Bu sabah haberleri TV'de izlerken kanal değiştirmek istedim. Ve Samanyolu TV.'de bir alt başlık dikkatimi çekti. " Efendimiz " ...
Sunucuyla bir kişi konuşuyordu. Dinledim, Efendimiz'e yaptığınız beste çok güzel olmuş, diye övgü dolu sözler söylüyordu sunucu... Ben de Peygamberimize yapıldığını düşündüğüm besteyi dinlemek için bekledim.
Hayır, hayır, Efendimiz dedikleri kişi Hz. Muhammet değilmiş. Meğer ABD'de yaşayan Fethullah Gülenmiş, Efendileri...
Sunucu, oldukça mutlu bir yüz ifadesiyle :
- Tabii bu dönemde karnımız doydu, sıra gönlümüzde !.. diyordu.
Besteyi yapan kişi de aynı gülümseyen yüz ifadesiyle:
- Köstekleyenler olmasa ! yanıtını veriyordu.
Ne güzel, birilerinin karnı doymuş, sıra diğerlerine de gelir umarım, diye düşünerek televizyonu kapadım, bilgisayarımın başına geçtim. Bugün Dünya Şiir Günü idi, bu konuda yazmayı planlamıştım. Yazmaya başlamıştım ki blogumun kenarındaki haber geçişlerinden İlhan Selçuk ve Doğu Perinçek'in gözetim altına alındıklarını öğrendim. Yazıma devam ettim. İfadelerine başvurulup gönderilecekler yanılgısına düştüm. Sonradan Kemal Alemdaroğlu'nun da aralarında olduğu 12 kişiden söz edildiğini gördüm.
Yanıldığımı düşündüm, çünkü bu kişiler ulusunu, vatanını seven; Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı; ulusun çıkarlarını kendi çıkarlarının üstünde tutan kişilerdi. Hepsini yazılarından, konuşmalarından tanıyorduk.
İlhan Selçuk ise yıllardır okuduğum, çizgisinden ayrılmayan, esecek rüzgara göre yön değiştirmeyen, çok sıkıntılı dönemlerde bile bu çizgiden ayrılmayan Cumhuriyet Gazetemizin, Temel taşlarından biri olan yazarı... Kaç yaşında hala pırıl pırıl aklıyla Aydınlanmamızı sağlayan bir anıt.
Yargılanmasınlar mı ? Tabiki yargılansınlar. Aklansınlar... Ama siz 84 yaşındaki bir insanı sabahın dördünde yatağından uyandırıp gözetim altına alıyorsanız, bu konuda, art niyet mi var , sorusundan kurtulamazsınız. Devlet tarafından görevlendirilmiş iki polis korumasıyla dolaşan bir insanı gece yarısı yatağından kaldırıp 24 saat avukatı ile bile görüştürmezseniz bu ne anlama gelir ? Bunu açıklayamazsınız. Ortalığı birilerinin kasıtlı olarak karıştırdığı düşüncesi akıllara yerleşmez mi ? İki kez kalp krizi geçirmiş bu yazarımızı gün ışıdıktan sonra korumaları polisler aracılığıyla davet etseydiniz, inanın gelirdi. Seve seve gelir, ifadesini verir; gerekiyorsa yargılanır; aklanarak evine dönerdi. İnanın yargılanmaktan çekinmezdi. Yargılanmamak için türlü bahaneler üretenlerin suçluluk psikolojisi içinde yaptıklarının hiç birini yapmazdı.
Ya İlhan Selçuk' un yaşlı bedeni bu gece yarısı işkencesine dayanamazsa, ya aklandığını göremeden onu kaybedersek ?.. Hangi vicdan bunun hesabını verecek. Şemdinli garabetinde ölen, öldükten sonra suçsuz olduğu anlaşılan insanın hesabı verildi mi ?
Gelelim Efendimiz, diye adlandırdıkları Fethullah Gülen 'in dediklerine :
" Nihai hedefe ulaşana kadar, yani sonuca ulaşıncaya kadar , her yöntem, her yol mübahtır. Bunun içerisine yalan söylemek de, insanları aldatmak da girer." (17)
" Siz bir sivilsiniz, silahlarınız yok, kuvvet ve kudretleriniz de sermayeniz kadar....
Öyleyse , geleceği kucaklayıp planlayanlar, oturup onu bekleyeceğine, kendilerini ona asker olarak yetiştirme gayreti içine girmelidirler. Ta ki geldiğinde hazır olan askerinin başına geçebilsin.(19)"
Fethullah Gülen'in sözlerini Necip Hablemitoğlu'nun Köstebek isimli eserinden aldım. Fethullah Gülen hakkında yazılmış bir kitap. Bu konuda bilgi ve belgeler geniş ölçüde kitapta yer alıyor. Hablemitoğlu son söz bölümünde, Yine hakkımda soruşturma açacaklar, diyor, ama 18 Aralık 2002 tarihinde öldürülüyor.
Türkiye çok zor günlerin içine itilmeye çalışıyor. Görünmez eller yapıyor bunu demek de çok doğru değil. Aklı olan ve biraz düşünen herkes görünmez denen ellerin kime ait olduğunu, ne yapılmak istendiğini görüyor anlıyor.
Gören ve anlayanlar olarak Atatürk İlke ve devrimlerine sarılmaktan başka çaremiz yok. Biz bunlarla ayakta kalabiliriz. Atatürk sayesinde adımız değiştirilmedi. Camilerimiz başımıza yıkılmadı.Biz bu ülkede 25 etnik grupla birlikte yaşıyoruz. Sürdürdüğümüz bu yaşamı fitnelerle yıkmak isteyenlere izin veremeyiz. Bize yakışan , çağdaşlaşma, ileri teknoloji, ileri yaşam standardı ve eşitlikçi paylaşımcılıktır. Bu paylaşımcılık da ülke topraklarının paylaşılması değil ; sağlıkta, eğitimde, ekonomide her kesimin aynı oranda hizmet almasıdır. Çağdaşlaşma aklın ve bilimin yolunda yürümekle gerçekleşir. Biz bunu istiyoruz.
Bugün " genç fikirli, gerçek fikirli " olanlar, " aydın " niteliği taşıyanlar Atatürk saflarındadır. Bütün yurtta Atatürkçü düşüncenin , Atatürk devrimlerinin savaşımını vermektedir. Bu durum, yüzümüzün, yüreğimizin akıdır. Bu konudaki kararlılığımız , sadece Atatürk'e saygımızdan, sevgimizden değil ; Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olarak bütün dünya ülkeleri önünde özgür ve bağımsız yaşama isteğimizden kaynaklanmaktadır.
Bugün ulusal benliğimizi bozmak isteyen, ayrımcılık yapan bu eşkiya çeteleri, bazı Atatürk düşmanları, sahte Atatürkçüler, ne kadar Atatürk 'e dil uzatsalar da ; O'nun devrimlerini yozlaştırmak isteseler de amaçlarına ulaşamayacaklardır. Çünkü aydınlıklar karanlıkları kesin olarak yener. Atatürk 'ün ülkemize getirdiği aydınlıklar ise yaşıyor, yaşayacaktır.
Cumhuriyet ve devrimlerin inançlı bekçileri, genç ve gerçek fikirli olanlar , Atatürkçü aydınlar bu inanç ve kararlılıkla , kuşaktan kuşağa sonsuza değin sürdüreceklerdir.
Atatürk aydınlığında barışa, birliğe çağırıyorum sizi. Büyük Türk Ulusunun mutluluğu için uzatın ellerinizi. Kinden, kıskançlıktan, gericilikten, bölücülükten sıyrılın yeter. Ohh desin ulus, rahat etsin ulus, huzura kavuşsun gönüller... Kötülük çiçekleri açmasın...
Yarınlara Atatürk'ün yolundan ulaşalım. Savaşınız, iyiliğin savaşı olsun, güzelin, sanatın, bilginin... Tüm engeller aşılır önünde Atatürk birliğinin.Ne varsa doğru olan, güzel olan Atatürk aydınlığındadır...