çağdaş yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çağdaş yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mayıs 2009 Çarşamba

OYUN BOZAN


Dün oldukça yoğun bir gün geçirmiştim. Yorgundum. Erkenden uyuyakalmışım. Böyle olunca da erkenden uyandım. Balkonun kapısını açtım, biraz hava almak istedim. Sabah ezanı okunuyordu...

Çocukluğumun, ilk gençlik yıllarımın inanç dünyasına gittim bir süreliğine. Ramazanlarda iftar topunu beklerdik sabırsızlıkla, en büyük zevkim annemden önce kalkıp sahur sofrasını kurmaktı, onun gözlerindeki mutluluk beni inanılmaz sevindirirdi.

Daha önceki yazılarımda bunlara değinmiştim. Şimdi neden mi yazıyorum yeniden? Bilmiyorum.

Bildiğim son yıllarda bazı kişilerin "din din" diyerek dinimizi kirletmeleri, huzurumuzu kaçırmaları, insanları dinden imandan çıkarmak için elinden gelen her türlü çirkinliği, kötülüğü, iftirayı,sahtekarlığı, yalancılığı, dolandırıcılığı, iki yüzlülüğü,çıkarcılığı, ahlaksızlığı, vatan hainliğini yaptığı... Saf, bilinçsiz insanlarımızı da kobay olarak kullanmaları...

Yunusların, Mevlanaların, Hacı Bektaşların, Dertlilerin, Pir Sultan Abdalların, Karacaoğlanların, Köroğlu, Dadaloğluların, Aşık Veysellerin yetiştiği bu topraklar üzerinde oynanan oyunu göremeyen gafiller açın gözünüzü! Daha önce de sahnelenmek istendi bu oyunlar. Olmadı, olamadı... Yapamadılar, yapamayacaklar da!

O zaman, "Geldikleri gibi giderler!", "Ya istiklal, ya ölüm!" , "Bağımsızlık benim karekterimdir!" "En gerçek yol gösterici bilimdir!" , "Yurtta barış dünyada barış!" diye haykıran Mustafa Kemal Atatürk tüm oyunları bozdu, kurulan tuzakları parçalayıp attı... 19 Mayıs 1919 Kurtuluş Savaşımızın başlangıç tarihi...

Bugün de aynı oyunlar farklı boyutlarda sergilenmek isteniyor. Toplumun en hassas noktalarından saldırıyorlar. Birileri dincileri, dinciler de dindarları kullanmak istiyor. Yine o birileri kürtçüleri, kürtçüler de kürt yurttaşlarımızı kullanmak istiyor. Bu tuzağa düşecek miyiz? Biraz okuyanlar, düşünenler, araştıranlar, aydınlananlar oyunun farkında. Geçmişte olduğu gibi bir avuç aydın halkı uyandırmaya çalışıyor. Kurulan tuzakları bozmak için var gücüyle çalışıyor. Canı pahasına yapıyor bunu...

Türkan Saylan bunlardan biriydi. Yaptıklarını düşünün... Siz, onu karalayan şaşkınlar, siz de düşünün artık! "Türban" mücadelesi vermekten başka ne yaptınız? Başka bir mücadeleniz var mı? Topluma, insanlığa sunduğunuz küçük bir hizmetiniz oldu mu? Karınıza, kızınıza, ağzı süt kokan bebenize türban taktırarak cennete gideceğinizi mi sanıyorsunuz? Be Allah'ın sersem kulları, herkesi kandırsanız bile Allahı kandıramazsınız! Öyle yağma yok, önce insan olun bakalım!

Yunus Emre'ye kulak verelim mi, ne dersiniz?

"Yunus Emre der hoca
Gerekse bin var hacca
Hepisinden eyüce
Bir gönüle girmekdür"


"Bir hastaya vardunısa bir içim su verdünise
Yarın anda karşu gele Hak şarabın içmiş gibi"

Türkan Saylan Hocanın arkasından içlerinin karasını fışkırtan kara cahiller! Bakın Yunus Emre ne demiş? Okudunuz mu? Anlayabildiniz mi? Hastaya bir tas su vermekten söz ediyor Yunus. Peki Türkan Hoca kaç hastayı iyileştirmiş, kimlerin derdine derman olmuş, kimler için canını hiçe saymış?

Sen ne yaptın bu güne kadar ha? Türban da türban! Oy türban türban! Türbanın seni cennete taşıyacağını sanıyorsan vay haline! Ve bir daha Yunus'tan:

"Peygamber yerine geçen hocalar
Bu halkun başına zahmetlü oldu"


"Bir kez gönül yıkdunısa bu kıldığın namaz değül
Yetmiş iki millet dahi elin yüzün yumaz değül"


Ya işte böyle, bazı kişiler kendilerini peygamber yerine koyuyor, halkın başına bela oluyor. Allahla kul arasına gireceğini sanıyor. Ya da siyaset için mi olur, ticaret için mi olur, para pul, iktidar için mi olur gariban insanları sömürüyor, sömürüyor, sömürüyor...


Mevlana: " Ne olursan ol, yine gel!" derken bazı kendini bilmezler - bilseler yaptıklarının ne kadar çirkin olduğunu onlar da farkedecekler- topluma büyük hizmetler yapmış bir insanın cenazesi kaldırılırken insanlıklarını unutmazlardı. Bir gün bile sabredemediklerine göre durumları vahim, sadece acıyorum onlara...

Her şeyden önce "İnsan Olmak" gerekli değil mi?

7 Mayıs 2009 Perşembe

DOMUZ GRİBİ

http://www.gag.web.tr/gorsel/dosya/1131782018domuz.jpg


Resimde çok sevimli görünse de sevimsiz hayvandır domuzlar. Hele adının öldürücü bir gr
iple birlikte anılır olması sevimsiz gelmesinin yanında ürkütücü de oldu kentlerde yaşayanlar için. Köyde yaşayanlarımız zaten domuzların ürünlerine verdiği zarardan elaman demiş durumda. Etiyle ilgili tartışmalara girmeyeceğim. Tadına bakmak isteyip de bakamamıştım yurtdışındaki bir dost masasında. Kokusunu bile sevememiştim.

Neyse konu bu değil zaten. Biliyorum dostlar hepimiz endişeliyiz. Bu konuda yazılanları dikkatle okuyoruz. Yapabileceğimiz fazla bir şey de yok kişisel olarak, anladığım kadarıyla... Temizlik kurallarına dikkat etmek gerekiyor, her zaman olduğu gibi. Bilim insanlarımız gece gündüz çalışıyormuş, sevgili Biraz'ın blogunda okumuştum.

Ben çok endişeliyim şu sıralar. Bir haftadır küçük kızım ABD'de... Üçhafta kalacak. Çalıştığı işyeri on beş günlüğüne görevli gönderdi, bir hafta da tatlı cadım ekledi, oldu üç hafta... Ne güzel değil mi? Güzel, güzel diyeceğim ama domuz gribi bunu söylememi engelliyor.

Bu sıralar bilgisayar başında sabahlıyorum. Kamera açık, "Skype" adlı program açık; sabaha kadar çağrı yapıyorum. Dün sabah dört buçukta pes etmek üzereydim, baktım kızımın ABD'nin başka eyaletindeki arkadaşı çevrim içi, hemen ona çağrı yaptım, yanıtımı da aldım. Kızım Şikago'da, aramızda sekiz saat fark var. Son görüşmemiz üç gün önceydi. Çocuğun işi gücü var, zaman farkı var, dur be kadın, diyebilirsiniz, ben de öyle diyorum kendime, ama yüreğime söz geçiremiyorum. Anlayın işte! Grip tehlikesi olmasa biraz daha sabırlı olabilirdim belki... Neyse arkadaşından haberi aldım. İş çıkışı tatlı cadım arkadaşlarıyla alış-verişe gitmiş...

Rahatladım ve mışıl mışıl uyudum. Rüyamda Mardin katliamında anasız babasız kalan çocuklar karşıma dikildi. Gözlerimi sıkı sıkı yumdum, olmadı; kulaklarımı ellerimle tıkadım duymayayım diye, işe yaramadı. Kan ter içinde uyandım. Tekrar dalmışım. Baktım bu kez de Türkan Saylan ve burs verdiği Kardelenler, gözlerini dikmiş bana bakıyor.Uzaklardan başka başka çocuklar da gizlenerek, korkarak biz n'olacağız, biz de çocuğuz, çocukluklarımızı yaşamak istiyoruz, bizi de bizi de çağdışı eğitmek isteyenlerin elinden kurtarın diye sessiz çığlıklar atıyor. Artık uyuyamadım...

Siz de uyumayın, herkesi uyandırın lütfen... Ve bir elinizi de başka çocuklara uzatın karşılık beklemeden...

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...