Kelebek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kelebek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Şubat 2008 Cuma

İPEK BÖCEĞİ

Bugün böceklerden söz etmek istedim. Onlardan alacağımız çok ders olduğunu düşünüyorum.
İpek Böcekleri en çok dut yapraklarını sever. Geceleri kıtır kıtır yediklerini, bir müzik parçasının bas ritimleri gibi dinleyebilirsiniz.
Sonra ağızlarından çıkardıkları beyaz bir salya ile ipekten kozalarını örerler. Kendilerini de bu kozanın içine hapsederler. Bu da mutsuz bir tablonun başladığı an olur onlar için. Çünkü İpek Böceğimiz bir süre sonra sıkılacak ve gelişiminin son evresi olan kelebeğe dönüşecektir. Ve kozasını delerek dışarı çıkacaktır. Ne güzel kurtuldu, tutsaklıktan, diye mi düşündünüz ? Keşke öyle olsa!
Namık Kemal'in ünlü Hürriyet Kasidesi vardır, bilenler bilir; bilmeyenlere de hatırlatmak gerekir.
" Ne efsunkar imişsin ah, ey didar-ı hürriyet
Esir-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten. "
Bu beyitte Namık Kemal hürriyetin esiri olduğundan söz ediyor, İpek Böceğinin esaretinden farklı bir durum ama bizim böcek de özgürlük özlemiyle başını kozasından çıkarıyor, bilmediği bir dünyaya... Uçmak, kendi kanatlarıyla havalanmak istiyor. Başaramıyor , evdeki hesap çarşıya uymuyor.
Kapıda koza üreticisi bu anı bekliyor sabırsızlıkla... Yoksa neden beslesin ki İpek Böceğini! Al gülüm ver gülüm, hesabı. Önce besleyecek, iyilik eder görüneceksin; zamanı gelince de kullanacaksın.
İpek Böceği kaçıp kurtulmak istiyor. Koza üreticisi hiç böyle bir kaçışa izin verecek midir? Bu kaçış kozanın delinmesi süt beyaz ipliğin kırık kırık çıkması demektir.
İpek Böceğinin Efendisi bu aşamada birden zalimleşir. Kozalar fırınlara gönderilir. Yüksek sıcaklıklı su kazanlarında İpek Böcekleri yanarak kızıl kahve kurtçuklara dönüşür.
İnsanoğlu bir kez daha doğayı kendi çıkarları doğrultusunda kullanmış olur. Çünkü doğa insana değil, insan doğaya egemendir.
Ya insanın insana egemenliğini ne yapacağız? İnsanlar böcek değil ki...

22 Ekim 2007 Pazartesi

MEMNUNİYET

6 NİSAN 1973
"
Benden zarar gelmez
Kovanındaki arıya
Yuvasındaki kuşa;
Ben kendi halimde yaşarım
Şapkamın altında.
Sebepsiz gülüşüm caddelerde
Memnuniyetimden;
Ve bu çılgınlık delicesine
İçimden geliyor.
Dilsiz değilim susamam
Öyle ölüler gibi
Bu güzel dünyanın ortasında.
"
( Rüştü Onur )

Bugün Benim Doğum Günüm...

Sabah 5.30 'da uyandım.Okula gitmek için hazırlandım.Erken gidip Eğitim Sosyolojisi 'ne çalışacaktım.Yazılımız vardı. Bir de ne göreyim..!
Oda arkadaşlarım Ü........, F........, B........., P........, S........... bana hediye olarak yeşil bir tişort almışlar. Çok memnun oldum.
Akşam A.........'e ve ablama mektup yazmıştım, onları posta kutusuna attım. Eğitim Sostolojisi çalıştım. Eğitim Pisikolojisine de şöyle bir göz gezdirdim.
Bugün güzel bir gün geçirdim. Bilhassa öğleden sonra N..........Hanımın dersinde...Hoca bir görüşte aşık olunacağını söyledi.Tabii ona göre kişisel aşk önemli değil. Kişiyi, ilahi aşka götürecek bir köprü....
A....... 'in mektubunu yazarken biraz soğuk davrandım. Bakalım ne yazacak. Bundan sonra öyle yazmamaya karar verdim. Seviyorum onu.

Defterim bitiyor artık.Önemli olanları yazacağım. A......... mektubunda : Elbet bir gün buluşacağız, demiş. Mutluyum.

27 Nisan
Ondan mektup beklerken bir de ne göreyim? Doğum günüm için "Kelebek" romanını göndermiş.! İsmini de zarfın üstüne yazmış. Alınca ne yapacağımı bilemedim. Doğum günümden bir hafta sonra elime geçti.Bir gün sonra da mektubu geldi.

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...