Yılmaz Özdil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yılmaz Özdil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Aralık 2010 Çarşamba

VAY MİRAÇ'IM VAY



"Batan gün kana benziyor, yaralı cana benziyor esmerim vay vay
Ah ediyor bir gül için, şu bülbül bana benziyor vay benim garip gönlüm
Gece kapladı her yeri, keder sardı dereleri esmerim vay vay
Düşman değil sevda açtı, sinemdeki yareleri vay benim garip gönlüm"

Miraç'ı televizyonlarda gördüm önce, siz de görmüşsünüzdür. Fotoğrafına bir kez daha bakın lütfen, ben sürekli bakıyorum. "Sevda değil, polis açtı yüzündeki yaraları vay benim canım gencim."

Diğer fotoğraflardaki çocuklar da gitmiyor gözümün önünden.

Bir kızımız hamileymiş, polis dayağıyla çocuğunu düşürmüş.Bundan ötesi var mı? Ece Temelkuran'ı dinledim CNN Türk'te, Ayşegül Yazıcı'nın sunduğu, "Medya Mahallesi"nde. Bu genç kızla yaptığı görüşmeyi anlatıyordu Temelkuran. Yüreğim dayanmadı, utandım insanlık adına. Devletimiz kürtaj parasını ,galiba, ödeyecekmiş... Sevinsek mi?!

Miraç Zonguldaklı bir madencinin çocuğuymuş. Bunu da Yılmaz Özdil'in Hürriyette'ki köşesinden öğrendim. Babası kanserden ölmüş, üç kardeşlermiş, babalarından kalan emekli maaşıyla okuyorlarmış.

Miraç ve arkadaşları, rektörlerle toplantı yapan başbakana üniversitedeki sorunlarını yazdıkları dosyaları ulaştırmak istemişler, polis binaya yaklaşmalarını engellemiş! Engellerken de Miraç'ın yüzü bu hale gelmiş...

Madencilerimizin ölümleri kaderdi, bunu başbakanımızdan öğrenmiştik, hatta iki tanesinin ceseti hala yer altından çıkarılıp ailelerine verilemedi. Bundan vazgeçtik, ama hiç olmazsa madencilerin çocuklarına dayak atmak yerine , derdin nedir söyle, diyebilsek...

Başbakan grup toplantısında: "Demokrasi katkı rejimidir." dedi.

Haklı, ama onun katkıdan anladığı farklı. Katkıyı övgü olarak anlıyor. Çevresinde her yaptığını alkışlayanlar, yanlışa yönlendiriyor bilerek ya da bilmeyerek. Asıl katkıyı; yanlışı, eksiği, olması gerekeni -kişisel çıkarlarım elden gider endişeşi taşımadan- dürüstçe söyleyenler yapıyor. Onların sayısı da o kadar az ki...

Hadi boşverin bunları, hep birlikte şarkı söyleyelim mi?

"Batan gün kana benziyor, yaralı cana benziyor esmerim vay vay
Ah ediyor bir gül için, şu bülbül bana benziyor vay benim garip gönlüm
Gece kapladı her yeri, keder sardı dereleri esmerim vay vay
Düşman değil sevda açtı, sinemdeki yareleri vay benim garip gönlüm"

30 Eylül 2009 Çarşamba

DOMUZ PİŞMEMİŞ TAVA- AKIL DEĞMEMİŞ KAFA


"Cumhurbaşkanı Abdullah Gül New York'ta temaslarda bulunurken, eşi Hayrünnisa Gül de New York'ta hem geziyor hem de alışveriş yapıyor.
Oda TV' nin haberine göre, Hayrünnisa Gül 'ün New York'taki restaurantlarda garsonlardan ilginç bir isteği oluyor.
Gül New York'ta gittiği restoranlarda önce siparişini veriyor, sonrasında ise istediği yemeğin piştiği tavada daha önce domuz eti pişip pişmediğini soruyor.
"Evet" yanıtını aldığında ise garsonlardan tavayı değiştirmelerini rica ediyor.
-- İçki değmemiş bardak, sarhoş oturmamış sandalye, akıl değmemiş kafa --
İçki değmemiş bardaklar...
BEN 'İçki değmemiş bardak' ilk kez duyuyorum. Suudi Arabistan'ın önemli devlet adamı Şeyh, kızının İstanbul'daki düğünü için 'içki değmemiş' otuz bin altın işlemeli bardak siparişi verince duydum.
Gözüm bizim evdeki 'içki değmiş' bardaklara takılıyor. Cehennemde cayır cayır yanasıcalar rafta sıra sıra duruyorlar. Sık sık devirdiğim için içki değmişliğinden şüphelendiğim sarhoş sürahinin önünde..."


Yukarıdaki satırlar Sayın Bekir Coşkun'un Hürriyet gazetesinden ayrılmasına neden olan son yazısından bir bölüm... Devamını da mutlaka bulup okuyun. Bana bir dost göndermiş.

Ancak şunu da yazmadan duramayacağım. Sayın Coşkun yağmurdan kaçarken doluya tutulmasın sakın! Haber Türk bende hiç iyi çağrışımlar yapmıyor. Yiğit Bulut'un durumuna düşerse vay haline! Değer mi hiç?

Ha bir de yazılarını okuduğum Yılmaz Özdil'e bugünkü yazısı hiç yakışmadı. O sayfada yazmak fazla bir şey getirmeyeceği gibi çok şeyleri de alıp götürecek gibi görünüyor.

Yılmaz Özdil'in "3'ün 1'i..." adlı yazısının son paragrafı şöyle:

"Ve, elbette çok onur verici 3'üncü sayfa bayrağını devralmam... Başta Ertuğrul Özkök, "Orası senin" diyen Hürriyet Ailesine teşekkür ederim. Bekir Ağabey kadar güzel hayvan sevgisi yazamam ama, "sıradan insanların bekçi köpeği" olmak için elimden geleni yapacağım."

Lütfen köpek olmayın, kimsenin kimsenin köpeği olmasına gerek yok! İnsan olalım yeter. Sadece doğrudan yana olmak, halkı doğru bilgilendirmek, haksızlığa uğrayanın yanında olmak, sorumlulardan hesap sormak... hepsi bu.

Bir şey daha sormak istiyorum. Ertuğrul Özkök'le "F" ile görüşmeye kim gidecek? Basın özgürlüğünün kısıtlanması sonucunu getirecek haksız vergi borçlarının çözümü için neden uluslararası kuruluşlara başvurulmuyor da "F" tipi kişilerden medet umuluyor?

Bu durumda sizi okuyacağımıza doğrudan "F" nin güvenli kollarında şefkat arasak mı dersiniz? Aracıya ne gerek var?

Neyse yazıyı Bekir Coşkun'un "Domuz Pişmemiş Tava- AKIL DEĞMEMİŞ KAFA" yazısının son paragrafıyla bitireyim.

Siz de medyamız için fatihalarınızı esirgemeyin. Ulusun başı sağolsun.

Tez zamanda ayakta tutunmaya çalışan diğer bir iki gazetenin de sonunu getirirler inşallah!!! Cumhuriyet gazetesini saymıyorum. Onlar harakiri yapmışlarmış, kendi kendilerini bombalamışlarmışmış! Öyle diyor birileri!..

Böylece akılsız başlar da, işi götürür. Siz sağ biz selamet... Yakında ULUSUN ruhuna da bir fatiha mı okuyacağız nedir?

İşte son paragraf:

"
Nasıl olsa ABD askerlerinin postalları değdiğinden bu yana, dünya petrol gelirinin büyük bölümü Suudi Arabistan şeyhlerinin cebine daha emin akmaya devam ediyor. Kutsal topraklar ecnebi ordularının işgalinde. Halkın yoksulluğu yetmiyormuş gibi, başlarına kaç senedir bomba yağıyor.. Kolu ve bacakları kopmuş çocuk sayısı binlerce. Babaları-anneleri öldürülmüş kara gözlü çocukları artık yetimhaneler almıyor. ABD-İngiltere ve diğerleri Suudi Arabistan ile işbirliği yaparak petrolü Batı'ya taşıyorlar.
Tüm bu evrensel gasp ve cinayetler Müslüman eli değmeden elbette olmuyor.
Ben 'içki değmemiş bardak' ilk kez duyuyorum. Ve dünden bu yana, Müslüman toplumların akıl değmemiş kafaları yüzünden neler çektiklerini düşünüyorum.
"

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...