komplo teorileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
komplo teorileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mayıs 2010 Salı

ADSIZ-YORUMSUZ


Son yazıma gelen Adsız yorumları sizlerle de paylaşmak istedim. İşte o yorumlar:

ADSIZ 1)

"Deniz Baykal, siyasi hayatının kuşkusuz en zor günlerini yaşıyor.
Kendisi ve CHP’li kadın milletvekiliyle ilgili servis edilen görüntüler, Türkiye’nin bir numaralı gündem maddesi durumunda.
CHP kulislerinde, gizli kamerayla gerçekleştirilen bu komplonun 8 yıl öncesine dayandığı konuşuluyor.
Buna göre; komplonun yapılış tarihi, 2002 yılını işaret ediyor.
Peki, 2002 yılında Türkiye neyi tartışıyordu?
Gelin, filmi Baykal’a yapılan komplonun tarihine, yani 2002 yılına saralım.
Bakalım, karşımıza neler çıkacak…

KARGOYLA YOLLANAN SEKS KASETİ

Tarih: 2002 Mayıs’ının ayının son günleri…
DGM Cumhuriyet Savcısı Nuh Mete Yüksel’in evine bir paket gönderildi.
Paketin içinde bir adet VHS video kaseti vardı.
Nuh Mete Yüksel, paketi aldığı anda telefonu çaldı. Arayan kişi; kaseti gönderenlerden biriydi. Kasetin içeriğini belirtti ve Savcı Yüksel’den izlemesini istedi. Daha sonra tekrar arayacağını, söyleyip kapatmak isterken; Nuh Mete Yüksel bağırmaya başladı:
‘Beni yolumdan kimse çeviremez.’
Telefon kapandı.

O kasette bulunan 4 dakika 52 saniye uzunluğundaki görüntüler, gizli kamerayla çekilmişti.
Savcı Nuh Mete Yüksel birkaç gün sonra şu açıklamayı yaptı:

“İçinde gizli kamera görüntülerim olduğu söylenen bir kaset gönderildi bana. Bir odada gizli kamerayla çekilmiş. Bir hanımla görülüyorum. Hanımın görüntüsü de montaj. O kadar ustalıkla yapmışlar ki, bilgisayar ortamında, ben bile şaşırdım. Hemen inceleme yaptırdım. Laboratuar çalışmasıyla montaj olduğu ortaya çıktı. Bu şantajcıların yapmak istedikleri beni durdurabilmek. Bu kaseti izlediğimde ben dahi şaşırdım. Çünkü kasetteki kişi bana benziyordu. Bir kadınla ilişkisi var kasetteki kişinin.”

İzleyen günlerde…
Nuh Mete Yüksel’in telefonu bir daha çaldı.
Arayanlar, yine kaseti gönderenlerdi.
Savcı Yüksel’i şu sözlerle tehdit ettiler:
‘Senin sesin çok çıkıyor. Bizim istediklerimizi yapacaksın. Yoksa bu kaseti televizyonlarda yayımlatacağız. Senden para istemiyoruz. Günün yaklaşıyor, o gün geldiğinde sana, gerekeni söyleyeceğiz, sen de yapacaksın. Yoksa seni rezil edeceğiz. Savcılıktan edeceğiz’

Nuh Mete Yüksel, hukuk savaşını başlattı.
Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığı, hazırladığı raporda kasetin montaj olduğunu açıkladı.
Kasetteki görüntülerin medyada yer almasına mahkemece yasak getirildi.
Bu arada Nuh Mete Yüksel hakkında da Adalet Bakanlığı tarafından soruşturma açıldı.
Soruşturma sonucunda; Yüksel hakkında ‘kınama’ ve ‘yer değiştirme’ cezası verildi. Sonuçta Savcı Yüksel, Ankara DGM Cumhuriyet Savcılığı görevinden alınarak, Ankara Cumhuriyet Savcılığı görevine getirildi.

Buraya bir virgül koyalım ve biraz daha geriye gidelim…

(devamı var)"

****


ADSIZ 2)

"ÇEV’E GİREN AJAN VE GİZLİ ÇEKİM

Tarih: 4 Mayıs 2002
Saat: 23.00
Işık TV’de, “Özel Haber” başlığı altında bir program yayınlandı.
Yayınlanan görüntülerde; Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) Başkanı Gülseven Yaşer’in bir kişiyle yaptığı görüşme vardı.
Görüntüler gizli kamerayla çekilmişti.
ÇEV Başkanı’nın görüştüğü kişi ise, vakfa “yardım amaçlı” giren ve “ajan” olduğu sonradan anlaşılan bir polisti.
Gizli çekimleri kendisi yapmış ve o görüntüler montajlanıp televizyon kanallarına servis edilmişti.
STV, Kanal 7 ve Zaman o günlerde bu olaya genişçe yer verdiler.
Yayınlanan görüntülerde, ÇEV’in PKK’lı öğrencilere burs verdiği algısı oluşturulmaya çalışılıyordu.
Bunun yalan olduğu sonradan kanıtlandı.
Ancak…

3 Haziran 2002 günü ÇEV binasında polis tarafından arama yapıldı.
Ve aramada bir kaset “ortaya çıktı.”
O kaset, Savcı Nuh Mete Yüksel’e ait olduğu ileri sürülen seks şantajı kasetiydi.
Bakın o günlerde; Savcı Yüksel, dönemin Milliyet gazetesi yazarı Tuncay Özkan’a bu olayla ilgili neler demişti:

“Bu vakıftaki aramadan çok önce bana bu şantajı yapmak istediler. Ama daha önce Çağdaş Eğitim Vakfı’nı katarak olayın yönünü, değerlendirilmesini ve algılamasını değiştirmeye çalışıyorlar. Bunların yaptıklarını görüyoruz. Yanlarına kalmayacaktır. Bunu yapanları tek tek bulup ortaya çıkartacağım. Bu yolla etkilemeye çalıştıkları davalar yargının şaşmaz terazisinde tartılıyor. Bir Nuh Mete Yüksel’i, Çağdaş Eğitim Vakfı’nı yok etmekle ne yapacaklarını sanıyorlar. Biz gideriz Cumhuriyet’e ve Türkiye’ye sahip çıkacak başka savcılar gelir. Türk adaleti bu oyunları, şantajları boşa çıkartır, kimse merak etmesin”

Evet, bundan tam 8 yıl önce Türkiye bu olaylarla çalkalanıyordu.
DGM Cumhuriyet Savcısı Nuh Mete Yüksel’e seks şantajı kaseti, komiser rütbeli bir polisin gizli kamera komplosu ve Savcı Yüksel kasetinin Çağdaş Eğitim Vakfı’nda “bulunması”…

FETHULLAH GÜLEN DAVASI

Peki, neden Savcı Nuh Mete Yüksel ve ÇEV?
Savcı Yüksel “Beni yolumdan kimse çeviremez” açıklamasında ne demek istiyordu?

O yıllarda Nuh Mete Yüksel, açtığı Fethullah Gülen davasıyla çok konuşulan bir isimdi. Cemaatin hedefinde olan Savcı Yüksel, tüm yıpratma kampanyalarına rağmen bu davayı ısrarla takip ediyordu. Ve içine ajan sokulan Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) ile vakıf başkanı Gülseven Yaşer de bu davanın müdahillerindendi.

Savcı Yüksel’in o süreçte, hakkında soruşturma yürüttüğü ve iddianame hazırlama safhasında olduğu isimlerden biri de Recep Tayyip Erdoğan’dı.

Yazıyı sonlandırmadan, 8 Haziran 2002 tarihli Milliyet gazetesine bir göz atalım. Tuncay Özkan, seks şantajı olayının patlak verdiği günlerde Savcı Yüksel’le görüşmesinde şöyle bir istihbaratı paylaşıyor:

“Son dönemde evlere gizli kameralar koyup çekimler yapıldığını duyuyorum. Şantaj amaçlı bu çekimleri insanların özel yaşamlarını deşifre etmek için kullanıyorlar.”

Evet, bu bilgi bundan tam 8 yıl öncesine ait.
Tıpkı tüm bu olaylar gibi…
Yani, CHP Lideri Deniz Baykal’a gerçekleştirilen komplonun yapıldığı iddia edilen zamana…

Başlıkta da belirttiğimiz gibi; bu yaşananlar Baykal’a yapılan komplonun gayri resmi tarihidir.

Barış Pehlivan"

****

ADSIZ 3)

"Yazımız henüz bitmedi.

AKP’nin büyük ölçüde oylarının düşmesi gerçeği karşısında, doğal olarak yükselen CHP’nin önünü kesmek gerekiyordu.Başbakan Erdoğan'ı BOP eşgüdüm başkanlığına getiren güçlere göre CHP hiç bir şekilde iktidar hükümeti olmamalıdır.Okyanus ötesi böyle düşünüyor. Şayet CHP iktidar olursa CHP tabanı, genel başkan kim olursa olsun, AKP’nin başlatarak
aracılık ettiği, ABD'nin ve AB'nin “açılım”,Ortadoğu'daki dönüştürme politikalarına ve BOP projesinin devamına AKP'de olduğu gibi gözü kapalı izin vermeyecektir.

ABD ve AB,AKP'nin "şiir gibi" uyumlu politikalarıyla Türk toplumuna dayatılan Ilımlı İslam yapılanmasını,kurmakta oldukları Kürt Devletini ve de Ortadoğu ve Türkiye'deki,çıkarlarını kendi istediklerine uygun olarak şekillendirmektedirler.Küresel baronlar AKP iktidarı ile yakaladıkları bu avantajı kaybetmek istememektedirler.
İşte bu gerekçelerle CHP ve Baykal'ın önünün kesilmesi gerekli idi.
Yaklaşmakta olan genel seçimlere,CHP güç kazanarak girecektir. AKP'nin oyları ise erimektedir.Deniz Baykal gözden çıkartılmıştır.

Muammer Karabulut ,Deniz Baykal'a karşı yürütülmekte olan yıpratma,karalama ,
etkisizleştirme ve kişilik haklarının ihlalil tertibine karşı bizleri uyararak bakın ne diyor ;


"ABD’de iflas eden egemeninin dünyadaki en güçlü örgütlendiği ülke olan Türkiye’de ki işbirlikçiler ülkede kansız savaş yapıyorlar. Plan “Kontra-Ergenekoncuların” etkin olarak kullandığı basın-yayın organları aracılığı ile gerçekleşiyor… Gazetelerin çoğu “bunların” kontrolünde. “Bunlar” susturma konusunda bilimsel öğretiye sahip olduklarından dolayı kendilerine muhalefet eden herkesi susturacaktır.

Ve istihbarat alanında bilinen tüm klasik taktikleri uyguluyorlar. Ergenekon davasının avukatı olan Deniz BAYKAL'ın görüntüleri de bu bağlamda yayınlanıyor… O görüntüler, “onlara” muhalefet eden CHP’yi dolayısıyla T.C. Devleti’nin sindirmeye yöneliktir…

Zaman bu oyuna gelme zamanı değildir. Sorun BAYKAL’ın o görüntüleri değil, o görüntüleri servis eden, yazan, o görüntülerden kendisine siyasi rant elde edenlerdir. Türkiye’deki diğer bir sorun da, kendisini nimetten sayıp, “istifa etmeli” diyerek yazmaya ve konuşmaya başlayan aptallar vardır. Bunların hepsi, en ağır ahlaksızlığın yapıldığı bir ortamda biran da en namuslu olurlar. Egemenin, istihbarat örgütlerine veya istihbarat örgütü gibi çalışan cemaatlere çok kullandırttığı taktiklerden olan bu vakalarda, eğer ortada şikayet ve kanunen yasak edilmiş bir durum yoksa kesinlikle itibar etmeyin.

Hatta tükürün…

Unutmayın ki ortada bir ahlaksızlık varsa onu da “onlar” yapar. Hatta sanayisini bile kurarlar.

Onun için, “onlara” inat ilk defa telaffuz ediyorum BAYKALCIYIM…
“Onlara” karşı hepiniz BAYKALCI olun…" *2*

****

ADSIZ 4)

"Türkiye’yi yöneten isimlerin okyanus ötesinde “seçildiğini” söyleyen Gazeteci, yazar Banu Avar,şu anda da sağ ve sol siyasetten bazı isimlerin “Türkiye” için yetiştirildiğini savundu.


Gazeteci Yazar Banu Avar, gündemi sarsacak açıklamalarda bulundu. AKP’nin “yasaklı” gazetecilerinden biri olan Avar, katıldığı bir televizyon programında Türkiye’de sergilenen senaryolara ilişkin çarpıcı bilgiler verdi.

Türkiye’yi yöneten isimlerin okyanus ötesinde “seçildiğini” söyleyen Avar, Gazete5'e yaptığı açıklamada şu anda da sağ ve sol siyasetten bazı isimlerin “Türkiye” için yetiştirildiğini savundu.

Türkiye’de uygulanan senaryonun, 1994 yılında ilk işaretlerini verdiğini hatırlatan Avar, o tarihlerde Türkiye'nin ABD Büyükelçisi Morton Abromovitz’in “Bu Erbakan bu işi beceremiyor, daha kravatlı, daha şehirli görünümlü bir başkan lazım” sözlerine atıfta bulunarak,“Dünya düzeni, Türkiye’nin yönetimine kimlerin geleceğine daha o tarihte karar vermişti” diye konuştu.

BBC’nin Türkiye’deki temsilciliğini yaptığı 1994 yılında yaşadığı bazı ilginç olayları anlatan Avar, o tarihlerde ABD’nin devlet televizyonu PBS de dahil olmak üzere merkezi bu ülkede olan bazı televizyon kanallarının bir takım isimler üzerine yoğunlaştığını anlattı. Avar, 1994 yılına ait kayıt ve belgelerin kendisinde olduğunu hatırlatarak şunları söyledi:

“O tarihlerde, yurt dışından Türkiye’ye gelen basın mensuplarına kılavuzluk yapıyordum. Nisan 1994’te, önce BBC, daha sonra ABC ve PBS aradı. Talepleri, Refah Partisi konusunda bir program yapmaktı. Kendilerine Genel Başkan Necmettin Erbakan ile bir görüşme ayarlayabileceğimi söylediğimde bana ;

‘Hayır onu istemiyoruz. Yardımcısı Abdullah Gül, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan ya da Fehmi Koru ile görüşmek istiyoruz’ dediler. Birebir aynı şeyleri talep ediyorlardı. Tüm konuşmalar tarafımdan kaydedildi. Geldiler ve röportajlarını yapıp gittiler. Yeni dünya düzeninde, bir takım isimlerin yönetim için hazırlandığı o zamandan belliydi. Aynı hazırlık şimdi de yapılıyor. CIA istasyon şefi Nelson Letski’nin, ‘TBMM’nin her yerindeyim’ sözleri tesadüf eseri sarf edilmedi.”

ABD merkezli bu operasyonun, 68 ülkede aynı anda başlatıldığını söyleyen Gazeteci Yazar Banu Avar, süreci şu sözlerle anlattı:

“Önce belirlenen isimler yönetime gelir. Gelir gelmez, ülkenin kaynakları özelleştirilmeye başlanır. Tüm fabrikalar kapatılır. İnsanlar, aç, işsiz kalır ve sokaklara dökülür. Evinden çıkamaz hale gelir. Daha sonra ise televizyonlar aracılığıyla zehir enjekte edilmeye başlanır.”

Son dönemde, Türk televizyonlarında yer alan yarışma ve evlilik programlarının bu amaçla yaygınlaştığını söyleyen Avar, bu programlarla toplumun kutsal değerlerine ve nimetlerine hakaret edildiğini, kadınların aile değerlerinden uzaklaştırıldığını, eğitimli kadınların ise yalnız ve özgür kadın imajı ile dönüştürüldüğünü belirtti.

Kültürel anlamda büyük bir düşüş yaşandığını belirten Banu Avar, bu süreçte etnik kaşıma, etnik sendikacılık operasyonlarının başladığını ve iç savaş için düğmeye basıldığını kaydetti. Bu aşamada Yugoslavya örneğini veren Avar, “Bu süreç, Yugoslavya’da olduğu gibi ordu ve polisin karşı karşıya getirilmesiyle sonuçlanır. Bu ülkede askere karşı polis silahlandırılmıştı. Daha sonra barış gücü askerleri ‘biz sizi ayırmaya geldik’ diye devreye girer. Ülkenin petrol bölgeleri ve havzaları ile tüm stratejik alanlara el koyulur. Bu şablon herkesin aklının bir köşesinde durmalıdır” diye konuştu.

Gazete5"


SAYGILARIMLA...

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...