Üç gündür denize giriyoruz. Güneşleniyoruz.
Dün kardeşim de geldi. Bana özenmiş...
Sitedeki bayanlar toplanıp gidiyoruz. Ege denizinin yaz mevsimindeki sıcaklığı var.
Komşuların enerjisine bayıldım. Denizden sonra birkaç etkinliği bir güne sığdırıyorlar. Ülke sorunlarıyla da oldukça ilgililer. Biri resim çalışmalarına ara vermiş bu konuda çalışmak için. Toplantılara koşturuyorlar. Onların çalışmalarını görmek umutlarımı yeşertti...
Tatili özlemişim meğer...
Yazıları her zaman gönderme olanağı bulamadığımdan toptan gönderdim...
Sevgiyle kalın dostça yaşayın...
kasımda denize girmek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kasımda denize girmek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Kasım 2008 Pazartesi
KASIM ORTASINDA DENİZE GİRİLİR Mİ?
Ben bugün denize girdim. Hem de kasım ayının 15'inde.
Yüzdüm yüzdüm yüzdüm... Özlemişim vallahi!
Denizden sonra da dalından kopardığım portakallardan sıktım. Babam ve kendim için...
Rüya mı görüyorum ne?
Cuma günleri Alanya'nın pazarı var. Babamla dün yürüye yürüye pazara gittik.
Alanya yaza hazırlanıyor. Kaldırımlar yeniden düzenleniyor. Yollar kaldırımlardan daha dar... İyi ki de öyle... Alanya'da yürümek güzel! Yazın bu kaldırımlar dolup taşıyor yürüyen insanlarla...
Pazara vardığımızda ben biraz yorulmuştum, daha doğrusu ayakkabılarım yürüyüşe pek uygun değildi.Ayaklarım sızlıyordu. Babama baktım, onda yorgunluktan eser yok! Gel seni bir yere götüreceğim, dedi. Pazar yerine yakın Gaziantep kebapçısına götürdü beni. Garsonlar cin gibi, etrafımızda pervane... Şunu mu istersiniz bunu mu, sorup duruyorlar ve bir yandan da turistlerle her dilden konuşmaya çalışıyorlar. Onlarla daha mı iyi iletişim kuruyorlar yoksa sevimli hareketlerine bakıp gülümsemelerine mi sebep oluyorlar bilemedim. Ama pek çok turist burada birayla birlikte her çeşit kebabı büyük bir iştahla yiyor.
Pazarda Türklerden çok yabancılar var. Orta yaşlı çoğu. Ve nasıl da kendimize benzetmişiz görmelisiniz! Giysileri buradan alınmış belli. Erkeklerdeki göbekler, kadınlardaki tombişlik önceden mi vardı burda mı oldu bilmiyorum ama aynı biz! Eskiden gördüklerim tığ gibiydi, şimdikiler öyle değil!.. Çoğu Alman ve Rus, biraz da ondan tombişlikleri galiba... Eskiden meyveleri taneyle alırken şimdi torbaları dolduruyorlar bizim gibi! Amerika'da tanık olmuştum, bir dilim karpuz satılıyordu! Şaşırmıştım, benim bildiğim karpuz bütün olmalıydı. Keserken çatur çutur ses vermeliydi. Mis gibi dilimlenip ortaya getirilmeliydi! Şöyle suları aka aka...
Çok yiyoruz çok. Yemek için yaşıyoruz galiba... Hem de tadını çıkara çıkara yiyoruz, sonra da bu kilolar nereden beni buldu diye yakınıyoruz. Su içsek yarıyor vallahi! Turistlere de yaramış! Aynı biz...
Pazardaki sebze ve meyveler harikaydı. Bilemediğim pek çok meyve sebze gördüm, durmadan sordum. Eski adı mersin olan mırç, turpa benzer bir başka sebze gülsurç ve dikenli kabak bilmediklerimdi. Avokado, ananas, kivi, kereviz, muz, portakal, mandalin, limon bol bol tezgahları süslüyordu ve yeşil sebzeler...
Babam ne kadar uğraşsa da yeşilliklere saldırmaktan beni alıkoyamadı. Bol bol yeşillik aldım. Her zaman et yenmez ki babacığım. Yeşilde hayat var...
15 Kasım 2008 Cumartesi
15:33:18
Yüzdüm yüzdüm yüzdüm... Özlemişim vallahi!
Denizden sonra da dalından kopardığım portakallardan sıktım. Babam ve kendim için...
Rüya mı görüyorum ne?
Cuma günleri Alanya'nın pazarı var. Babamla dün yürüye yürüye pazara gittik.
Alanya yaza hazırlanıyor. Kaldırımlar yeniden düzenleniyor. Yollar kaldırımlardan daha dar... İyi ki de öyle... Alanya'da yürümek güzel! Yazın bu kaldırımlar dolup taşıyor yürüyen insanlarla...
Pazara vardığımızda ben biraz yorulmuştum, daha doğrusu ayakkabılarım yürüyüşe pek uygun değildi.Ayaklarım sızlıyordu. Babama baktım, onda yorgunluktan eser yok! Gel seni bir yere götüreceğim, dedi. Pazar yerine yakın Gaziantep kebapçısına götürdü beni. Garsonlar cin gibi, etrafımızda pervane... Şunu mu istersiniz bunu mu, sorup duruyorlar ve bir yandan da turistlerle her dilden konuşmaya çalışıyorlar. Onlarla daha mı iyi iletişim kuruyorlar yoksa sevimli hareketlerine bakıp gülümsemelerine mi sebep oluyorlar bilemedim. Ama pek çok turist burada birayla birlikte her çeşit kebabı büyük bir iştahla yiyor.
Pazarda Türklerden çok yabancılar var. Orta yaşlı çoğu. Ve nasıl da kendimize benzetmişiz görmelisiniz! Giysileri buradan alınmış belli. Erkeklerdeki göbekler, kadınlardaki tombişlik önceden mi vardı burda mı oldu bilmiyorum ama aynı biz! Eskiden gördüklerim tığ gibiydi, şimdikiler öyle değil!.. Çoğu Alman ve Rus, biraz da ondan tombişlikleri galiba... Eskiden meyveleri taneyle alırken şimdi torbaları dolduruyorlar bizim gibi! Amerika'da tanık olmuştum, bir dilim karpuz satılıyordu! Şaşırmıştım, benim bildiğim karpuz bütün olmalıydı. Keserken çatur çutur ses vermeliydi. Mis gibi dilimlenip ortaya getirilmeliydi! Şöyle suları aka aka...
Çok yiyoruz çok. Yemek için yaşıyoruz galiba... Hem de tadını çıkara çıkara yiyoruz, sonra da bu kilolar nereden beni buldu diye yakınıyoruz. Su içsek yarıyor vallahi! Turistlere de yaramış! Aynı biz...
Pazardaki sebze ve meyveler harikaydı. Bilemediğim pek çok meyve sebze gördüm, durmadan sordum. Eski adı mersin olan mırç, turpa benzer bir başka sebze gülsurç ve dikenli kabak bilmediklerimdi. Avokado, ananas, kivi, kereviz, muz, portakal, mandalin, limon bol bol tezgahları süslüyordu ve yeşil sebzeler...
Babam ne kadar uğraşsa da yeşilliklere saldırmaktan beni alıkoyamadı. Bol bol yeşillik aldım. Her zaman et yenmez ki babacığım. Yeşilde hayat var...
15 Kasım 2008 Cumartesi
15:33:18
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
KİMSE YOK MU
"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...
-
ANKETİN SORUSU ŞU: Sizce Türkiye'nin en ÖNEMSİZ sorunu nedir? Seçeneklerden sadece birini tıklayacaksınız. Şimdiden teşekkürler...
-
Eşime sordum: "57" dedi, inanamadım! Şaka yapıyorsun, dedim. Hesapla bak, dedi. Hesapladım, hesapladım işin içinden çıkamadım......