Rüştü Onur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Rüştü Onur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Şubat 2013 Cumartesi

KELEBEĞİN RÜYASI


 Daha önce bu kadar beklediğim bir film var mıydı anımsamıyorum. Kelebeğin Rüyası'nı bu denli özel yapan bir değil birkaç neden vardı benim için...

Öncelikle çok genç yaşta yaşama veda eden Zonguldaklı iki şairin, Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu'nun şiirleşen acı öyküsünü anlatacaktı. Aynı zamanda büyük şair Behçet Necatiğil'in Zonguldak Mehmet Çelikel Lisesindeki Edebiyat öğretmenliği ve şiir heveslisi bu iki genç öğrencisiyle ilişkisi olacaktı  filmde.  Veee Kelebeğin Rüyası'nın pek çok sahnesi Cumhuriyetin ilk şehri Zonguldak'ta çekilecekti. Üstelik oyuncu kadrosundan çok şey bekliyordum.

Bu akşam (dün oldu aslında) izledim beklenen filmi. Hemen söyleyeyim beklediğime değdi.

Oyuncu kadrosu çok başarılıydı. Özellikle Kıvanç Tatlıtuğ hızla başarı merdivenlerini tırmanıyor. Aşk-ı Memnu'nun Behlül'ü; Kuzey Güney'in Kuzey'i; Kelebeğin Rüyası'nın Muzaffer Tayyip Uslu'su sanki farklı farklı kişiler; ama hepsinde de çok başarılı... İşini çok ciddiye aldığı belli, her türlü övgüyü hak ediyor.

Mert Fırat, Yılmaz Erdoğan, Belçim Bilgin Erdoğan, Farah Zeynep Abdullah ve diğer oyuncuları da başarılı buldım. Rollerinin hakkını vermişler. Ancak Kıvanç Tatlıtuğ'u farklı kılan başka bir şey var. Onun yeri ayrı... 

Görüntüler, çekimler hayranlık uyandırıyor. Görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki'yi kutluyorum. Yılmaz Erdoğan yönetmen olarak başarılı. Senaryosu abartısız, gerçekçi, sürükleyici... 

Sayelerinde güzel bir akşam geçirdik. Süre olarak uzun bir filmdi; ama hiç sıkılmadık, soluksuz izledik.

İzlerken tanıdık mekanlarla karşılaşmak  bizim için ayrı bir zevkti. Burası neresiydi, sorusunun yanıtlarını verdik kendimizce:
"Liman arkası, oradaki tunel; aaaa! şurası A tipi Misafirhane (mahallemizde) değil mi? Bu hangi tenis kortu? Üzülmez'deki mi, Fener'deki mi? Yok yok TED Koleji(çocuklarımın ilkokulu)nin , hani şu Konak'ın bahçesindeki..."

1940'lı yılların ortasından tren geçen Zonguldak'ı... (Gerçi yine kömür taşıyan tren geçiyor şehrin ortası diyebileceğimiz bir başka yerden.)
İkinci Dünya Savaşı, Halk Evleri'nin işlevi, tiyatro çalışmaları, dans...
 Varlık dergisi, şiirler, daktilo,kağıt sıkıntısı, gaz lambası...
İnce Hastalık(verem)...  
Ve maden ocakları, zorla çalıştırılan maden işçileri... O yıllarda gönüllü işçi bulamadıkları için,13-50 yaş arasındaki erkeklerin madende çalışmaya zorlandığı mükellefiyet yılları... (Şimdilerde ölenlerin yerine madende işçi olmaya can atan işsizlerimiz!) 

Film çok şey anlatıyor aslında... Hem de kahramanlarından birinin dediği gibi "Kötü şeyleri çok güzel anlatıyor"...

Son olarak yıllardır isteyip de eşimi razı edemediğim bir isteğim de gerçekleşecek gibi görünüyor film sayesinde. Sinemadan geldikten sonra aramızda şu konuşma geçti:

"Hala ocağa girmek istiyor musun?" 
"İstemez olur muyum?"
"Ama, dilekçe vermen gerekiyor; kaza olursa sorumluluk bana ait diye!"

Resmi başvuru için bu gerekliymiş, yıllardır beni oyalamasının nedenini de böylece anlamış oldum.
"Olsun" dedim; "Girerim." dedim.
Eğer bu dileğim gerçekleşirse mutlaka blogumda  paylaşacağımdan emin olabilirsiniz...

Kelebeğin Rüyası'nı izleyin derim. İzleyin ve yazın. Kötü şeyler çok güzel anlatılmış diyecek misiniz siz de? Ya da Yılmaz Erdoğan'ın dediği gibi "Aşk en güzel bahanesidir şiirin" sözüne katılacak mısınız?

Şiir meraklıları için: 
Salah Birsel, 22 yaşında ölen Rüştü Onur'un şiirlerini, 1956 yılında;
Necati Cumalı da, 25 yaşında ölen Muzaffer Tayyip Uslu'nun şiirlerini 1956 yılında kitaplaştırmış. 

not: EK
Mustafa Sönmez-Cumhuriyet 
KELEBEĞİN RÜYASI ve MÜKELLEFİYET

22 Ekim 2007 Pazartesi

MEMNUNİYET

6 NİSAN 1973
"
Benden zarar gelmez
Kovanındaki arıya
Yuvasındaki kuşa;
Ben kendi halimde yaşarım
Şapkamın altında.
Sebepsiz gülüşüm caddelerde
Memnuniyetimden;
Ve bu çılgınlık delicesine
İçimden geliyor.
Dilsiz değilim susamam
Öyle ölüler gibi
Bu güzel dünyanın ortasında.
"
( Rüştü Onur )

Bugün Benim Doğum Günüm...

Sabah 5.30 'da uyandım.Okula gitmek için hazırlandım.Erken gidip Eğitim Sosyolojisi 'ne çalışacaktım.Yazılımız vardı. Bir de ne göreyim..!
Oda arkadaşlarım Ü........, F........, B........., P........, S........... bana hediye olarak yeşil bir tişort almışlar. Çok memnun oldum.
Akşam A.........'e ve ablama mektup yazmıştım, onları posta kutusuna attım. Eğitim Sostolojisi çalıştım. Eğitim Pisikolojisine de şöyle bir göz gezdirdim.
Bugün güzel bir gün geçirdim. Bilhassa öğleden sonra N..........Hanımın dersinde...Hoca bir görüşte aşık olunacağını söyledi.Tabii ona göre kişisel aşk önemli değil. Kişiyi, ilahi aşka götürecek bir köprü....
A....... 'in mektubunu yazarken biraz soğuk davrandım. Bakalım ne yazacak. Bundan sonra öyle yazmamaya karar verdim. Seviyorum onu.

Defterim bitiyor artık.Önemli olanları yazacağım. A......... mektubunda : Elbet bir gün buluşacağız, demiş. Mutluyum.

27 Nisan
Ondan mektup beklerken bir de ne göreyim? Doğum günüm için "Kelebek" romanını göndermiş.! İsmini de zarfın üstüne yazmış. Alınca ne yapacağımı bilemedim. Doğum günümden bir hafta sonra elime geçti.Bir gün sonra da mektubu geldi.

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...