doğrudan doğruya karşı çıkamadıkları için genellikle laiklik kavramına ve laik devlet, laik toplum düzeni kavramlarına eksik ya da yanlış tanımlamalar getirmeye yönelmişlerdir. BÖYLECE DİNİ SİYASETE ve BAŞKA TÜR BENCİLCE ÇIKARLARA ARAÇ YAPABİLME KAPILARINI ZORLAMAYA ÇALIŞMIŞLARDIR.
Laiklik Ne Değildir?
  • Laiklik, en sık yinelenen " Dinle devletin birbirinden ayrı olması..." tanımının yüzeysel olarak anlaşılmasına dayalı "Din alanında kim ne yaparsa yapsın, devlet karışamaz." anlamını taşımaz.
  • Laiklik devlet gücünün, otoritesinin ve olanaklarının herhangi bir dinsel inancın ya da inançsızlığın eğitilmesinde, öğretilmesinde, yayılmasında kullanılması demek de değildir. Çünkü böyle bir durumda başka dinden ya da mezhepten olanların, aynı dini ayrı biçimlerde yorumlayanların ve herhangi bir dinsel inanç beslemeye gerek görmeyenlerin inanç ve vicdan özgürlükleri ortadan kaldırılmış olur.
Mustafa Kemal Atatürk'ün eşsiz önderliğinde gerçekleşen Türk Devrimi bir ulusal bağımsızlık ve çağdaşlaşma hareketinin adıdır. Bir toplumsal -yeniden- biçimleniştir. Ulusal bağımsızlığı ve özgür düşünceyi temel aldığı için bir Türk Aydınlanmasıdır.
Gerçekten laik bir dünya anlayışı temeli üzerinde yükselen Türk Devrimi, Türk toplumunda akıl çağını etkin biçimde açmıştır.
Türk Devriminin temeli olan ulusal bağımsızlık ilkesi, düşünce ve inanç bağımsızlığı ve özgürlüğü demek olan laiklikle özdeştir. Boş inançların, dinsel baskıların doğmatik zincirleriyle aklın bağlandığı yerde ulusal bağımsızlığın düşü bile görülemez. BUNUN GİBİ İNANÇLARIN YÖNETİMİNDE BİLİM DE YAPILAMAZ. Öyleyse laik düşünüş ve davranış olmadan DEMOKRATİK BİR HUKUK DEVLETİ DE KURULAMAZ.
Öte yandan laiklik, " Dil, kan, hatta din birliğine karşın Türk halkını yüzyıllar boyunca bin parçaya bölen ACIKLI DİDİŞMENİN de sonu, en sağlam birlik demek olan eğitim ve kültür birliğinin de başlangıcıdır.
Atatürk 30 Ağustos 1925 tarihinde Kastamonu'da şunları söylemiştir:
Efendiler, yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimlerin amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tümden çağdaş ve bütün anlam ve biçimleriyle uygar bir toplum durumuna ulaştırmak... Şimdiye değin ulusun kafasını paslandıran , uyuşturan... düşünüşte bulunanlar olmuştur. Herhalde düşünüşlerdeki boş inançlar tümden kovulacaktır. Onlar çıkarılmadıkça kafaya gerçek ışıklarını ulaştırmak olanaksızdır.
Efendiler ve ey ulus, iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar ülkesi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat,uygarlık tarikatıdır.
Yol ayrımına mı geldik, ne dersiniz? Tehlike kapıyı çalmaya başladı. Korkarım başkaları da sırada... Yazık... "

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...