yeniden merhaba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yeniden merhaba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Aralık 2011 Pazartesi

MERHABA



"Merhaba" sözcüğü Halikarnas Balıkçısı'nın (Cevat Şakir Kabaağaçlı), en çok sevdiği sözcüktü ve onun sevgili selamıydı. Söze başlarken de bitirirken de "Merhabaaa!" derdi. Hem de bu sözü büyük bir içtenlikle, yürekten kullanırdı. Bir konuşmasında:

"Her şeyden önce erkekçe söylenişi var merhabanın. Üstelik anlamı da güzel: Rahat edin, benden size kötülük gelmez demektir. Sonra aklımızı işimizden ayırmamalıyız. Sabah şerifler mi diyeceğiz, akşam şerifler mi diyeceğiz, Allahaısmarladık mı diyeceğiz, güle güle mi diyeceğiz, düşünmeye aklımızı meşgul etmeye gerek yoktur. Bunların yerine basarım merhabayı olur biter.
Bir şey daha var. Merhaba sözcüğü eski harflerle yazıldığı zaman yelkenliye benziyor. Belki bunun da etkisi var merhabayı sevmemde. Ayrıca merhaba bir ululama, bir yüceltme sözüdür."

Balıkçıya göre sanatçı dedikoducu değildir elbette. Ama, duyduğu güzellikleri, üstün duyguları insanlara anlatmak ister. Bir bakıma sanatın temel nedenidir bu istek. Halikarnas Balıkçısı da bu istekle sürgüne gönderildiği Bodrum'da birbirinden güzel eserler vermiştir.

O zaman bizden de tüm sanatçılarımıza, bizi biz yapanlara, yüreği insan sevgisiyle çarpanlara, üreten ellere, yaratıcı beyinlere, insanlığa hizmet edenlere kocaman bir MERHABA
...




6 Haziran 2011 Pazartesi

YENİDEN KENDİME DÖNDÜM

Dönüp geldim ki bahçemiz şenlenmiş. Erikler bakın nasıl da büyümüş...

Güller açmış, çiçeklerle el ele tutuşmuş, incir ağacının dalıyla kucaklaşmış.

"Döngel" çiçeğe durmuş, yarın öbür gün meyveler verecek. Bunu Sevgili Sufi'miz için çektim, "Gel artık Sufi'm, dön gel artık, yazılarını özledik..."





İnsanın evi gibisi yok, hele de dönüp geldiğinizde tertemiz bulmuşsanız...

Bu kez öyle oldu, nasıl temizlemişsem hiç kirlenmemiş güzel evim.Badana parlatmış her bir yeri. Gözünü sevdiğimin yaz'ınının da katkısı var bunda, kaloriferlerin isinden pisinden arındık şimdilik. Yaşasın yaz geldi!





Çocuklar kırılmasın, ama insan en çok kendi evinde yaşadığını hissediyor; kendini buluyor, kendine kalıyor, kendi kendisi oluyor.

Çocuklar, özellikle de Ela söz konusu olunca dinlenmeyi unutuyorum, yorgunluğumu hissetmiyorum. Onlarla olmak her zaman mutlu ediyor beni.

Ancak evimde olmayı da özlüyorum dostlar ne yapabilirim? Fotoğrafları biraz önce sizler için çektim. Kendi bahçemizden. Yaşamlarımız çiçekler kadar güzel olsun, misler gibi sevgi koksun...

7 Nisan 2011 Perşembe

YENİDEN MERHABA

Onlar söz konusu olunca her şeyin sıralamadaki yeri değişiyor, birinci sıraya çocuklar yerleşiyor hemen...

Bir haftalığına gittiğim İstanbul'da iki aya yakın kaldım.Neler mi yaptım? Oooo anlat anlat bitmez. Şimdilik kısa kısa yazayım mı?


Öncelikle şunu söyleyeyim; gelinlik hakkında çok şey öğrendim. Gelinlik mi alacaksınız, bana sorun. İstanbul'da dolaşmadığım gelinlik mağazası kaldı mı bilmiyorum, elimde fotoğraf makinasıyla hem de. Bazen kaçak, bazen izinli çektim de çektim.
Sonunda aradığımızı bulduk. Zor oldu.
Kızım diye söylemiyorum, ne giyse yakıştı, her giydiğine "işte bu" dedim çünkü... Mutluluktan ayaklarım yerden kesildi desem yeter mi? Ayrıntılar sonraya kalsın. Daha zaman var.

Elacığımla maceralarımız anlatmakla bitecek gibi değil, hangi birini anlatsam ki... Ben susayım fotoğraflar konuşsun en iyisi.














Vee onları güvenli ellere bırakarak dün akşam döndüm.

Evimi özlemişim. Eşimi, hafta sonları gelip gitse de özlemişim.Çocukların evinde yeni yetmeler gibi kaçamak görüşmek evde olmanın yerini tutmuyor bilenler bilir değil mi?

Dün akşam otobüsten indim; eşim karşıladı; gözlerinin içi gülüyor, eve geldik. Telaşlı, masayı hazırladı; yardım etmeme bile izin vermiyor. Neler mi var masada? Sıkı durun: yaprak dolması, patlıcan salata, mantar sote, tavuk pirzola yanında biber ve domates kızartması... Tamam dolma,patlıcan ve mantar hazır alınmış; ama diğerleri evde yapılmış... Sonra bana bira, kendisine rakı doldurdu ve mumu yaktı; ışıkları söndürdü. "İyi ki doğdun, iyi ki döndün" şarkısı...

Bir önceki akşam da çocuklar havalara uçurmuştu beni. Şahane akşam yemeğinden sonra, Ela'mın ve benim şaşkın bakışlarımız eşliğinde sevgili damadım ışıkları söndürdü; üzerinde mumlar yanan pastayla büyük kızım, bir demet kırmızı gülle küçük kızım salona girdi... "İyi ki doğdun anne" der demez, Ela ellerini birbirine vurarak "İyi ki doğduuunn annneannneeee" şarkısını söylemeye başladı. Artık ben ben olmaktan çıktım, o anda büyük bir yürek oldum tüm dünyayı içine alabilecek. Silinmeyecek anlar vardır insan yaşamında, işte o anlardan birini yaşattılar bana. Hepinizi çok seviyorum. Evet, iyi ki doğdum, iyi ki var oldunuz...

Yaşadığım şehri, buradaki dostlarımı özlemişim. Baharını yazını, kömür karasını özlemişim. Penceremden içeri sızmış kurumu, bahçemdeki çiçek açmış erik ağaçlarını, sisli puslu havasını; aşağıdaki sahada, nisan ayını şenlendiren geleceğimizin güvencesi Ulusal Egemenlik bayramımızı kutlamaya hazırlanan çocuklarımızın sesini özlemişim.

Bloguma yazmayı, blog yazarlarını okumayı özlemişim.

Herkese merhaba, ben döndüm...

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...