2010 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2010 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Aralık 2010 Cuma

YENİ YIL VE TÜRK BEŞLERİ


Kararlıydım, yeni yıla girerken güzelliklerden söz edecektim. Herkese sağlık, mutluluk, huzur dileyecektim. Umutlarımız çoğalsın diyecektim. Bugün mutluluğa gidiyorum, yolcuyum diyecektim. Sadece bunlarla noktalayacaktım 2010 yılının son yazısını. Yapamadım. Yine diliyorum bunları,yanlış anlaşılmasın, ama başka söyleyeceklerim de var ne yazık ki...

Sıra müzik insanlarımıza geldi anlaşılan:


Ahmet Adnan Saygun
Ulvi Cemal Erkin
Cemal Reşit Rey
Hasan Ferit Alnar
Necil Kazım Akses

Çok sesli müziğin "Türk Beşleri", ülkemizin aydınlık insanları hak ettikleri yerde insanlığın gönlünde, tarihin altın sayfalarında yaşıyorlar.Mücevher yere düşmekle değerini yitirmez.

Oda TV'nin haberine göre Fatih Altaylı "Tarihin Arka Sayfası" adlı arkadan vurmayı meziyetmiş gibi sundukları garip programında "Türk Beşleri" diye andığımız değerli müzik insanlarımız için "Türk leşleri!" ifadesini kullanmış.

Murat Bardakçı, Pelin Batu(Bir tek Türkçe kitap okumadığını söylüyordu geçen gün bir programda. Okumamış, ama tarihi değerlendiriyor cahil cesaretiyle!), Erhan Afyoncu buna destek olmuş.

Olmasalardı şaşardım zaten. Arkadan dolanmayı seviyorlar belli ki... Ne yaparlarsa yapsınlar, sabahlara kadar -epostalarda- eleştiren insanları azarlasınlar, kendilerini bir şey sansınlar... Tarihin çöplüğünde bile yer bulamayacaklardır.

"Türk Beşleri" onurlu yerlerinden ezgilerimizde yaşıyor, yaşayacaktır.
Bir sözüm de bugüne kadar yaşadıklarımıza susarak, evet amalarla, gizli pay kapma hesaplarıyla alkış tutanlar sıra size gelince mi uyanacaksınız?

2011 Aydınlık Sabahlara uyandığımız yıl olsun...
Hoşçakalın...

23 Aralık 2010 Perşembe

AŞK GİBİ BİR ŞEY OLDU BEKLEMEK



ne çok mektup getirirdi postacı
kimi yurt içindendi, kimi dışından
ne çok dergi, ne çok kitap, ne çok gazete
renk renkti pulları hepsinin de
ben mi çok severmişim dostlarımı o zamanlar
yoksa onlar mı beni

aşk gibi bir şey oldu beklemek...



Vedalar beni hep etkilemiştir. Hala da etkiliyor. 2010 yılına güle güle demeye hazırlandığımız şu günlerde daha duygusal mıyım neyim? Yanlış anlamayın lütfen, 2010 yılı çok iyi geçti demek istemiyorum.

Toplum olarak hop oturup hop kalktığımız bir yıldı 2010...

Şimdi 2011'i bekliyoruz. Eski yılın götürdüklerini biliyoruz da yeni yılın ne getireceğini bilmiyoruz. Ama gelenin gideni aratmasından da korkuyoruz. En azından ben korkuyorum.



yıllar var ki yoksunum o dost mektuplarından
sanki savaş, sanki deprem
bir anda hepsi birden göçüp gitmişler sanki

ne çok selam getirirdi postacı bir zamanlar
aşk gibi bir şey oldu selam beklemek şimdi




Not: Şiir H.H.Korkmazgil'in (Bir Zamanlar)

29 Aralık 2009 Salı

SAVAŞMA SEVİŞ



Sizi bilmem ama ben çok film izledim. Hatta çocuklarım bile şaştı bu işe... Beni eğlendirmek için film izletmek istediklerinde önerdikleri pek çok filmi gördüğüm çıktı ortaya...

Neyse efendim, diyeceğim şu:

Filmin en heyecanlı sahnesini gözünüzün önüne getirin.

Filmin kahramanları içerde, çeşitli planlar yapıyorlar! Kimlerin başına, ne çorap örelimin ya da birilerin başına çuval geçirelim de köşeyi dönelimin hesapları yapılıyor. Anlayacağınız kendi çıkarlarına engel gördükleri kişilere tuzak hazırlamanın peşindeler!

Dışarda, evden biraz uzak köşede bir araba park etmiş durumda. Arabanın içinde
iki kişi (biri erkek, biri dişi) suçluları yakalamak için görevlendirildikleri için pusuya yatmış bekliyor. Gözleri, kulakları o evde...

Evdekiler gizli dümenler peşinde oldukları için kapıda izbandot gibi korumalar kuş uçurtmuyor!

Tam da o sırada içlerinden biri park halindeki arabayı farkediyor, elindeki fenerin kirli ışığıyla arabaya yöneliyor...

Tehlike büyük, arabadakiler ne yapsın? Hemen klasik yönteme başvuruyorlar. Ne sihirdir ne keramet diyip el çabukluğuyla soyunup sevişmeye başlıyorlar!

Koruma bakıyor ki arabanın içinde çırılçıplak iki kişi sarmaş dolaş sevişiyor. Zavallı koruma, savaşmaktan unuttuğu bu sahne karşısında bunalıma giriyor.
Başına kendi silahını dayayıp " Kafama sıkar giderim!", şarkısını söyleye söyleye terk-i diyar ediyor!

Herkes korumanın başına üşüşüyor. Bizim gizli görevliler suç üstü yapamasalar bile, suçluların günyüzüne çıkmasını sağlayarak oradan ayrılıyorlar. Kuşku tohumları herkesin yüreğine düşüyor... Suçlular panik halinde oraya buraya saldırıyor. Kendi suçlarını gözden kaçırma telaşı içinde suçsuz insanları karalamak için delil yaratma peşine düşüyor.

Oysa ok yaydan çıkmış, korku da kuşku da dağları aşmıştır. Filmin sonunda gerçek suçlular kendi kazdıkları kuyuya düşüyor, adaletin pençesine düşüyor...

Doğru söyleyin. İzlediğiniz filmlerde buna benzer sahneye denk gelmediniz mi?

***

Yeni yılda savaşlar son bulsun. Herkes sevdikleriyle buluşsun. Sevgi tohumları düşsün yüreklere...

Hırsın gözü kör olsun. Toplumun huzurunu bozan aç gözlülerin gözünü toprak doyursun. Tüm "köstebekler" kendi kazdıkları çukurlarda boğulsun.

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...