Van Münit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Van Münit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Kasım 2011 Cuma

VAN MİNUT




YENİ MİLLETVEKİLLERİNE

Haklısınız, bir büyük millete vekilsiniz;
Göğsünüz kıvanç dolu, gerildikçe gerilir.

Bilin ki Atatürk'ün kurduğu Ankara'ya
Atatürk'ün yolundan yürünerek girilir.

Bir avuç yobaz için, bir sürü cahil için
Devrimi çiğneyecek ayak varsa kırılır.

Bir de bakarsınız ki her meydanda bir kere
Her genç Türk'te bir kere bir Atatürk dirilir.

Bir an unutmayın ki Atatürk ülkesinde
Ahiretten önce de Yüce Divan kurulur."

Behçet Kemal Çağlar

PADİŞAHIN SELAMI VAR
Yılmaz Özdil yazmış...

16 Kasım 2011 Çarşamba

İDEAL AİLE


On iki nüfuslu bir aile...
Dokuz çocukları vardı, biri öldü...
Sekiz çocuk daha var geride...
Hala ideal aile...

Van'ın Erciş ilçesi Çelebibağ Belde'sinde deprem sonrası, naylondan yaptıkları çadırda yaşamaya çalışıyorlarmış; yedi yaşındaki Deniz Olgun ölmüş, enfeksiyon kapmış; engelli bedeni daha fazla dayanamamış eksi on dört derecedeki soğuğa...

Oysa AĞUSTOS'ta kalıcı konut sözü vermişti , başbakan! Deniz ne bilsin çocuk işte, tutmuş ölüvermiş. Herkes kısmetiyle doğuyor, kısmetsizmiş...

"Biraz üşüyeceğiz" demiş başbakan, ama , bunu siz üşüyeceksiniz anlamında kullanmış; çünkü hemen uçağına atlayıp gitmiş o, üşümemiş, minik Deniz'in sekiz kardeşi naylon çadırda üşümeye devam ediyormuş.

Zatüreye yakalanan üç yüz çocuk daha varmış Ağustos'u beklemesi gereken; oysa onlar kışın üşüyor, şimdi üşüyor, şu an donuyor, hemen ölüyor...

Kişisel yardım edilmeli, evet. Amaaaaa....

Aması kişiler devlete vergi vermiyor mu? Veriyor. Hatta verginin vergisini de veriyor. Devlet, sosyal devlet, üstelik doğurun! en az üç çocuk doğurtun diyen hükümetin başı, neden insanların ölmesine göz yumuyor?

Hükümet,Milletin parasını -üç ayrı uçakla- bavullarla başka ülkelerin teröristlerine hesapsız kitapsız götürmüyor mu? Ölen çocukların, hasta çocukların, depremzedelerin kısmetini çalmıyor mu?

En az üç çocuk demek kolay, zor olan o çocukları insanca yaşatabilmekte değil mi?


EK: Depremde İstanbul İçin En Riskli Yerler
ve
En Tehlikeli İller


Hürriyet- Jeoloji Profesörü Ahmet Ercan açıklamış.

31 Mayıs 2010 Pazartesi

VAN MiNüT




Tüm günümüz hastanede sinir harbiyle geçti. İş bilmez, insan sevmez, duyarsız çalışanlar yüzünden çıldırma noktasına geldim.
Babama ultrason çekilecekti, 1,5 litre su iç gel, dedi kayıt memuru. Suyu zorla içti babam, aç karnına... Tokken alması gereken ilaçları da içememişti henüz.

1,5 Litre suyu içince, tuvalete de sıkışmış bir durumda gittik memurun yanına, beş dakika geç kaldınız,saat 13'te gelin!

Ne dedimse, dinletemedim. Babam seksen yaşında dedim, ilaçlarını alması gerekiyor dedim, saat söyleseydiniz dedim (Söyledim, diyerek bir de beni yalancı durumuna düşürdü!) ve yapabileceğim bir şey yok dedi ilgisiz, duyarsız bir şekilde. Pes etmedim, iki kat aşağıdaki ultrason odasına gittim, rica ettim, ama duvar gibi insanları ikna etmek olanaksızdı.

Babamı da peşimden sürükleyerek "Hasta Hakları"nı buldum güç bela. Telefonla kayıt memurunu aradı, söylediğim saatte gelmediler yanıtını aldı, o da yapabileceğim bir şey yok, yeniden deneyin, dedi!

Ve babam tuvalete zor yetişti...

Sonra bir poğaça yedi, ilaçlarını içti, yeniden 1,5 litre su içmeye başladı, 13,15'te gelin dediler ya biz 13'te geldik kayıt bölümünün önünde beklemeye başladık. Yemekteler, kimse yok kayıtta. Saat 13.15'te babam: "DAYANAMIYORUM!" dedi.

Sabret, biraz daha sabret, dedim. 13.20'de babam tuvalete yönelmişken baktım memur geldi. Babama seslendim, duymuyor. Koştum yetiştim, geldi, sabır dedim. Memura, dayanacak gücü kalmadı, dedim; bekleyin dedi.

Bekleyemiyor, dedim.

Aşağı ultrason odasına(34 nolu oda) gidin diyince babamla iki kat aşağıdaki ultrason odasına gittik.

Acil durumdayız, ikinci kez su içti...

13.30'da gelinnn!

Ama dayanamıyor, emekler boşa gidecek!

13.30!

Saat 13.25'ti ve babam en yakın tuvalete dar yetişti...

Ultrasyon çektirememiştik. İki denememiz de boşa çıkmıştı. Oysa hastane duvarlarında 65 yaş üstü hastalara öncelik tanınır, diye yazıyordu... Vazgeçtik ultrasondan, hastanenin diğer şubesine geldik, önceki tetkiklerin sonuçlarını doktora göstermek için. Buradaki memurlar oradakilerden de beterdi. Sinir harbi içinde doktorla görüşebildik. Üstünkörü baktı sonuçlara, buna da şükür diyip eve geldik.

Baktım haberlere, Hatay'da 7 şehit vermişiz, İsrail'le savaş noktasına gelmişiz. Neymiş, Filistin'e insani yardım adı altında çoluk çocuk doldurup gönderdiğimiz gemiye İsrail komandoların saldırıları ve sokak gösterileri...

İsrail'in yaptığı yanlış, ancak savunmasız çoluk çocuğu gemiye doldurup oraya savunmasız göndermek daha da yanlış...

Yardım konusuna kuşkuyla bakıyorum. Kendi hastane bahçelerine bank bile koyamayan, hastalarını yerlerde süründüren, açlık sınırında yaşayan binlerce insanını görmezden gelen kişiler garip görüntüler halinde yardıma gönderiliyor. Ve orada ölüyor. Vatandaşın parasını fenerlerle sömürenler, şimdi de canlarını ortaya sürüyor. Ve bir anda oldukça organize bildik kişiler, bildik görüntülerle polisin koruması altında sokaklara dökülüyor!

Tepkiye gelince, iki ülke arasında yapılan anlaşmaları iptal edebiliyor musunuz? Ticari ilişkileri kesebiliyor musuz? Sanmıyorum. Ortadoğu kaynayan kazan. Ülkeyi bu kazanın içine atmaya kimsenin hakkı yoktur. Bu durumu yaratanlardan hesap sorulabilecek mi? Bizim bilmediğimiz hangi oyunlar hazırlanıyor bekleyip göreceğiz.

Şehitlerimize yine rahmet, yakınlarına yine sabır dileyeceğiz. Analar ağlamasın açılımları sonucunda artık analarla babalarla birlikte bebeler de ağlıyor, ağlayacak! Birileri de bu durumlardan böbürlene böbürlene gezecek...

Yazıklar olsun...

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...